Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1057 E. 2026/1444 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1057
Karar No
2026/1444
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1057 - 2026/1444 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1057 KARAR NO : 2026/1444 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 13/02/2024 NUMARASI : 2022/281 E. - 2024/29 K.

DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 13/02/2024 Tarih ve 2022/281 Esas - 2024/29 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2004 yılından bu yana "..." ibareli markası ile sağlık hizmetlerini Türkiye’nin farklı illerinde sürdürmekte olduğunu, müvekkilinin "..." ibareli ve esas unsurlu markalarına, yaptığı yatırım, harcadığı sermaye ve emek ile ayırt edicilik kazandırdığını, marka üzerinde üstün ve öncelik hak sahibi olduğunu, uzun yıllardır tescilli ve tescilsiz olarak faaliyetlerinde kullanmış olduğu markasını sektörde oldukça bilinir bir hale getirdiğini, tanınmış marka olmasından dolayı daha yüksek bir korumadan yararlanması gerektiğini, müvekkilinin “...” ibaresininin davalı tarafından ‘’...’’ şeklinde kullanıldığını, markaların telaffuzlarının aynı olduğunu, müvekkili markasının tanınmış marka olduğu göz önünde bulundurulduğunda karıştırılma ihtimalinin çok yüksek olacağını, davaya konu marka başvurusunun kötüniyetli olduğunu ileri sürerek 2022-M-8048 sayılı YİDK karar iptali ve 2021/045867 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalılar cevap vermemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu "..." ibareli marka kapsamında yer alan 35., 39., 41., 42. ve 44. sınıflarda yer alan malların tamamının, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında aynı sınıfta yer alan mallar ile aynı, aynı tür ya da benzer nitelikte olup taraf markalarının bu anlamda benzer tüketici kitlelerine hitap edip benzer ihtiyaçları karşıladıkları, birbirlerini tamamlayan ya da birbirleri yerine ikamesi mümkün olan mal ve hizmetler oldukları, satış, sunum ve dağıtım kanallarının ortak oldukları, davacı adına tescilli ''...'' esas ibareli markalar ile davalının "..." ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, taraf markalarının ortak unsuru olan “...” kelimesinin, “...” kelime köküne sahip olduğu, birçok dilde “...” ve “...” ile ilintili anlamlara geldiği ve “...” şeklindeki türemiş halinin, İngilizce’de “...” anlamına geldiği gibi, bu anlamı ile birlikte dilimize “...” şeklinde de geçtiği, belirtilen nedenlerle uyuşmazlık konusu benzerliği tespit olunan 44. Sınıfa giren “tıbbi hizmetler” açısından ayırt ediciliğinin düşük olduğu diğer tüm emia yönünden ise ayırt ediciliği bulunan bir kelime olduğu, ancak davacı markasında yer alan ... her ne kadar 44. Sınıf “tıbbi hizmetler” açısından zayıf marka olarak görülse de, zayıf markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edildiği, buna özellikle zayıf unsurlardan oluşan markaların seri marka olarak ve yaygın şekilde kullanıldığı durumlarda rastlandığı, böyle durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği, davacının “...” markasını, tıp sektöründe, hastanelerde verilen hizmetler yönünden, uzun süreli ve ciddi kullanım sonucunda belirli bir ayırt edicilik kazanmış olduğu, davalının faaliyetleri açısından ayırt edici nitelik kazanarak markasal koruma kapsamının arttığı/en azından ayırt edici niteliği haiz her marka ile eşitlendiği, bu fiili durum gözetildiğinde, davalının markalarında esas unsur olarak kullanılmış olan “...” kelimelerinin, markanın hukuki tanımına uygun bir biçimde davalının ticari faaliyetlerini/hizmetlerini diğerlerinden ayırmaya yarayan ayırt edici bir işaret haline geldiği ve sonuçta da her tescilli markanın faydalandığı hukuki korumayı talep etme hakkını elde ettiği, karşılaştırılan markaların “...”, “...” ibarelerini ortak olarak ihtiva etmeleri nedeniyle, markaların kelime unsuru baskın genel görünümleri/esas unsurları itibariyle görsel açıdan yakınlaştığı, karşılaştırılan işaretlerde geçen bu ibarelerin, yerleşik/bilinen anlamı olan “...” sözcüğünü çağrıştırması itibariyle de tüketicide ilk anda uyandırdığı algının, markaları kavramsal açıdan yakın benzer kıldığı, her ne kadar davaya konu markanın başında ... harfleri yer almış olsada söz konusu harflerin markaya ayırt edicilik katmadığı, davacının markaların seri marka olarak ve yaygın şekilde kullanıldığı gözetildiğinde davaya konu markanı da davacı markaları ile bağlantılı bir algılı oluşturabileceği, markalarının serisi olarak algılanabileceği, esasen markaların bütününe hakim sözcük unsurunun ... kelimesi olduğu, sekiz haften meydaha gelmesi, harf diziliminin tamamen aynı olması gözetildiğinde, davaya konu markanın başlangıç seslerindeki “...” ibarelerinin işitsel olarak da bütüne olan etkileri gözetildiğinde, her iki markanın da aynı iktisadi kaynağa gösteren markalar oldukları yönünde bir izlenime yol açacak benzerlik ilişkisi içerisinde oldukları, dava konusu marka bütün olarak “...” şeklinde telaffuz edilecekken, davacı yanın markasının da “...” ve “...” şeklinde yakın telaffuza sahip olduğu, davaya konu markada davacı markalarından farklı olarak ... ibaresinin sonunda “...” harfi yerine “...” hafinin yer aldığı ancak ibarede yer alan yedi harfin tamamen aynı olduğu, sonda yer alan harf değişikliğinin ibareleri farklılaştırmaya yetmediği, dolayısıyla işaretlerin görsel unsurlar itibariyle farklı algılar yarattıkları değerlendirilse dahi harf dizilimsel ve işitsel olarak sahip oldukları benzerliklerin, uyuşmazlık konusu emtialarda, işaretlerin birbirilerinin serisi, alternatif bir versiyonu şeklinde algı yaratma ihtimallerinin mümkün olacağı, bu çerçevede taraf markalarının her ne kadar başlangıç sesleri (üç harf ) ve son bir harf itibariyle farklılaşmış ise de kalan harflerin birebir aynı dizilimdeki sesli ve sessiz harflerinden oluşmasından kaynaklı olarak işaretler arasında bir benzerlik bulunduğu gerekçesi ile 2022-M-8048 sayılı YİDK karar iptaline ve 2021/045867 sayılı markanın tescilli olmadığı anlaşıldığından hükümsüzlük talebi ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, YİDK kararları, kuruma itiraz aşamasında ileri sürülen markalarla yapılan inceleme sonucunda verilmekte olduğundan kuruma itiraz aşamasında ileri sürülmemiş ve Kurum nezdinde inceleme konusu olmamış markaların YİDK iptali talebi kapsamında incelenmesinin mümkün olmadığını, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. maddesi kapsamında markalar arasında iltibas yaratacak derecede benzerlik bulunmadığını, davacı ve davalı markasının benzer kabul edilmesinin, “.../...” ibaresinin kullanımının davacının tekeline verilmesi anlamına geleceğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : 1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "..." ibareli marka başvurusu ile "..." esas ibareli itiraza mesnet tescilli markalar arasında, biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunduğu, davacı markasında yer alan "..." ibaresi her ne kadar 44. Sınıf “tıbbi hizmetler” açısından zayıf marka olsa da, davacının “...” markasının, tıp sektöründe uzun süreli ve ciddi kullanım sonucunda belirli bir ayırt edicilik kazanmış olduğunun belirlendiği, davaya konu markada davacı markalarından farklı olarak ... ibaresinin sonunda “...” harfi yerine “...” hafinin yer aldığı, ancak ibarede yer alan yedi harfin tamamen aynı olduğu, sonda yer alan harf değişikliğinin ibareleri farklılaştırmaya yetmediği, ayrıca dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetlerin tamamının, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında yer aldığı anlaşılmakla, davalı ... vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira, harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ve bu Kanun'a bağlı 1 sayılı Tarife'de gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesinde; "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". hükmü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun Mükerrer Madde 138/2. maddesinde de; "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". hükmü bulunmaktadır. Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harç olup, dava açılırken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı, nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşit olup, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise, davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı 1 sayılı Tarife'nin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

Her ne kadar ilk derece mahkemesi kararı, sadece davalı tarafından istinaf edilmiş ise de yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240).

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 13/02/2024 Tarih ve 2022/281 Esas - 2024/29 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-2022-M-8048 sayılı YİDK kararının İPTALİNE, 3-2021/045867 sayılı markanın tescilli olmadığı anlaşıldığından hükümsüzlük talebi ile ilgili KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 4-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30-TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 5-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 5.250,00-TL bilirkişi ücreti, 431,00-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 50,00-TL tebligat giderleri, 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı toplamından oluşan 4.686,50-TL yargılama giderine 80,70-TL peşin harç, 80,70-TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 4.847,90-TL'nin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, 7-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 8-Davalı şirket ve davalı şahıs tarafından ilk derece mahkemesinde ve istinaf aşamasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 10-Davalı Türk Patent ve Marka Kurumundan peşin olarak alınan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde anılan davalıya iadesine, 11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 14/07/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 14/07/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1057, K. 2026/1444, T. 14.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1057-e-2026-1444-k-ec2e5f91655a