Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/13 E. 2026/1087 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/13
- Karar No
- 2026/1087
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/13
KARAR NO: 2026/1087
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 05/04/2022
NUMARASI: 2015/686 Esas - 2022/267 Karar
DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali) Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Alacak)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/05/2026
KARAR YAZIM TARİHİ: 21/05/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı bankanın kredi borçlusu .... Şti. aleyhine yürüttüğü takiplerden alacağını tahsil edemediği, adı geçen şirkete davacı bankanın .......Şubesince kullandırılan çeşitli kredilerin zamanında ödenmemesi üzerine hesaplarının kat edilerek borcu ödemesinin ihtar edilmesine rağmen ödeme olmayınca alınan ihtiyati haciz kararı ile .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasından kambiyo senedine dayalı haciz yoluyla takip yapılarak kesinleştiği ve dava tarihi itibarıyla yaklaşık alacağın 3 milyon civarında olduğunu, kredi borçlusu firma ile aleyhinde tedbir ve haciz talepli alacak davası ikame edilen tüzel kişiler arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğunu, davalıların sırf alacaklıları ızrar kastıyla organik ve fiili bağlantılar içerisinde bulundukları şirketler üzerinden hep aynı isimler etrafında farklı tüzel kişilik görüntüsü altında faaliyet gösterdikleri, asıl borçlu .... Şti.'nin takiplerin başladığı 2014 yılındaki yöneticilerinin ... ve ... olduğu ve yeni kurulan .... A.Ş. ile aynı konuda ve ayrı iş yerlerinde deniz ürünleri ticareti yaptıkları, davalı .... Şti.nin 05.03.2015 de .... Şti.'nin eski çalışanı ... tarafından .... A.Ş.'nin de 21.08.2015 tarihinde .... Şti.nin eski çalışanı ... tarafından kurulduğunu, bu şirketlerin çalışanlarının da belirtilen şirketlerin eski çalışanları olduğu .... A.Ş. ve .... Şti.nin adreslerinin hal kompleksinde yan yana ofisleri bulunduğu, bu şirketler arasında hisse devirleri olduğu, borçlu .... Şti. ve ortaklarının faaliyetlerini diğer davalılar üzerinden sürdürerek alacağının tahsilini imkansız hale getirdiklerini, davalı tüzel kişilikler .... Şti. ve .... A.Ş.nin sermayesi ... ve ... tarafından sağlandığını, ... ve ...’ın perde gerisinde kaldığı ve böylece iki şirket üzerinden faaliyetlerini sürdürmesine rağmen bankadan kullandığı krediler için mal varlığının haczedilmesini engelledikleri, dava konusu işlemin hukuki değerlendirmesinde perdeyi kaldırma teorisine göre davalıların sorumlu oldukları, bu nedenle teminat aranmaksızın ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ettikleri iddiasında bulunarak, açıklanan nedenlerle davacı banka kredi borçlusu firma ile aralarında hukuki ve fiili irtibat ve organik bağlantı sebebiyle davalılar aleyhinde kayıtlı menkul, gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik dava konusu alacak miktarı kadarının ihtiyaten haczine, malların davalılar tarafından 3. kişilere rızaen devir ve temliklerinin önlenmesi için tedbir konulmasına, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 200.000,00 TL tutarındaki banka alacağının dava tarihinden itibaren % 32 temerrüt faizi ve % 5 gider vergisi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesi, talebinde bulunduğu görülmüştür.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı bankanın ... / ...... Girişimci Şubesi ile dava dışı ... arasında 07.04.2014 tarih ve 4.000.000 TL miktarlı Genel kredi sözleşmesi, 12.07.2012 tarih ve 100.000,00 TL miktarlı Gayrinakdi Çek kredi sözleşmesi, 26.06.2013 tarih ve 200.000,00 TL miktarlı Gayrinakdi Çek kredi sözleşmesi, 26.06.2013 tarih ve 50.000,00 TL miktarlı ...Üyelik ve Kredi Sözleşmesi imzalanmış olup davacı bankaca firmaya kredi kullandırıldığını, işbu kredi sözleşmelerine davalı ... ve ...'in müşterek borçlu müşterek müteselsil kefil sıfatı ile imza attıklarını, kredilerin zamanında ödenmemesi üzerine ....Noterliğinin 04.03.2015 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ve eki hesap özeti keşide edildiğini ihtarnameye rağmen ödemede bulunulmadığını, davalılar ile ... Şirketi arasında organik bağ bulunduğunu iddia etmiş, davalılar adlarına kayıtlı menkul, gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarından, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik dava konusu alacak miktarı kadarının ihtiyaten haczine ve bu malların davalılar tarafından 3. kişilere rızaen devir ve temliklerinin önlenmesi için tedbir konulmasına, yargılama sürecinde sabit olacak davamız gereği fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile, şimdilik 200.000,00 TL. tutarlı banka alacağının dava tarihinden itibaren % 32 temerrüt faizi ve %5 gider vergisi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı bankanın ne miktar alacağı olduğunu belirleyebilmesi mümkün olduğundan belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı, dolayısıyla iddia ettiği toplam alacak kadar dava açması ya da açtığı belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğundan reddinin gerektiğini, çalıştıkları işten atılan bir grubun kendi aralarında bir şirket kurmaları ve hep birlikte eski yaptıkları işte tutunmaya çalışmalarının son derece doğal olduğu ve dava dışı şirket battıktan sonra bu kez aynı işi kendi adlarına yapmalarında bir gariplik bulunmadığını, şirketlerinin batması üzerine balıkçılıktan kopmayarak tecrübelerini değerlendirdiklerini, davacı vekilinin davalıların bu şirketleri borçlu şirket namına ve ona bağlı olarak kurduklarını, kazanılan parayı da borçluya verdiklerini ispatla yükümlü olduğu, ancak herhangi bir delil bulunmadığı, dava dışı borçlunun mal varlığının davalıların mal varlıkları ile karışmadığı, aksi iddianın mesnetsiz olduğu, davalılar ile dava dışı borçlu arasında doğrudan ya da dolaylı hiçbir mal varlığı geçişinin olmadığı, şirket sermayelerinin dava dışı borçlu kefiller tarafından karşılandığı iddiasının da mesnetsiz olduğu, dava dışı borçlu şirketin pazardaki payının ve müşteri çevresinin davalı şirketlere devredildiği iddiasının gerçek dışı olduğu, tedarikçi olma hakkının devralınmasının söz konusu olmadığı, alınan feragatnamemin eski kiracının ilişkisinin sonlandığından emin olmak için alındığından eski ve yeni kiracı arasında hak devrini içermediği, hukuki değerlendirmelerin iddialarla örtüşmediği, savunmasında bulunarak, açıklanan nedenlerle belirsiz alacak davası koşulları bulunmadığından davanın hukuki yarar yokluğundan reddine, esasa girildiği takdirde davanın mesnetsiz ve haksız oluşu nedeniyle reddine ve yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen davada davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava açmakta hukuki bir yararının bulunmadığını, davalıların borçlu şirketten ayrıldıktan sonra iş kurmalarının doğal olduğunu, şirket sermayelerinin dava dışı borçlu kefiller tarafından karşılandığı iddiasının asılsız ve mesnetsiz olduğunu, dava dışı borçlu şirketin pazardaki payının ve müşteri çevresinin davalı şirketlere devredildiği iddiasının da gerçek dışı olduğunu, bu nedenlerle haksız ve mesnetsiz olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Asıl dava yönünden yapılan değerlendirmede; asıl davada nakdi alacak yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalılarca takibe yapılan itirazın, yukarıda anılan diğer takip dosyaları ile tahsilde tekerrür olmamak üzere; davalı ... ... Şti yönünden toplam 2.891.648,46-TL alacaktan ipotek ile teminat altına alınan 2.200.000,00-TL'nin mahsubu ile 691.648,46-TL yönünden iptaline, takibin; 691.648,46-TL ye dava tarihinden itibaren yıllık %32 oranında işletilecek temerrüt faizi ile birlikte devamına; davalı ... yönünden toplam 2.891.648,46-TL alacaktan ipotek ile teminat altına alınan 1.200.000,00-TL'nin mahsubu ile 1.691.648,46-TL yönünden iptali ile, takibin; 1.691.648,46-TL ye dava tarihinden itibaren yıllık %32 oranında işletilecek temerrüt faizi ile birlikte devamına; davalı ... yönünden toplam 2.891.648,46-TL alacaktan ipotek ile teminat altına alınan 1.000.000,00-TL'nin mahsubu ile 1.891.648,46-TL yönünden iptali ile, takibin; 1.891.648,46-TL ye dava tarihinden itibaren yıllık %32 oranında işletilecek temerrüt faizi ile birlikte devamına karar vermek gerekmiştir. Nakdi alacak yönünden hüküm altında alınan tutarlar bakımından davalıların itirazlarında haksız oldukları anlaşıldığından, İİK'nun 67 maddesi uyarınca davalılar aleyhine takdiren %20 oranında inkar tazminatına hükmedilmiştir. Dava tarihinden bankaca yapılan toplam 1.527.032,66-TL tahsilatın infaz aşamasında icra müdürlüğünce dikkate alınması gerekmektedir.
Davalı şirket ile davacı banka arasındaki 12/07/2017 tarihli 100.000,00-TL limitli gayrınakdi çek kredisi sözleşmesine geçerli kefaletleri bulunan davalı kefillerin, sözleşmeye göre depo bedelinden sorumlu oldukları anlaşıldığından, gayri nakdi alacak yönünden davanın tüm davalılar yönünden kabulü ile takibin takipteki koşullarla devamına ve Birleşen dava yönünden yapılan değerlendirmede; Davacı tarafından birleşen davalı şirketlerin ortaklarının daha önce asıl davalı şirket çalışanı olduklarını, asıl davalı şirketin grup şirketi olan ... şirketinin ...... Su Ürünleri Hal'inde tedarikçi olmak hakkını ... şirketine devrettiğini, asıl dava şirketin ise bu hakkını ... Şirketi'ne devrettiğini iddia ederek şirketler arasında organik bağ bulunduğunu iddia etmiş ise de; her iki iddianın doğru olması ihtimali dahi organik bağın varlığını ispata yeterli değildir.
Asıl davalı şirketin mal varlığının aktiflerinin birleşen davalı şirketlere devredildiğine, şirketlerin mal varlıklarının karıştığına, asıl davalı şirketin ticari faaliyetlerinin birleşen davalı şirketler üzerinden yürütüldüğüne, asıl davalı şirketin alacaklarının birleşen davalı şirketler tarafından temlik alındığına yahut tahsil edildiğine dair dosya kapsamına ispata elverişli delil sunulamadığı, asıl ve birleşen davalı şirketlerin ortak ve yöneticilerinin faaliyet adreslerinin farklı olduğu, davacı tarafından, asıl davalı şirket ortaklarınca şirket taşınmazlarının davalı şirketlere devredildiği iddia olunmuş ise de, 11/08/2014 tarihli dilekçede açıklanan taşınmaz satış sözleşmelerinde birleşen davalılar taraf olmadıkları, yine davacı tarafından, birleşen davalı şirketlerin sermayelerinin ... ve ... tarafından sağlandığı iddia olunmuş ise de buna ilişkin delil sunulamadığı, öte yandan davacının asıl dava kapsamında alacağının tahsilinin imkansız hale gelmediğinin, asıl dava tarihinden sonra yapılan 1.527.032,66-TL tutarlı tahsilattan da anlaşıldığı, davacının birleşen dava yönünden asıl ve birleşen davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğu iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmakla birleşen davanın reddine , ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin gerekçeli kararı eksik, hatalı ve çelişkili hükümler ihtiva ettiğini, dolayısıyla yerel mahkeme hükmü kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini,takip öncesi 234.080,00 TL tahsilat yapıldığını, takipte bu miktarın düşüldüğünü ancak, gerekçeli kararın 8. sayfasında hatalı şekilde 234.350,00 TL tahsilat yapılmış gibi gösterilerek alacağın düşük gösterildiğini, gerekçeli kararın 8. sayfasında 10/03/2015(temerrüt tarihi) 26/03/2015 tarihleri arası yapılan hesaplamada 7.580,00 TL olarak tahsilat belirtilmesi gerekirken 7.850,00 TL tahsilat gösterildiğini, bilirkişi raporlarında hesap edilen 20.400,00 TL'lik gayri nakdi alacağın gerekçeli kararda dikkate alınmadığını ve hüküm kısmında yer verilmediğini, hem takip talebinde hem de itiraz edilen bilirkişi raporlarında 2.200.000 TL ipotek limiti indirilerek toplam borç miktarı bildirildiğini ancak gerekçeli kararda hem asıl borçlu davalı ...'nden 2.200.000 TL ipotek limiti indirildiğini hem de davalı kefil ...'ten 1.000.000 ve diğer davalı kefil ... açısından 1.200.000 TL mahsup edilerek hesaplandığını, söz konusu mahsupların hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay kararı gereğince takipten sonra yapılan tahsilatların itirazın iptali davası tarihi itibariyle alacağın hesaplanmasında dikkate alınmaması ve takip tarihindeki alacaklarının haklılığına göre yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, yerel mahkeme kararında, alınan dava tarihi itibariyle hesaplanmış olup karar verildiğini ancak alacaklı olunan tutarın takip tarihi itibariyle hesaplanmasını, takipten sonra yapılan tahsilatların icra müdürlüğünce dikkate alınması gerektiğini, mahkeme nezdinde ikame edilen bilirkişi raporlarına ilişkin sunulan itirazlar dikkate alınmayıp her bir bilirkişi raporu birbirinin tekrarı şeklinde hazırlandığını ve söz konusu eksik ve hatalı raporların hükme esas alındığını, hesaplamalar arasında temerrüt tarihi itibariyle alacak, davalı ... şirketi açısından 2.953.469,73 TL davalı kefiller açısından ise 2.958.281,27 TL esas alınarak hesaplandığını, son bilirkişi raporunda ise hatalı şekilde 2.853.649,44 TL hesap edildiğini, ancak 04.03.2015 tarihli ihtarnamede talep edilen tutar 2.980.709,73 TL olduğunu, ihtarname tarihi 04.03.2015 ile temerrüt tarihi olan 10.03.2015 tarihleri arasında herhangi bir tahsilat gerçekleştirilemediğini, ihtarname tarihi ile temerrüt tarihi arasında cari faiz işletilmeksizin, 2.980.709,73 TL alacağımız olduğu halde, herhangi bir tahsilat yapılmamasına rağmen alacak miktarı 2.953.469,73 TL (davalı ... yönünden)/2.958.281,27 TL (davalı kefiller yönünden) hesaplandığını, son bilirkişi raporunda ise hatalı şekilde 2.853.649,44 TL bulunduğunu, önceki bilirkişi raporlarında iskonto kredisine ilişkin itirazların dikkate alınmadan işleyecek faizin kredi kullandırımı sırasında peşin tahsil edildiği kanaatiyle hesaplama yapılarak hatalı şekilde tahsilat yapılmadığı halde alacaktan düşüldüğünü, bu hatalı yaklaşımla yapılan hesaplama neticesinde alacağımız daha düşük hesap edilerek hem ana para alacağı hem de faiz hesabı doğru elde edilemediğini, bilirkişi raporlarında cari faiz hesabında %16 oranı esas alması gerekirken %11,20 ve %11,45 esas almasına karşı itirazlarının da dikkate alınmadığını, davacı bankanın Merkez Bankası'na bildirdiği faiz oranı %27 olduğunu tespit etmesine rağmen dayanak belge sunulmadığından bahisle itirazın yerinde olmadığı kanaati hukuka aykırı ve hatalı olduğu beyan edilmesine rağmen bilirkişi raporundaki çelişkili beyanların hükme esas alındığını, yerel Mahkemenin gerekçeli kararında davalılar lehine 105.692,25 TL, davacı olarak tarafımıza ise 97.874,67 TL hükmedildiğini, davanın kabul miktarları dikkate alındığında her ne kadar hatalı olarak hesaplanmışsa da 1.691.648,46 TL, 1.891.648,46 TL, 691.648,46 TL olarak kabulü dikkate alındığında davalıdan daha fazla miktarda vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, hatalı şekilde hesaplanan vekalet ücreti nedeniyle kararın kaldırılması gerektiğini, birleşen davada yerel mahkemede taleplerimiz doğrultusunda hiçbir inceleme yapılmaksızın organik bağ incelemesinde bulunulmaksızın sadece ticari defterlerin incelenmesi neticesinde hatalı şekilde karar verilmiş olup kararın kaldırılarak davamızın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, yapılan incelemeler tarafından davalı şirketlerin ticari defterler ve yevmiye defterleri arasında yapılan inceleme neticesinde davalı ... şirketi ile diğer davalı ... ve ... arasında herhangi bir kayda rastlanmadığını ve aralarında irtibat bulunan ... ve ... arasında yapılan inceleme neticesinde ise aralarında ticari ilişki bulunduğu ve kayıtların birbirini tutmadığı belirtildiğini, buna rağmen gerekçeli kararda ispata elverişli delil bulunamadığı hatalı şekilde hükmedildiğini, şirketler arası organik bağın tespitinde sadece ticari defter verilerin yeterli olmadığını, ... Şirketinin tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanarak diğer davalılar ... ve ... aracılığıyla ticari işlemlerini yürüttüğü göz önüne alındığında bu şirketlerle irtibatlı görünmemek için şirket defterinde bir kayıt bulunmaması beklenen bir husus olup organik bağın bulunup bulunmamasına ilişkin bir kıstas olarak ele alınmaması gerektiğini, diğer davalılar ... şirketi ile ... arasında ticari ilişkinin varlığının tespit edildiğini ve defter ile kayıtların birbirini tutmadığının tespit edildiğini, gerekçeli kararda her ne kadar birleşen davalı şirketlerin ortak ve yöneticilerinin faaliyet adreslerinin farklı olduğu belirtilmiş olsa da ... kayıtlarına bakıldığına adreslerin bitişik olduğun görüleceğini, yerel mahkeme davalıların müşteri çevreleri, aralarındaki hukuki ilişki ve faaliyet alanları ile şirket çalışanlarını incelemeye tabi tutmadığını ve söz konusu incelemeyi yapmadan organik bağ kurulamadığı yönünde eksik incelemeyle haksız şekilde hüküm tesis ettiğini, yerel mahkeme tarafından çalışan bilgisi dahi sorgulanmaksızın hiçbir irtibat kurulmadan adres bilgilerinin de sunulmasına rağmen adreslerin farklı olduğu belirtildiğini ve hiçbir gerekçe gösterilmeksizin arada organik bağ ispat edilmediği gerekçesiyle haksız şekilde davanın reddine karar verdiğini, yerel mahkemeye sunulmuş olan çalışan bilgileri, muvafakatnameler ve ... kayıtları açıkça dosyaya delil sunulduğunu ancak yerel mahkeme tarafından yeterince inceleme yapılmadığını, davacı taraf olarak beyan ve talepleri, ... ve diğerlerine devredilen taşınmazlara ilişkin olmadığını, o tasarrufun iptali davası konusu olduğunu, davacı olarak işbu davanın konusunu ... şirketinin diğer davalı şirketleri gerek tedarikçi haklarını devrederek gerek eski çalışanlarını kullanarak paravan şirketler üzerinden alacağın tahsilini önlemeye çalışması oluşturduğunu ve bu yönde sunulan evraklara rağmen mahkeme tarafından hiçbir inceleme yapılmadığını, sadece asıl dava tarihinden sonra yapılan bazı tahsilatlar olduğu için tahsilin imkansız hale gelmediğini iddia ederek davanın reddine karar verildiğini ancak davanın açıldığı tarihten bugüne kadar alacağın tahsil edilerek kapatılamadığını, gerekçeli kararda belirtilen diğer icra takiplerinden de sonuç alınamadığını, mahkeme alacaklarının tahsil kabiliyetini kontrol etmeksizin bazı tahsilatlar nedeniyle tahsilat imkansızlığını bulunduğunu ileri sürerek davanın reddine karar vermesi hukuken hatalı olduğunu, davacı bankaya borçlu ... ....Şti.. mal varlıkları ile davalıların mal varlığının birbirine karıştığını, namı müstear kendi isminin arkasında sakladığı kişiyi gizleyen bir perdeden başka bir şey olmadığını, ana vatanı İngiltere olan Türk Hukuk sisteminde mutlak kabul görmekte bulunan yeni ve modern hukuki görüş olan perdeyi kaldırma teorisi diye adlandırılan bu teoride sözleşmeden ya da kanundan doğan her türlü yükümlülükler ile borçlardan ve kaynağı ne olursa olsun sorumluluklardan kurtulmak için tüzel kişiliğin ve ayrılık ilkesinin bir araç olarak kullanılmasına izin verilmemesi gerektiğini, birleşen tüzel kişilik perdesinin aralanması davası ile itirazın iptali davalarının taraf, konu ve hukuki sebepleri birbirinden farklı olması nedeniyle tefriki talep edilmişse de talep yerel mahkeme tarafından dikkate alınmayıp neden tefrik edilmediğine ilişkin gerekçeli kararda açıklama yapılmadığını, her iki davanın hukuki sebebi ve konusu birbirinden bağımsız olduğu açıkça belirtilmesine rağmen yerel mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, davanın taraflarının birbirinden tamamen farklı olduğunu, her iki dava açısından ayrı ayrı inceleme ve araştırma yapılarak hüküm kurulması gerektiğinden davalar arasında bir bağlantı bulunmadığını, yargılama sonucu kurulacak mahkeme hükmünün birbirinden bağımsız olarak verileceğini ve aralarından herhangi bir bağlantı bulunmadığı göz önüne alınarak her iki davanın tefrik edilmesi zarureti bulunduğu belirtilmesine rağmen mahkemece dikkate alınmadığı gibi neden dikkate alınmadığına ilişkin gerekçeli kararda açıklamada bulunulmadığını ve mahkeme kararı söz konusu eksik inceleme ile hatalı hüküm tesis ettiğini, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, asıl dava genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredilerden kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali, birleşen dava ise tüzel kişilik perdesinin aralanarak alacağın tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiş olup, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıdaki gerekçeler ile istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, hükmedilen miktarın, faiz oranlarının, hükmedilen vekalet ücretlerinin ve mahkemece yapılan hesaplamanın hatalı olup olmadığı, birleşen davanın ispatlanıp ispatlanmadığı, noktalarındadır.
Davacı alacaklı tarafından davalılar hakkında, .... İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı takip dosyası ile "19.09.2013 tarih 750.000,00 TL miktarlı, 19.09.2013 tarih 300.000,00 Euro miktarlı genel ticari kredi sözleşmeleri, .... Noterliğinin 18.02.2015 tarih ve...yevmiye eki hesap özeti'' nedeniyle toplam 3.017.6060,90 TL alacağın tahsili istemiyle 27.05.2015 tarihinde ilamsız takip başlatılmış, davalı borçluların itirazı üzerine takibin durduğu görülmüştür.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca davalı itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
Davacı banka ile davalı ... arasında 26/06/2013 tarihli 2.000.000,00-TL limitli Genel Ticari Kredi Sözleşmesi imzalanmış olup, davalılar ... ve ... sözleşmeyi 2.500.000,00-TL limit ile müteselsil kefil sıfatıyla imzalamışlardır. Yine davacı ile davalı ... arasında 07/04/2014 tarihli 4.000.000,00-TL limitli Genel Ticari Kredi Sözleşmesi imzalanmış olup, davalılar ... ve ... sözleşmeyi 5.000.000,00-TL limit ile müteselsil kefil sıfatıyla imzalamışlardır. Davacı banka ile davalı ... Ticaret Limited arasında 12/07/2017 tarihli 100.000,00-TL limitli gayrınakdi çek kredisi sözleşmesi yapılmış, davalı kefiller sözleşmeyi 115.000,00-TL limitle müteselsil kefil sıfatıyla imzalamışlardır.
Bu genel kredi sözleşmeleri kapsamında davalı ... 'ye, cari hesap kredisi, KMH, iskonto kredileri ile gayrinakdi çek taahhüt bedeli kredileri kullandırılmış, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine, davacı banka tarafından, .... Noterliğinin 04.03.2015 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname ile hesap kat edilerek davalılara borcun 3 gün içinde ödenmesi ihtar edilmiş, kat ihtarı davalı şirkete 06/03/2015, kefillere ise 09/03/2015 tarihinde tebliğ edilerek, davalı şirketin 10/03/2015, davalı kefillerin ise 13/03/2015 tarihi itibariyle temerrüte düşmüş oldukları görülmüştür.
Asıl Dava Yönünden;
Taraflar arasındaki sözleşmesinin 4. a maddesinde, '' Bankanın aynı tür krediler ve hesaplar için cari olan kredi faiz oranı akdi faiz olarak uygulanır. Aktif faiz oranı bankanın TC merkez bankasının bildirdiği ve kredi türlerine göre farklılaşan azami kredi faiz oranlarını geçemez. '', 4.c maddesinde, ''Müşterinin temerrüde düşmesi halinde temerrüt faizi uygulanır. Temerrüt faizi akdi faiz oranını azami %100 oranında ilave yapılmak suretiyle tespit edilir. Ancak cari faiz oranı akdi faiz oranından daha yüksek ise temerrüt faizi cari faiz oranını azami %100 oranında ilave yapılmak suretiyle tespit edilir. " düzenlenmiştir.
Taraflar arasındaki ticari nitelikteki genel kredi sözleşmesinde temerrüt faizinin ne şekilde hesap edileceği açıkça gösterilmiştir. Temerrüt faizi yönünden davacı bankanın T.C. Merkez Bankası'na bildirdiği kredi faizi oranı üzerinden değil, dava konusu krediler için bankanın temerrüt tarihindeki emsal kredilerde fiilen uygulanan en yüksek faiz oranına %100 ilave edildikten sonra taraflar arasındaki sözleşmede uygulanması gereken temerrüt faizi oranı saptanarak buna göre temerrüt faizi uygulanması gerekir.(Yargıtay 11. HD'nin 16.03.2021 tarihli 2020/5441-2021/2467 E.-K. Sayılı kararı, Yargıtay 19.HD'nin 30/10/2017 tarihli ve 2016/13171-2017/7393 E.-K. sayılı ve 11/06/2012 tarihli ve 2012/2383-2012/9839 E.-K. sayılı kararları)
Bu durumda, öncelikle davacı bankanın emsal kredilere fiilen uyguladığı en yüksek faiz oranı tespit edilerek, sözleşmenin 4/c maddesine göre % 100 fazlasına göre temerrüt faizi talep edebileceği ancak takip talebiyle de bağlı kalınarak temerrüt faizi oranının tespiti gerekmektedir.
Davacı taraf, emsal kredilere fiilen uyguladığı faiz oranına ilişkin herhangi bir belge sunmadığı takdirde, davacının T.C. Merkez Bankası'na bildirdiği faiz oranı esas alınarak temerrüt faizinin tespiti mümkün değildir. Bu halde, temerrüt faizinin tespitinde davacı bankanın T.C. Merkez Bankası'na bildirdiği kredi faizi oranı yerine dava konusu genel kredi sözleşmesindeki (fiili) akdi faiz oranının esas alınması gerekir.
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Mevduat Ve Kredi Faiz Oranları Ve Katılma Hesapları Kâr Ve Zarara Katılma Oranları Hakkında 2020/3 sayılı Tebliğin 4/1. Maddesinde Bankalarca, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kaynaklı reeskont ve avans kredileri dışındaki kredilere uygulanacak faiz oranları serbestçe belirleneceği; ikinci fıkrada ise kredili mevduat hesaplarında uygulanacak azami akdi ve gecikme faiz oranları 23/2/2006 tarihli ve 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 26 ncı maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenen azami oranları geçemeyeceği düzenlemesi gereği ticari nitelikteki kredili mevduat hesabına, kredi dönemi için geçerli olan TCMB tarafından dönemler itibariyle yayımlanmış faiz oranlarının dikkate alınarak davacının takip talebindeki talebi de aşılmadan hesaplama yapılması gerekirken bu yönde hiçbir değerlendirme yapılmayarak hesaplama yapılması hatalı görülmüştür.
Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 21.09.2004 tarih 2004/488 - 8998 Esas ve Karar sayılı kararında belirtildiği üzere kredinin kat edildiği tarih itibariyle alacağın ulaştığı miktar belirlenip, bu miktara kat tarihinden temerrüt tarihine kadar akdi faiz ve faizin gider vergisi hesaplanıp, kapitalize edilerek temerrüt tarihindeki asıl alacağın bulunması ve bu alacağa takip tarihine kadar temerrüt faizi ve faizin gider vergisi işletilerek takip tarihindeki toplam alacak miktarının bulunması gerekir.
Mahkemece, 05.01.2022 tarihli son bilirkişi raporu, kefillerin borcunu teminat altına alan ipoteklerin gözden kaçırılması ve takip ile temerrüt tarihi arasında yapılan tahsilatların TBK 100. Maddesine göre hesap yapılması, takip tarihi ile dava tarihi arasında yapılan tahsilatların da TBK 100'e göre mahsup edilmemesi nedeniyle hükme kısmen esas alındığı belirtilerek resen hesaplama yapılmışsa da, temerrüt tarihi ile takip tarihi arasında toplam 234.080,00 TL ödeme yapılmış olmasına rağmen, gerekçede 234.350,00 TL ödeme yapıldığı belirtilerek, 26.03.2015 tarihli 7.580,00 TL ödemenin, 7.850,00 TL hesaplandığı, Mahkemece yapılan hesaplamanın denetime elverişli olmadığı, dosyada bulunan bilirkişi raporlarıyla çelişkili olduğu gibi asıl alacak miktarının hesabında da çelişkiler bulunduğu görülmüştür. Söz konusu hesaplama Hakimin hukuk bilgisi dışında, bankacı bilirkişinin teknik bilgisiyle çözülecek olup, Mahkemece resen maddi hatalı ve çelişkili hesaplama yapılarak bu hesaplamayı hükme esas alması hatalı görülmüştür.
İcra takibinden sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması halinde, yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. Dolayısıyla, takipten sonra, ancak dava açılmadan önce yapılmış olan ödeme yönünden dava açılmasında davacı tarafın hukuki yararının bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.04.2007 gün ve 2007/19-159 E., 2007/220 K.; 04.07.2007 gün ve 2007/13-453 E., 2007/453 K; 19.10.2011 gün ve 2011/19-532 E., 2011/640 K.; 09.02.2011 gün ve 2011/13-29 E., 56 K.; 03.05.2017 gün ve 2017/11-80 E., 2017/889 K. sayılı kararları). Davadan sonra yapılan kısmi ödemelerin ise infazda dikkate alınması gerekmektedir(Yargıtay 19 HD'nin 24/01/2017 Tarih ve 2016/1656 E. - 2017/410 K. Sayılı kararı). Söz konusu alacak için takip tarihi ile asıl dava tarihi olan 06.07.2015 tarihi arasında, 01.06.2015 tarihinde 6.030,00 TL, 02.06.2015 tarihinde 90.000,00 TL, 15.06.2015 tarihinde 3.800,00 TL ödeme yapıldığı ihtilaf konusu değildir.
O halde, borçlular tarafından takipten sonra ve davadan önce ödenen bu tutarın takip konusu alacağın ödeme tarihine kadar işlemiş faizi ile birlikte ulaştığı tutardan düşülerek dava açılması gerekir. Takip konusu asıl alacak için yapılan bu ödemenin, TBK 100 maddesi uyarınca yapılan ödeme önce faiz alacağından mahsup edilerek karar verilmesi gerekir.
Bu durumda Mahkemece, tüm dosya kapsamından, dosya içinde bulunan rapor ve ek raporlar, tarafların raporlara itirazları da değerlendirilerek, davacı bankanın kayıtları üzerinde inceleme yapılarak, dosya içinde bulunan çelişkili bilirkişi raporları arasındaki çelişkileri gidererek, kredinin kat edildiği tarih itibariyle alacağın ulaştığı miktar belirlenip, bu miktara kat tarihinden temerrüt tarihine kadar akdi faiz ve faizin gider vergisi hesaplanıp, kapitalize edilerek temerrüt tarihindeki asıl alacağın bulunması ve bu alacağa takip tarihine kadar temerrüt faizi ve faizin gider vergisi işletilerek takip tarihindeki toplam alacak miktarının bulunması ,davacı bankanın emsal kredilere fiilen uyguladığı en yüksek faiz oranı tespit edilerek temerrüt faiz oranının bulunması, fiilen uyguladığı en yüksek faiz oranın tespit edilmemesi halinde yukarıda belirtildiği şekilde dava konusu genel kredi sözleşmesindeki (fiili) akdi faiz oranının esas alınarak temerrüt faizinin tespiti, KMH yönünden yapılan hesaplamada Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenen azami oranlarına göre hesaplama yapılması, davacının takip talebindeki talebi de aşılmadan, takip tarihi ile asıl dava tarihi arasındaki ödemeleri TBK 100 maddesi uyarınca yapılan ödeme önce faiz alacağından mahsup ederek, hesaplamada davacı bankanın.... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasında davalılara karşı ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takip ve ipotekle temin edilen alacaklar da hesaplamada dikkate alınarak, davanın itirazın iptali davası olması nedeniyle takibe sıkı sıkıya bağlı olduğundan takipteki talepler de aşılmayarak çelişkileri gideren, hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz görülmüştür.
Birleşen Dava, tüzel kişilik perdesinin aralanması davası olması nedeniyle asıl davadaki kaldırma kararına göre şu aşamada birleşen dava yönünden yapılan istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; asıl dava yönünden eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
KARAR : Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı vekilinin yaptığı istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,
2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
3-İstinaf aşamasında asıl davada yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
21/05/2026