Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1144 E. 2026/448 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1144
Karar No
2026/448
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/1144 KARAR NO : 2026/448

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/117 KARAR NO : 2023/286 DAVA TARİHİ : 07/02/2022 KARAR TARİHİ : 07/04/2023 DAVA : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 02.04.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 02.04.2026

İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07.04.2023 tarih ve 2022/117 Esas, 2023/286 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesi ile özetle; Müvekkili şirketin, davalıdan 08.09.2020 tarihli "Makina İmalat ve Satış Sözleşmesi" ile cerrahi maske üretim makinesi satın aldığını, işbu sözleşme gereği makine için müvekkilinin 150.000,00 USD ödeme yaptığını, makinenin kurulum ve telim döneminde, davacının elinde seri üretim için bir sipariş olmadığından makinede seri üretim yapamadığını, sadece makinenin çalıştırılıp davacıya teslim edildiğini, sözleşmede makinenin özellikleri ile ilgili olarak dakikada 120-150 adet maske üretim hızına sahip olduğu garantisinin verildiğini, davacının o dönem toplu sipariş olmadığından makineyle bu hızda üretim yapamadığını, ancak 2021 yılı Eylül ayında maske üretimi ve teslimi için toplu bir sipariş aldığını, bu siparişe ilişkin 15.09.2021 tarihli fason üretim sözleşmesi imzaladığını, bu siparişi gereğince seri üretim yapmak istediğini, ancak makinede bazı sorunlar tespit edildiğini, bunların dakikada 120-150 adet maske üretilememesi, çok sayıda fire vererek üretim yapması, gövdeden kulağa giden kasetlerde seri üretime uygun olmaması, ara konvoyörlerde herhangi bir hız kontrolü olmaması, kulak lastiklerinin ters yöne yapıştırılması, kayış kopması, kulak lastiği yapıştıktan sonra maskenin kasetten çıkması olduğunu, bu konuda davalıya haber verilerek sorunların giderilmesinin talep edildiğini, davalının sözleşme gereği 24 saat içerisinde servis çıkartması gerekirken 6 gün sonra servisin geldiğini, 15 gün boyunca makinedeki sorunların giderilemediğini, makinede kaset değişimi ve kayış değişimi yapıldığını, diğer arızaların giderilemediğini, davalı tarafa istedikleri süre verilmiş ise de, makinedeki arızaların giderilemediğini, davalının makinenin üretim hızına ulaşmama gerekçesi olarak kullanılan kumaş ve iplik kaynaklı olduğunu ileri sürdüğünü, İzmir 8. Sulh Hukuk Mahkemesi 2021/163 D.İş sayılı dosyasından delil tespiti yaptırıldığını, bilirkişi raporu ile makinenin sözleşmede belirtilen üretim hızına sahip olmadığı, makinenin teknik olarak modifikasyona ihtiyaç olduğunun tespit edildiğini, müvekkilini Karşıyaka 5. Noterliğinin 24.11.2021 tarihli 35418 yevmiye nolu ihtarnamesi ile TBK'daki seçimlik haklardan sözleşmeden dönme hakkını kullandığını davalı şirkete bildirdiğini, makineyi geri vermeye hazır olduklarını, bedelin iadesinin talep edildiğini, davalının gönderdiği cevabi ihtarnamede sözleşmeden dönmenin kabul edilmediğini, ayrıca müvekkilini 15.09.2021 tarihli fason üretim sözleşmesi gereğince aldığı işi yerine getiremediğini, bu nedenle kâr kaybına uğradığını ileri sürerek dava konusu makinenin davalıya iadesi ile 150.000,00 USD'nin ihtarnamenin davalıya tebliği tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD ile açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranıyla birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak şimdilik 1.000,00-TL kâr kaybının ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesi ile özetle; Davaya konu makinenin taraflar arasındaki 08.09.2020 tarihli sözleşmeye uygun bir şekilde üretilerek davacıya teslim edildiğini, davacı tarafından herhangi bir itiraz olmadan makinenin kabul edilerek ödemelerin yapıldığını, makinede sözleşmeye aykırılık veya ayıp bulunmadığını, davaya konu makinenin sözleşmeye uygun bir şekilde davacı tarafın belirttiği ve müvekkili şirkete numune olarak gönderdiği kumaş türüne uygun şekilde üretildiğini, ancak davacının daha sonradan makinede kullanılacak kumaş türünü değiştirerek üretim yapmak istediğini, her iki kumaş türünün farklı özelliklere sahip olduğu gibi bu kumaş türlerinde maske üretimi yapacak olan makinelerin de birbirinden faklı olduğunu, uyuşmazlığın tek kaynağının davacının makine üretilirken kullanacağını belirttiği kumaş çeşidini kullanmayarak makinenin üretimine tamamen aykırı bir kumaş kullanması olduğunu, makinede revizyon yapılması için makinenin müvekkili şirket fabrikasına getirilmesinin istenildiğini ancak bu talebe cevap dahi verilmediğini, davacının bakiye bedeli ödemesinin makineyi çalışır vaziyette teslim aldığını kanıtladığını, süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığını, ücretsiz onarım hakkına ilişkin tüm taleplerin davalı tarafından yerine getirildiğini, belirtilen tüm sebeplerden davanın reddi gerektiğini, bununla birlikte ayıp ve arıza iddiaları kabul edilememekle birlikte aksi durumda dahi davacının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasının amaca aykırı ve orantısız olduğunu, kanunda belirtilen diğer seçimlik hakların kullanılmasının daha hakkaniyetli olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 07.04.2023 tarih ve 2022/117 Esas, 2023/286 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...davacının kendisine cerrahi maske üretim makinesi imali konusunda davalı ile 08/09/2021 tarihli makine imalat ve satış sözleşmesini akdettiği, sözleşmenin 3.maddesinde üretici makinenin özellileri ve makineni üreteceği maskenin özelliklerinin tespit edildiği, bu konudaki uyuşmazlığa konu en önemli özelliğinin söz konusu makinenin dakikada 120-150 adet maske üretmesi olduğu, makine bedelinin 150.000 USD olarak belirlendiği, bunun 75.000 USD'sinin peşin geriye kalan 75.000 USD'sinin de makinenin teslimatının heme öncesinde yapılmasının ve makine teslimatının 2. Ödeme geldikten sonra yapılmasının kararlaştırıldığı, davacı tarafın bildirdiği üzere makinenin 07/01/2021 tarihinde davalı tarafından davacıya teslim edildiği, davacının teslim tarihinde maske üretimi konusunda aldığı toplu sipariş olmadığı için makinenin üretim hızının test edemediğini ancak toplu üretim gerektiren iş alması ile 2021 yılı eylül ayında maske üretimi yapmak istediğinde istenilen hızda üretim yapmadığını ve çok sayıda fire vererek üretim yaptığını ileri sürdüğü, bu konuda İzmir 5. SHM'nin 2021/163 D.iş sayılı dosyasında delil tespitinde bulunduğu, delil tespiti sonrasında raporun düzenlendiği, bunun üzerine davacının 24/11/2021 tarihli ihtarname ile sözleşmeden dönme hakkını kullandığını bildirerek ödediği paranın iadesini ve makinenin geri alınmasını istediği, davalı tarafından bu talebin kabul edilmediği anlaşılmıştır. Mahallinde yapılan keşif sırasında davalı şirket yetkilisi tarafından makinenin bakım ihtiyacı olduğu, ondan sonra test edilebileceği bildirilmekle bilirkişilerin makine üzerinde gerekli test işlemlerini yapabilmesi için davalı tarafa 12/11/2022 günü için makine üzerinde bakım işlemleri yapmaları konusunda süre verilmiş 12/11/2022 tarihinde davalı tarafın 2 kollu makinenin 1 kolu üzerinde bakım yapılması sonrasında bilirkişiler tarafından makinenin test edilmesi ile makinenin 1 kolundan dakikada 34 adet maske üretimi yapıldığı bunlardan 8 adedinin ayıplı olduğunun tespit edildiği, buna göre 2 kollu makinenin her 2 kolu dikkate alındığından dakikada 68 adet maske üretebileceği ve bunun 8 adedinin ayıplı olacağı değerlendirilmekle söz konusu üretim hızının ve kalitesinin taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesindeki dakikada 120-150 adet maske üretim hızına oldukça uzak değer olduğu, makinenin üretimden ayıplı ve sözleşme ile belirlenen özelliği taşımadığı, davacının TBK 475/1 maddesi uyarınca sözleşmeden dönme hakkını kullanmasının yasaya uygun olduğu değerlendirilmiştir. Davalı tarafça eserin teslim alındığından sonra yasal sürede ayıp ihbarında bulunulmadığı savunulmuş ise de makinedeki ayıbın TBK 477/1 maddesinde tanımlandığı üzere gizli ayıp niteliğinde olduğu hatta davalının ürettiği makineyi test ederek sözleşmesel niteliğe sahip olarak teslim etmesi gerekirken sözleşme değerlerine oldukça uzak maske üretim hızını görerek teslim etmesinin TBK 477/1 maddesinde ortaya konulan kasten gizlenen ayıp niteliğinde olduğu, davacının önce davalıya başvurup durumu düzeltilmesini istediği, davalının durumu düzeltemediğinde bildirimle fesih hakkını kullandığı dikkate alındığında süresinde ihbarda bulunulmadığı savunmasının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Kaldı ki sözleşmenin 4. maddesinde mekanik ekipmanların 2 yıl, elektriksel peronomik ekipmanların 1 yıl süre ile garantili olduğu kararlaştırılmış olduğundan davalıya sorunun giderilmesi için bildirim yapılarak zaman tanınmasına rağmen davalı tarafından makinenin sözleşmeden belirlenen üretim hızına ulaştırılamamış olması karşısında dair ayıpların süresinde olmadığı ve sözleşmeden dönülemeyeceği şeklindeki savunmanın kabul edilebilir olmadığı sonucuna varılmıştır. Davacının davalı tarafından imal edilen makine için 150.000 USD ödediği ve davacının TBK 475/1 maddesi uyarınca sözleşmeden dönme hakkını kullandığı, bu talebinin taraflar arasındaki sözleşmeye Borçlar Kanunun 470 ve devamı maddelerine uygun olması karşısında sözleşmeye konu makinenin davacı tarafından davalıya iadesi karşısında davalının sözleşme bedeli olarak ödenen 75.000 USD'yi davacıya iadesine karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar davacı ihtar tarihinden itibaren faiz uygulanmasını talep etmiş ise de makine hala davacıda olmakla davalının ödeme borcu makinenin teslimi ile başlayacağından makinenin teslimi tarihinden itibaren gecikilen süre için aşağıda belirtiltiği üzere faize hükmedilmiştir. Davacı tarafça makine ile üretim yapmak üzere cerrahi maske üretim sözleşmesi yaptığı ve makinenin istenilen üretimi yapamaması sebebiyle sözleşmeyi fesih etmek zorunda kaldığını, kar kaybına uğradığını ileri sürerek kar kaybı talebinde bulunulmuşsa da sözleşmeden dönme hakkını kullanılması durumunda ancak menfi zararların istenebileceği davacının kar kaybı talebinin müspet zarar kapsamında olduğu, dönülmek suretiyle ortadan kalkan sözleşmeye dayanılarak kar kaybı istenmesinin olanaklı olmadığı değerlendirilmekle kar kaybı talebinin reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili tarafından verilen 05.06.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -Davacının iddiasının aksine müvekkili şirket tarafından davaya konu makinenin taraflar arasındaki 08.09.2020 tarihli sözleşmeye uygun bir şekilde üretildiğini ve davacı tarafa teslim edildiğini ve davacı tarafından herhangi bir itiraz olmadan makinenin kabul edilerek gerekli ödemelerin yapıldığını, öncelikle ve önemle davaya konu makinede sözleşmeye aykırı bir üretim olmadığı gibi herhangi bir arıza ve ayıbın da bulunmadığını, davaya konu makinenin üretiminin yapılıp montajı tamamlandıktan sonra davacının, müvekkili şirkete 3 çalışanını gönderdiğini, davacının çalışanlarının müvekkili şirkette 10 gün boyunca makinenin kullanımı konusunda eğitim aldıklarını, makinenin test üretimini yapıp, makine hızı ve üretim kalitesini kontrol ettiklerini, davacının çalışanlarının kontrolleri ve onayı sonrasında davacı tarafından müvekkili şirkete nakliye gönderildiğini ve makinenin davacıya sevk edildiğini, müvekkili şirket tesislerinde davacının çalışanları tarafından yapılan testler ile birlikte makinenin davacı .....'a teslim edilip kurulumu yapıldıktan sonra yerinde de test edildiğini ve davacı tarafından hiçbir şekilde itiraz edilmeden makinenin teslim alındığını, yani davacı tarafın dilekçesinde de belirttiği üzere makineyi teslim alırken çalıştırdığını ve makinenin sözleşmeye uygun olduğunu tespit ettiğini, kendi çalışanları ile gerekli tüm kontrolleri yaptığını ve makineyi teslim aldıklarını, davacının tüm bu beyanlarına rağmen yerel mahkemenin "davalının ürettiği makineyi test ederek sözleşmesel niteliğe sahip olarak teslim etmesi gerekir" tespit ve kararının tamamen hukuka aykırı olduğunu, davacının elinde seri üretim olmadığı için teslim esnasında makinede seri üretim yapılmadığını belirtmesinin yukarıdaki açıklamaları ışığı altında gerçeği yansıtmamakla birlikte gerek ticari hayatın kurallarına gerekse de basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne ve özellikle Türk Borçlar Kanununda düzenlenen alıcının teslim aldığı malı gözden geçirme yükümlülüğüne tamamen aykırı olduğunu, dakikada 120- 150 adet maske üretim hızına sahip makinenin davacı tarafından seri üretim olmadığı gerekçesiyle kontrol edilmediği iddiasının kabul edilemeyeceğini, davacının seri üretim siparişi olmasa bile bu kadar büyük meblağlı bir makineyi satın aldığı dikkate alındığında makineyi 15-20 dakika dahi çalıştırmadan kontrol etmemesinin tamamen hukuka ve mantığa aykırı olduğunu, kaldı ki yerel mahkemece aldırılan bilirkişilerin raporlarında da belirttiği ve keşif mahallinde de görüldüğü üzere; davaya konu makine sadece 1 dakika çalıştırıldığında makinenin sözleşmeye uygun olup olmadığının tespit edileceğinin açık olduğunu, -Davacı tarafından sözleşmeden dönme hakkının kullanılması için gerekli kanuni şartlar yerine getirilmemiş davacı tarafın Türk Ticaret Kanunu'nda belirtilen ayıp ihbar sürelerine uymayarak ürünü kabul ettiğini ve dava açma hakkının ortadan kalkmış olmasına rağmen yerel mahkemece bu hususta hiçbir açıklamaya yer vermediğini, yukarıda ayrıntıları ile açıkladıkları üzere davaya konu makinede arıza veya sorun bulunmadığını, davacının da açıkça makineyi teslim alırken çalıştırdığını ve herhangi bir sorun olmadığını ve makineyi kabul ettiğini açıkça dilekçesinde yazdığını, davacının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasının mümkün olmadığını, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen satış sözleşmesi hükümleri gereğince, ayıp hükümlerinin uygulanabilmesi için öncelikle alıcının, teslim aldığı malı işlerin olağan akışına göre, imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp gördüğü zaman bunu satıcıya derhal (uygun süre içinde) ihbar etmekle yükümlü olduğunu, bunu ihmal ettiği takdirde, satılanı kabul etmiş sayılacağını, Türk Ticaret Kanunun 23/c maddesine göre ticari satışlarda malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmesinin gerektiğini, açıkça belli ayıpların, satılanın teslimi sırasında muayene edilmeden açık bir şekilde görülebilecek ayıplar olduğunu, açıkça belli olmayan ayıpların ise, teslim sırasında açıkça belli olmayan ancak muayene ile fark edilebilecek olan ayıplar olduğunu, bu tür ayıpları alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlü olduğunu, söz konusu kanuni düzenlemeye aykırı davranarak kanuni yükümlülüğünü basiretli tacir olarak yerine getirmeyen davacının söz konusu ürün ayıplı olsa dahi (taraflarınca ayıbın kabul edilmediğini) alıcı olarak ürünü kabul etmiş sayılacağını, -Taraflar arasındaki sözleşmenin 5 maddesi “makine bedelinin 75.000 USD’lik kısmı makinenin çalışır vaziyette teslim ve kabulünde ödenecektir ” şeklinde düzenlendiğini, söz konusu maddeye dayanarak makine davacıya çalışır vaziyette teslim edildiğini ve davacının 07.01.2022 tarihinde makineyi teslim aldıktan tam 21 gün sonra sözleşmedeki bakiye bedel olan 75.000 USD'yi müvekkili şirkete ödediğini, davacı tarafından makinenin tesliminden uzun bir zaman dilimi sonrasında bakiye ödemenin yapılması dahi makineyi sözleşmeye uygun bir şekilde çalışır vaziyette davacının teslim aldığını açıkça kanıtladığını, Yargıtay'ın geçmişten günümüze vermiş olduğu kararlarında da alıcının kanunda belirlenen ihbar sürelerine uymaması durumunda dava açma hakkına sahip olmadığını açıkça vurguladığını, söz konusu kanuni düzenlemeye aykırı davranarak kanuni yükümlülüğünü basiretli tacir olarak yerine getirmeyen davacının söz konusu ürün ayıplı olsa dahi alıcı olarak ürünü kabul etmiş sayıldığını, Yargıtay geçmişten günümüze vermiş olduğu kararlarında da alıcının kanunda belirlenen ihbar sürelerine uymaması durumunda dava açma hakkına sahip olmadığını açıkça vurguladığını, buna ilişkin olarak dilekçelerinde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 12.12.2016 tarihli kararına değinildiğini, -Tüm bunlara rağmen basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne sahip olması gereken ve 150.000 amerikan doları ödeyerek (75.000 amerikan doları bakiye ücretin makinenin tesliminden 21 gün sonra ödendiğine dikkat edilmesi gerektiğini) bir makine alan davacının malı teslim alıp 1 dakika çalıştırması durumunda dahi makinede ayıp varsa göreceği açıkken bunu yapmamasının kanuna aykırı davrandığını ve dava açma hakkının olmadığını gösterdiğini, ya da davacının makineyi teslim aldıktan sonra makineyi çalıştırdığını ve iddiasında olduğu gibi makinenin sözleşmede belirtildiği gibi olmadığını tespit ettiğini, fakat tüm bunlara rağmen basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne aykırı davranarak müvekkiline kanunda belirtilen sürelerde ihbarda bulunmadığını ve dava açma hakkını kaybettiğini, -Alıcının almış olduğu malı aldıktan sonra hemen gözden geçirmesi, incelemesi ya da incelettirmesi gerektiğini, oysa davacının makine bedeli bakiyesi olan 75.000 amerikan dolarını makineyi teslim aldıktan 21 gün sonra müvekkili şirkete ödemesi davacının yukarıda açıkça belirttikleri kanun hükümlerine aykırı davrandığını makineyi teslim aldıktan sonra 1 dakika bile çalıştırmadığını, almış olduğu makineyi kanunda açıkça belirtilen süreler içinde gözden geçirmediğini, incelemediğini, incelettirmediğini ve dava açma hakkını kaybettiğini açıkça gösterdiğini, makinenin teslim tarihinden 1 yıl içinde davacının makine ile ilgili bir itirazı ya da olumsuz bir bildirimi bulunmadığı gibi bu 1 yıllık süre zarfında da makine için servis talebi/arıza kaydının bulunmadığını, davanın başından beri tüm bu hususları ve itirazlarımızını ayrıntılı bir şekilde belirtmelerine rağmen bilirkişiler tarafından davanın konusunu oluşturan bu itirazlarına bir cümle ile dahi yer verilmemesinin raporun objektiflikten uzak olduğunu gösterdiğini, bilirkişiler tarafından ayıp ihbar sürelerine dair açıklamalar ve incelemeler yapılması durumundan davacının dava açma hakkının olmadığının ortaya çıkacağını, yerel mahkemenin bu hususu gözden kaçırdığını, davacı makineyi çalıştırıp teslim aldığını ve seri üretim olmadığı için sözde ayıbı fark edemediğini iddia ettiğini, ancak keşif esnasında da görüldüğü üzere makinenin 1 dakika çalıştırıldığında dahi ayıp olup olmadığının tespit edileceğini, -Davacının makineyi teslim aldıktan sonra hiçbir şekilde makineyi çalıştırmadığı ve maske satmadığı iddiasının yerel mahkemece araştırılmadığını, bu hususa ilişkin olarak yerel mahkemeden davacının davaya konu makineyi teslim aldıktan sonra maske üretimi yapıp yapmadığı, seri üretim ile dava dışı firmalara maske satışı yapıp yapmadığı, makinenin kullanılıp kullanılmadığı, makinede ne tür aşınmalar olduğu konusunda hem makine üzerinde hem de davacının ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi taleplerinin yerel mahkemece bu hususa dair hiçbir karar verilmediğini ve taleplerinin değerlendirilmediğini, davacının sanki makineyi teslim alıp hiç çalıştırmadığı ve makineyi satın alıp depoya koymuş izlenimi verdiğini, 150.000 USD değeri olan bir makineyi alıp hiçbir şekilde iş yapmadığını iddia eden basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne sahip olan davacının bu iddiasının yerel mahkemece araştırılmamasının yerel mahkeme kararı üzerinde şüpheler oluşturduğunu ve bu sebeple yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasının gerektiğini, -Davacı tarafın seri üretim için elinde sipariş olmadığı iddiasının yerel mahkemece araştırılmasının gerektiğini, davacı tarafın dilekçesinde ve tüm iddialarında makinenin elinde seri üretim sipariş olmadığını bu yüzden makinedeki sözde ayıbı tespit edemediğini belirtmişse de yukarıda ayrıntıları ile açıkladıkları üzere; davacının elinde seri üretim bir sipariş olsa da olmasa da kanunda belirtilen ve basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü gereğince makineyi usulüne uygun şekilde incelemesi ve varsa ayıbı bildirmesi gerektiğini, yani davacının elinde seri üretim bir sipariş olmamasının makineyi usulüne uygun olarak kontrol etme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını, bu durumun davacının iyi niyetli olmadığını açıkça göstereceğini, kaldı ki makinenin teslim edildiği tarihte tüm dünyada etkisini gösteren Covid-19 salgını sebebiyle tüm Türkiye’de maske takma zorunluluğu getirildiğini ve maske üretimi/satışlar en üst seviyeye çıktığını, -Davaya konu makinenin sözleşmeye uygun bir şekilde davacı tarafın belirttiği ve müvekkili şirkete numune olarak gönderdiği makinede kullanacağı kumaş türüne uygun şekilde üretildiğini, davaya konu makinenin davacının isteği doğrultusunda öncelikle sözleşmeye uygun olarak maske üretiminde 20 gr – 20gr – 30 gr 3 adet suponmond kumaş kullanılacak şekilde üretildiğini, davacı taraf daha sonra bu makinede kullanılacak olan kumaş türünü değiştirerek 20 gr suponmond – 30 gr meltblown – 30 gr suponmond kumaş kullanarak maske üretimi yapmak istediğini, öncelikle konunun daha açık anlaşılabilmesi için suponmond ve meltbown türü kumaş çeşitlerine ilişkin teknik açıklamaları aşağıda sunduklarını, -Maske makinelerinin en önemli özelliğinin ultrasonik yapıştırma yöntemiyle kumaşı ve ipliği birbirine entegre bir şekilde bağlaması olduğunu, Ultrasonik kaynak sistemleri, ultrasonik bir güç kaynağı ve mekanik pres sisteminden oluştuğunu, Ultrasonik güç kaynağı, şebekeden aldığı elektrik enerjisini Ultrasonik kristalin titreşime çevirebileceği frekans ve genlikteki bir elektrik işaretine dönüştürdüğünü, elde edilen bu elektrik işaretinin, ultrasonik kristale beslendiğini, Ultrasonik kristalin bu işareti mekanik titreşimlere çevirdiğini, Booster, kristalin oluşturduğu genlik miktarı düşük olan titreşimleri, yükselterek kaynatılmak istenen malzemenin erime noktasına çıkaracak noktaya taşıdığını, Boosterın çeşitli yükseltme oranlarına sahip tiplerinin mevcut olduğunu, bunların 1:2 veya 1:3 şeklinde olabileceğini, bu oran uygulanacak malzemenin cinsine göre özel olarak imal edileceğini, müvekkili şirketçe davaya konu makine davacının talebi üzerine horn spunbond kumaşa uygun olacak şekilde tasarlandığını ve üretildiğini, Horn, booster ile gelen titreşimleri kaynatılacak ya da kesilecek parçaya aktardığını, ürünle sürekli temas halinde olan bu parçanın tasarımının önemli olduğunu, çünkü ultrasonik hornun uygun frekansta titremesi durumunda ancak erime meydana geleceğini, aksi halde hornun ısınacağını ve bir süre sonra uygun kaynak elde edilemez olacağını, kaynatılacak parçalar ve sabitleme fikstürü hornun altında kaynatılacağını, aynı anda maske kulak iplerinin de burada kaynatılacağını, dolayısıyla makinenin kulak takma kısmında hata vermesinin en önemli sebebinin bu olduğunu, makinenin yapıştırma bölümünde modifikasyona gidilerek bu sorun ortadan kaldırılabileceğini, davacı tarafından kumaş türü değiştirildiğinden ötürü yapıştırma süresinin de otomatik olarak arttığını, oysa ki sözleşmeyle ilk kararlaştırılan kumaş kullanılsaydı hiçbir sorun olmayacağını, tüm bunların ortadan kaldırılıp makine modifikasyon için firmaya geri çağrıldığını, fakat bu isteğin .... firmasından olumlu karşılanmadığını, kaldı ki makine siparişinde müvekkili şirkete numune verilen tüm kumaşlar beyaz olduğu için makine üzerinde kullanılan sensörlerin bu kumaşa göre seçildiğini, fakat 10 ay sonra davacı makinenin siyah kumaş ile üretim yapmasının istendiğini bu sebeple makine üzerinde kullanılan sensör gruplarının siyah kumaşta çalışmadığını, spunbond kumaş içinde olan elyaf malzemesi sayesinde ısıyla birbirine bağlandığını, keçemsi bir yapıya sahip olduğundan çekme ve germe dayanımının daha yüksek olduğunu, meltblown kumaşın ise oldukça zayıf flamentlerin eğirilerek bağlanmasıyla üretildiğini, kağıt yapısına sahip olduğundan dolayı kopma mukavemetinin çok düşük olduğunu, -Görüleceği üzere her iki kumaş türünün farklı özelliklere sahip olduğu gibi bu kumaş türlerinde maske üretimi yapacak olan makinelerin de birbirinden tamamen farklı olduğunu, davacının talebine ve müvekkili şirkete göndermiş olduğu numunelere göre (numunelerin kalan kısmının hala müvekkili şirkette bulunduğunu) sözleşmeye uygun bir şekilde makine üretilmesi sonrasında davacının aynı makine ile farklı kumaş kullanarak maske üretimi yapmasının mümkün olmadığını, yerel mahkemece görevlendirilecek olan bilirkişilerce de bu hususun araştırılması gerekirken bu konu araştırılmadan karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, -Davacı dilekçesinde makinenin sözleşmedeki taahhütlere uygun olmadığını ve makinede bazı sorunlar olduğunu belirtmiş olmasına rağmen söz konusu iddiaların hiçbir gerçeklik payının olmadığını, örneğin yukarıda belirttikleri üzere davacının 3 çalışanı makineyi test etmek için 10 gün müvekkili şirkette iken üretilen numune maskelerde kulak lastikleri nereye yapıştırılıyorsa davacının üretiminde de kulak lastiklerinin oraya yapıştırıldığını, yani numunelere aykırı bir üretim söz konusu olmadığını, makineye ilişkin uyuşmazlığın tek kaynağının davacının makine üretilirken kullanacağını belirttiği kumaş çeşidini kullanmayarak makinenin üretimine tamamen aykırı bir kumaş kullanması olduğunu, yani davacının belirttiğinin aksine 27 Eylül 2021 tarihinde müvekkili şirket davacıya bir arıza ya da sorun için gitmediğini, yukarıda belirttikleri üzere makinede farklı kumaşın kullanılarak maske üretimi yapılmak istenmesi için makinede revizyon yapmak için gittiğini, davacı tarafından hem servis formu açılmadığını hem de 05.10.2021 tarihli servis formu açıldığını belirterek çelişkiye yol açsa da, müvekkili şirketin 05.10.2021 tarihli servis formu ile istenilen revizyonunun yapılması için tüm çabayı sarfettiğini, ancak makinenin davacının istediği şekilde ayarlanması için müvekkili şirket fabrikasına getirilmesinin istendiğini, ancak davacının bu talebe cevap dahi vermediğini, davacının e-posta taleplerinin cevapsız kaldığını iddia etse de müvekkili şirket tarafından davacıya cevaben e-posta gönderildiğini, ancak müvekkili şirketin e-postasının cevapsız bırakıldığını, -Davacı tarafın davasına dayanak gösterdiği İzmir 8. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2021/163 D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunun teknik açıdan yetersiz olması nedeniyle dikkate alınmaması gerekmekte iken yerel mahkemece dikkate alınmasının hukuka aykırı olduğunu, öncelikle ve önemle, söz konusu makinenin teslim edilmesinden sonra nasıl kullanıldığı, yetkili kişilerce kullanılıp kullanılmadığı, davacının kullanımdan kaynaklı bir hatasının olup olmadığı, makinede ne tür aşınmalar olduğu, bu aşınmaların neden kaynaklanabileceği konularında hiçbir araştırma ve inceleme yapılmadığını, sağlıklı bir inceleme için bu hususların tespitinin de önem arz ettiğini, bu sebeple yapılacak olan bilirkişi incelemesinde bu hususların da tespitini talep ettiklerini, davacının davasına dayanak olarak gösterdiği İzmir 8 Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/163 Esas sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporunda yukarıda belirttikleri hiçbir hususun dikkate alınmadığını, değerlendirilmediğini, bu sebeple bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde ayrıntılı olarak açıkladıkları şekilde teknik incelemenin yetersiz olduğu, birbirinden tamamen farklı 2 kumaşın yapışma, çekme, sürtünme vb özellikleri dikkate alınmadan, hukuka aykırı olarak hazırlanan bilirkişi raporunun dikkate alınmamasının gerektiğini, kaldı ki söz konusu tespit dosyasından yapılan keşif ve bilirkişi incelemesinin tamamen HMK’ya aykırı bir şekilde yapıldığını, HMK madde 402 kanun hükmüne rağmen tespit talebi sonrası verilen kararın, karşı tarafın tespit dilekçesi, tespitin yapılacağı yer ve zamanın müvekkili şirkete tebliğ edilmeyerek HMK'nın 27. maddesine aykırı olarak müvekkili şirketin savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, görüleceği üzere davaya ilişkin tüm usul hukuk hükümlerine aykırı olarak hazırlanan ve teknik olarak yetersiz bilirkişi raporunun gerek HMK’da gerekse de Anayasa’da düzenlenen savunma hakkını ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiğinden herhangi bir geçerliliği bulunmamakla birlikte işbu dava dosyasında dikkate alınmamasının gerektiğini, ayrıca söz konusu makine üzerinde bir revizyon işlemi gerçekleştiğinden İzmir 8. Sulh Hukuk Mahkemesi dosyasındaki bilirkişilerin incelediği sözleşme ile makinenin tamamen farklı olduğunu, yani bilirkişilerin incelemiş olduğu makinenin sözleşmedeki makine olmadığını, eğer bilirkişilerin inceleme yaptığı sırada sözleşmeyle kararlaştırılan yukarıda ayrıntılarını belirttikleri kumaş kullanılmış olsaydı makinedeki üretim kapasitesini tutacağını, ancak makine değiştiği için sözleşme – makine uyumsuzluğu söz konusu olduğundan yapılan incelemenin hatalı olduğunu ve dikkate alınmamasının gerektiğini, -Davacı tarafın “ücretsiz onarımı hakkını” kullanmasına dair müvekkili şirkete gönderilen tüm taleplerin yerine getirildiğini, yukarıdaki açıklamaları ışığı altında davaya konu makinede hiçbir şekilde arıza/ayıp olduğunu kabul ettikleri anlamına gelmemek kaydıyla; davacı tarafın dilekçesinde de belirttiği üzere davacının seçimlik haklarından ücretsiz onarım hakkını kullandığını ve dilekçesinde belirttiğinin aksine servis talebi gelir gelmez hemen servis hizmeti verdiğini, davacının servis hizmetinin geç verildiğine dair iddialarının dayanaksız ve soyut iddialar olduğunu, müvekkili şirket tarafından tüm servis taleplerinin yerine getirildiğini ve hatta müvekkili şirket yetkilileri tarafından daha önce de bu konu ile ilgili davacının yetkililerine gönderilen e-posta da belirtildiği üzere makinada farklı ürün kullanılacak olması nedeniyle makinayı tekrar servise alarak bu ürünlere göre makinada ayarlama yapılması gerektiği ve bu ayarlamanın yapılarak teslim edilebileceği belirtildiği halde davacı tarafın bu talebi de kabul etmediğini, ayrıca müvekkili şirket yetkilileri tarafından 17.12.2021 tarihli e-posta ile kullanılan malzeme ve türü nedeniyle makinenin revizyonunun yapılması gerektiği ve herhangi bir masraf ve ücret talep edilmeyeceği bildirilmesine rağmen davacı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak bu talebe cevap verilmediğini, davacı tarafın ücretsiz onarım hakkını kullanması ve daha sonra da müvekkili şirketin revizyon talebine dahi cevap vermemesi nedeniyle davacı tarafın sözleşmeden dönme hakkını kaybettiğini, nitekim bu hususa ilişkin dilekçelerinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 18.6.2012 tarih ve 2012/9616 E. 2012/15676 K. sayılı kararına değinildiğini, bu kararda görüleceği üzere davacının onarım hakkını kullanması ve müvekkili şirket tarafından bu hizmetin verilmesi ve daha sonra davacı tarafından farklı ürün kullanıldığının tespiti sonrasında müvekkili şirketin revizyon talebinin de cevapsız bırakılması nedeniyle davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, -Hiçbir şekilde ayıp ve arıza olduğunun kabul etmediklerini bildirerek aksi bir durumda dahi davacı tarafın sözleşmeden dönme hakkını kullanmasının amaca aykırı ve orantısız olduğu, kanunda belirtilen diğer seçimlik haklarının kullanılmasının daha hakkaniyetli olacağını, hiçbir şekilde davaya konu makinede arıza ve ayıp olduğunu kabul etmediklerini, buna ilişkin itirazları baki kalmak kaydıyla; davacının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasının yasal şartları oluşmadığı gibi davacının bu talebinin orantısız olduğunu, davacı eğer bu makinede bir ayıp söz konusu ise sadece makine bedelinin değer kaybını istemesinin gerektiğini, aksi bir durumun hakkaniyetli ve orantılı olmayacağını, yerel mahkemenin bu hususu da göz ardı ettiğini ve taleplerinin dikkate almadığını, İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/117 Esas, 2023/286 Karar sayılı kararının ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi amacıyla tehiri icra talepli olarak başvurma zarureti doğduğunu, Yukarıda arz ve izah edilen tüm sebepler ve resen göreceği sebeplerle; İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/117 Esas, 2023/286 Karar sayılı kararının ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Dava, eser sözleşmesinin ayıplı ifası nedeniyle ödenen iş bedelin iadesi ve kar kaybının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. Davacı iş sahibi ile davalı yüklenici arasında 08.09.2020 tarihli "Makina İmalat ve Satış Sözleşmesi" isimli eser sözleşmesinin yapıldığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenici tarafından üretimi yapılan eser sözleşmesine konu makinanın ayıplı olduğunu, ayıbın kabule icbar nitelikte olmadığından sözleşmeden dönüldüğünü, bu nedenle sözleşme kapsamında davalı yükleyiciye ödenen iş bedeli olan 150.000,00 USD'nin iadesi ile ayıp nedeniyle uğranılan kar kaybının tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır. Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, TBK 474-478 maddeleri arasında düzenlenmiştir. İmâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi tarafından süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. 6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde ayıp halinde iş sahibine üç seçimlik hak tanınmıştır. Bunlar eserin kullanılamayacak ve kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aykırı olması halinde sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim isteme ve aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde onarımı isteme ya da onarım bedellerini talep etme hakkıdır. 6098 sayılı TBK'nın 474. maddesi hükümlerine göre iş sahibi açık ayıplarda eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz (makul süre içerisinde) eseri muayene ve açık ayıpları ihbar etmek zorunda olduğu,TBK'nın 472/son maddesi hükümleri gereğince ayıbın gizli olup sonradan ortaya çıkması halinde gecikmeksizin (derhal) ayıbı yükleniciye bildirmek zorunda olduğu, aksi halde eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı hükümleri getirilmiştir. Bu hükümler gereğince gerek açık gerek gizli ayıplarda iş sahibinin ihbar zorunluluğu bulunmakta ise de yüklenici eserdeki işçilik, malzeme ve yapımla ilgili açık ve gizli ayıplardan dolayı sorumluluğu garanti ettiği süre için önceden kabul ettiğinden yüklenici lehine olan iş sahibinin ihbar zorunluluğunu aramaktan vazgeçtiği ve garanti süresi içinde ortaya çıkan bu ayıpları ücretsiz olarak gidermeyi sözleşme tarihinde peşinen kabul ve taahhüt ettiği kabul edilmektedir. İş sahibi ihbar zorunluluğu olmaksızın garanti süresi içinde ortaya çıkan açık ve gizli ayıplarla ilgili zamanaşımı süresi içinde seçimlik haklarını kullanarak yükleniciden ayıpların giderilmesini talep edebileceği gibi, aleyhine dava açabilecek ve iş bedelini ayıp giderim bedeli miktarınca ödemekten kaçınabilecektir (Yargıtay 15. H.D. 19.06.2014 gün, 2013/4976 E. 2014/4282 K. sayılı ilamı ). Somut olayda gerek davacı tarafça davadan önce yaptırılan İzmir 8.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/163 D.İş sayılı sayılı dosyasındaki bilirkişi heyet raporu, gerek yargılama aşamasında yapılan keşif neticesinde düzenlenen denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi heyet raporundaki tespitlere göre taraflar arasında yapılan eser sözleşmesine konu makinenin ayıplı olduğu, ayıbın davacı iş sahibinin eseri kullanamayacak ve kabule zorlanmayacak ölçüde ve sözleşme hükümlerine aykırı olduğunun tespit edildiği, davacı iş sahibinin davalı yükleniciye süresi içinde ayıp ihbarında bulunduğu, bu kapsamda davacı iş sahibinin TBK'nın 475 maddesinde düzenlenen ayıp halindeki seçimlik haklardan "sözleşmeden dönme" seçimlik hakkını kullanarak "ödediği iş bedelinin iadesini" talep etmekte haklı olduğu anlaşıldığından mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde usule ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07.04.2023 tarih ve 2022/117 Esas, 2023/286 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, alınması gereken 139.147,47‬ TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin olarak yatırılan toplam (8.700,00 TL + 26.086,00 TL) 34.786,00 TL harcın mahsubu ile kalan 104.361,47 TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/(1) maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 02.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1144, K. 2026/448, T. 07.04.2023, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1144-e-2026-448-k-c884a26c5c4c