Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/677 E. 2026/1291 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/677
- Karar No
- 2026/1291
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 23. H U K U K D A İ R E S İ (D Ü Z E L T E R E K Y E N İ D E N E S A S H A K K I N D A K A R A R)
ESAS NO : 2022/677 KARAR NO : 2026/1291
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN: MAHKEMESİ : Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 10.01.2022 ESAS-KARAR NUMARASI : 2020/667 E., 2022/15 K.
DAVA : Kooperatif Üyeliğinin Tespiti KARAR TARİHİ : 11.06.2026 YAZIM TARİHİ : 11.06.2026
Davalı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf incelemesinin dosya üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili özetle: Müvekkilinin 15.04.1978 tarihinde kooperatif ortaklık senedi imzalayarak kooperatife 2 ayrı hisse payı ile üye olduğunu, her bir hissenin tutarının 22.500 TL olduğunu, bu tutarın 6.550 TL'lik kısımlarının her bir hisse için 26.04.1978 tarihinde koperatifin banka hesabına yatırıldığını, kalan ödemelerini de zaman içerisinde gerçekleştirdiğini, 2001 yılı kooperatif faaliyet raporunda da açıkça belirtildiği şekliyle üyelerin çok uzun yıllar bekletildiğini, yine aynı raporda yer aldığı üzere ortaklıktan çıkarılanların olmadığının belirtildiğini, Ankara 3. Noteri tarafından yapılan kura çekiminde ... numaralı üyeliğe ...numaralı üyeliğe ise ...parselin isabet ettiğini, Ankara 30. Noterliği'nin 07.07.2020 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile üyeliğe ait soruları kooperatife yönelttiklerini, ancak sorularının cevapsız bırakıldığını, müvekkilinin yurt dışında yaşaması sebebiyle süreci takip edemeyeceği düşüncesi ile üyeliğine ilişkin taleplerine muğlak ifadelerin kullanılarak deyim yerindeyse oyalandığını ileri sürerek, müvekkilinin üyelikten doğan haklarının kullanabilmesi için üyeliğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı 10.03.2021 tarihli dilekçesi ile, ıslah taleplerinin kabulü ile üyelik tespit taleplerine ek olarak, davalı kooperatif yönetim kuruluna ait üyelikten çıkarma kararının da iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili özetle: Dava şartı yokluğu ve zamanaşımı yönünden davanın reddini talep ettiğini, davacının aidat borçlarını düzenli olarak ödemediğini, adresini bildirmediğinden sorumluluğunu yerine getirmediğini, 03.07.1987 yılında davacının Almanya adresine aidat borçlarını ödemesi için bildirim gönderdiklerini, 17.08.1988 yılında 426,00 TL borcu için tebligat gönderdiklerini, bu tutarın yaklaşık 5-6 yıl aidat borcuna tekabül ettiğini, 25.11.1991 tarihinde biriken borçları ödemesini aksi halde üyelikten çıkarılacağına dair yeni bir tebligat gönderildiğini, 01.07.1997 yılında davacı dahil tüm ortaklara 1997 yılında yapılan genel kurul hakkında geniş bilgi verildiğini, aylık aidatların 4,00 TL (4.000.000 ETL) olduğunun bildirildiğini, 22.07.1999 yılında ... Arsa ve Yapı Kooperatifi başlığı altında ... isimli bir şahsa mektup göndererek pazarlık yaptığını, bu şahsın tanınmadığını, 02.03.2006 tarihli tebliğ ile 980,00 TL borcu olduğunu, bu borcun en kısa sürede ödenmemesi halinde ortaklığın sona erebileceği uyarısında bulunulduğunu, 26.05.2006 tarihli ihtar ile tekrar ana para borcu ve gecikme zammı borcunun talep edildiğini, 28.05.2006 tarihinde iadeli taahhütlü mektupla 1.010 TL aidat borcu ile 4.641 TL gecikme bedeli borcu ile toplam 5.651 TL borcunu ödemesi için Almanya adresine ihtar gönderildiğini ve davacının kooperatif üyeliğinden ihraç edildiğini, keyfiyetin kendisinin Almanya adresine tebliğ edildiğini, genel kurul nezdinde müracaat hakkının ise 3 aylık hak düşürücü süreye tabi olduğundan bu haktan faydalanma imkanının da bulunmadığını, savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince "...Dava ve ıslah dilekçesi ile cevap dilekçesi, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; Davalı kooperatifin 1970 yıllarda arsa kooperatifi olarak kurulduğu ve arsaların parsellenmek suretiyle ortaklara dağıtıldığı, konut inşaatlarının daha sonrasında kooperatif ortakları tarafından yaptırılmış olduğu, davacının 1978 yılında 2198 ve 2199 no'lu ortak olarak 2 adet hisse için davalı kooperatife ortak olduğu, davacı tarafından üyelikten doğan ödemelerin yıllar içerisinde yapılmış olduğu, davalı kooperatif tarafından davacıya ihtarname gönderilmek suretiyle borçların ödenmesi talep edilmiş ise de, bilirkişi raporunda ifade edildiği üzere ihtarnamelerle talep edilen miktarların kooperatif kayıtlarındaki davacı borcunu yansıtmadığı, bu anlamda ihtarnamelerin kooperatif kayıtları ile uygunluk arz etmediği için geçerli olmadığı yine davacıya gönderilen ortaklıktan ihraç edildiğine ilişkin ihtarname ile borç ihtarnamelerinin de usule uygun şekilde davacıya tebliğ edilmemiş olduğu, davalı tarafça Ortaklıktan çıkarılmaya dair tebligatın ilanen yapıldığı savunulmuş ise de, buna ilişkin delillerin verilen kesin süreye rağmen dosya içerisine sunulmadığı, buna göre kooperatif ortaklığından çıkarılma kararının usule uygun şekilde davacıya tebliğ edilmediği gibi çıkarılmaya esas bila tarih ve sayılı Yönetim Kurulu Kararın da; çıkarılmaya esas ihtarnamelerle talep edilen borç miktarlarının kooperatif kayıtlarındaki davacı borcunu yansıtmadığı için Kooperatif ana sözleşmesi 14.maddesine aykırı olduğu anlaşılmakla, davanın kabulüne... " karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Mahkemece bu kadar uzun zaman müvekkili ile iletişime geçmeyen, uzun süre sonra yani hak düşürücü süre ile zamanaşımı süresi geçtikten sonra dava açan davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiği, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediği, dosyada mevcut tüm evraklar incelendiğinde, davacının hiç bir zaman kanunlarda belirtilen adres bildirme ve aidat yatırma yükümlülüklerini yerine getirmediğinin, seneler boyu kooperatifle müspet olarak iletişime geçmediğinin ve her üyeye terettüp eden aidat borçlarını da ödemediği için üyelikten ihraç edildiğinin ancak üyelikten çıkartılma işlemleri kendi adresine gönderildiği halde tebligatları almadığının ve prosedürün tamamlanamadığının anlaşılacağı, yani müvekkilinin kusurundan kaynaklanan bir durumun mevcut olmadığı, mahkemece bilirkişi raporunda davacının borçlarının hatalı hesaplanmasının da dikkate alınmadığı, itirazları değerlendirilmeden hüküm kurulduğu nedenleriyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, ihraç kararının iptali istemine ilişkindir. TMK 2. madde ile düzenlenen “dürüstlük kuralı” ve “hakkın kötüye kullanılması yasağı” ilgili mevzuat incelendiğinde; Türk Medeni Kanunu “Dürüst davranma” alt başlıklı 2. maddede; hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki temel ilkeye yer verilmiş olup, öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Türk Medeni Kanunu 2/1. maddede belirtilen dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı, kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün âdet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (Mustafa Dural, Suat Sarı, Türk Özel Hukuku C. I, İstanbul 2018, s. 244). Dürüstlük kuralı, hakların ve borçların nasıl ve hangi kurallara riayet edilerek kullanılacağını ve nasıl yerine getirileceğini gösterir. Başka bir deyişle “haklarını kullanan” ve “borçlarını yerine getiren” herkesin dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranması gerektiğini belirtmektedir. TMK 2. madde anlamında dürüstlük kuralı, tüm hakların kullanılmasının sınırını çizmek suretiyle hakların ve borçların kapsamını belirlemektedir. Bu hakların sözleşmeden ya da kanundan doğmuş olması bakımından bir fark yoktur. Hakların ve borçların içeriğini belirleyen bu kural, herkese yönelik olup hem alacaklıya hem de borçluya hitap etmektedir. Türk Medeni Kanunu 2/2. maddede belirtilen hakkın kötüye kullanılması yasağı ile hiçbir hakkın, o hakkın kötüye kullanılması şeklinde bir yetkiyi içermediği, bu nedenle içerdiği yetkiyi aşan şekilde bir kullanımın hak olarak hukuk düzeni tarafından korunmayacağı belirtilmiştir. Bu durumda getirilen sınırlama, bütün haklar yönünden genel ahlâki bir sınırlama niteliğindedir. Bu sınırın aşıldığı durumlarda, hakkın sahibine tanıdığı yetkilerin dışına çıkılmış olmakta, bir hakkın kullanıldığı görüntüsü altında haksız bir davranış gerçekleştirilmektedir. Hakkın dışına çıkıldığı için de doğal olarak hukuk düzeni bu davranışa herhangi bir koruma sağlamamaktadır (Dural/Sarı, s. 256). Türk Medeni Kanunu “başlangıç hükümleri” arasında yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı diğer başlangıç hükümleri gibi bir “genel kural”dır. Bu sebeple medeni hukuk dışındaki hukuk dallarında da uygulama alanı bulmaktadır. Bu kurallara uyma zorunluluğu hakları kullanan ve borçları ifa eden herkes için geçerlidir. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2022 tarihli ve 2020/11-656 Esas, 2022/1350 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Her ne kadar davalı kooperatifin 15.12.2006 tarihli ihraç kararının davacıya tebliğ edilmemesi nedeniyle ihraç kararının iptaline ilişkin dava süresinde açılmış ise de davacı neredeyse 14 yıl sonra ihraç kararının iptalini istemiş, Aidat yükümlülüğü bulunan bir kooperatifte ortağın uzun süre kooperatife uğramaması, aidat borcunun bulunup bulunmadığını takip etmemesi; üyeliğinin sona erdiğini zımnen kabul ettiği, diğer anlatımla üyelik haklarından zımnen vazgeçtiği, eylemli olarak ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı anlamına gelir. Böyle bir ortağın açtığı davanın TMK'nın 2. maddesinde öngörülen iyiniyet kuralına aykırı düştüğü ilke olarak kabul edilmelidir. Somut olayda mahkemece, davacının ihraç kararı ile dava açma tarihi arasında geçen uzun süre nazara alınarak davacının iyiniyetli olmamasına göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanılgılı değerlendirmeye göre karar verilmesi doğru görülmemiştir. Tüm bu açıklamalara göre; Dairemizce, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle, HMK 353/1.b.2. madde uyarınca, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılması ile davanın reddine karar verilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-) Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile: HMK m. 353/1.b.2 gereğince, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/667 E., 2022/15 K. sayılı, 10.01.2022 tarihli kararını düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesine, Buna göre: "1-Davanın reddine, 2-Alınması gereken 732 TL karar harcından peşin alınan 54,40 TL harcın düşümü ile kalan 677,60 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri olmadığından karar verilmesine yer olmadığına, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T uyarınca 45.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Artan gider ve delil avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine," 2-) Peşin alınan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine. 3-) Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-) HMK m. 359/4 gereğince kararın taraflara resen tebliğine; tebliğ, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK m. 361 gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi. 11.06.2026
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...