Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1825 E. 2026/570 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1825
- Karar No
- 2026/570
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1825
KARAR NO: 2026/570
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/06/2022
NUMARASI: 2021/189 Esas 2022/423 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı borçludan alacağının sağlanması amacıyla ......İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyası ile icra takibine başladığını, başlatılan icra takibine dair ödeme emrinin davalıya tarihinde tebliğ edildiğini, davalı tarafın işbu takibe tarihinde itiraz ettiğini, haksız olan bu itiraz nedeniyle icra takibinin durduğunu, borçlunun itirazının haksız ve dayanaksız olduğunu, taraflar arasında cari hesap ve içeriği faturalar nedeni ile ticaret söz konusu olup, tarafların banka hesapları gereğince yapılan ticaret nedeni ile bir kısım ödemelerin yapılmış olduğunu ancak icra takibine konu alacak nedeni ile kalan tutarın ödenmediğini, davalı borçlu tarafın da yeminli mali müşaviri vasıtası ile hesapları kontrol ettirdiğini, tarafların muhasebe kayıtları, BA-BS kayıtları ve vergi dairesine vermiş oldukları beyannameleri gereğince müvekkilinin alacağının sabit olmasına karşın tamamen kötü niyetli olarak ve alacağı ödememek amacı ile haksız şekilde itiraz edildiğini, yapılacak yargılama ile tarafların banka hesaplarının incelenmesi, tarafların vergi dairelerine vermiş oldukları beyannameler, ticari defter kayıtları ve içeriği belgeler getirtilip uzman bilirkişi raporu alındığı takdirde müvekkilinin alacağının varlığının sabit olacağını, ...Mahallesi ...Cad. ... Sokak No. D:... İstanbul adresinde faaliyet göstermekte olan .... Şti. tarafından karşı inceleme tutanağı düzenlendiğini, mahkemece bu şirkete yazı yazılarak yapılan bu karşı incelemeye dair evrak ve tutanakların gönderilmesinin istenilmesini; yürürlükteki Vergi Mevzuatı gereğince her iki şirketinde e-mükellef olması nedeni ile bir birbirlerine kesmiş oldukları faturaların e-fatura olması nedeni ile sistem üzerinden kesilen faturaların ICE Portal üzerinde görüldüğünü, karşı tarafın kabul etmediği faturaları iade ettiğini, sorun olmayan faturaları da kabul ettiğini, alacağın tahsili amacı ile dava şartı zorunlu Arabuluculuk şartı kapsamında uyuşmazlığın Arabuluculuk yolu ile çözümlenmesi amacı ile İstanbul Anadolu Arabuluculuk Bürosunun 2021/.... başvuru ve 2021/.... dosya numarası ile başvurulduğunu ve yapılan görüşmeler sonucunda anlaşmanın sağlanamadığını; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davalının haksız itirazının iptalini, borçlunun takip konusu borcu takip dosyasında belirtilen ticari temerrüt faizi ile ödemeye ve takip konusu alacağın % 20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; dava dilekçesinde müvekkili şirket ile aralarında ticaret bulunduğu bunun neticesinde cari hesap ve içeriği faturaların bir kısmının ödendiği ancak icra takibine konu alacak nedeni ile kalan tutarın ödenmediğini ve bu nedenle ...İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyası ile takip yaptıklarını ve müvekkili şirketin borca haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiği iddiasında bulunulduğunu, söz konusu iddiaların gerçeğe aykırı, mesnetsiz, hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğundan işbu davanın reddini talep ettiklerini, öncelikle davacı yanın işbu dava ile talep etmiş oldukları alacaklarının tamamının zamanaşımına uğradığını, bu hususta zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacı yanın müvekkilinin borca haksız olarak itiraz ettiği ve bu nedenle % 20 tazminata mahkum edilmesi talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin davacı yandan meyve ve sebze aldığı söz konusu malları ihraç ettiğini, söz konusu ihracat esnasında zararların oluştuğunu, müvekkili şirketin ürünlerin kalitelerine göre müşterilerinden geri dönüş aldığı ve kalitesiz ürünler açısından zarar ettiğini, müvekkili şirketin giderlerini gösterir dava dışı üçüncü kişi konumundaki şirketlerle arasındaki faturalardan bazılarını sunduklarını, ihracat yaptığı şeftali ürünlerinin kalitesine ilişkin ekspertiz raporunu da dilekçeleri ekinde sunduklarını, ürünlerin kaliteleri ve sınıflandırmalarının da söz konusu raporda mevcut olduğunu, müvekkilinin tüm bunlar neticesinde ticaretini sürdürdüğünü, ürünlerin durumuna göre giderleri ve zararları oluştuğunu; meyve sebze ihracatı piyasasında olan müvekkilinin davacı yan ile de ortaya çıkan zararın cari hesaptan düşüleceği ve netice itibariyle mutabık kalınan hesap üzerinden ödeme yapılacağı hususunda da anlaşmaya varıldığını, ihracatın gerçekleşebilmesi için kesilen faturaların aslında tarafların karşılıklı iyiniyeti ile kesilmiş olup zarar hesaplandıktan sonra iade faturası kesilerek ortadan kaldırılacakken davacının tamamen kötüniyetli bir şekilde müvekkilini oyalayıp işlemlerin yapılmasını geciktirdiğini ve gerçek borç alacak miktarının ortaya çıkmasını önlediğini; davacının dürüstlük ilkesine aykırı hareket ettiğini ve zarar konusunda da mutabık kalınmadan icra takibi başlatarak müvekkili şirketin mağduriyetine neden olduğunu; zarar konusunda cari üzerinden hesap yapılarak mutabıklaşılmadan icra takibi başlatan davacı yanın 6102 sayılı TTK.nın madde 18/2, 4721 sayılı TMK.nun 2.maddesi ilgili hükümler gereği basiretli bir iş adamı gibi davranmadığını ve netice itibariyle de dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiğinin ortada olduğunu, faturalar ve zararlar neticesinde uzman bilirkişilerce yapılacak inceleme sonucu oluşan zararların ortaya çıkacağını, haklılıklarının sübuta ereceğini, davacı şirketin müvekkilinden olan alacağının miktarı hususunda açıkça yargılamayı gerektiren bir uyuşmazlık olması ve davacı tarafça anlaşma ve uzlaşma tekliflerinin reddedilmesi nedeniyle hiç bir şekilde iş bu davanın açılmasına sebebiyet vermiş bulunmadıklarını, bu hususun özellikle dikkate alınmasını talep ettiklerini; davalı müvekkili şirket aleyhinde açılan davanın reddini, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama masraflarının ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya kapsamı tarafların ticari defter ve belgeleri, alıann bilirkişi raporları bir bütün olarak değerlendirildiğinde taraflar arasında yazılı olmayan satım sözleşmesi bulunduğu, davalının ihraç edilecek meyveleri davacıdan satın aldığı, davacının satım sözleşmesine uygun olarak satılan ürünlerle ilgili faturaları düzenleyerek davalıya gönderdiği, davalı yanca fatura konusu ürünlerin teslim alındığı, faturalara yasal süresi içierisnde itiraz edilmediği, keza teslim alınan ürünlerle ilgili de 6102 sayılı TTK'nın 23.maddesi uyarınca süresi içinde bir ayıp ihbarında bulunmadığı, davacı yanca kesilen faturaları BA formu ile bağlı bulunduğu vergi dairesine beyan ettiği, tüm faturaları defterine aynen işlediği, takip tarihi itibarı ile davalı aleyhine delil teşkil eden ticari defter ve belgelerinden de takip konusu alacak kadar davacıya borçlu olduğu, keza davacı defterlerinden de davacının takip konusu alacak kadar davalıdan alacaklı olduğu sonucuna varılmış, davanın kabulüne, likit asıl alacağa vaki haksız itiraz nedeni ile davalının asıl alacak üzerinden %20 oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. YHGK'nın 17.10.2012 tarih ve 2012/9-838 E., 2012/715 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; genel bir kavram olarak “likid (liqiude) alacak”; “tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacaktır” Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez (YHGK'nın 14.07.2010 gün ve 2010/19-376 E. 397 K. sayılı ilamı). Likit alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin, alacağın likit olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerden olduğundan borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi halinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likit olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likit sayılmaması doğru olmayacaktır. (Kuru, Arslan, Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, s. 737, 740). (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2016/8197 E, 2020/1 K. Sayılı ilamı, benzer gerekçeler için bkz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/25056 E, 2019/6430 K. Sayılı ilamları ) Somut olayda Alacak likit ve davalı itirazında haksızdır. Nitekim davacıya yapması gereken ödeme davalı yanca belirlenebilir durumdadır. Söz konusu faturaları da tebliğ almış defterlerine işlemiş BA formu ile beyan etmiştir.Kendi aleyhine delil teşkil eden ticari defter ve belgelerine göre de takip tarihi itibarı ile davacıya takip konusu asıl alacak kadar borçlu olduğu bellidir. Bu nedenle asıl alacak üzerinden davalı yan %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmiştir. " gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının ...icra müdürlüğünün ...Esas nolu dosyasına vaki itirazının iptaline, takibin 969.014,77 TL Asıl alacak üzerinden devamına, Asıl alacağa takip tarihinden alacak tamamen ödeninceye kadar avans faiz işletilmesine, Likit asıl alacağa vaki haksız itiraz nedeni ile asıl alacak üzerinden hesaplanan %20 oranındaki 193.802,95 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; zarar konusunda cari hesap üzerinden hesap yapılarak mutabıklaşılmadan icra takibi başlatan davacı yanın basiretli bir iş adamı gibi davranmadığını ve netice itibariyle de dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiğini, meyve sebze ihracatı piyasasında olan müvekkilinin davacı yan ile de ortaya çıkan zararın cari hesaptan düşüleceği ve netice itibariyle mutabık kalınan hesap üzerinden ödeme yapılacağı hususunda anlaşmaya varıldığını, söz konusu anlaşmanın çok uzun yıllardan beri meyve sebze ihracatı alanında çalışan tacirler arasında akdedilmekte olduğunu, ticari örf ve adete dönüştüğünü, halde yer alan kayıtların dahi incelenmden yapılan tespitin kabulünün mümkün olmadığını, davanın tarafları arasında akdedilen sözleşmenin ticari örf ve adete dönüştüğünü, mahkemece bu hususa dair Ticaret Odalarından bilgi talep etmeden davanın kabulü kararı verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, ticari satıma ilişkin açık hesap alacağının tahsili amacı ile başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, ticari ilişkinin varlığı, fatura ve bedeli hususunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davacının takibe konu alacağının bulunup bulunmadığı, ticari satım konusu emtiaların ihracatı sonrasında oluşan zararların davacı alacağından mahsup edilip edilmeyeceği, davalı tarafın ayıp ihbarında bulunup bulunmadığı, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir. ... İcra Dairesinin ...Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 969.014,77 TL asıl alacak yönünden icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak cari hesap içeriği kaydedilen faturalar gereğince borçlu şirkete satılıp teslim edilen malların faturalarından bakiye ödenmeyen cari hesap borcu gösterildiği, borca itiraz edildiği, itiraz üzerine yasal süresi içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının defterleri üzerinde yapılan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacının ticari defter ve belgelerinin usul ve yasaya uygun tutulduğu, takip tarihi itibarı ile davacının davalıdan 969.014,77 TL alacaklı olduğu, davalı vekilinin iddia ettiği gibi davalının davacı şirketten aldığı mallardan ihracat esnasında doğan zararların davacı tarafından kabul edileceği ve bu zararların fatura bedellerinden mahsup edileceği ile ilgili olarak taraflar arasında bir sözleşmenin olduğuna dair dava dosyasına tevsik edici bir belgenin ibraz edilmediği, davalı şirketin davacıdan teslim aldığı malların ayıplı olduğu ile ilgili olarak yasal süresi olan sekiz günlük süre içinde davalının bir itirazının olduğuna ve iddia edildiği gibi zararlar ile ilgili davalı şirketin davacı adına iade faturaları düzenlendiğine dair dava dosyasına tevsik edici bir belge ibraz edilmediği, davalı defterleri üzerinde yapılan incelemede; davalı şirkete ait BA formlarının yapılan incelemesinde toplam KDV hariç 5.603.585,00 TL tutarındaki 55 adet faturanın tamamının davacı şirketten alınan mal faturası olarak davalı tarafından bağlı olunan vergi dairesine beyan edildiği, davacının takip konusu asıl alacak kadar davalıdan alacaklı olduğu tespit edilmiştir.
Davalı yanın ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda davalının ticari defter ve belgelerinin usul ve yasaya uygun tutulduğu, davalı şirketin ticari defter ve belgelerine göre takip tarihi itibarı ile davacının davalıdan 1.018.892,42 TL alacaklı olduğu, davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı tarafından kayıtlarında aynen yer aldığı, davalının faturalara herhangi bir itirazı veya faturaların iade edildiğine dair bir belgeye rastlanmadığı, 2020 yılında davacınn düzenlediği 55 adet faturanın BS formu ile beyan edildiği, davalının da bu 55 adet faturayı BA formu ile beyan ettiği, karşıt inceleme tutanağında da 54 adet faturanın tek tek tespit edildiği,davacının davalıdan takipteki asıl alacak kadar alacaklı olduğu tespit edilmiştir.HMK'nın 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu; TMK'nın 6. maddesinde ise taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, davalı şirket tarafından ticari alım satıma konu şeftalilerde ihracat sonrasında zarar oluştuğu ve bunun davacı alacağından mahsup edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Bu durumda emtiaların ayıplı olduğu iddiasını ispat külfeti davalı üzerindedir.Taraflara ait BA/BS Formlarında, alışveriş neticesinde düzenlenen faturaların ilgili vergi dairesine bildirildiği, davalının da kendi ticari defterlerine faturaları kaydettiği anlaşılmıştır. Bu durumda davacı tarafın icra takibine konu ettiği cari hesaba esas olan alacağın kaynağı faturaların ve fatura konusu malların davalı tarafa teslim edildiğinin kabulü gerekecektir. Malların teslim edildiği davalının da kabulündedir.TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli ve zarar gideriminde bulunamaz. Davacı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır. TTK'nın 23/1-c maddesinde, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya inceletmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlüdür. Ayıp olağan bir muayene ile meydana çıkarılamayacak, kullanma sonucunda ortaya çıkan bir ayıp ise TBK'nın 223/2 maddesinin tatbik olunması gereklidir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 08/06/2022 tarihli, 2020/8002 E. 2022/4625 K., 04/11/2020 tarihli ve 2020/3279 E., 2020/4723 K. sayılı ilâmı ilamı ile Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarih ve 2018/270 E., 20218/6287 K. Sayılı ilamı). TBK'nın 223/2.maddesi ise ''Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.'' hükmünü içermektedir. Ayrıca TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli talebinde bulunulamaz. Davacı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.11.2015 tarihli ve 2015/5982 Esas, 2015/15327 Karar sayılı ilamı). Buradaki yazılılık koşulu ise ispata ilişkindir. Her iki taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde cari hesaba esas olan faturaların ticari defterlerde kayıtlı olduğu, ayrıca davalı tarafın bağlı bulunduğu vergi dairesine BA formunu vermiş olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasında süre gelen ticari ilişki kapsamında, davacının, davalıya ait usul ve yasaya uygun şekilde düzenlenmiş bulunan ticari defter ve kayıtları ile BA formları gereğince bakiye cari hesap alacağının varlığı ispat edilmiştir. Davalının ise süresinde bir ayıp ihbarında bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davacı ile aralarındaki çalışma şeklinin ticari örf ve adet gereği olduğunu ileri sürmüş ise de HMK'nın 357/1. maddesi gereğince, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların istinaf aşamasında ileri sürülmesi mümkün olmadığından, bu yöne ilişkin istinaf nedeninin reddi gerekmiştir. İİK'nın 67/2 hükmü gereğince, itirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi durumunda borçlu, diğer tarafın talebi üzerine hükmolunan meblağın %20'sinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminatla mahkum edilir. Somut davada, alacağın likit olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece icra inkâr tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi yerindedir. Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 49.644,65 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.03.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.