Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1409 E. 2026/1192 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1409
Karar No
2026/1192
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/1409 Esas

KARAR NO: 2026/1192

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ: 28/04/2022

NUMARASI: 2021/425 Esas, 2022/334 Karar

DAVA: İTİRAZIN İPTALİ (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 17/09/2026

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan 02/12/2013 tarihli sözleşme kapsamında davalı yüklenicinin çalıştırdığı işçilerin haklarını ödemediğini, işçiler tarafından açılan davaların kabul edilerek ilamların icraya konulması üzerine müvekkili şirketin haciz tehdidi altında kalarak icra dosyalarına toplam 40.865,47 TL zorunlu ödeme yaptığını, müvekkili şirketin davalı personeline emir ve talimat verme yetkisi bulunmadığından taraflar arasında asıl-alt işveren ilişkisinin kesinlikle mevcut olmadığını, sözleşmenin 13. ve 18. maddeleri uyarınca yüklenicinin, istihdam ettiği işçilerin tüm hak ve alacakları ile taahhüdün ihlalinden doğan tüm zarar ve ziyandan tek başına sorumlu olduğunu, davalının işçilerle sulh protokolü yaptığı iddiasına karşılık, bu protokollerin müvekkili şirketle paylaşılmadığını ve protokollerin yargılama giderlerini kapsamadığını, ödenen tutarın rücuen tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalının haksız ve kötü niyetli iddialarla itiraz ederek takibi durdurduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin 40.865,47 TL asıl alacak ve 8.521,68 TL işlemiş faiz üzerinden devamına, davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı aksini iddia etmesine rağmen taraflar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulduğunun kesinleşmiş mahkeme kararları ile sabit olduğunu, müvekkilinin yasal sorumluluğunun İş Kanunu m. 2/6 uyarınca doğrudan yasadan kaynaklandığını, müvekkili şirketin davaların yarattığı zararı azaltmak ve davacı şirketi korumak amacıyla işçilerin büyük bir kısmı ile geniş kapsamlı sulh protokolleri imzalayarak 300.000 TL’nin üzerinde ödeme gerçekleştirdiğini, bu protokoller uyarınca işçilerin, yargılama gideri ve vekalet ücretleri de dahil olmak üzere tüm alacaklarından vazgeçerek işvereni ibra ettiklerini, protokollerle yükleniciyi ibra eden işçilerin, asıl işveren olan davacı şirketi de yasal olarak ibra etmiş sayıldığını, davacı şirketin dava dilekçesinde bu protokollerden bahsetmesinin, süreçten haberdar olduğunu gösterdiğini ve dolayısıyla "haberdar edilmediği için zarara uğradığı" yönündeki iddiasının asılsız olduğunu, müvekkili şirketin iş hukukundan doğan tüm yükümlülüklerini, yargılama giderleri ve vekalet ücretleri dahil olmak üzere sözleşmeye uygun şekilde yerine getirdiğini, davacının rücu davasının hiçbir yasal dayanağının bulunmadığını belirterek haksız ve mesnetsiz davanın reddini, icra takibinde ve davada kötü niyetli olan davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; dosya kapsamında alınan bilirkişi raporuna göre davacı ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğu ve 4857 sayılı Yasanın 2/6. maddesi gereğince tarafların birlikte sorumlu olduğu, asıl işverenin ödemek zorunda kaldığı tutar için alt işverene rücu edebileceği, 6098 sayılı TBK’nın 167. maddesi uyarınca davacının ödenen tutarların yarı yarıya (1/2) yani ödenen 24.889,08 TL’nin yarısı olan 12.444,54 TL'yi davalıdan isteyebileceği, davalı her ne kadar asıl-alt işveren ilişkisi bulunmadığı iddiasında bulunmuşsa da dosyada mevcut iş mahkemesi kararlarına (Bursa 4. İş Mahkemesi'nin 2017/436 Esas, 2018/414 Karar sayılı ilamı) göre taraflar arasındaki ilişkinin kesinleştiği gerekçesiyle davalının bu yöndeki beyanına itibar edilmediği, usul ve yasaya uygun bilirkişi raporu benimsenerek davacının davalıdan ödeme miktarı olan 12.444,54 TL kadar alacaklı olduğu, davacının ödeme tarihinden itibaren takip tarihine kadar faiz isteminin yerinde olduğu, bu hususta ek rapor alınması yoluna gidilmeyerek her bir icra dosyası için takip öncesi işlemiş faiz toplamının 4.932,46 TL olarak hesaplandığı, buna göre davanın kısmen kabulü ile davalının .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptaline, takibin 12.444,54 TL asıl alacak ve 4.932,46 TL takip öncesi işlemiş faiz olmak üzere toplam 17.377,00 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, hükmolunan alacağın %20'si nispetinde icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, davacının ise kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; müvekkili şirket tarafından haciz tehdidi altında yapılan .... İcra Müdürlüğü ...-...-...-...-...-...-... Esas, Bursa .... İcra Müdürlüğü ... Esas ve .... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı icra dosyalarına toplam 40.134,08-TL ödeme ile dava dosyalarına yapılan 6,70-TL Bakiye Karar Harcı, 121,30-TL İstinaf Kanun Yoluna Başvuru Harcı, 121,30-TL İstinaf Karar Harcı, 73,80-TL Tehiri İcra Harcı, 298,18-TL Bakiye Karar Harcı ve 298,18-TL İstinaf Karar Harcı olmak üzere toplam 731,39-TL ödeme yapılmak zorunda kalındığını, bu bedeller toplanarak bu miktar üzerinden icra takibi başlatıldığını, mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda müvekkili şirket tarafından birtakım icra dosyalarına yapılan ödemelerin bir kısmının yerinde kabul edildiğini, talep edilen bakiye kısım ile ilgili hiçbir açıklamada bulunulmadığını ve bu miktarların neden kapsam dışı bırakıldığına dair herhangi bir dayanak gösterilmediğini, mahkeme tarafından işbu dosyaların celbine karar verildiğini, müvekkili şirketin dosyasında mevcut olan ödeme makbuzlarının ekte dosyaya tekrardan sunulduğunu, müvekkili şirketin icra takibinde talep ettiği tüm alacakları ömek zorunda kaldığının işbu makbuzlardan açıkça görüleceğini, dekonlardaki tüm bedeller toplandığında talep edilen bedelin gerçeği yansıttığının ispat olunacağını, takip öncesi işlemiş faiz hesabının da bu miktar üzerinden yapılmadığını, bilirkişinin aksi yöndeki kanaatinin haksız ve mesnetsiz olduğunu, bilirkişinin, talep edilen alacakların miktarlarını neye göre haklı bulduğunu, neye göre bir kısmını kapsam dışı bıraktığını bilimsel esas ve hesaplamalara dayanarak ortaya koyması gerektiğini, ancak raporda bu nitelikte hiçbir tespit yer almadığını, bilirkişi raporunun tamamen kişisel görüş niteliğinde tespitler içerdiğini, raporun bu haliyle hükme elverişsiz olduğunu, müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı bedelin büyük bir kısmının dayanaksız biçimde kapsam dışı bırakılmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, mahkeme tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı itirazlarını belirterek ek rapor alınmasını talep etmelerine rağmen mahkemenin bu itirazlarını ve ek rapor talebini dikkate almadan davanın kısmen kabulüne karar verdiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun açıkça hükme elverişsiz olduğunu, rapora karşı itirazlarının bilirkişi tarafından ek raporda değerlendirilmesinin davanın ispatı açısından önem arz ettiğini, mahkeme tarafından ek rapor talebinin mesnetsiz biçimde reddedildiğini, davalı ile müvekkili arasında bir işverenlik ilişkisi olduğu yönündeki tespitin kendilerince kabulünün mümkün olmadığını, davalının, müvekkilinin müşterilerine ait fiziksel arşivin taranması, indekslenmesi, mernis sorgulamalarının yapılması, fiziksel arşiv ile ilişkilendirilmesi servis büro hizmetlerinin yapılması işini 02.12.2013 tarihli sözleşme kapsamında üstlendiğini, davalı ile müvekkili şirket arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 13. maddesi, 18. maddesi ve 22.1.2.2. maddesi hükümleri birlikte değerlendirildiğinde davalının kendi nam ve hesabına işçi istihdam edeceği ve bu işçilerin alacak taleplerinden tek başına sorumlu olacağının açıkça anlaşıldığını, mahkemece ödenen bedelin tamamından davalının tek başına sorumlu olduğuna hükmedilmesi gerekirken eksik ve hatalı biçimde hesaplanan bedelin yarısına hükmedilmesinin açıkça hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:

HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;

Dava, dava dışı işçilere ödenen işçilik alacağının davalı yükleniciden rücuen tahsili istemine ilişkin başlatılan takibe vaki itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.

Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup davacı hükmü istinaf etmiştir.

İstinafa konu uyuşmazlık; davacı tarafından dava dışı işçilik alacakları nedeniyle ödenen bedellerin davalıya rücu edilip edilemeyeceği ve rücu edilebilecekse miktarı noktasında toplanmaktadır.

İş Hukuku Uzmanı tarafından tanzim edilen 24.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; dosya muhteviyatı ve kesinleşen Bursa 4. İş Mahkemesi'nin 2017/436 Esas, 2018/414 Karar sayılı ilamı uyarınca, davacı ile davalı arasındaki hukuki ilişkinin asıl işveren-alt işveren niteliğinde olduğunun sabit hale geldiği, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6. maddesi gereğince tarafların dava dışı işçilere karşı birlikte sorumlu olduğunu, asıl işverenin ödemek zorunda kaldığı tutarlar için alt işverene rücu etme hakkının bulunduğu, davalı tarafça sunulan sulh protokollerinde, davacı işçiler adına hangi alacak kalemlerinin ödendiğine dair somut veri bulunmadığından, davalının "davacıyı sorumluluktan ibra ettirdiği" yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceği, davacının icra takibine konu ettiği toplam rücu talebinin 49.387,... TL olduğu, ancak yapılan incelemede icra dosyalarında 24.889,08 TL ödeme yapıldığı, taraflar arasındaki iç rücu ilişkisinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. maddesindeki genel hüküm uyarınca tarafların yarı yarıya sorumlu olmaları gerektiği, belgelenen toplam 24.889,08 TL'lik ödemenin yarısı hesap edilerek, davacının davalıdan rücuen talep edebileceği tazminat miktarının 12.444,54 TL olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.

"...Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir.

Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici işçisi tarafından yerine getirilecektir. İş aktinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. SGK kayıtları da bu hususu doğrulamaktadır. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur. İşveren ile yüklenicinin İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir. İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir.

Hizmet alım ihaleleri aynı yüklenici tarafından alındığı gibi, değişik yükleniciler tarafından da alınabilmektedir. Bu halde işyeri devri suretiyle işçiler yeni yükleniciye devredildiği için hizmet akitleri kesintiye uğramadan devam etmekte ve işçilik alacakları da bu doğrultuda hesaplanmaktadır. İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar.

Yıllık izinler kullanılmadığı taktirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir. Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü gözönüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici sorumlu olacaktır. İhbar tazminatından son işveren sorumludur. Bunların dışında hafta tatil ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan yükleniciler işverene karşı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacaklardır. İşveren tarafından bu ödemelerin feri mahiyetinde yapılan ödemeler de ayrı esasla yüklenicilerden tahsil edilebilecektir..." (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2023/1682 Esas 2024/1506 Karar sayılı ilamı).

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 01.12.2022 tarih ve 2022/2056-2022/557 esas ve karar sayılı ilamı ile, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmelerinde, iç ilişkide sorumluluğa dair herhangi bir hüküm bulunmaması halinde, asıl işverenin ödediği tazminatın tamamını, alt işverenden (yükleniciden) tahsilini isteyebileceğini belirtmiş olup buna karşılık Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi 13.04.2022 tarih 2020/367-2022/744 esas ve karar sayılı ilamı ile, hizmet alım sözleşmelerinde, iç ilişkide sorumluluğa ilişkin bir düzenleme bulunmaması hâlinde, tarafların eşit oranda sorumlu olacağını belirtmiştir. Her iki Daire arasında çıkan uyuşmazlıkta Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 05/05/2023 tarih ve 2023/1118 Esas 2023/1683 Karar sayılı kararı ile "Dairemiz'in istikrar kazanan uygulamalarında da belirtildiği gibi, hizmet alımına ilişkin sözleşmelerde, hizmetin yüklenicinin (alt işveren) işçileri tarafından yerine getirilmesi kabul edildiğinden, asıl işverenin yüklenicinin (alt işveren) işçileri ile herhangi bir organik bağı bulunmamaktadır. Hizmet alımına ilişkin tip sözleşmelerde, işçilik ücretleri arasında işçilere ait özlük haklarının tümü belirlenmekte ve bu şartlarla sözleşme imzalanmaktadır.

İş Kanunu'nda, işçiyi korumak amacıyla düzenlenmiş olan asıl işveren ve alt işverenin (yüklenici) müteselsil sorumluluğuna ilişkin düzenlemenin taraflar arasındaki hizmet sözleşmelerinde iç ilişki bakımından uygulanması mümkün değildir. Hizmet alım sözleşmelerinde, işçilerin özlük hakları ile ilgili olarak yüklenici (alt işveren) lehine herhangi bir hüküm bulunmaması durumunda, yüklenicinin (alt işveren) işçisi ile organik bir bağı olmayan asıl işveren, işçilerin özlük haklarından sorumlu tutulmamalıdır. Bu itibarla, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7'nci Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14'üncü Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın, asıl işverence yüklenicinin (alt işveren) işçilerine ödenen ücretlerden yükleniciyi (alt işveren) tamamen sorumlu tutan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin uygulaması doğrultusunda giderilmesi gerekmiştir." şeklinde uyuşmazlığın giderilmesine karar vermiştir.

4857 sayılı İş Kanunun 2/6. maddesinde, asıl işveren - alt işveren açıklanmış ve bu ilişkide asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte sorumludur hükmüne yer verilmiştir. Burada kanundan kaynaklanan bir teselsül söz konusudur. Asıl ve alt iş verenler dava dışı işçiye karşı müteselsilen sorumludur. Bu düzenleme işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla alınmıştır. Sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt iş veren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, TBK ve sözleşme hükümleri esas alınacaktır. Bu sebeple taraflar arasındaki uyuşmazlığın sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekecektir.

Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu konudaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Bu durumda yukarıda ifade edildiği gibi serbest iradeleri ile yaptıkları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacaktır.

Açıklanan nedenlerle, gerek İş Kanunu ve gerekse de İş Kanununda değişiklik getiren 6552 sayılı yasanın ilgili maddeleri işçi alacağını korumaya yönelik olup, alt ve üst işveren arasındaki uyuşmazlıklarda taraflar arasında gerçekleştirilen sözleşme hükümleri esas olduğundan sözleşme şartlarına göre değerlendirme yapılması gerekir. Yüklenici davalı ile davacı işveren arasında imzalanan sözleşme hükümleri ve eklerine göre, işçilerin özlük hakları ile ilgili olarak yüklenici (alt işveren) lehine herhangi bir hüküm bulunmadığı ve davacının, yüklenicinin işçisi ile organik bağı olduğu ispatlanamadığından, davacı asıl işverenin, işçilerin özlük haklarından sorumlu tutulamayacağı ve dava dışı işçiye ödenen bedellerden davalı alt işverenin sorumlu olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle, TBK'nın 167. Maddesinde düzenlenen borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumlu olduğu hususunun somut olay bakımından uygulanması sözkonusu olamayacaktır.

Somut olayda, davacının ödediği bedelin tamamını davalıdan rücu edebileceği dikkate alınarak davacının dava dilekçesinde bildirdiği tüm icra dosyalarına yaptığı ödeme belgeleri ile bu ödemelerin ferisi mahiyetindeki ödemelerde gözetilerek ve gerektiğinde bu konuda bilirkişilerden rapor da alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken tüm icra dosyalarındaki ödemeleri dikkate almayan bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi yerinde olmamıştır.

Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.a.6 bendi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine iadesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,

2-İstanbul .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/... Esas, 2022/334 Karar sayılı ve .../04/2022 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE,

4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,

5-Davacı tarafından karşılanan istinaf harç ve yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a.6 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.18/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/1409, K. 2026/1192, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1409-e-2026-1192-k-d1390ff910d7