Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1238 E. 2025/1575 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1238
Karar No
2025/1575
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/1238

KARAR NO : 2025/1575

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 07/06/2022

NUMARASI : 2021/101 Esas - 2022/418 Karar

DAVA: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/11/2025

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı alacaklı yanca davacı aleyhine İstanbul Anadolu 19. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile kambiyo takibi yapıldığını, müvekkilinin bu takipte borçlu olmadığını, takip konusu evrakın davalı firmaya bayilik sözleşmesi karşılığı verildiğini, dava ve takip konusu evrakın dilekçe ekinde sunulan yazışmalardan da açıkça anlaşılacağı üzere bayilik sözleşmesi gereği verildiğini, davalının bayilik teminatı olarak aldığı evrakı takibe koymasının yasal olmadığını, davalının ticari defter ve kayıtları , fatura işlemleri incelendiğinde davacının bayilik sözleşmesi gereği hiç bir borcunun bulunmadığı sabit olduğunu, müvekkili ile davalı arasındaki ilişkinin bayilik sözleşmesinden kaynaklandığını ve borcunun bulunmadığını beyanla; yargılama sonunda müvekkilinin takipte borçlu olmadığının tespitine, davalının %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama gider ve avukatlık ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı yan huzurdaki davaya konu icra takibine ilişkin senedin teminat senedi olduğunu bu nedenle icraya konu edilemeyeceğini belirttiğini, söz konusu beyanın kabulünün mümkün olmadığını, usul hukuku kuralları gereği davacı yanın bu iddiasını yazılı delille ispat külfeti altında olduğunu, dilekçe ekine sunulu yazışma ve sözleşmelerden bu husus anlaşılamadığını, senette de teminat olduğuna dair hiçbir ifade bulunmadığını, Yargıtayın yerleşik içtihatlarında açıkça teminat olduğu belirtilmeyen ve ayrı bir sözleşmeyle teminat olarak verildiği açıklanmayan senetlerin teminat senedi olarak verildiğinin kabulünün mümkün olmadığını beyanla; davacı yan tarafından kötü niyetle açıldığı açık olan haksız ve mesnetsiz huzurdaki davanın reddi ile dava masraflarının davacı yan üzerinde bırakılmasını, davacı yan aleyhine %20' den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, lehine karşı vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Dava, İİK'nın 72. Maddesi gereğince icra takibine konu bononun teminat olarak verildiğinden bahisle açılan menfi tespit talebine ilişkindir. Dava, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır. Davalı tarafından davacı aleyhine İstanbul Anadolu 19. İcra Dairesi’nin ... E sayılı icra takip dosyalarıyla bonoya dayalı takip yapılmış, davacı taraf söz konusu bononun taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin teminatı olmak üzere verildiğini, davalıya bayilik sözleşmesi kapsamında hiçbir borcunun bulunmadığını bu nedenle davalıya borçlu olmadıkları iddiasıyla eldeki davayı açmışlardır. Kural olarak kambiyo senetleri, kayıtsız şartsız soyut borç ikrarını içeren senetlerdir. Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir. Buna göre, bir kambiyo senediyle borç altına giren kimse, borçlu olmadığını iddia ediyor ise bu hususu ispat etmekle yükümlüdür. Bu bakımdan kambiyo senedinin bedelsiz olduğu iddiasıyla açılan menfi tespit davasında ispat külfeti davacı borçluya düşer. Bu itibarla, dava konusu bononun teminat senedi olduğunu iddia eden davacının öncelikle bu iddiasını HMK’nın 201. maddesi uyarınca yazılı delille ispatlaması gerekmektedir. Somut olayda imzası inkar edilmeyen bono takip konusu yapılmış olup, davacı taraf söz konusu senedin davalı tarafa bayilik sözleşmenin teminatı olmak üzere verildiğini, teminat senedine dayalı olarak takip yapılamayacağını ileri sürmüştür. Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere; bir senedin teminat senedi vasfını taşıyabilmesi için; ya senet metninde açık olarak teminatın hangi hususta verildiği belirtilmeli, ya da ayrı bir sözleşmeyle söz konusu teminat senedine atıf yapılarak senedin teminat senedi olduğunun belirlenebilir olması sağlanmalıdır. Senet üzerine yazılacak olan "teminattır" ibaresi dahi tek başına senede teminat senedi olma hüviyetini kazandırmaz. "teminat senedidir," "devredilemez", "ciro edilemez", ibareleri de tek başına geçersiz olup, hiç yazılmamış kabul edilir. Aynı yönde (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nin 2014/11410 E. 2014/13843 K. sayılı ilamı, Kayseri BAM 6. HD. 2022/109 E., 2022/117 K., Ankara BAM 22. HD. 2019/668 E., 2021/2207 K., İstanbul BAM 16. HD. 2018/1537 E., 2021/713 K. Sayılı Kararları), bir senedin teminat senedi olduğunu ileri süren taraf bunu yazılı bir belge ile ispatlamalıdır. Somut olayda takip konusu bononun teminat senedi olduğu yönündeki iddialar yönünden davacı tarafça dosyaya herhangi bir yazılı belge sunulamadığı, davalının bu yönde bir kabulünün bulunmadığı görülmüştür. Davacı yan dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı anlaşıldığından davacı tarafa yemin delili hatırlatılmış, davacı taraf yemin metni sunmuş ancak yeminin yapılacağı celse delil ve gerekçelerini ıslah ederek tek delil olarak davalı tarafın ticari defterlerine dayanmıştır. Davalı taraf süresi içerisinde defterlerini incelemeye sunmamıştır. Davalı tarafın salt defterlerini incelemeye sunmaması dava konusu senedin teminat senedi olduğunu ispatlamayacağı, ıslahla birlikte davacı tarafça yemin deliline de dayanılmaktan vazgeçildiği, bu durumda HMK'nın 200. Maddesine göre senede karşı senetle ispat yükümlülüğü altında bulunan davacı tarafça senedin teminat amacıyla verildiği hususunun kanıtlanamadığı kanaati ile davanın reddine, davacının kötüniyetli olduğu da davalı tarafından ispat edilemediğinden davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin reddine, ..." karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece usuli hata yapılarak davanın ıslahı yanlış değerlendirilmiş olup davanın karar aşamasına kadar bir defaya mahsus tamamen veya kısmen ıslahının mümkün olduğunu, ıslah harcı da uyaptan ödenmiş yapılan ıslah ile tek delil olarak ve münhasıran davalının ticari defterleri ile borçlu bulunmadığının tespitinin istendiğini, ancak davanın reddedildiğini, yapılan bu işlem usuli hata olup ıslah ile davanın hukuki gerekçe ve delilleri tümü ile ıslah edildiğinden ıslah edilen hususun ispat edilip edilmediği tartışılıp değerlendirilmesi lazımken usuli hata ile yanlış karar oluşturulduğunu, davanın ıslahı mahkemece yok sayılarak hüküm kurulduğunu, davanın taraflarından biri münhasıran tek delil olarak tacir olan diğer yanın ticari defter ve kayıtlarını kabul etmesi durumunda tacir olan tarafın ticari defter ve kayıtları davanın tarafları için kesin delil oluşturduğunu, bu ilkenin mahkemece bilerek yanlış yorumlandığını, davalı defter incelemesine uymayarak defterlerini ibrazdan kaçınmış mahkemece davalının ticari defterlerini ibrazdan kaçınması davanın reddi gerekçesi yapmış olup bu işlemin fahiş usuli hatası olduğunu, mahkemenin davalının ticari defterlerini ibraz etmemesini aleyhine delil oluşturarak oluşmuş tüm içtihatlara aykırı karar verdiğini, davanın kesin delillerden olan davalının ticari defter ve kayıtları ile ispat olunduğunu, davacının davalının ticari defter ve kayıtlarına göre davalıya borçlu olmadığını, yerel mahkeme ispat hususunda hataya düşerek yanlış karar verdiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE : Dava, kambiyo senedine(bono) dayılı olarak başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti(menfi tespit) davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, dava konusu bononun teminat olarak verilip verilmediği ve bu bono nedeniyle davacı tarafın borçlu olup olmadığı noktasındadır.Davacı ... tarafından davalı ... lehine 11/07/2016 tarihinde, 26/12/2016 vade ve 70.000,00 TL bedelli bono keşide edilmiştir. Bu bonoda malen kaydı bulunmaktadır.Davalı takip alacaklısı tarafından, davacı takip borçluları hakkında, İstanbul Anadolu 19. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, bonoya dayalı olarak 70.000,00 TL asıl alacağın 24.979,31 TL işlemiş faiziyle birlikte tahsili istemiyle 27/08/2019 tarihli takip talebi ile kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatılmıştır. Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. maddesi uyarınca, takibe konu senedin bayilik sözleşmesinin teminatı olduğu iddiasıyla borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.İİK'nın 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.).İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. Bono niteliği itibariyle mücerret(soyut) bir borç ikrarıdır ve iktisadi açıdan kredilendirme, teminat ve borç ödeme gibi fonksiyonları vardır. Bonoda düzenleme sebebinin gösterilmesi zorunlu değildir. Ancak, senedin düzenleme sebebi belirtilmiş ise, ispat yükü bunu talil eden tarafa aittir. Bonoda yazılı bulunan bedel kaydının hem borçlu hem de alacaklı tarafından talil edilmesi hâlinde ispat yükünün hangi tarafta olduğu hususu da üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Bonodaki bedel kaydının her iki tarafça talil edilmesi hâlinde ispat yükü borçlu üzerindedir. Diğer bir ifade ile bu durumda ispat yükü yer değiştirmez. HMK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca borçlunun bononun bedelsiz olduğunu ispat etmesi gerekir.Somut olayda, davacı bononun teminat senedi olduğunu, davalı ise davacı adına yapılan ödemeler nedeniyle alındığını iddia ettiğine göre, her iki taraf da senet metnini talil etmiş olup, bu durum karşısında ispat yükü yer değiştirmemiş olup halen davacı üzerindedir.Davacı taraf, dava konusu bononun teminat senedi olduğunu iddia etmektedir. Teminat bonosundan söz edilebilmesi için, ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Bir borç ilişkisi gereği taraflardan biri lehine bir para alacağı doğacağı kesin ise ve bu sözleşmede doğacak alacakların tahsili için bir kambiyo senedi verileceği öngörülmüş ise bu kambiyo senedinin teknik anlamda teminat gayesiyle değil, ifa uğruna (ifa amacıyla) verildiğinin kabulü gerekir. Çoğu hâlde, alacaklı, temel ilişkiden doğan alacağının ifası uğruna, kambiyo senedine dayalı alacağın takibi daha kolay olduğu için ya da senedi iskonto ettirerek vadeden önce alacağına kavuşmak olanağını elde etmek için borçludan bir kambiyo senedi vermesini ister. Bu senet ifa uğruna, temel borcun ifasını teminen düzenlenmiş olduğundan, alacaklı öncelikle bu senede dayanarak icra takibi yapmak isteyecektir. Teminat senedi verilmesi durumunda ise, ya temel ilişkide bir alacağın doğup doğmadığı kesin değildir, ya da senedi düzenleyen kişinin borcu, paradan başka bir edimdir.Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 Esas, 2018/563 Karar sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 Esas, 2020/129 Karar sayılı kararlarında da benimsendiği üzere bonoda teminat kaydı var ise de neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu kayıt bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz.Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2010 tarihli ve 2010/19-67 Esas, 2010/99 Karar; 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 Esas, 2018/563 Karar; 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 Esas, 2020/129 Karar ile 15.09.2020 tarihli ve 2017/12-269 Esas, 2020/591 Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir.Bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise bononun sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır.Somut olayda, bonoda geçerli bir teminat kaydı bulunmadığı gibi davacının dayandığı belgeler de dava konusu bonoya ilişkin açık bir atıf bulunmamaktadır. Bu haliyle, dava konusu bononun teminat bonosu olduğu iddiası ispatlanabilmiş değildir.Davacı taraf, 08/11/2021 tarihli dilekçesi ile davalının ticari defterlerine münhasır delil olarak dayanmıştır. Davacı dava dilekçesinde başkaca delillere de dayanmış olup, bahsi geçen ıslah dilekçesi ile bu delillerden vazgeçmektedir. Ancak, HMK'nın 196. maddesindeki delil gösteren taraf, karşı tarafın açık izni olmadıkça, o delile dayanmaktan vazgeçemez, şeklindeki düzenleme karşısında ıslah yoluyla dahi karşı tarafın açık izni olmadıkça delilden vazgeçilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, davacının, davalı ticari defterlerine münhasır delil olarak dayanması söz konusu değildir. Yukarıda açıklandığı gibi bono illetten mücerret olup, davacının iddia ettiği şekliyle davalının ticari defterlerinde alacak kaydı bulunmamasının sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Davacı tarafça sunulan İstanbul Anadolu 20. İcra Hukuk Mahkemesinin 07/02/2023 Tarih ve 2022/777 E. - 2023/141 K. sayılı kararı ile, son işlem tarihi 14/10/2019 tarihinden itibaren başkaca işlem yapılmadığı ve 3 yıl içinde herhangi bir icra işlemi yapılmadığından zamanaşımı süresinin dolduğu kabul edilerek İİK'nın 33/A maddesi uyarınca icranın geri bırakılmasına karar verilmiştir. Ancak eldeki dava 25/09/2019 tarihinde açılmış olup, davalı 06/11/2019 tarihli cevap dilekçesi ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. TBK'nın 154. Maddesinde, alacaklının, dava veya def'i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurması zamanaşımını keseceği düzenlenmiş olup, davalının eldeki menfi tespit davasına sunduğu cevap dilekçesi ile zamanaşımı kesilmiş durumdadır. Dolayısıyla, icra mahkemesinin kararı genel mahkemeleri bağlamayacak olup, takip konusu bono zamanaşımına uğramamıştır.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gerekli olan istinaf karar harcı 615,40 TL'nin davacı tarafından başvuru sırasında yatırılan 1.622,00 TL'den mahsubu ile fazla yatırılan 1.006,60 TL'nin talep halinde davacıya iadesine,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 06/11/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/1238, K. 2025/1575, T. 06.11.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1238-e-2025-1575-k-ce0e4d09edec