Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1181 E. 2026/508 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1181
Karar No
2026/508
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/1181

KARAR NO:2026/508

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:17/03/2022

NUMARASI:2020/24 Esas - 2022/257 Karar

DAVA:Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ:13/03/2026

Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin tacir olarak personel ve öğrenci taşımacılığı işi yaptığını, davalı ile 31/12/2014 tarihinde 5 farklı güzergahta davalı personellerinin taşımacılığı hususunda anlaştıklarını, sözleşmeyi yazılı olarak yenilediklerini, 2017/2018/2019 dönemlerine ait olarak ise sözlü görüşmelere ve şirket mailleri üzerinden yaptıkları mutabakatlara devam ettiklerini, müvekkili şirketin 2019 yılı içerisinde de davalı şirketin personellerini taşımaya devam ettiğini, davalının 13/03/2019 tarihinden itibaren hizmet almayacaklarını müvekkiline yazılı olarak bildirildiğini, davalının haksız ve hukuka ayrıkı fesihine karşılık müvekkilinin Bakırköy ... Noterliğinin 18/03/2019 tarih... Yevmiye numaralı ihtarı ile feshin haksız olduğunu ve uğramış olduğu zararın karşılanmasını davalıdan istemiş ihtarnamenin 21/03/2019 tarihinde davalı şirket çalışanına tebliğ olduğunu, 08/04/2019 tarihinde uyuşmazlığın çözümü için arabuluculuk bürosuna müracaat edildiğini ancak davalı vekilinin hiçbir gerekçe sunmasızın müvekkilinin taleplerini kabul etmediklerini bildirmiş ve arabuluculuk sürecinin sona erdiğini bildirerek davanın kabulünü, fazlaya ilişkin talep ve hakları saklı kalmak üzere 5.000,00 TL kaybının fesih tarihinden itibaren uygulanacak en yüksek ticari faiz ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama gider ve vekalet ücretinin davalı yan üzerine bırakılmasını talep ve dava etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;müvekkilinin adresinin Bağcılar, davacının adresinin ise Başakşehir olması nedeniyle yetkili mahkemeni Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu bildirerek yetkiye itirazlarının bulunduğunu, davacının müvekkili şirket presonelinin taşınması için tahsis ettiği araçların ve araç sürücülerinin iş görme ile ilgili uyğulamalarının, geçmiş dönemdeki uygulamalarla bağdaşmayacak ölçülerde değiştiğini ve kötüleştiğini, bu durumun müvekkili şirket çalışanlarında performans düşüklüğü ve can güvenliğini tehlikeye düşürücü nitelikte olumsuz sonuçlar doğuracak hale geldiğini, müvekkili tarafından davacı şirketin sözlü olarak uyarıldığını, şoförlerin saatinde işe başlamadığını bu nedenle müvekkili şirket çalışanlarının mesai saatinde işyerine ulaşmalarının mümkün olmadığını, sözleşmenin yükümlülüğüne aykırılıkları nedeni ile sona erdiğini, davacının bu bağlamda talep edebileceği herhangi bir zararı bulunmadığını bildirmekle davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerine bırakılmasını talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Taraflar arasında 31/12/2014 tarihinde 5 farklı güzergahta personel taşımacılığı hususunda anlaşma yapıldığı sözleşmesinin 31/12/2015 tarihinde yenilendiği 31/12/2017, 31/12/2018, 31/12/2019 tarihlerinde de tarafların mail yolu ile sözleşmeyi yeniledikleri son yapılan sözleşmenin 1 yıl olduğu ancak davalı tarafın davacıya gönderdiği 13/03/2019 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi fesh ettiği konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmayıp taraflar arasındaki uyuşmazlık sözleşmenin davalı tarafça feshinin haksız olup olmadığı, haksız fesih söz konusu ise davacının bu nedenle tazminat talep edip edemeyeceği edebilecekse niteliği ve miktarının ne kadar olduğu husus da olup HMK 6 maddesinede kanunda aksşne bir hüküm bulunmadıkça tarafların herbiri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun '' (HMK) 190.maddesine göre “ (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. '' hükmü dikkate alındığında davalı tarafın sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği iddiasını ispat etmesi gerekmekte olup davalı tanığı ...'ın 2019 yılı sonlarında yaşanan sıkıntıyı dile getirmiş olup sözleşmenin fesh edildiği 13/03/2019 tarihi ve öncesine ilişkin bir beyanda bulunmamıştır. Davalı tanığı ... beyanında '' 2019 yılı başında mail yolu ile davacı tarafa önceliğinin önceki çalıştıklarıyla işe devam etmek olduğunu, bu fiyatlara göre fiyatı daha düşük veren firmaları tercih etmediklerini ve davacı ile yine yeni dönemde devam etmek istediklerine ilişkin mail gönderdikleri ancak bu mailden sonra 2.ve 3. Ayda sıkıntılar yaşanmaya başladığı '' şeklinde beyanda bulunmuş olup yaşanan sıkıntıları neler olduğu hususunda net bir beyanda bulunmamıştır. Davalı taraf sözleşmenin feshini gerektirecek başkaca bir delil dosyaya sunmamıştır. Davacı ve davalı tanıklarının duruşmada alınan beyanları ve dosya kapsamı hep birlikte değerlendiriliğinde sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak fesh edildiği anlaşılmış olup TBK 112 maddesine göre '' borç hiç ve gereği gibi ifa edilmezse borçlu kendisine hiç bir kusurun yüklenemeyeceği ispat edilmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. TBK 114 maddesine göre ' borçlu genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yolu ile sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanır''hükmü, dosya kapsamı ve dosyada hükme esas alınan bilirkişi raporu hep birlikte değerlendirilmesinde , davacının yeni şartlarla 1 aylık makul süre içerisinde yeni bir taşıma sözleşmesi yapma imkanının bulunduğu, bu kapsamda davacı taraf 1 aylık kazanç kaybı olan 10.520,49 TL alacağını davalı taraftan talep edebileceği anlaşılmakla davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, 10.529,49-TL alacağın dava tarihi olan 27/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararı ile hiçbir somut veri ve gerekçeye dayanılmaksızın yalnızca 1 aylık kar kaybının talep edilebileceğine hükmedildiğini, taraflar arasındaki taşıma ilişkisinin hacmi, somut ve sektöre ait gerekçeler ile ele alınması ve kar kaybının hakkaniyete uygun şekilde belirlenerek davalarının tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini, somut olayın sektörel özellikleri dikkate alınmaksızın verilen mahkeme kararının hatalı olduğunu, neye göre, hangi gerekçe ile hangi tespit üzerine alt sınırdan kurulduğu belli olmayan hükmün, sözleşmeyi haksız ve hukuksuz bir şekilde, TTK md. 18 gereği basiretli davranma yükümlülüğüne ve TMK md. 2 gereği dürüstlük kuralına aykırı olarak, fesheden davalıya ödül mahiyetinde olduğunu, mahkeme tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeksizin makul kabul edilen 1 aylık kazanç kaybı; bilirkişi ek ve kök raporlarında yer alan alt sınır olduğu, alt sınırdan karar verilmesini gerektirecek somut bir veri bulunmadığı için hatalı olduğunu, Yerel mahkemenin gerekçeli kararı okunduğunda kararda somut olayın özellikleri, taşımacılık sektörünün çalışma usulü, anlaşma dönemleri, çalışma sezonları gibi hiçbir faktörün dikkate alınmadığını, söz konusu parametreler dikkate alınmaksızın verilen karar hatalı olup somut uyuşmazlığı sonlandıracak nitelikte olmadığını, sözleşmenin yılın ilk çeyreğinin sonunda feshedildiğini, sektörde tüm sözleşmelerin sene sonunda yenilendiğini,en iyi ihtimalle okul döneminde sözleşme yenilemesi yapıldığı ve servislerin okullara kaydırıldığı düşünülse dahi bu Eylül yani 9. aya tekabül edeceğini, müvekkilin en iyi ihtimalle 6 aydan önce aynı hacimle çalışamayacağı, aynı büyüklükte iş bulamayacağı ortada olduğunu, davalıya 5 güzergahta 5 adet araç ile hizmet sunulmuş olup, sözleşmenin feshinden sonra 5 güzergahın 5'ine de aynı kapasite ile iş bulunamadığını, bilirkişi raporlarında ne kadar süre işsiz kalındığının ispat edilmesi gerektiği belirtildiğini ancak işsizliğin ispat edilebilecek bir unsur olmadığını, müvekkilinin bu 5 araç için yeni bir anlaşma yapamadığından taşeron araç sahipleri ile yollarını ayırdığını, bu nedenle 1 ayda aynı kapasitede iş bulunabileceğinin kabulü asla mümkün olmadığını, bu tespitin hiçbir somut veriye dayanmadığını, davalıya tek araba ile tek güzergahta hizmet veriliyor olsa idi feshin etkileri kısa sürede ortadan kaldırılabilecek olduğunu ancak güzergah ve araç sayısı düşünüldüğünde aynı şartlarda başka bir firma ile kısa sürede anlaşma yapmanın mümkün olmadığını, bu iş hacminin doğuracağı kar kaybının ancak 6 ay-1 yıl arasında telafi edilebileceğini, ancak o sürede emsal bir iş bulunabileceğini, hiçbir zaman zararlarının 3 ayla sınırlı olduğunu kabul etmemekle birlikte, mahkeme kararının kaldırılarak, hakkaniyete uygun ve taleple bağlı olacak şekilde 3 aylık kazanç kaybı taleplerinin kabulü gerektiğini, istinaf başvurularının kabulü ile Bakırköy 2 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/24 E. 2022/257 K. 17.03.2022 T. sayılı kararının kaldırılarak, toplanan deliller kapsamında dosyanın İstinaf Mahkemesi tarafından bilirkişiye gönderilerek tüm itirazları ve taleplerinin değerlendirilip, raporlar arasındaki çelişkilerin giderilip, sektör bilirkişinin aktif şekilde görev aldığı ve görüş yazdığı, karara elverişli yeni bir rapor alınmasına, alınacak rapor doğrultusunda davanın tümden kabulüne, yargılama yapıp karar verilmeyecek ise davanın yeniden görülmesi için kararı veren Bakırköy 2 Asliye Ticaret Mahkemesi’ne veya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nce kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;mahkemenin eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeler ile gerekçelendirdiği kararın, hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, sözleşmenin feshinin hukuka aykırı olmayıp, şekle de uygun olduğunu, kâr kaybının tespitinde (mezkur sözleşme feshedilmeseydi) davacı tarafından yapılacak lüzumlu harcama ve giderlerin düşülmediğini, aylık kâr kaybının, 26 günlük çalışma üzerinden hesaplanmasının hukuka aykırı olduğunu, davacının, dava konusu zararını somut delillerle ispatlamak zorunda olduğunu, izah ettikleri ve resen nazara alınacak sebepler muvacehesinde istinaf başvurularının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE:Dava, taraflar arasındaki taşıma ilişkisinin davalı tarafça süresinden önce ve haksız şekilde feshedildiği iddiasıyla uğranılan kar kaybının tazmini istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır Uyuşmazlık, davalının sözleşmeyi feshinin sözleşme ve kanuna uygun olup olmadığı ve davacının fesih nedeniyle zararı olup olmadığı, varsa miktarının ne kadar olduğu noktasındadır.Taraflar arasında 31.12.2014 ve 31.12.2015 tarihlerinde 5 farklı güzergahta personel taşımacılığı yapılacağı hususunda sözleşmeler imzalandığı,sözleşmede davacının yüklenici olarak yer aldığı, bu sözleşmelerin devam eden dönemlerde de birer yıllığına yenilendiği , en son olarak 31.12.2018-31.12.2019 tarihlerini kapsayan dönem için tarafların mail yolu ile sözleşmeyi yeniledikleri, 2014 ve 2015 yılına ait sözleşmelerin 14. maddesinde "... firma şirkete sunduğu hizmette aksama yapması halinde şirket sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir." hükmünün bulunduğu, dosya kapsamından davalının 13.03.2019 tarihli yazısında hizmetin beklentinin altında kalması ve taleplerinin karşılanmasında güçlük çekilmesi nedeniyle davacının hizmet sözleşmesinin feshine sebep verdiğini belirterek 18.03.2019 tarihinden itibaren hizmet almayacağını bildirdiği anlaşılmaktadır.Davacının talebinin değerlendirilebilmesi için öncelikle feshin haksız olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Davalı tarafça, fesih gerekçesine ilişkin tanık beyanına dayanılmış olup, dosya kapsamına servis hizmetinin zamanında ve gereği gibi verilmediği hususunda düzenlenen bir tutanak veya denetim raporu vb somut bir delil sunulmadığı gibi tanık beyanı dışında başkaca bir delil ile de bu hususun ispat edilmediği gözetildiğinde davalı tarafça yapılan feshin haksız olduğunun kabulü gerekir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 125. maddesi gereğince sözleşmelerde; borçlunun temerrüdü sonucu borç yerine getirilmemişse alacaklıya üç yetki tanımıştır: Bunlar; her zaman için ifa ve gecikme tazminatı isteğinde bulunma, derhal ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini isteme ya da ifadan vazgeçip sözleşmeden dönerek menfi zararın istenmesidir.TBK'nın 126.maddesinne göre ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.Sözleşmeden kaynaklanan zarar, müspet zarar olacağı gibi menfi zarar da olabilir. Müspet zarar:Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark,müspet zarardır.Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır.Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, temerrüde düşen borçludan, gecikmiş ifa ile birlikte gecikme dolayısıyla tazminat istenmesinde, yahut borçlunun temerrüdü halinde ifadan vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin olumlu biçimde ihlalinde, müspet zararın giderimi söz konusu olur (Prof. Dr. H. Tandoğan Türk Mesuliyet Hukuku 1961 s. 426 vd.).Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda, yoksun kalınan kar miktarının, davacının aynı şartlarla yeni bir iş bulunması için geçmesi gereken makul süre ile sınırlı olduğu, buna göre davacının bir ay ile sınırlı olarak kar kaybı talep edebileceği, aylık 22 gün üzerinden yapılan hesaplamada davacının yıllık kazancının 258.720,00 TL olduğu, aylık 26 gün üzerinden yapılan hesaplamada davacının yıllık kazancın 305.760,00 TL olduğu, davacının 2019 yılı gelir vergisi beyannamesine göre brüt satış kar oranının % 0,412892 olduğu, aylık davacının1 yıllık kar kaybının 22 gün üzerinden yapılan hesaplamada 106.823,42 TL, aylık 26 gün üzerinden yapılan hesaplamada 126.245,86 TL olduğu, davacının bir aylık kar kaybının ise 126.245,86 TL olduğu belirtilmiş; taraf vekillerinin bilirkişi raporuna itirazı üzerine alınan ek bilirkişi raporunda, esasen davacının yıllık kazanç kaybının 126.245,86 TL olduğu, bu durumda aylık kazanç kaybı zararının bunun 1/12 oranında olabileceği ve buna göre 10.520,49 TL'nin davacının bir aylık kazanç yoksunluğu dolaylı zararına denk geldiği, yıllık ciro ve karlılık oranı gözetilerek hesaplanan yıllık gelir kaybı zararına ilişkin maddi hatanın bu suretle düzeltilmesi gerektiği, kar kaybının azami 3 ay karşılığının 31.561,47 TL ile sınırlı olabileceği bildirilmiştir. Eldeki uyuşmazlıkta davacının yapmış olduğu taşımaya ilişkin ücretin somut olarak tespit edilmesi ve sözleşmenin haksız feshi nedeniyle davacının kalan süre içinde yeni bir iş bulup bulamayacağı değerlendirilerek, taşımanın yapılamadığı bu süre için davacının yapmadığı masraflar ve davacının kendi ihmali ile kaçırdığı gelir kaybının da tazminattan indirilerek davacının kar kaybının belirlenmesi gerekir.(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2007/9392 Esas ve 2008/12276 Karar sayılı kararı) Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda, bu kapsamda inceleme yapılarak davacının davalıya taahhüt ettiği hizmetin, servis hizmeti olduğu ve taşımanın taşeron aracılığıyla yaptırıldığı da gözetilerek davacının aynı şartlarla yeni bir iş bulunması için geçmesi gereken makul sürenin bir ay olduğunun kabul edilmesi ve karlılık oranının, harcamalar ve gelirin elde edilmesi için yapılacak tüm giderler düşüldükten sonra belirlenmiş olması, davacının tüm ay için araçlarını tahsis etmiş olmasına göre yasal olarak ayda dört hafta tatili günü olduğu dikkate alınarak aylık 26 gün üzerinden hesaplama yapılmış olması isabetli olup, bilirkişi raporu hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğundan mahkemece davacının bir aylık kazanç kaybı olan 10.529,49 TL üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı ve davalı vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.

KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;

1-Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 179,82 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 552,18 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,

4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.13/03/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/1181, K. 2026/508, T. 13.03.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1181-e-2026-508-k-23e118fd19b4