Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2018/5093 E. 2021/1090 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2018/5093
- Karar No
- 2021/1090
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2020/1475 KARAR NO : 2024/673 KARAR TARİHİ : 21/03/2024 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 07/07/2020 NUMARASI : 2018/1474 Esas 2020/409 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 21/03/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 21/03/2024 Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının İzmir 17. İcra Dairesi'nin 2018/5093 sayılı dosyası ile aleyhlerine yürüttükleri takibe itiraz ederek takibi durdurduklarını, davalı tarafın müvekkilinden mal ve hizmet aldığını, karşılığında da müvekkilinin davalıya faturalar düzenlediğini, davalı taraf adına düzenlenen fatura bedellerinin bir kısmını ödediğini bakiye kalan 24.752,00-TL yi ise ödemediğini, bunun üzerine de davalı aleyhine icra takibine başlanıldığını, davalı tarafın takibe "müvekkile borcu olmadığı gerekçesiyle" itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalının müvekkiline borçlu olduğunu tarafların ticari defter ve kayıtları incelendiğinde müvekkilinin davalıdan alacaklı olduğundan bahisle; İzmir 17. İcra Müdürlüğü'nün 2018/5093 sayılı takip dosyasıyla başlatılan takibe davalı tarafça yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, davalı borçlunun itirazında haksız ve kötüniyetli olduğundan asıl alacağın %20 sinden az olmamak üzere tazminat ödetilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davacıya tamamen evrak üzerinde bir takım mali kayıtlar ile borçlandırıldığı, söz konusu ticari satışa ilişkin olarak mal teslimlerine ilişkin muhasebe kayıtlarının müvekkili şirkette bulunmadığını, söz konusu borçlanmanın tamamen hatır ilişki ile eski müdür ... tarafından yatarılarak müvekkili şirkete zarar verilmek amacıyla icra takibine başlatılması sebebiyle davacının davasının reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. MAHKEMECE: "...,Taraflar arasındaki uyuşmazlık ön inceleme duruşmasında; " tarafların İzmir 17. İcra Müdürlüğü 2018/5093 E. Sayılı dosyası ile yapılan takip nedeniyle davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacağın miktarı, gerçek bir alacağının bulunup bulunmadığının davacının dava dışı 3. Kişi ... ile işbirliğine girip davalıyı zararlandırıcı iş ve eylemlerle gerçek olmayan borç yaratıp yaratmadığı hususlarında uyuşamadıkları" şeklinde tespit edilmiştir. Mahkememiz 17/09/2019 tarihli celsesi ara kararı uyarınca dosya bilirkişiye tevdi edilerek; tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde uyuşmazlık konusu hakkında rapor düzenlenmesi istenilmiştir. Bilirkişi 02/12/2019 tarihli bilirkişi raporunda; davalı yanın "davacı şirket ile davalı şirket arasında olduğu iddia edilen ticari ilişkinin tamamen davacı ile davalı şirket eski müdürü ... arasındaki organik bağdan kaynaklı resmi olmayan bir ticari ilişkinin ürünü olduğu" iddiasının dinlenebilir olup olmadığı hususu mahkememize ait olmak üzere davalının incelenen ticari defter kayıtlarına göre aksi ispatlanmadıkça takip ve dava tarihi itibariyle davacının davalıdan 26.499,82-TL alacaklı olduğu kanaatine vardığını bildirmiştir. Mahkememiz 30/01/2020 tarihli celsesi ara kararı uyarınca; dosya bilirkişiye tevdi edilerek davacı vekilinin de sunacağını bildirdiği evraklar dikkate alınarak ek rapor düzenlenmesi istenilmiştir. Bilirkişi 16/03/2020 tarihli ek raporunda; Davacı ve davalı şirketin ticari defter kayıtlarının birbirleri ile uyumlu olmadığı, 29.11.2019 tarihli kök raporumda davalı şirketin incelenen ticari defterlerine göre takip ve dava tarihi itibari ile davacının davalıdan 26.499,82.-TL alacaklı olduğu, davacı vekilin sunmuş olduğu 2016-2017-2018 yılı davalı şirkete ait kayıtları gösteren muavin defter dökümlerine göre ; aksi ispatlanmadıkça, takip ve dava tarihi itibari ile davacı şirketin davalı şirkete 306,80.-TL borç olduğu , 20.12.2018 tarihinde davalıya ait cari hesaba 20.12.2018 tarihinde 306,80.-TL borç kaydı yapılarak cari hesabın kapatılmış olduğu yönünden kanaatini bildirmiştir. Taraf defterleri üzerinde yapılan inceleme de davacı defterlerine göre davacının davalıya 306,80-TL borçlu olduğu tespit edilmiştir. Davalı defterlerine göre ise davalı davacıya 26.499,82-TL borçlu gözükmektedir. Her ne kadar davalı defterlerine göre davalı davacıya borçlu gözükmekte ise de davalı savunmasında eski müdürü tarafından kayıtların değiştirilerek şirketin davacıya borçlu gösterildiğini ve bu hususta davacı ile davalı şirketin eski müdürü arasında işbirliği yapıldığına dair savunması ile birlikte davacı tarafın defter ve kayıtları dikkate alındığında davacının ticari defter ve kayıtlarının kendisi aleyhine delil oluşturacağı muhakkak olmakla birlikte davacı gerek icra takibi tarihi itibari ile gerekse dava tarihi itibari ile kendi ticari defter ve kayıtlarına göre dahi alacaklı değil iken icra takibi başlatması ve sonrasında itirazın iptali davası açmış olması sebebiyle davacı kötü niyetli kabul edilerek davanın reddi ile davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmetmek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur, " gerekçesi ile, davanın reddine, İİK madde 67 gereğince alacağın %20 si oranında hesaplanan 4.950,40-TL kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,"şeklinde karar verilmiştir, Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararın toplanan delillere, usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafın kayıtlarında müvekkilinin davalı tarafa vermiş olduğu malların kayıtları ve davalının müvekkiline olan borcunun yer aldığını, müvekkilinin işyerinde tutulan ön muhasebe kayıtlarında da müvekkilinin davalıdan takip miktarından daha fazla alacaklı olduğunun kayıtlı olduğunu, müvekkilinin mali müşaviri tarafından tutulan muavin kayıtlarda da açıkça yazılı olduğu üzere gerçekte tahsilat olmadığı halde (tahislata ilişkin tevsik edici belge de yoktur) sehven kapatılması nedeniyle müvekkilinin kayıtlarında alacak çıkmadığını, muavin kayıtlarda da açıkça görüldüğü üzere 30.12.2016 ve 30.12.2017 tarihlerinde tek kalem kapanış fişi düzenlendiğini ve tahsilata ilişkin hiçbir kayıt ve belge olmaksızın hesabın kapatıldığını, davalının müvekkiline borcu kendi kayıtlarıyla sabit olup, borcu ödediğine dair ödeme belgesi de sunulmadığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken tamamen soyut bir iddia olan davalının eski müdürünün kendi kayıtlarını değiştirerek davacıyı alacaklı gösterdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kötüniyet tazminatı yönünden; müvekkilinin takip tarihinde işyerinde tuttuğu cari kayıtlarına göre davalıdan alacaklı olup buna dayanılarak davalı aleyhine takip açıldığını, müvekkilinin mahkeme nezninde haksız çıkmış olsa dahi mahkemece yargılama yapılmış, bilirkişi raporu alınmış ve davalı tarafça müvekkilin kötüniyetli olduğuna dair bir delil de sunulmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, satımdan kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir. 28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”. HMK'nın 222. Maddesinin 5. Fıkrası taraflardan biri tacir olmasa dahi tacir olan tarafın defterlerine münhasıran delil olarak dayanılması halinde defterlerin ibraz zorunluluğunu ve ibrazdan kaçınma halinde ibrazı talep eden tarafın iddiasını ispat etmiş sayılacağını düzenlemektedir. Bu maddenin uygulanabilmesi için delil bildirimi aşamasında tacir olan karşı tarafın defterlerine tacir olan veya tacir sıfatı bulunmayan tarafın diğer delillerden vazgeçmek suretiyle münhasıran dayanması gerekmektedir. Delil ikame eden taraf ticari defterler dışında başkaca delillere dayanmış ise HMK'nın 222/5. maddesinden yararlanamaz. Bu maddeden yararlanılabilmesi için tacir karşı tarafın ticari defterlerinde olan kaydın kabul edileceğinin açıkça bildirilmesi gerekir. Yargılama aşamasında HMK'nın 196. maddesi gereğince karşı tarafın açık rızası olmaksızın diğer delillerden vazgeçilerek münhasıran karşı tarafın ticari defterlerine delil olarak dayanılması mümkün değildir. Ancak karşı tarafın açık rızası halinde iddiasını ispat etmek isteyen taraf karşı tarafın ticari defterlerine münhasıran delil olarak dayanabilecektir. Davacı tarafça, davalı tarafın mal ve hizmet aldığı, karşılığında da davalıya faturalar düzenlediği, fatura bedellerinin bir kısmını ödediği bakiye kalan 24.752,00-TL yi ise ödemediği, alacağını tahsil için İzmir 17. İcra Müdürlüğü'nün 2018/5093 sayılı dosyası ile takip başlattığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla itirazın iptali için dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde davanın reddini savunmuştur. Mahkemece taraf defterlerinin incelendiği bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine, davalı lehine kötü niyet tazminatına karar verilmiştir. Davacı ticari defterleri üzerinde yaptırılan inceleme neticesinde alınan raporda, takip ve dava tarihi itibari ile davacı şirketin davalı şirkete 306,80.-TL borç olduğu, 20.12.2018 tarihinde davalıya ait cari hesaba 20.12.2018 tarihinde 306,80.-TL borç kaydı yapılarak cari hesabın kapatılmış olduğu, davalının incelenen ticari defter kayıtlarına göre takip ve dava tarihi itibariyle davacının davalıdan 26.499,82-TL alacaklı olduğu yönünde görüş bildirilmiş olup, aradaki farklılığın neden kaynaklandığı belirlenmemiştir. Bu durumda mahkemece taraf defterlerindeki farklılığın neden kaynaklandığı konusunda davacı itirazlarını da kapsar şekilde her iki taraf ticari defterleri karşılaştırılmak suretiyle rapor veya ek rapor alınmaksızın yetersiz bilirkişi raporu ile sonuca gidilmesi doğru olmamıştır. Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle yukarıda yapılan açıklamalara göre, delillerin toplanarak sonuca varılması için yargılamaya devam edilmesi gerektiğinden, davacı vekilinin istinaf taleplerinin kabulüne, HMK nın 355 ve 353/1-a-6 maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE, 2-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/07/2020 tarih, 2018/1474 Esas ve 2020/409 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, davacı yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 24,40 TL istinaf maktu karar harcının istek halinde İADESİNE, 6-İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 148,60 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 7-İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 21/03/2024