Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/918 E. 2020/13 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/918
- Karar No
- 2020/13
- Karar Tarihi
T.C. BURSA BAM 5. HUKUK DAİRESİ T.C. BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO :... T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : BURSA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 08/01/2020 NUMARASI : 2017/918 E. 2020/13 K. DAVACI (Müteveffa) : ... - ... MİRASÇILARI : 1 -... - ... - .... : 2 -... - ... - ... : 3 -... - ... - ... VEKİLİ : Av. ... - [16980-89360-59884] UETS DAVALILAR : 1-... - ... -... 2-... - ... -... VEKİLİ : Av. ... - Demirtaşpaşa Mah. Ankara Yolu Cd. Tüze İş Mrk. No:36 K:5 D:16 Osmangazi/ BURSA DAVANIN KONUSU : Tazminat (Yönetici Sorumluluğuna Dayalı) DAVA TARİHİ : 12/07/2017 KARAR TARİHİ : 29/04/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 02/05/2024 Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/01/2020 tarih, ... Esas,... sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; davalıların müvekkilinin de ortak olduğu şirketi temsil ve ilzama yetkili ortak olduklarını, davalıların müdürlük görevleri süresince şirketi özensiz ve ticari ahlaka aykırı yöneterek zarara uğrattıklarını, bu yönde yüksek miktarlı kredilerle şirketin gereksiz yere borçlandırıldığını, şirket bünyesinde ihtiyaçtan fazla müdür ve işçi istihdam edilerek yüksek maaşlarla üretim maliyetlerinin artırıldığını, şirket kasa hesaplarında tahsilat olarak yer alan alacakların akıbetinin bilinmediğini, kötü yönetim nedeniyle idari para cezaları ile muhatap olunduğunu, dava konusu şirketin başka şirket üretim araçlarını üretimde kullandığını bu durumun ileride ecri misil ve haksız kullanım davalarına sebebiyet vereceğini, davalı şirket müdürlerinin şirketi zarara uğratmak maksadıyla belgesiz dayanaksız icra takipleri yaptıklarını belirterek TTK'nın 555. maddesine dayalı olarak şimdilik 20.000,00 TL'nin davalılardan tahsili ile şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesi ile; davacının TTK'nın 555. maddesi uyarınca eldeki davaya tek başına açamayacağı, genel kurul ibra kararı sebebiyle hak düşürücü sürenin geçtiğini, uzun vadeli kredilerin davacının da onayı ile kullanıldığını, şirketin kar ettiğini kötü yönetilmediğini, 2016 ve 2017 yılı için kar payı avans ödemesinin yapıldığını, işçi ve yönetici maaşları gibi hususlarda usulsüz uygulama yapılmadığını, 6736 sayılı yasadan yararlanılarak şirket alacaklarının yok edildiği iddiasını kabul etmediklerini, yapılan işlemin rutin muhasebesel işlem olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dosya kapsamı deliller, alınan bilirkişi ve kayyım raporu uyarınca; şirket müdürüne yönelik açılan sorumluluk davasında ispat yükünün davacı üzerinde bulunduğunu, davacı pay sahibinin bu davayı tek başına açabileceği, ibra kararının davaya müessir olmaması sebebiyle hak düşürücü sürenin geçmediğini, davadaki temel noktanın şirketin maddi zarara yöneticinin kusurlu biçimde sebep olması olduğunu, banka kredileri şirketin zarara uğratıldığına dair emare bulunmadığını, kayıtlarda yurt dışı firmasına gönderilme kaydının gerçek bir para gönderim sebebine dayanmadığını, fiktif kayıt olduğunu, dava konusu şirketteki temel sorunun “kazanma ve paylaşma” sorunu olmadığı, ortakların çocuklarının şirkette çalışmaya başlaması ve her birinin şirketten ne kadar yararlanacağı konusunun perde arkasından gündeme gelmesi uyumsuzluğun başlangıç noktasıdır. Davalı şirket müdürlerinin şirketi kötü yönetmedikleri, şirketin kazanmaya ve kayıt dışı biçimde paylaşmaya devam ettiklerinin kabul edildiği, şirket işleyiş ve kayıtlarına bu kadar uzun süre sessiz kalan davacı ortağın bunları bildiği halde bilmiyormuş gibi yapmasının kabul edilemeyeceği, kayıt dışılık bir usulsüz yönetim biçimi ve müdürlerin sorumluluğunu gerektirmekte ise de kendi müdürlüğü döneminde bile aynı şekilde davranan ve uzun yıllar süren bu duruma sessiz kalan davacının bu olguları dava sebebi yapması Türk Medeni Kanunun ikinci maddesine aykırıdır. Mahkemedeki dava bir vergi davası olmadığına göre usulsüz kayıtların hükme gerekçe yapılması mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Diğer yandan, yargılama sırasında davacının, davalıların mal varlıklarına yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik mahkeme kararının davacı vekili tarafından istinafı üzerine Dairenin 2019/1070 E., 2019/760 K. sayılı ilamı ile tedbir talebinin reddine yönelik ayrı ve gerekçeli karar oluşturulması sebebiyle dosya geri çevrilmiş, yerel mahkemece geri çevrilme kararına istinaden hükme yönelik gerekçeli kararda ihtiyati tedbir talebinin reddi kararına yönelik gerekçe oluşturulmuştur. Yerel mahkeme verilen kararlara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; sunulu delillerin davayı ispat eder nitelikte olduğunu davalı müdürlerin hukuka aykırı işlemler yaptıklarını, kayıtlarda yurt dışı firmasına avans olarak verildiği belirtilen miktarın tahsilatla kapatıldığını, bu durumun müvekkili bilgisi dahilinde olmadığını, bu kayıt nedeniyle ilave 98.988,36 TL vergi yükü ödendiğini, şirket aktifleri kullanılan banka kredileri ve elde edilen karlar, verilen sipariş avanslarının şirketin davalılarca kötü yönetildiğini gösterdiğini, banka kredi işlemlerinin durduğu dönemde karlılığının arttığını, kredi ve avans işlemlerinin olmaması halinde karlılığın artması karşısında davalıların sorumluluğunun gerektiğini, kayyım döneminde kar oranlarının artış göstermesinin davalıların şirketi müdür oldukları dönemde zarar soktuklarının göstergesi olduğunu, davacının işlemlerden haberdar olduğu varsayımının soyut olduğunu belirterek davanın reddine yönelik kararın hukuki dayanaktan yoksun olması sebebiyle kaldırılmasını talep etmiştir. Davalılar vekili istinafa karşı cevap dilekçesi ile; müvekkilleri tarafından şirketin zarara uğratılmadığını bilakis karlılıkla şeffaf yönetim gösterildiğini, ıslahın süresinde usulüne uygun olmadığını, davalı ...'un üretim dışındaki mali konularla ilgilenmediğini belirterek yerel mahkeme kararının onanmasını talep etmiştir. Davacı vekili ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik karara karşı istinaf dilekçesinde; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı oması nedeniyle kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: Dava, yönetici sorumluluk nedenine dayalı tazminat istemine yöneliktir. İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı/mirasçılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 1-Asıl hükme yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Somut olayda; davacı, pay sahibi olduğu şirketi temsil ve ilzama yetkili olan davalıların yönetim yetkisini özenle yerine getirmediklerini, şirketin ileri sürülen olgular itibariyle kötü yönetim sebebiyle zarara uğradığını ileri sürerek ıslah ile artırılan 586.657,76 TL tazminatın şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK 644/1-a maddesi atfı nedeniyle limited şirketler yönünden de uygulanması gereken anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ve yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin TTK 553. maddesinde kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hemde şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacakları düzenlenmiştir. TTK. m. 553 hükmünün devamındaki maddelerde de sorumluluğa ve sorumluluk davasına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. TTK m. 555/1 hükmüne göre, "şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir." Şirketin uğradığı zararın, şirket tarafından TTK. m. 553 ve m. 554 hükümlerinde belirtilen sorumlulardan talep edilmesi, bir diğer anlamda aktif dava ehliyetinin olması olağandır. Bunun dışında, şirketin ihmali veya sorumluların şirketteki hakimiyetleri düşünüldüğünde davayı açamama olasılığı değerlendirildiğinde, zararın tazmin edilmesi açısından şirket pay sahiplerine de dava açma hakkı verilmiştir. Öte yandan, şirketin uğradığı zarar sebebiyle yönetici sorumluluğuna dayalı istemde bulunan ortağın ortaklık sıfatının davanın kesinleşmesine kadar devam etmesi gerekmektedir. Ortaklığın davanın devamı sırasında kaybedilmesi taraf sıfatını (husumet ehliyetini) sona erdirir. Bu kapsamda; davacı pay sahibi ortağın yerel mahkeme kararı sonrası 23/11/2021 tarihinde vefat ettiği, ortaklık paylarının intikal ettiği mirasçılarının ortaklıklarının şirket tarafından onaylanmadığı, TTK'nın 596 vd. maddeleri kapsamında mirasçılara intikal eden payların 06/10/2023 tarihli genel kurul kararıyla davalılara geçtiği, ortaklık pay durumuna ilişkin dava dışı şirket genel kurul kararının 10/10/2023 tarihli sicil gazetesinde ilan edildiği, mevcut durumda davacı mirasçılarının ortaklık dolayısıyla taraf sıfatlarının kalmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla, yerel mahkeme kararı sonrası ortaya çıkan bu durum sebebiyle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. 2-İhtiyati tedbir kararına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Yargılama sırasında davalıların mal varlığına yönelik tedbir kararı yerel mahkemece 03/04/2019 tarihli duruşmada "dava konusu olmayan mal ve haklar üzerine konulması talep edilen ihtiyati tedbir talebinin reddine" karar verilmiş, Dairenin tedbirin gerekçeli ara karar ile yazılmasına yönelik geri çevrilme kararı sonrası yerel mahkemece hükme yönelik gerekçeli karar içeriğinde ihtiyati tedbir konulması istenen malların dava ve uyuşmazlık konusunu oluşturmaması sebebiyle tedbirin reddine karar verildiği belirtilmiştir. Bu itibarla, 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. " hükmünü, aynı yasanın 390/3 maddesi ise, ''Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.'' düzenlemesini içermektedir. Kanun hükmü, tedbirin sadece dava konusu olan şey hakkında verilebileceğini ve tedbir talep edenin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda olduğunu düzenlemiştir. Davanın konusu olmayan mal varlığı hakkında tedbir kararı verilemez. Para alacağı için açılan davada, mal varlığı üzerine tedbir konulamaz. O halde, eldeki yönetici sorumluluk nedenine dayalı davanın konusu tazminat istemine yönelik olup, davalıların taşınmaz ve şirket ortaklık payları uyuşmazlık konusu değildir. Bu sebeple, yerel mahkemenin tedbire yönelik kararında isabetsizlik görülmemiştir.
Bu nedenlerle; davacının tedbir kararına yönelik istinaf başvurusunun (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle esastan reddine, asıl hükme yönelik davacıların istinaf başvurusunun (1) nolu bentte açıklanan gerekçe ile kabulüne, yerel mahkeme hükmünün kaldırılmasına, kaldırma nedenine göre sair istinaf sebeplerinin incelenmesine yer olmadığına, belirtilen kaldırma nedeni yeniden yargılama yapılması gerektirir nitelikte olmadığından dairemizce dava hakkında aşağıdaki şekilde hüküm kurulmasına karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile; 1-Davacının ihtiyati tedbir kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b/1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacının esas hükme yönelik istinaf başvurusunun KABULÜNE, Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/01/2020 tarih, ... Esas,... sayılı kararının KALDIRILMASINA, HMK’nın 353/1-b/2 maddesine göre yeniden hüküm kurulmasına; a-Davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE, b-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harcın peşin ve ıslah ile alınan 10.018,65 TL'den mahsubu ile bakiye 9.591,05 TL'nin karar kesinleştiğinde istek halinde davacı/mirasçılara iadesine, c-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerilerinde bırakılmasına, d-Davalılar tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, e-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirmekle karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7/2 maddesi uyarınca 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacı/mirasçılardan alınarak davalılara verilmesine, f-Taraflar tarafından kullanılmayan artan gider avanslarının hükmün kesinleşmesine müteakip taraflara iadesine, 3-İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları -İhtiyati tedbir kararı yönünden; Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 44,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 383,20 TL harcın davacı/mirasçılardan alınarak hazineye gelir kaydına (harç tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), -Asıl hüküm yönünden Davacılar tarafından yatırılan istinaf yoluna başvurma harçlarının hazineye irat kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacılara iadesine, Kararın niteliği itibariyle davacılar tarafından yapılan istinaf masraflarının üzerilerinde bırakılmasına, HMK'nın 333. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avanstan kullanılmayan kısmının yatıran tarafa iadesine, 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik 359/4 maddesi uyarınca kararın Dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ihtiyati tedbir kararına yönelik 6100 sayılı HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olmak üzere, Asıl Hükme yönelik ise, Dairemiz kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, Yargıtay nezdinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.
... Başkan ... e-imza ... Üye ... e-imza ... Üye ... e-imza ... Katip ... e-imza