Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/30522 E. 2022/69 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/30522
- Karar No
- 2022/69
- Karar Tarihi
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/253 KARAR NO : 2024/947 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 16/09/2020 NUMARASI : 2017/1111 Esas - 2020/493 Karar DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/06/2024 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Davalının, İstanbul .... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası ile aleyhine başlatmış oldukları 19.219,03 TL miktarındaki icra takibi nedeniyle düzenlenen ödeme emrini tebliğ aldığını, 12.10.2017 tarihinde takibe, borca ve icra dairesinin yetkisine itiraz ederek takibi durdurduğunu, davalı tarafın yetki itirazının yerinde olmadığını, şöyle ki; İcra İflas Kanunu'nun "Yetki" başlığı altında düzenlenen 50. maddesinde "Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümlerinin kıyas" yoluyla uygulanacağının belirtildiğini, genel yetki kuralının, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki mahkeme/müdürlük yeri olsa da, HMK Md. 10'da sözleşmenin ifa edileceği yerin de takip açısından yetkili olacağının ifade edildiğini, somut olayda davalı tarafından ifa edilecek borç para borcu olup 6098 sayılı TBK Md. 89/1 uyarınca para borçlarının "Aksine bir anlaşma yoksa borçlan, alacaklının Ödeme zamanındaki yerleşim yerinde" ifa edileceğini, bununla birlikte, borçlu ile akdedilen Istasyonlu Bayilik Sözleşmesi, Otogaz Bayilik Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerde olası anlaşmazlıklarda İstanbul (Çağlayan) Mahkemelerinin ve İcra Dairelerinin yetkili olacağının açıkça belirtildiğini, dolayısıyla işbu dava konusu olan ve ifa edilmesi gereken para borcu götürülecek borçlardan olup alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri icra dairesinin de yetkili olduğunu, işbu dununda kanun gereği icra takibinin İstanbul İcra Müdürlüklerinde başlatılmasında hiçbir hukuki engelin bulunmadığını, müvekkil şirket ile davalı/borçlu arasında 5 yıl süreliğine 01.11.2016 tarihinde ile İstasyonlu Bayilik Sözleşmesi ve eklerinin imzalandığını, İstasyon Otomasyon Sistemi Servis, Bakım, Müşteri Sadakat-Elektronik Sistem ile Satış Programlan Sözleşmesi akdedildiğini, bu doğrultuda da davalıya otomasyon hizmeti sunulduğunu, teçhizat/ekipman sağlanıp telim edildiğim, akaryakıt ve LPG satışları gerçekleştirilerek anılı ürün ve ekipmanların teslim edildiğini, sevk irsaliyelerinin delil dilekçelerinde mevcut olduğunu, ancak davalı şirketin, sözleşmeyi taraflar arasında kararlaştırılan süreden önce feshettiğini ve anılı hizmet ve ürünlere ait bedelleri müvekkil şirkete ödemediğini, fesih sonucunda müvekkilin, sözleşme uyarınca ifa ettiği hizmet ile davalıya sağlamış olduğu teçhizat/ekipmanların bedeli, bakiye otogaz satım bedelleri ve Otomasyon sistemi hizmet bedellerinin tahsili amacıyla e-arşiv fatura düzenleyip ödenmek üzere davalıya gönderdiğini, ancak işbu bedellerin davalı tarafından müvekkile ödenmediğini, tüm bu sürecin ardından ve müvekkilin alacağını tahsil edememesi sebebiyle de davalı aleyhine takip başlatma zorunluluğu doğduğunu, ilgili faturaların ve takibe konulan tutarların aşağıdaki tablodaki gibi olduğunu, fatura örneklerinin delil olarak sunulacağını, UK md.58 senet, senet yoksa borcun sebebinin takip talebine eklenmesi gerektiğinden bahsetmiş olup olayda da borcun sebebinin fatura takip talebine eklendiğini, davalının borca itirazı kötü niyetli olup yapılan itirazın hiçbir hukuki geçerliliği olmadığım, anılı ürün ve hizmetlerin davalı/borçluya sunulduğunu lakin karşılıktan olarak herhangi bir ödeme gerçekleştirilmediğini, davalı/borçlunun, icra takibinin Örnek 7 (ilamsız takip) olarak açılmasını fırsat biterek süresinde yapmış olacağı itiraz ile icra takibinin duracağım ve icra takibinin devamı için bir yargılama sürecinin gerekeceğini bilerek hem zaman kazanmayı hem de mahkememizi yanıltmayı amaçladığını, hem müvekkilin ticari defterleri hem de davalının ticari defterleri İncelendiğinde davalının icra takibine konu borcunun sabit olacağını, borçlunun itirazında haksız ve kötü niyetli olduğunu, icra takibini uzatmak maksadıyla borca itiraz ettiğini, davalarının konusu olan satış sözleşmesi ile düzenlenen fatura bedelinden kaynaklanan alacağın likit olduğunu, davalı/borçlunun fatura alacağına ilişkin olarak haksız ve kati) niyetli olarak itirazda bulunduğunu ve takibin durmasına sebebiyet verdiğini, netice olarak alacaklı müvekkilin hakkını elde etmesinin» borçlunun haksız itirazı sonucu alacağın % 20'sinden aşağı olmamak üzere icra İnkar tazminatına çarptırılması ve haklı taleplerinin kabulü ile borçlunun itirazının iptaline ve icra takibinin devamına karar verilmesini talep etme zorunluluğunun doğduğunu, davalarının kabulüyle borçlunun takibe, yetkiye ve borca itirazının iptaline, takibin İstanbul İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden devamına, haksız itiraz eden borçlu aleyhine alacağın % 20'sinden aşağı olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin de davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Davacı şirket tarafından müvekkil şirket hakkında İstanbul .... İcra Müdürlüğümün ... Esas sayılı dosyasında, borca dayanak olarak gösterilen 26.09.2017 vade tarihli 5 adet faturaya istinaden 28.09.2017 tarihli ilamsız icra takibi yapıldığını, müvekkil şirket tarafından ödeme emrine, yetkiye, borca, faize ve borcun tüm verilerine ilişkin olarak 12.10.2017 tarihli itirazda bulunarak haksız icra takibinin durdurulduğunu, alacaklı görünen şirket tarafından müvekkil şirkete 20.12.2017 tarihli itirazın iptali istemli davanın yöneltildiğini, 19.01.2018 tarihli "Cevap süresinin uzatılması ve ilk itirazlar" başlıklı dilekçelerinde belirttikleri kesin yetki itirazlarını yinelediklerini, sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda kanunun öngördüğü özel bir yetki kuralı bulunduğunu, yetkili mahkemenin sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi olarak öngörüldüğünü, davalının yerleşim yerinde de dava açılabilmesine kanunun cevaz verdiğini, sözleşmenin nerede ifa edileceği kararlaştırılmışsa o yer mahkemesinin yetkisinden söz edilebileceğini, hal böyleyken HMK m.10'da öngörülen, sözleşmenin ifa edileceği yerin borcun para borcu olduğu iddia ve gerekçesi ile alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri olacağı yönündeki davacı yorumuna katılamadıklarını, taraflar arasında münakit istasyonlu ve otogaz bayilik sözleşmesi yanı sıra ödünç sözleşmesinin ifa yerinin sözleşmeye konu LPG-Otogaz istasyonunun bulunduğu "Aksaray-Konya Karakolu İS. km Yapılcan Köyü Merkez Aksaray olduğunu, borç ilişkisinin ağırlıklı ediminin de Aksaray'da olduğunu, taraflar arasındaki uyuşmazlık sözleşmeden kaynaklanmakta olup, sözleşmenin ifa yeri mahkemelerinde yani Aksaray Asliye Hukuk Mahkemesinde Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla hukuki uyuşmazlığın incelenmesi gerektiğini, kesin yetki kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan yetki sözleşmelerinin geçerli olmayacağını, anılan nedenlerle borcu kabul anlamına gelmemek kaydıyla tarafların sözleşmesel edimlerinin salt paraya ilişkin olmadığı ve iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme bulunduğu değerlendirildiğinde davanın görüleceği yer mahkemesinin ifa edilecek borcun salt para borcu olduğu gerekçesiyle alacaklı görünen şirketin yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olacağının ileri sürülemeyeceği kanaatinde olduklarını, yine borcu kabul anlamına gelmemek kaydıyla taraflar arasındaki uyuşmazlığın faturadan kaynaklandığı düşünülse dahi bu ihtimalde, HMK m.9'da öngörülen genel yetki kuralı gereğince, genel yetkili mahkemenin kanunda aksine hüküm bulunmadıkça davanın açıldığı tarihte davalının TMK gereği ikametgahı sayılan yer mahkemesi olacağından yine davanın yetkili Aksaray Asliye Hukuk Mahkemeleri'nde Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla görülmesi gerektiği kanaatinde olduklarını, kaldı ki taraflar arasında münakit sözleşmenin "1. Satış Yeri" başlığı altında "bayilik faaliyeti icra edilecek yerin Aksaray olduğu ve belirtilen taşınmaz üzerindeki satış istasyonu ve eklentilerinin "istasyon olarak anılacağı"nın kararlaştırıldığını, müvekkil şirketin davacı PO'ya sözleşmesel ilişkiden kaynaklanan borcu bulunmadığını, ...'in davacı şirket ile 01.11.2016 tarihli otogaz bay ili, istasyonlu bayilik ve ödünç sözleşmeleri imzaladığını, fesih tarihi olan 15.09.2017 tarihine kadar da müvekkil şirketçe PO'nun Aksaray Merkez'de bayiliğini yürüttüğünü, bayilik anlaşmalarından da anlaşılacağı üzere müvekkil şirkete takibe konu otogaz satış, istasyon otomasyon bakımı ve iletişim bedeli ve promosyon giyim açıklamaları kalemler ihtiva eden faturalar düzenlemesinin haksız olduğunu, müvekkil şirketle davacı şirket arasındaki sözleşme ilişkisinin "3. bayilik Faaliyetleri" başlıklı 3.1. maddesinde yer alan : "LPG-Otogaz satışı amacıyla bayilik faaliyetinde bulunmak" hükmünden de anlaşılacağı üzere LPG-Otogaz satışından ibaret olduğunu, anılan faturalara konu alacak kalemlerinin sözleşmesel yükümünü yerine getiren müvekkil şirkete yükletilemeyeceği ve yükletilmeye çalışılmasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, taraflar arasında münakit 01.11.2016 tarihli Otogaz Bayilik, İstasyonlu Bayilik ve Ödünç Sözleşmelerinden de anlaşılacağı üzere, müvekkil şirketin davacı PO'nun sadece LPG-Otogaz satışını gerçekleştirmek amacıyla bayiliğim üstlendiğini, müvekkil şirket ile davacı şirket arasında münakit sözleşmenin süresi 5 yıl olarak öngörülmüşse de müvekkil şirketin TTK.m.102 vd'den kaynaklanan acentelik faaliyeti üstlendiği dönemde taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesi nedeniyle sözleşmeyi 15.09.2017 tarihli ihtarı ile haklı nedenle feshettiğini, 4054 sayılı Kanun m.l'in öngördüğü üzere, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerim kötüye kullanmaları anlamına geleceğinden kanuna aykırılık teşkil etmekte olduğunu, müvekkil şirketin davacı PO ile aralarındaki sözleşmeden kaynaklanan yükümlerini yerine getirdiğini ancak davacı şirketçe haksız şekilde 15,08.2017 tarihli PMD 201/000032727 sayılı otogaz, 31.07.2017 tarihli PMB 2017/000241816 sayılı istasyon otomasyon ve iletişim bedeli, 07.08.2017 tarihli PMH 2017/000000544 sayılı otogaz, 19.07.2017 tarihli PMA 2017/000193940 sayılı promosyon giyim ve 02.08.2017 tarihli PMF 2017/000003407 sayılı otogaz faturalarının düzenlendiğini, salt iade fatura düzenlenmemiş olmasının faturadaki her türlü bilginin doğruluğu anlamına gelmeyeceği hususuna Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05.05.2015 tarihli ve 2004/7832 Esas ve 2005/ 4738 Karar saydı: "Süresi içinde itiraz edilmeyen faturadaki her türlü bilginin doğruluğunun kabul edildiği veya malın alıcıya teslim edildiği anlamına gelmez" şeklindeki kararında da işaret edilmiş olup tek başına borcu kabul anlamına gelmediğini, ... ile ... arasındaki sözleşme feshedilince, müvekkil şirket tarafından davacıya istasyondaki donanım ve cihazların ref'i için ihtar çekerek mehil verildiğini, müvekkil ... tarafından, Aksaray 5. Noterliği'nce düzenlenen 15.09.2017 tarihli ...ve ... yevmiye sayılı ihtarnameleri ile ... ile olan sözleşmelerin feshedildiğim, fesihe ilişkin EPDK'a da bildirimde bulunulduğunu, yine fesihle birlikte Aksaray 5. Noterliği'nin 15.09.2017 tarihli ve 06190 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile "feshin öğrenilmesinden itibaren, istasyonda bulunan muhataba ait ışıklı, elektrikli reklam, pano, tabela ve otomasyon cihazları ve ekipmanların İS gün içerisinde ref i (sökülmesi) ve alınması" nın ihtar olunduğunu ve mehil verildiğini, bu süre zarfında bir takım şirketlerce gelinerek, ekipmanlar ve donanımların (PO amblemli kurumsal kimlik, fiyat panoları, giriş çıkış tabelaları, petrolde kullanılan merdiven, market ve ofis yazıları) sökülerek alındığını, müvekkil şirketin PO'dan sözleşme ilişkisinden kaynaklanan ücret, faiz, tahsil komisyonu ve primden oluşan bir takım alacakları bulunmakta olduğunu, TTK.m. 102 'deki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, bayi olan müvekkil şirketin acentanın aracılık faaliyeti kapsamında değerlendirilebilecek bir ilişkisi bulunmadığını, davacı şirketçe acentanın TTK.m. 113 'den kaynaklanan ücret alacağı, prim ve tahsil komisyonlarının da ödenmediğini, TTK.m.116'da ücretin ödenme zamanı belirli olup en geç sözleşmenin sona erdiği tarihte ödenmesi gerektiğinin düzenlendiğini, sözleşme 15.09.2017 tarihinde feshedildiği halde davacı şirketçe herhangi bir ödeme olmadığını, aksine müvekkil şirket aleyhine haksız şekilde icra takibi başlatıldığını, müvekkil şirket hakkında açılmış bulunan itirazın iptali davasının reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı görünen şirket hakkında takip konusu alacağın % 20'sinden az olmamak üzere tazminatın tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...1/11/2016 tarihli Otogaz Bayilik Sözleşmesinin 38.1. maddesinde sözleşmenin süresinin imza tarihinden itibaren 5 yıl olduğu, İstasyonlu Bayilik Sözleşmesinin 38.1. maddesinde sözleşmenin süresinin imza tarihinden itibaren 5 yıl olduğu,1/11/2016 tarihli İstasyon,Otomasyon Sistemi Servis, Bakım,Müşteri Sadakat-Elektronik Sistem ile Satış Programları Sözleşmesinin m.2de sözleşmenin süresinin imza tarihinden itibaren 5 yıl olduğu kararlaştırılmış olup davalı Aksaray 5. noterliği 06187 yevmiye nolu 15/09/2017 tarihli ihbarname ile 5 yıl dolmadan sözleşmeleri feshettiği tespit edilmiştir. Dosyada davalı tarafça görülen lüzum sebebine dayalı olarak sözleşmenin sona erdirildiğinin ifade edildiği, ancak sözleşmede bayi tarafından belirli süreli bayilik sözleşmesinin süresinden önce tek taraflı irade beyanı ile herhangi bir nedene dayanarak veya nedensiz olarak olağan ve olağan üstü fesih imkanı ile sona erdirebileceğine ilişkin bir hükmün bulunmadığı, bu koşullarda tarafların basiretli bir tacirden beklenen özeni göstermesi gerektiği, 1/11/2016 tarihli Otogaz Bayilik Sözleşmesi ve İstasyonlu Bayilik Sözleşmesinin, ekipman,tadilat,bakıma ilişkin m.10.1., feshin sonuçlarının düzenlendiği 24.1.ve 24.2.2 maddeleri incelendiğinde sözleşmenin fesih halinde PO’nun ödünç verilen malzemelerin tamamının veya PO’nun belirleyeceği kısmının mülkiyetinin bayiye geçmesini sağlayacak şeklide Bayiye fatura ederek piyasa rayiç bedelinin KDV’siyle birlikte ödenmesini Bayiden talep edebileceğinin, bayinin işbu sözleşmeden kaynaklanan ödeme yükümlülüklerinin muaccel hale geleceğinin ve 1/11/2016 tarihli İstasyon,Otomasyon Sistemi Servis, Bakım,Müşteri Sadakat-Elektronik Sistem ile Satış Programları Sözleşmesinin m.19 gereğince otomasyon ekipmanının tamamının faturalandırılacağının tarafların imzaları ile karar altına alındığı, talimatla davalının uyuşmazlığa konu ticari defterlerinin ve kayıtlarının incelenmesi,yapmış olduğu satışlara ilişkin defterlerinin denetlenmesi için ara karar oluşturulduğu ancak davalı şirketin uyuşmazlığa konu ticaret ve defterlerini sunmadığı, HMK M.222/5 uyarınca defterleri ibrazdan kaçındığının kabul edilmesi gerektiği anlaşılmış olup Otogaz Bayilik Sözleşmesi ve İstasyonlu Bayilik Sözleşmesinin m.20 Kayıtlar başlığı altında HMK M.193/1 Uyarınca PO defter ve kayıtlarının kesin delil teşkil edeceği hususunda delil sözleşmesi yaptıkları davacının uyuşmazlık konusu dönem ticaret defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde davacının davalıya verilen bakım bedeli,akaryakıt satışı, otogaz satışı, otomasyon hizmeti muhtelif vb. giyim faturaları nedeniyle 20.849,79TL alacaklı durumda bulunduğu dava dilekçesinde ve takip talebinde 19.219,03TL talep edildiği, her iki tarafın da karşılıklı serbest iradeleriyle yapmış oldukları 2016 yılında düzenlenen bayilik sözleşmesini, Aksaray .... noterliği ... yevmiye nolu 15/09/2017 tarihli ihbarnamede davalı şirketin “Şirketiniz ile aramızda aktedilmiş bayilik sözleşmesini gördüğümüz lüzum üzerine bugünden itibaren feshettiğimizi ihbaren bildiririz” şeklindeki davalının tek taraflı feshi ile gönderdiği ihtarnamedeki gerekçesinin belirtilmediği, cevap dilekçesinde güven ilişkisinin zedelenmesinden bahsedilmiş ancak bunu somutlaştıracak vakıalar belirtilmediği, davalının ticari defter ve kayıtlarını ibrazdan kaçındığı, haklı fesih için başkaca bir delil sunulmadığı gözetildiğinde bu koşullarda haklı fesih olarak nitelendirilmesinin düşünülemeyeceği, usul ve yasaya uygun denetime elverişli bilirkişi raporunda hesaplanan miktar yönünden taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Ayrıca asıl alacak likit ve belirlenebilir olduğundan asıl alacağın %20si oranında icra inkar tazminatına ve davanın kabulüne" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı şirket tarafından müvekkil şirket hakkında İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında, borca dayanak olarak gösterilen 26.09.2017 vade tarihli 5 adet faturaya istinaden 28.09.2017 tarihli ilamsız icra takibi yapıldığını, müvekkil şirket tarafından ödeme emrine, yetkiye, borca, faize ve borcun tüm verilerine ilişkin olarak 12.10.2017 tarihli itirazda bulunarak haksız icra takibinin durdurulduğunu, alacaklı görünen şirket tarafından müvekkil şirkete 20.12.2017 tarihli itirazın iptali istemli davanın yöneltildiğini, 19.01.2018 tarihli "Cevap süresinin uzatılması ve ilk itirazlar" başlıklı dilekçelerinde belirttikleri kesin yetki itirazlarını yinelediklerini, sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda kanunun öngördüğü özel bir yetki kuralı bulunduğunu, yetkili mahkemenin sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi olarak öngörüldüğünü, davalının yerleşim yerinde de dava açılabilmesine kanunun cevaz verdiğini, sözleşmenin nerede ifa edileceği kararlaştırılmışsa o yer mahkemesinin yetkisinden söz edilebileceğini, hal böyleyken HMK m.10'da öngörülen, sözleşmenin ifa edileceği yerin borcun para borcu olduğu iddia ve gerekçesi ile alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri olacağı yönündeki davacı yorumuna katılamadıklarını, taraflar arasında münakit istasyonlu ve otogaz bayilik sözleşmesi yanı sıra ödünç sözleşmesinin ifa yerinin sözleşmeye konu LPG-Otogaz istasyonunun bulunduğu "Aksaray-Konya Karakolu İS. km Yapılcan Köyü Merkez Aksaray olduğunu, borç ilişkisinin ağırlıklı ediminin de Aksaray'da olduğunu, taraflar arasındaki uyuşmazlık sözleşmeden kaynaklanmakta olup, sözleşmenin ifa yeri mahkemelerinde yani Aksaray Asliye Hukuk Mahkemesinde Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla hukuki uyuşmazlığın incelenmesi gerektiğini, kesin yetki kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan yetki sözleşmelerinin geçerli olmayacağını, anılan nedenlerle borcu kabul anlamına gelmemek kaydıyla tarafların sözleşmesel edimlerinin salt paraya ilişkin olmadığı ve iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme bulunduğu değerlendirildiğinde davanın görüleceği yer mahkemesinin ifa edilecek borcun salt para borcu olduğu gerekçesiyle alacaklı görünen şirketin yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olacağının ileri sürülemeyeceği kanaatinde olduklarını, yine borcu kabul anlamına gelmemek kaydıyla taraflar arasındaki uyuşmazlığın faturadan kaynaklandığı düşünülse dahi bu ihtimalde, HMK m.9'da öngörülen genel yetki kuralı gereğince, genel yetkili mahkemenin kanunda aksine hüküm bulunmadıkça davanın açıldığı tarihte davalının TMK gereği ikametgahı sayılan yer mahkemesi olacağından yine davanın yetkili Aksaray Asliye Hukuk Mahkemeleri'nde Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla görülmesi gerektiğini, davacı şirket ile 01.11.2016 tarihli otogaz bay ili, istasyonlu bayilik ve ödünç sözleşmeleri imzalandığını, fesih tarihi olan 15.09.2017 tarihine kadar da müvekkil şirketçe ...'nun Aksaray Merkez'de bayiliğini yürüttüğünü, bayilik anlaşmalarından da anlaşılacağı üzere müvekkil şirkete takibe konu otogaz satış, istasyon otomasyon bakımı ve iletişim bedeli ve promosyon giyim açıklamaları kalemler ihtiva eden faturalar düzenlemesi haksızdır, müvekkil şirketle davacı şirket arasındaki sözleşme ilişkisinin "3. bayilik Faaliyetleri" başlıklı 3.1. maddesinde yer alan : "LPG-Otogaz satışı amacıyla bayilik faaliyetinde bulunmak" hükmünden de anlaşılacağı üzere LPG-Otogaz satışından ibaret olduğunu, anılan faturalara konu alacak kalemlerinin sözleşmesel yükümünü yerine getiren müvekkil şirkete yükletilemeyeceği ve yükletilmeye çalışılmasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, taraflar arasında münakit 01.11.2016 tarihli Otogaz Bayilik, İstasyonlu Bayilik ve Ödünç Sözleşmelerinden de anlaşılacağı üzere, müvekkil şirketin davacı PO'nun sadece LPG-Otogaz satışını gerçekleştirmek amacıyla bayiliği üstlendiğini, müvekkil şirket ile davacı şirket arasında münakit sözleşmenin süresi 5 yıl olarak öngörülmüşse de müvekkil şirketin TTK.m.102 vd'den kaynaklanan acentelik faaliyeti üstlendiği dönemde taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesi nedeniyle sözleşmeyi 15.09.2017 tarihli ihtarı ile haklı nedenle fesih ettiğini, 4054 sayılı Kanun m.l'in öngördüğü üzere, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerim kötüye kullanmaları anlamına geleceğinden kanuna aykırılık teşkil ettiğini, müvekkil şirketin davacı PO ile aralarındaki sözleşmeden kaynaklanan yükümlerini yerine getirdiğini ancak davacı şirketçe haksız şekilde 15,08.2017 tarihli PMD 201/000032727 sayılı otogaz, 31.07.2017 tarihli PMB 2017/000241816 sayılı istasyon otomasyon ve iletişim bedeli, 07.08.2017 tarihli PMH 2017/000000544 sayılı otogaz, 19.07.2017 tarihli PMA 2017/000193940 sayılı promosyon giyim ve 02.08.2017 tarihli PMF 2017/000003407 sayılı otogaz faturalarının düzenlediğini, salt iade fatura düzenlenmemiş olmasının faturadaki her türlü bilginin doğruluğu anlamına gelmeyeceği hususuna Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05.05.2015 tarihli ve 2004/7832 Esas ve 2005/ 4738 Karar saydı: "Süresi içinde itiraz edilmeyen faturadaki her türlü bilginin doğruluğunun kabul edildiği veya malın alıcıya teslim edildiği anlamına gelmez" şeklindeki kararı da mevcut olup tek başına borcu kabul anlamına gelmediğini, ...ile ... arasındaki sözleşme feshedilince, müvekkil şirket tarafından davacıya istasyondaki donanım ve cihazların ref'i için ihtar çekerek mehil verildiğini, müvekkil ... tarafından, Aksaray 5. Noterliği'nce düzenlenen 15.09.2017 tarihli ... yevmiye sayılı ihtarnameleri ile PO ile olan sözleşmelerin feshedildiği, fesihe ilişkin EPDK'a da bildirimde bulunulduğunu, yine fesihle birlikte Aksaray 5. Noterliği'nin 15.09.2017 tarihli ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile "feshin öğrenilmesinden itibaren, istasyonda bulunan muhataba ait ışıklı, elektrikli reklam, pano, tabela ve otomasyon cihazları ve ekipmanların İS gün içerisinde ref i (sökülmesi) ve alınması" nın ihtar olunduğunu ve mehil verildiğini, bu süre zarfında bir takım şirketlerce gelinerek, ekipmanlar ve donanımların (PO amblemli kurumsal kimlik, fiyat panoları, giriş çıkış tabelaları, petrolde kullanılan merdiven, market ve ofis yazıları) sökülerek alındığını, müvekkil şirketin PO'dan sözleşme ilişkisinden kaynaklanan ücret, faiz, tahsil komisyonu ve primden oluşan bir takım alacakları bulunmakta olduğunu, TTK.m. 102 'deki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, bayi olan müvekkil şirketin acentanın aracılık faaliyeti kapsamında değerlendirilebilecek bir ilişkisi bulunmadığını, davacı şirketçe acentanın TTK.m. 113 'den kaynaklanan ücret alacağı, prim ve tahsil komisyonlarının da ödenmediğini, TTK.m.116'da ücretin ödenme zamanı belirli olup en geç sözleşmenin sona erdiği tarihte ödenmesi gerektiğinin düzenlendiğini, sözleşme 15.09.2017 tarihinde feshedildiği halde davacı şirketçe herhangi bir ödeme yapılmadığı gibi aksine müvekkil şirket aleyhine haksız şekilde icra takibi başlatıldığını, Yerel mahkemenin %20 icra inkar tazminatına hükmetmesinin de yasal düzenlemeye aykırı olduğunu, söz konusu alacak yargılama neticesinde belirli olan bir alacak türü olduğundan %20 icra inkar tazminatına da hükmedilmemesi gerektiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. GEREKÇE :Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili istemi ile başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Davaya konu İstanbul 5. İcra Müdürlüğü'nün 2017/30522 E. sayılı takip dosyasının incelenmesinde; alacaklı ... A.Ş tarafından borçlu ... Tic. Ltd. Şti aleyhine 5 adet faturaya dayalı olarak 19.219,03-TL alacağın tahsili için 28/09/2017 tarihinde ilamsız genel haciz yoluyla takibe girişildiği, borçluya ödeme emrinin 10/10/2017 tarihinde tebliğ edildiği ve borçlu tarafından süresinde süresinde borca ve tüm ferilerine itiraz edildiği ve iş bu davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Taraflar arasında yazılı istasyonlu bayilik sözleşmesi ve otogaz bayilik sözleşmesi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Davalı taraf yetki itirazında bulunmuş ve ilk derece mahkemesince yetki itirazının reddine karar verilmesi üzerine esas ile birlikte bu ara kararı da istinaf etmiş olmakla yapılan incelemede; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 50/1. maddesinde, para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetkiye dair hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun genel yetkiye ilişkin 6/1. maddesine göre dava, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceği gibi sözleşmeden doğan davalarda yetkiye ilişkin 10. maddesine göre de sözleşmeden doğan dava, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.6098 sayılı TBK'nın 89/1-1 maddesinde, Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenmediği takdirde, aksine bir anlaşma yoksa, para borçlarının, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, ifa edileceği düzenlenmiştir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde her edim yönünden ifa yerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.HMK'nın 17. maddesi "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır." hükmünü içermektedir. Buna göre taraflar, yetki sözleşmesi veya yetki şartı ile aksine bir düzenleme yapmamışlarsa yetki sözleşmesinde gösterilen mahkeme, münhasır yetkili mahkeme olarak kabul edilir. Taraflar arasındaki sözleşmelerde yetkili mahkeme ve icra dairesi İstanbul Çağlayan Adliyesi kararlaştırılmış olmakla davalı vekilinin istinaf istemlerinin reddi gerekmiştir.Dosya kapsamında mevcut delillerden, taraflar arasında 01/11/2016 tarihli İstasyonlu Bayilik Sözleşmesi, aynı tarihli Otogaz bayilik sözleşmesi ve ödünç sözleşmesi akdedildiği, sözleşmelerin süresinin 5 yıl olduğu ancak davalının süresinden önce Aksaray ....Noterliği’nin 15/09/2017 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile, sözleşmenin feshedildiğini ve 06190 yevmiye nolu ihtarnamesi ile de istasyonda bulunan ışıklı, elektrikli reklam pano, tabela ve otomasyon cihaz ve aletlerinin 15 gün içerisinde alınmasını davacıya bildirdiği görülmüştür. Dosyada davalı tarafça ''görülen lüzum üzerine'' sözleşmelerin feshediğinin ifade edildiği, ancak sözleşmede bayi tarafından belirli süreli bayilik sözleşmesinin süresinden önce tek taraflı irade beyanı ile herhangi bir nedene dayanarak veya nedensiz olarak olağan ve olağan üstü fesih imkanı ile sona erdirebileceğine ilişkin bir hükmün bulunmadığı görülmüş olmakla söz konusu düzenlemenin olması davalının sözleşmeyi feshedemeyeceği anlamına gelmemekle birlikte davalının sözleşmeyi haklı neden göstermeksizin sona erdirdiği, güven ilişkisinin sarsıldığını savunmuş ise de buna ilişkin dosya kapsamında delil sunmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda davalının sözleşmeyi haksız feshettiğinin kabulü gerekir. Taraflar arasındaki otogaz bayilik sözleşmesinin ''Ekipman, Tadilat, Bakım'' başlıklı 10. maddesinde, İstasyon'un donatılması ve ürünün mevzuata ve teknik düzenlemelere uygun olarak satılabilmesi için gerekli olan her türlü malzemenin temini Bayi'ye aittir. PO, dilerse, ekipman tahsis edebilir ve ödünç verilebilecek ekipmanın cins ve miktarını belirleyebilir. PO tarafından dönem dönem Bayi'ye ödünç veriler her türlü LPG dispenseri, LPG pompası, kumanda panosu, tank, kompresör, jeneratör makine, gaz dedektör sistemi, Otomasyon Ekipmanı ve Tanıma Sistemleri ile; sair malzeme, alet ve gereç gibi ekipmanlar münhasıran İstasyon'da ve PO'nun ürün'ün satılmasında kullanılacaktır... ekipmanın tedariki, kullanılması ve iadesinde bu Sözleşme'nin bu maddesi ile bağlantılı eki olan (Ek10.1)Ödünç Sözleşmesi'nin hükümleri uygulanacaktır. Düzenlemesi yer almaktadır. Bunun yanında feshin sonuçlarının düzenlendiği 24.1.ve 24.2.2 maddeleri incelendiğinde sözleşmenin fesih halinde PO’nun ödünç verilen malzemelerin tamamının veya PO’nun belirleyeceği kısmının mülkiyetinin bayiye geçmesini sağlayacak şeklide Bayiye fatura ederek piyasa rayiç bedelinin KDV’siyle birlikte ödenmesini Bayiden talep edebileceğinin, bayinin işbu sözleşmeden kaynaklanan ödeme yükümlülüklerinin muaccel hale geleceğinin ve 1/11/2016 tarihli İstasyon, Otomasyon Sistemi Servis, Bakım,Müşteri Sadakat-Elektronik Sistem ile Satış Programları Sözleşmesinin m.19 gereğince otomasyon ekipmanının tamamının faturalandırılacağının tarafların imzaları ile karar altına alındığı anlaşılmıştır. Sözleşmenin 20. Maddesinde, sözleşme kapsamındaki ticari ilişkiler sebebiyle, Bayi'nin PO karşısında alacak ve borçlarının miktarı ile PO'dan temin ettiği Ürün'ün miktar, bedel ve teslimat tarihleri PO'nun defterlerine ve kayıtlarına göre belirlenecektir. Buna uygun olarak, Taraflar, PO defter ve kayıtlarının Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında kesin delil teşkil edeceğini ve işbu keyfiyetin delil sözleşmesi oluşturacağını kabul ederler. Bayi, bayilik faaliyetlerinden kaynaklanan veya bununla ilgili tüm ticari muameleleri tamı ve doğru olarak yasal defterlerine kaydetmekle yükümlü olacak ve kanunda düzenlenen süre boyunca gerekli tüm dokümanları muhafaza edecektir. Bayinin ve PO'nun kayıt ve sözleşmeleri arasında bir tutarsızlık olması durumunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 193/1. maddesi kapsamında, PO'nun kayıt ve sözleşmeleri geçerli olacaktır, düzenlemesi mevcuttur. Davacının takibe konu ettiği faturaların 15/08/2017 tarihli 7.679,99 TL bedelli otogaz, 31/07/2017 tarihli 1.003,00 TL bedelli istasyon otomasyon ve iletişim, 07/08/2017 tarihli 6.898,20 TL bedelli otogaz, 19/07/2017 tarihli 717,42 TL bedelli promosyon giyim ve 02/08/2017 tarihli 6.898,20 TL bedelli otogaz (faturasından kalan bakiye 2.920,42 TL) faturaları olduğu, faturaların takip talebine eklendiği görülmüştür. Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı). Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Ticarî defterlerin ibrazı ve delil niteliği, HMK’nın 222. maddesinde düzenlenmiş olup maddenin 1. fıkrasında mahkemenin, ticarî davalarda tarafların ticarî defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği ve aynı maddenin 2. fıkrasında ise ticarî defterlerin, ticarî davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerektiği düzenlenmiştir. Ticarî defter kayıtları ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan tarafın, ticarî defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticarî defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir (HMK m. 222/3). Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticarî defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olurlar. (HMK m. 222/4). Öte yandan taraflardan birinin diğer deliller yanında karşı tarafın ticarî defterlerine dayanmasıyla karşı taraftan ticarî defterlerin ibrazının istenilmesi, ancak ticarî defterlerin ibrazından kaçınılması durumunda, HMK’nın belgelerin ibraz mecburiyetini içeren 219 ve devamındaki hükümler uygulama alanı bulacaktır. Bu çerçevede HMK’nın 220/3. maddesinde düzenlenen belgenin ibraz yükümlülüğüne aykırı davranışın sonucunda, HMK’nın 222/5. maddesindeki düzenlemeden farklı olarak hâkime takdir hakkı tanınmış olup hâkim, ibraz edilmeyen belgenin/ticarî defterin içeriği hakkında, somut durumun niteliğine uygun düştüğü ölçüde yapacağı değerlendirme sonrasında ibrazı isteyen diğer tarafın beyanının kabul edilip edilemeyeceğine karar verecektir (Pekcanıtez, Özekes, Akkan, Korkmaz, s. 1834).(Yargıtay HGK'nın 27.01.2022 tarihi ve 2019/11-172 E. - 2022/69 K. sayılı kararı ) Sözleşme ile uyuşmazlık halinde davacı defter ve kayıtlarına itibar edilmesi gerektiği kabul edilmiş ise de, HMK’nun 193/2 m. uyarınca taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersiz sayılmıştır. Bu durumda davacı ticari defter ve kayıtlarının dayanakları gösterilmedikçe bu kayıtların davacı lehine delil olacağı kabul edilemez. Kaldı ki davacı taraf taraflara ait ticari defter ve dayanaklarına dayanmıştır. Ancak yargılama sırasında ticarî defterlerin ibrazı için mahkemece verilen süreler sonrasında ise davalı tarafça, herhangi bir mazeret ileri sürülmeksizin ticarî defterler dosyaya ibraz edilmemiştir.Davacının ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucunda düzenlenen raporda; davacı tarafından davalıya verilen bakım bedeli içerikli 31.12.2016 tarihli 885,00 TL tutarlı hizmet faturasının hesaba davalı bayi adına borç kaydedildiği, hesapta başka kaydın olmadığı, 31.12.2016 tarihi itibari ile davacının davalıdan 885,00 TL alacaklı olduğu, 2017 yılında; 01.01.2017 tarihli açılış kaydında davacının davalıdan 885,00 TL alacaklı olduğu, bu yıl içerisinde hesaba takip tarihine kadar toplam 1.291.493,66 TL tutarında “akaryakıt satışı faturaları * otogaz satış faturaları * otomasyon hizmet faturaları * muhtelif giyim vs. faturaları” nın davalı adına borç olarak kaydedildiği, işbu faturalara karşılık davalıdan gelen havale EFT ve satın alma faturaları toplamı olan (-) 1.271.528,87 TL nin de davalı adına alacak olarak kaydedildiği, hesapta başka kaydın olmadığı, tüm bu işlemlerin sonucunda davacının ticari defterlerine göre takip tarihi 28.09.2017 itibari ile davacının davalıdan 20.849,79 TL alacaklı olduğu, tespit edilmiştir. Öte yandan takibe dayanak faturalardan 15/08/2017 tarihli otogaz satışına ilişkin faturanın sevk irsaliyesinde teslim alan ve teslim eden kısımlarında isim ve imzaların yer aldığı, bunun dışındaki mal teslimine ilişkin 07/08/2017 ve 02/08/2017 tarihli otogaz satış faturasının sevk irsaliyelerinde teslim alan imzasının bulunmadığı tespit edilmiştir. Davalı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılması gerekir. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 12/09/2017 tarih, 2016/3858 Esas ve 2017/2944 Karar sayılı İlamı -Yargıtay 11. HD'nin 07/02/2017 tarih ve 2015/12365 Esas - 2017/648 karar sayılı ilamı - Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 28/01/2016 Tarih, 2015/5491 Esas ve 2016/506 Karar sayılı ilamı). Davacının ticari defterlerinin, Türk Ticaret Kanunu'na ve Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun düzenlemelerine göre usulüne uygun tutulmuş olması ayrıca alacağın dayanağı faturaların mevcut olması karşısında belgeleme ve kaydın belgeye (evrak-ı müsbiteye) dayanması ilkesine uygun olması nedeni ile davacı lehine delil teşkil edeceğinin kabulü gerekir. Davacı, sözleşmenin feshi öncesi düzenlenen 19/07/2017 tarihli promosyon giyim faturasının dayanaklarını sunmamış olup bu faturaya dayalı alacak talebi haklı görülmemiş olmakla birlikte, bayilik sözleşmesinin 11. maddesi kapsamında kurulduğu anlaşılan otomasyon sistemine ilişkin olarak ve 06/02/2017 tarihli genelge doğrultusunda düzenlendiği anlaşılan otomasyon ve iletişim faturasının uyuşmazlık konusu olmayan dönemde davalı bayi tarafından düzenli olarak ödendiği ve sözleşme süresince süreklilik arz eden bir hizmete ilişkin olduğu anlaşılmakla davacının 31/07/2017 tarihli 1.003 TL bedelli otomasyon ve iletişim açıklamalı faturaların bedelini talep etmekte haklı olduğu kabul edilmelidir. Bu nedenlerle davacının 15/08/2017 tarihli 7.679,99 TL bedelli ve 31/07/2017 tarihli 1.003,00 TL bedelli otomasyon ve iletişim açıklamalı faturalar bedelleri toplamı olan 8.682,99 TL asıl alacak talebinde haklı görülmüştür.Bunun yanı sıra icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.Eldeki davada, dava konusu faturaların davacı ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, teslim alan kısmında isim ve imzaların bulunduğu, alacağın likit (belirlenebilir) olduğu nazara alınarak kabulüne karar verilen asıl alacak yönünden davacı alacaklı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Buna karşın davanın reddedilen kısmı üzerinden davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için davacının takibinde kötüniyetli olması şart olduğundan her ne kadar reddedilen kısım yönünden davalı aleyhine yapılan takip haksız ise de davacının takibinde kötü niyetli olduğu ispatlanamamıştır. Bu haliyle davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesinin koşulları oluşmamıştır. Bu itibarla mahkemece yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde tam kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun yetki hususundaki istinaf istemleri yerinde görülmediğinden reddine, sair hususlardaki istinaf isteminin ise kabulü ile HMK 353/1-b2 m. uyarınca hükmün kaldırılması ve davanın kısmen kabulü yönünde yeniden hüküm kurulması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın KISMEN KABULÜNE, 2-Davalının İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takibinde 8.682,99 TL asıl alacağa yönelik İTİRAZININ İPTALİNE, takibin bu tutardaki asıl alacak ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren %9,75 faizi işletilmesi suretiyle devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine,3-Hükmedilen alacağın %20'si oranındaki 1.736,60- TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,4- Davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin yasal şartları oluşmadığından reddine,5-Başlangıçta peşin olarak alınan 328,22 TL harcın alınması gerekli olan 593,14 TL harçtan mahsubu ile bakiye 264,92 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,6-Davacı tarafında yatırılan peşin harçtan karşılanan toplam 328,22- TL peşin harç giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,7-Davacı tarafın yargılama sırasında yapmış olduğu başvuru harcı 31,4 TL, posta ve tebligat gideri 276,2 TL, bilirkişi ücreti 1.350 TL, olmak üzere toplam 1.657,6 TL yargılama masrafının, davacı yan davasında kısmen haklı çıktığından dava konusunun toplam değerinin kabulle sonuçlanan kısma oranı sonucu bulunan 748,89 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, dava konusunun toplam değerinin redle sonuçlanan kısma oranı sonucu bulunan 908,71 TL yargılama masrafının davacı yan üzerinde bırakılmasına, 8-Davacı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 8.682,99 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, 9-Davalı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 10.536,04 TL avukatlık ücretinin davacı taraftan alınarak davalıya verilmesine, 10-Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider ve delil avansının HMK 333 .maddesi ve Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca yatırana iadesine 11-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak; a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 162,10 TL, posta ve tebligat gideri yapılmadığından toplam 235,70 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.14/06/2024