Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/233 E. 2020/156 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/233
- Karar No
- 2020/156
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/1212 KARAR NO: 2025/9 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 24/03/2021 NUMARASI: 2015/814 Esas - 2021/208 Karar DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/01/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı şirketin hissedarlarından olduğunu, davacının, davalı şirketin 27.4.2014 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına vekili marifetiyle katıldığını, davalı şirketin 27.04.2015 tarihli genel kurul toplantısında 3,4,5,6 numaralı gündem maddelerinin görüşülmesinin 28.05.2015 tarihine ertelendiğini, 27.04.2015 tarihli toplantıda 7 nolu yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı verilmesine ilişkin kararın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, yönetim kurulu seçimine ilişkin 8 numaralı kararın esas sözleşmeye aykırı olduğunu, 9 numaralı kararın hisse devirlerinin onaylanmasına ilişkin olduğunu, bu maddeyle ilgili neden iptalinin istendiğinin dava dilekçesinde açıklanmadığı, 28.05.2015 tarihinde yapılan genel kurul yönünden, davacının usulüne uygun olarak vekiline yetki verdiğini, vekili vekaletinin usulsüz olarak geçersiz kabul edilerek toplantıdan çıkarıldığını, bu nedenle 28.05.2015 tarihinde yapılan genel kurulun butlanına karar verilmesi gerektiğini, bunun mümkün olmaması halinde gündemin 3. Maddesi ile alınan şirketin 2013-2014 yıllarına ait yönetim kurulu faaliyet raporunun okunmasına ilişkin kararın usulüne uygun olmadığından ve gerçeği yansıtmadığından iptalinin gerektiğini, gündemin 4. Maddesi ile alınan 2013-2014 yıllarına ait bilanço ve kâr-zarar hesaplarına ilişkin kararın gerçeği yansıtmadığından iptalinin gerektiğini, gündemin 5. Maddesi gereğince alınan yönetim kurulu üyelerinin ibrasının TTK 436/2’ye aykırı olduğunu, gündemin 6 nolu kararı uyarınca alınan kâr dağıtımı kararının usulsüz bilançoya dayandığından iptali gerektiğini belirterek 27.04.2015 tarihli genel kurulda alınan 7, 8, 9 nolu, 28.05.2015 tarihli toplantıda alınana 3, 4, 5, 6 nolu kararların iptalini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının kötü niyetli olduğunu, tüm kararların yasal kararlar olduğunu, vekâletnamenin ne şeklide düzenleneceğinin “Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları” ile “Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmelik”te belirtildiğini, davacının vekâletinin buna aykırı olduğunu belirterek, davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "(...) Yönetim kurulu üyelerine ödenen huzur haklarının ifa ettikleri görev ile orantılı olmamasından dolayı, şirketin gelir durumunu etkileyeceği ve dolayısı ile hissedarların hak edeceği temettü gelirlerini de dolaylı olarak etkileyeceği, davacı vekilinin muhalefet şerhini tutanağa geçirttiği, dolayısı ile davacının gündemin 7. Maddesi ile ilgili iptal talebinin hukuki koşullarının oluştuğu kanaatine varılmış ve kararın iptaline karar vermek gerekmiştir. (...) Davalı şirketin Esas Sözleşmesinin 9. Maddesinde özetle “yönetim kurulunun TTK hükümleri dairesinde şirket ortağı veya şirket dışından en az bir (1) en çok üç (3) kişilik bir yönetim kurulu tarafından yönetilir” hükmünün bulunduğu görülmüştür. Davalı şirketin 24.07.2015 tarihli Olağan Genel Kurulunda TTK’ nın 339/2-g bendi ve şirket esas sözleşmesinin 9. maddesi gereğince en çok üç kişiden oluşması gerektiği, Genel Kurulda TTK’ nun 339/2-g maddesinde emredildiği şekilde Esas Sözleşmenin 9. Maddesinde yer alan “en az bir (1) en çok üç (3) kişilik bir yönetim kurulu tarafından yönetilir” hükmüne aykırı olarak dört kişilik yönetim kurulunun seçildiği, davacının üç aylık hak düşürücü süre içerisinde ilgili gündem maddesini dava konusu ettiği görülmüştür. Ancak, davacının gündemin 8. Maddesi oylandıktan sonra TTK m.446/I-a maddesi uyarınca muhalefet şerhini gündem maddesine geçirtmediği görülmüştür.Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelirsek, incelemeye konu kararda davacı(vekili) tarafından usulüne uygun muhalefet beyanı bulunmamaktadır.Bu nedenle, davacının vekil ettiği ...'un katıldığı toplantıda kendisine söz verildiği halde muhalefettini bu madde açısından zapta geçirmediği kanaatine varılmıştır. Buna göre, gündemin 8. Maddeleri açısından taraf ehliyetine ilişkin dava şartı gerçekleşmediğinden bu maddeyle ilgili davanın HMK'nin 114/1-d ve 115/1. maddeleri uyarınca taraf ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiştir.(...) Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmelik’in 21/2. maddesine göre; davacının vermiş olduğu vekâletnamenin 21/1. maddesindeki unsurları taşıdığı, 27.04.2015 tarihli Genel Kurulun devamı niteliğinde olan 28.05.2015 tarihli genel Kurulda da geçerli olacağı, bu durumda da davacı vekilinin 28.05.2015 tarihli toplantıya alınmamasının Genel Kurul Yönetmeliğinin 21/2. Maddesine aykırı olduğu kanaatine varılmıştır. Ancak, toplantıya haksız olarak alınmamak, toplantıda alınan karalar için butlan sebebi olmayıp TTK'nin 446/1-b maddesi uyarınca davacıya sadece iptal davası açmak hakkı verir. Bu nedenlerle davacının 28.5.2018 tarihinde yapılan toplantıda alınan tüm kararların butlanı isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. (...) Davacı vekilinin 28.05.2015 tarihli Genel Kurula katılması durumunda ertelenen 3, 4, ve 5. Maddelerinin görüşmelerinde ve oylamalarında davacının 17.000,000 oyuna karşılık 68.000.000 oy olduğu ve kararları etkileyemeyeceği kanaatine varılmıştır. Her ne kadar davacı vekili, faaliyet raporunda şirketin genel giderlerinin açıklanmamış olduğunu, faaliyetlerin detayının gösterilmemiş olduğunu ve şirketteki şeffaf yönetim ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiş ise de,şirketin ticari faaliyet sürdürdüğü anasözleşmede yazılı maksadına uygun üretim, imalat ve ticari faaliyetlere dayanmayan maksadını gerçekleştirmesine yönelmeyen konularda tanzim edilen bir faaliyet raporunun bulunmadığı, şirket maksadını oluşturan işin kendi bünyesinden kaynaklanan noktalarda faaliyetlerin görüşüldüğü, şirketin gelir kaynağının ve mal varlığının bu noktada devam ettiği, şirket maksadının objektif olarak bulunduğu ve faaliyet raporunun da bu hususlara yöneldiği anlaşıldığından davalı şirketin yönetim kurulu tarafından, davacının talebinin yerine getirilip getirilmediği hususu davacı tarafından delillerle ortaya konmadığı, Gündemin 3. Maddesi kapsamında, davacının iddiasını delillerle somutlaştıramadığı anlaşıldığından bu maddeyle ilgili iptal şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmış ve davacının iptal isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.(...) Bu noktada Mahkememizin 20/03/2019 tarihli celsesinde 1 numaralı ara kararı gereğince ek rapor tanzimi istenilen bilirkişinin ibraz ettiği ek rapor içeriğinin denetimi ile de; Sadece ortakların alacağının ticari defterlere eksik bir şekilde kaydedildiği, ortaklara eksik tahakkuk ettirilen bu tutarın şirketin kar-zarar durumu ile ilgisinin bulunmadığı, gerçeğe aykırılığın davacı tarafından kar zarar hesaplarına yönelik olarak iddia edildiği, şirketin ödeme yapıldıkça ticari deftere kaydı amaç olarak gütmüş kabul edilebileceği bilançonun bilindiği gibi şirketin aktif ve pasiflerini gösterdiği ve ticari defterlerden çıkartılan tablo olduğu, kar payı tahakkukunun ticari defterde eksik kayıtlı olmasının gerçeğe aykırılık olarak kabul edilemeyeceği ancak eksiklik olarak benimsenebileceği nitekim şirketin bu eksikliği ortağa yapılan ödeme öncesi düzeltildiği, bu nedenle işletmenin karlılığının söz konusu mali dönem için benimsenemeyeceği Bu nedenle, davacının talebinin yerinde olup olmadığı hususu davacı tarafından geçerli delillerle kanıtlanamadığından Gündemin 4. Maddesiyle ilgili iptal şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmış ve davacının iptal isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.(...) 5 no.lu karar metni incelendiğinde, yönetim kurulu üyesi ...'in, ..., ... ve ...'in oylarıyla ibrasına karar vermiştir. Oylamada oy kullanan ... ve ..., 2013-2014'te yönetim kurulu üyesi olduklarından bu oylamada oydan yoksundurlar. 2013-2014'te yönetim kurulu üyesi olmayan ... 17.000.000 oya sahiptir. 17.000.000 oya sahip davacının toplantıya katılması halinde olumsuz oy kullanacağı düşünüldüğünde, bu durumda oylarda eşitlik olacağından ibra kararı alınmamış olacaktı. Dolayısıyla ...'in ibrasına ilişkin oylamanın iptali gerektiği anlaşılmaktadır. 5 no.lu karar metni incelendiğinde, yönetim kurulu üyesi ...'in, ..., ... ve ...'in oylarıyla ibrasına karar vermiştir. Oylamada oy kullanan ... ve ... 2013-2014'de yönetim kurulu üyesi olduklarından bu oylamada oydan yoksundurlar. 2013-2014'de yönetim kurulu üyesi olmayan ... 17.000.000 oya sahiptir. 17.000.000 oya sahip davacının toplantıya katılması halinde olumsuz oy kullanacağı düşünüldüğünde, bu durumda oylarda eşitlik olacağından ibra kararı alınmamış olacaktı. Dolayısıyla ...'in ibrasına ilişkin oylamanın da iptali gerektiği anlaşılmaktadır. 5 no.lu karar metni incelendiğinde, yönetim kurulu üyesi ...'in, ..., ..., ..., ...'in oylarıyla ibrasına karar vermiştir. .Oylamada oy kullanan ..., ... ve ... 2013-2014'de yönetim kumlu üyesi olduklarından bu oylamada oydan yoksundurlar. 2013-2014'de yönetim kurulu üyesi olmayan ... 17.000.000 oya sahiptir. 1.7.000.000 oya sahip davacının toplantıya katılması halinde olumsuz oy kullanacağı düşünüldüğünde, bu durumda oylarda eşitlik olacağından ibra karan alınmamış olacaktı. Dolayısıyla ...'in ibrasına ilişkin oylamanın da iptali gerektiği kanaatine varılmıştır. Her ne kadar davalı vekilinin, son bilirkişi raporuna karşı sunduğu 2.3.2021 tarihli dilekçesinde, 28.5.2015 tarihli toplantının 5 numaralı ibra ile ilgili kararı İst. Anadolu 3. ATM'nin 2017/233 esas sayılı dosyasında ibranın usulüne uygun şekilde olduğunun bildirildiğini beyan etmiş olup, bu dosyanın incelenmesinde mali müşavir bilirkişi ...'nin ibra için her bir üyenin sadece kendi ibrasında oy kullanamayacağı yönünde görüş bildirdiği anlaşılmış ise de, TTK'nin 436/2. Maddesi "Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz." hükmünü haizdir. Madde hükmü çok açık olup, yönetim kurulu "kendime oy kullanmıyorum, diğerlerine kullanıyorum" diyemez. Madde hükmünce hiçbir yönetim kurulu üyesinin oyu geçerli değildir. Bu nedenle İst. Anadolu 3. ATM'nin 2017/233 esas sayılı dosyasında görüş bildiren bilirkişi ...'nin görüşünün doğru olmadığı ve yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin oylamanın geçerli olmadığı kanaatine varıldığından 28.04.2015 tarihli genel kurul toplantısında alınan 5 numaralı kararın iptaline karar vermek gerekmiştir.(...) Davacı kâr payı avansı dağıtımına ilişkin kararın iptali talebini, usulsüz ve gerçeği yansıtmayan bilançoya göre tespit edilmesine dayandırmıştır. Ancak yukarıda 4 numaralı kararın incelenmesinde belirtildiği üzere davaya konu mali tabloların karlılığın tespiti açısından gerçeği yansıtmayan bir durum olarak addedilemeyeceği davalı şirket kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonrası tertip edilen rapor içeriği ile anlaşılmıştır. Bu nedenle de usulsüz ve gerçeği yansıtmayan bilançoya dayanarak yapılan kar dağıtımının da yerinde olmadığı yönündeki davacı iddiasının 4 numaralı maddedeki kar dağıtımına ilişkin eksikliğin şirketin kar/zarar hesaplarını etkilemediği anlaşıldığından davacının bu itirazının kaydi anlamda somut bir veri ve/veya delillerle kanıtlanamadığından, gündemin 6. Maddesiyle ilgili iptal şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmış ve davacının iptal isteminin reddine karar verilerek davanın kısmen kabulü, kısmen reddi ile, 27.04.2015 tarihli genel kurul toplantısında alınan 7 numaralı kararın iptaline, 27.04.2015 tarihli genel kurul toplantısında alınan 8 numaralı kararın iptali isteminin HMK'nin 114/1-d ve 115/1. maddeleri uyarınca taraf ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddine, 27.04.2015 tarihli genel kurul toplantısında alınan 9 numaralı kararın iptali isteminin reddine, 28.04.2015 tarihli genel kurul toplantısında alınan tüm kararların butlanı isteminin reddine, 28.04.2015 tarihli genel kurul toplantısında alınan 3 numaralı kararın iptali isteminin reddine, 28.04.2015 tarihli genel kurul toplantısında alınan 4 numaralı kararın iptali isteminin reddine, 28.04.2015 tarihli genel kurul toplantısında alınan 5 numaralı kararın iptaline, 28.04.2015 tarihli genel kurul toplantısında alınan 6 numaralı kararın iptali isteminin reddine, ..." karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; uzun yıllardan beri şirket gayrimenkullerinin kiraya verilmesi dışında hiçbir faaliyeti olmadığını, şirketin 31.12.2013- 31.12.2014 tarihli ayrıntılı gelir tablosunda görüleceği üzere gelirinin %99’u kira gelirinden oluştuğunu, şirket merkezinin ...’in eşi ile birlikte ikamet ettiği ev olup şirketin çalışanı olarak görülen kişiler ev işlerini gören ve hasta olan anneleri ... ile yine yaşlı ve hasta olan ...’in bakıcılığını yaptığını, ... gerek şirket Yönetim Kurulu başkanlığı döneminde, gerekse babasının başkanlığı dönemindeki yönetim kurulu üyeliği döneminde, babası ...’in yaşlılığından istifade ederek şirket gelirlerini keyfi ve usulsüz bir şekilde kullandığını, bunun en net göstergesinin ise yıllık gelirin %75- 98,74’ünün yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı olarak dağıtılması olduğunu, nitekim, ana sözleşmede yönetim kurulu üye sayısının en az 1, en çok 3 olabileceğine dair amir hüküm yok sayılarak, yönetim kurulunu 4 kişiye çıkarmışlar ve şirket karını yasal düzenlemelere aykırı bir şekilde kendi aralarında paylaşmış olduklarını, mahkemenin yasaya aykırı olarak alınan bu kararın iptali talebimizi; tutanakta bu konuda açık bir muhalefet olmadığı gerekçesi ile reddettiğini, oysaki davalı adına katılan vekili, kararı kabul etmediğini belirterek olumsuz oy kullandığını, diğer yandan alınan karar yoklukla malul batıl bir karar olduğunu, Yasada belirtilen düzenleme doğrultusunda değişiklik yapılmadan en fazla 3 olması gereken üye sayısı 4’e çıkarılamayacağını, kanunun emredici hükmüne aykırı olarak alınan kararların batıl olup bu nedenle ilk derece Mahkemesinin 27.04.2015 tarihli Genel Kurul Toplantısında alınan 8 numaralı karar yönünden verdiği red kararının yerinde olmadığını, 28.05.2015 tarihinde yapılan toplantıda alınan kararlar yönünden; 28.05.2015 tarihinde yapılan toplantı, 27.04.2015 tarihli ilk toplantının devamı niteliğinde olduğu ve ilk toplantıda alınan vekâletname ile bu toplantıya katılmanın yasal düzenlemeler kapsamında mümkün olduğu, gerek bilirkişi kurullarının görüşü ile gerekse Mahkeme kararının gerekçe kısmında açıklanarak kabul edildiğini, davacı vekilinin toplantıya alınmayarak usulsüz bir toplantı yapılmasına rağmen, sayın ilk derece Mahkemesi farklı gerekçelerle toplantının usulüne uygun yapıldığı ve davacının toplantıya katılmış olsaydı dahi oy nisabına göre alınan karalardaki sonucun değişmeyeceği görüşü talebini kabul etmediğini, iptali istenen 3 numaralı karar; Yönetim Kurulu Faaliyet Raporunun onaylanması kararı, 4 numaral karar; 2014 yılına ait Bilanço ve Gelir Tablosunun Tasdik edilmesi, 6 numaralı karar kar dağıtımına ilişkin karar olup “ Bilanço Hukuku” bilançonun açıklık ve doğruluk ilkelerine, ekonomik gerçeklere, yasa hükümlerine, muhasebenin temel kavramlarına, genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine, muhasebe standartlarına uygun olarak düzenlenmesini sağlamaya yönelik kuralların tamamı olduğunu, Yönetim kurulu; Şirket ortaklarına, şirketin işletmesiyle ilgili doğru ve güvenilir bilgi iletmekten sorumlu olup Şirket ortaklarına gelir giderle ilgili tüm bilgileri finansal tablolarda açık bir şekilde göstermesi gerektiğini, Taleplerine rağmen şirket kayıtları detaylı bir şekilde incelenmediğinden şirket çalışanı olarak gösterilen kişilerin gerçekte şirket çalışanı olup olmadığı belirlenmemiş, şirket adına kayıtlı araçların, bilgisayarların, şirket hattı olarak gösterilen telefon aboneliklerinin dahi şirket yönetim ve faaliyeti için değil, şahsi ihtiyaçlar için sarf edildiği ve bu şekilde giderlerin devamlı bir şekilde şişirildiği hususu mahkeme ve bilirkişiler tarafından göz ardı edildiğini, dolayısı ile bilanço ve mali tabloların gerçekliği şüpheli olup Defterleri inceleyen bilirkişiler itirazlarımıza rağmen bu konuda bir açıklama yapmadıkları gibi bir kanaatte belirtmediğini, Mahkeme bu maddi olgulara rağmen, 3 numaralı Yönetim Kurulu Faaliyet Raporunun onaylanması kararı, 4 numaralı 2014 yılına ait “Bilanço ve Gelir Tablosunun” tasdik edilmesi kararı ve 6 numaralı kar dağıtımı kararının iptali talebimizi; şirket faaliyetinin ana sözleşmeye uygun bir şekilde yürütüldüğü, faaliyet raporunun da bu hususlara yöneldiği, davacının kar payının ticari defterlerde eksik gösterilmesinin kısmen doğru olduğunu, dağıtılması gereken kar payının gerçek tutarının 69.031, 26 TL iken defterlerde 34.602,98 TL olarak kayıt edildiği, ancak bu kaydın gerçeği yansıtmamasının tüm bilançonun gerçeği yansıtmadığı anlamına gelmediğini, gerçeğe aykırılık ifadesinin daha ziyade kar- zarar hesaplarına yönelik olduğunu, bu eksik kayıt dolayısı ile şirketin kaydi olarak kar veya zarar etmediğini, bu durumun eksiklik olarak algılanabileceğini, 4 ve 6 madde yönünden kaydi anlamda belgesel bir dayanağı olmadığı ve iptalini gerektirecek kaydi bir unsura rastlanmadığı gerekçesi ile reddettiğini, dağıtılması gereken kar payı gerçek tutarı 69.031, 26 TL iken defterlerde 34.602, 98 TL olarak kayıt edilmesinin de “mali tablolarda” gerçeğe aykırılık değil de eksiklik olarak gösterilmesi de yasal bir gerekçe olarak kabul edilemeyeceğini, mahkemece bu hususların yeterince araştırmamış, inceleme yapan bilirkişiler ise incelemelerini defter kayıtları ile sınırlı kalarak yapmış, belirtilen usulsüzlükler yönünden detaylı bir inceleme yapılmadığı için bu hususların cevapsız bırakıldığını, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın tümüyle kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflarınca yargılama aşamasında defalarca Bilirkişiler tarafından emsal ücretler ile karşılaştırma yapılarak bir görüş bildirilmesi talep edilmiş ise de, bu talebimiz hiçbir zaman yerine getirilmediğini, bilirkişiler tarafından belirtilen madde hükmünde boşluk olduğunu, kanunun gerekçesinde bu hususta önceki madde hükmünün geçerli olduğunun belirtildiğini, taraflarınca yargılama aşamasında defalarca bu hususa ilişkin olarak Yargıtay kararı da sunulmasına karşın; bilirkişi kendi benimsediği görüşe göre değerlendirme yapmış olup; seçenekli değerlendirme yapmadığını, Yönetim kurulu üyelerinin hiçbirinin birbiri için oy kullanamadığı kanaatinde olunması halinde, yönetim kurulu üyesi bulunmayan ortaklı bir şirkette hiçbir zaman ibralama meydana gelemeyeceğini, veyahut yönetim kurulu üyelerinin dışında yalnızca bir ortağın bulunması halinde, ibralama işlemi tamamen bu ortağın insiyatifine kalacak olup; kötü niyetin kullanılmasını da kolaylaştıracağını, tüm bu nedenler ile, bahse konu kanun maddesi, yönetim kurulu üyelerinin birbiri için oy kullanamayacağı yönünde yorumlanamayacağını, somut olayda davacı yan toplantıda kendini temsil ettirseydi dahi, pay oranı sebebiyle alınan kararlarda etkisi olmayacağından, yönetim kurulu üyelerinin ibrası sonucuna varılacağını, bu nedenle, davacının işbu madde açısından da iptal davası açma hakkı bulunmadığını, yine davacı tarafından dava dışı genel kurul toplantısına karşı açılan ve yönetim kurulunun ibrasının da bulunduğu genel kurul kararının iptali davasının görüldüğü İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/233 E. Sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporunda, işbu davaya konu yönetim kurulunun ibrasına ilişkin olarak usulüne uygun şekilde ibra kararı verildiği yönünde kanaat belirtildiğini, yine İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/233 E., 2020/156 K. Sayılı ilamı ile bu maddenin iptaline yönelik talebin reddine karar verildiğini, TMK 17. maddesinde de ifade edildiği üzere yansoy hısımlığı bulunduğu, bu durumda, yönetim kurulu üyelerinin kardeş olması nedeniyle söz konusu genel kurul maddesinin oylamasında oydan yoksun olacağı şeklinde yorum yapılamayacağını, ayrı ayrı oylama yapıldığında ibra kararı için gerekli çoğunluk sağlandığına göre bu madde yönünden iptal talebinin yerinde olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE: Dava, anonim şirket genel kurul kararlarının iptali, davasıdır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davaya konu genel kurul kararlarının butlanla malül olup olmadığı ya da kararların iptali sebebinin bulunup bulunmadığı noktasındadır. Davalı şirketin, 2013 ve 2014 yılı olağan genel kurulu, davacının katılımı ile 27/04/2015 tarihinde yapılmıştır. Bu genel kurulda davacının finansal tabloların ve bununla bağlantılı konuların görüşülmesinin ertelenmesini talep etmesi üzerine gündemin 3., 4., 5. ve 6. maddelerinin görüşülmesi 28/05/2015 tarihine ertelenmiş, gündemin diğer maddeleri görüşülmüştür. 28/05/2015 tarihli erteli genel kurulda da 3., 4., 5. ve 6. maddeleri görüşülmüştür. Davacı tarafça, davalı şirketin 2013 ve 2014 yılı olağan genel kurulu ile erteli genel kurulunda alınan bir kısım kararların iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 445. Maddesinde, toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten kişilerin, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabileceği, düzenlenmiştir. TTK'nın 447. Maddesine göre de, genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararlarının batıl olduğu hüküm altına alınmıştır. Davacı taraf, iptal istemine konu 7 nolu genel kurul kararına muhalefetini bildirmiş, 8 nolu genel kurul kararına ise muhalefetini bildirmemiştir. Ayrıca davacı tarafın vekili 28/05/2015 tarihli erteli genel kurula alınmamıştır. Davacı eldeki davayı 14/07/2015 tarihinde üç aylık süre içerisinde açmıştır. Butlan istemi ise bir süreye bağlı değildir. Genel kurul kararlarının iptali davasına konu, davalı ...’nin 27/04/2015 tarihinde yapılan 2013 ve 2014 yılı olağan genel kurul toplantı tutanağının; 7. Maddesinde, yönetim kurulu üyelerine İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/801 esas sayılı kararı ile iptal edilen 2013 yılı huzur haklarının ödendiği haliyle onaylanmasına ve ilave olarak 01/04/2015 tarihinden itibaren ayrı ayrı 10.000,00 TL net huzur hakkı ödenmesine davacının 17.000.000 olumsuz oyuna karşılık 68.000.000 olumlu oy ile karar verilmiştir. Davacı taraf, yönetim kurulu üyelerinin emek ve mesai harcamasına gerektiren bir durum bulunmadığı, yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararın davacının şirketten alacağı kar payını azaltmaya ve kendilerine haksız kazanç sağlamaya yönelik olduğu iddiasıyla söz konusu kararın iptalini istemektedir. TTK'nın 394/1. Maddesinde, yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebileceği düzenlenmiştir. TTK'nın 408/2-b maddesine göre de, yönetim kurulu üyelerinin seçimi, süreleri, ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları genel kurulun münhasır yetkilerindendir. Huzur hakkı, yöneticilerin, şirkete harcadıkları emek ve mesailerine karşılık, esas sözleşme veya genel kurul kararları ile ödenmesi kararlaştırılan paradır. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı belirlenebileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret biçiminde de tespit edilebilir. Ücretin miktarı ise şirketin mali yapısı, şirketin bu yöndeki uygulaması, yönetim kurulunun bu iş için harcadığı emek ve mesai ile orantılı olmalıdır. Yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, ortaklık yapısı ve mali durum açısından davacı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulunun harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kârdan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekmektedir. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi heyeti raporunda, davalı şirketin sadece kira geliri elde ettiği, esas faaliyet alına ilişkin herhangi bir faaliyetinin bulunmadığı, Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/801 EB 2015/15 K, sayılı kararında yönetim kurulu üyelerine, huzurdaki davadaki rakam ile aynı olan 10.000 TL huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararının, davalı şirketin davayı kabulü sonucunda iptal edilmiş olduğu, yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı 10,000 TL. Ödenmesinin dürüstlük kuralma aykırı olacak şekilde fahiş olduğu ifade edilmiştir. Daha önce İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/801 esas sayılı kararı ile iptal edilen 2013 yılı için 10.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararın yine 2013 yılına ilişkin olarak aynı şekilde alınması dürüstlük kuralına uygun değildir. Ayrıca şirketin karı ve şirketin faaliyeti nazara alındığında 01/04/2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere karalaştırılan ücretin fahiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu halde şirket yönetim kurulu üyelerine 2013 yılı ve 2015 yılı için 10.000,00 TL ödenmesine ilişkin karar dürüstlük kuralına aykırı olup iptali şartları oluşmuş bulunmaktadır. Şirketin 27/04/2015 tarihinde yapılan 2013 ve 2014 yılı olağan genel kurul toplantı tutanağının; 8. Maddesinde, yönetim kurulu üyeliklerine üç yıl görev yapmak üzere ..., ..., ... ve ...'ın 17.000.000 olumsuz oya karşılık 68.000.000 olumlu oyla seçilmelerine karar verilmiştir. Davacı taraf, şirket ana sözleşmesine göre en az bir, en çok üç yönetim kurulu üyesinin seçileceğini ancak dört yönetim kurulu üyesi seçilmesinin ana sözleşmeye aykırı olduğu iddiasıyla söz konusu kararın iptalini istemektedir. Ancak davacı taraf iptalini istediği bu karara karşı muhalefetini bildirmemiştir. İptal davası açılabilmesi için olumsuz oy kullanılması tek başına yeterli olmayıp, ayrıca karşı oy kullanan ortağın oylamadan sonra muhalefetini tutanağa geçirmesi veya bu hususta ayrı bir dilekçe vermesi dava şartıdır. Oylamadan önce muhalefet dilekçesinin sunulması veya muhalefet beyanının tutanağa yazılması halinde, bu durum daha karar alınmadan önce karşı çıkma şeklinde olduğu, karara karşı peşin muhalefette bulunulduğu, bu şekildeki muhalefetin öneriye karşı çıkma mahiyetinde olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, bu durumda iptal davası açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği açıktır (Yargıtay 11. HD'nin 2015/6729 E. - 2016/3366 K., 2019/2841 E. - 6994 K., 2018/2156 E.- 2019/4580 K., 2010/5250 E. - 2012/4756 K. sayılı ilamları). Davacının, genel kurulun 8. Maddesi yönünden oylamadan sonra muhalefetini tutanağa şerh etmek veya tutanağa eklenmek üzere yazılı olarak sunmak suretiyle bildirmediğinden 8. Maddenin iptalini istemesi mümkün değildir. Anılan kararın ana sözleşmeye aykırı olması ise butlan sebebi olmayıp iptal sebebidir. Dolayısıyla genel kurulun 8 nolu kararında butlan sebebi de mevcut değildir. Şirketin 28/05/2015 tarihinde yapılan 2013 ve 2014 yılı erteli olağan genel kurul toplantısına ilişkin olarak davacı usulüne uygun yetki verdiği vekilinin genel kurula alınmadığı ve bu durumun butlan sebebi olduğunu ileri sürmüştür. TTK m.425 hükmü gereğince, ilke olarak pay sahibi, paylarından doğan haklarını kullanmak için, genel kurula kendisi katılabileceği gibi, pay sahibi olan veya olmayan bir kişiyi de temsilcisi olarak genel kurula yollayabilir. Temsilcinin pay sahibi olmasını öngören esas sözleşme hükmü geçersizdir. Pay sahibinin genel kurulda bulunma zorunluluğu bulunmadığı gibi pay sahibinin haklarının esas sözleşme, yönetim kurulu veya genel kurul kararıyla sınırlandırılması ve pay sahibinin genel kurula katılmasının önlenmesi mümkün değildir. Türk Ticaret Kanunu açısından emredici hükümlere aykırı olan her esas sözleşme hükmünün mutlak surette butlanla malul olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu hususta dikkat edilmesi gerekin şey emredici hükme aykırı düzenlemenin niteliğinin tespit edilmesi ve ona uygun yaptırımın uygulanmasıdır. Örneğin, TTKm. 410. hükmünde, genel kurulun çağrılmasına, toplantıya katılma ve gündemin ilanına ilişkin hükümler, emredici olarak düzenlenmesine rağmen bunların ihlali halinde butlan değil iptal edilebilirlik hükmünün uygulanması gerekir (m. 446/1. b). Aynı şekilde bir veya birkaç pay sahibinin genel kurula katılmasına veya oy kullanmasına engel olunması, gündemin gereği gibi ilan edilmemesi veya pay sahibi olmayan kişilerin genel kurula katılması ya da oy kullanmaları halinde söz konusu genel kurul kararı batıl değil, iptali dava edilebilir bir karardır. Buna karşın, pay sahibinin genel kurulda temsil edilmesine ilişkin hakkının TTK m. 425/1 hükmü kapsamını aşacak şekilde esas sözleşme ile sınırlandırılması iptali kabil değil, batıldır(Pulaşlı, Hasan, Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt I, 3. Bası, s. 743, Ankara 2018). Şirketin 28/05/2015 tarihinde yapılan genel kurul toplantı tutanağında davacı tarafından tayin edilen vekilin vekaletnamesinin erteli genel kurul için geçerli olmadığı, davacının asaleten ve vekaleten temsil edilmediği belirtilmiştir. Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul Ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmelik'in 21/2. Maddesine göre, vekaletnameler, ait olduğu genel kurul toplantısı ve yeni bir vekil atanmadığı sürece hukuken bunun devamı sayılan toplantılar için geçerlidir. Gündemin değiştirilmemesi kaydıyla, nisabın yokluğu, azlığın talebi veya genel kurulun kararıyla yahut herhangi bir nedenle toplantının ertelenmesi halinde yapılacak toplantılar hukuken önceki toplantının devamı sayılır. Buna göre, erteli genel kurula davacının vekilinin usule aykırı şekilde alınmadığı ve böylelikle davacının genel kurula katılma hakkının ihlal edildiği ortadır. Ancak genel kurul toplantısına katılmaya ilişkin hükümler emredici olarak düzenlenmelerine rağmen bunlara aykırılık halleri butlan değil, TTK’nın 445’inci maddesi kapsamında iptal yaptırımına tabidir. Davacı ortağın temsilcisinin vekaletteki eksiklikler gerekçe gösterilerek haksız olarak toplantıya alınmaması davacıya iptal davası açma hakkı verir. Bu halde TTK'nın 446/1-b ve 445. maddesinde yer alan koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenerek genel kurulda alınan her bir karar yönünden inceleme yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir(Yargıtay 11. HD'nin 16/05/2019 Tarih ve 2017/4647 E. - 2019/3855 K. Sayılı kararı). Şirketin 28/05/2015 tarihinde yapılan 2013 ve 2014 yılı erteli olağan genel kurul toplantı tutanağının; 3. Maddesinde, yönetim kurulu faaliyet raporu oylanmış ve 0(sıfır) olumsuz oya karşılık 68.000.000 olumlu oyla kabulüne karar verilmiştir. Davacı taraf, faaliyet raporunda genel giderlerinin ve faaliyet detayının gösterilmediği, şeffaf yönetim ilkesinin ihlal edildiği, gerçeği yansıtmadığı iddiasıyla söz konusu kararın iptalini istemektedir. İlk derece mahkemesince alınan 21/11/2017 tarihli bilirkişi raporunda faaliyet raporunun "Şirketlerin Yıllık Faaliyet Raporunun Asgari İçeriğinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmelik" hükümlerine uygun olduğu tespit edilmiştir. Buna göre, davacının somut bir iddiası da bulunmadığı nazara alındığında faaliyet raporunun iptali şartları somut olayda gerçekleşmemiştir. Şirketin 28/05/2015 tarihinde yapılan 2013 ve 2014 yılı erteli olağan genel kurul toplantı tutanağının; 4. Maddesinde, 2013 ve 2014 yılına ait bilanço ve kar-zarar hesapları okunarak oylanmış ve 0(sıfır) olumsuz oya karşılık 68.000.000 olumlu oyla kabulüne karar verilmiştir. Davacı taraf, dağıtılmasına karar verilen kar payının kendisine ödenmediği, yönetim giderlerine ilişkin detay bulunmadığı, gerçeği yansıtmadığı iddiasıyla söz konusu kararın iptalini istemektedir. 21/09/2019 tarihli bilirkişi ek raporunda, davacının kar payının ticari defterlerde eksik gösterilmesi gerçeğe aykırılık olarak değerlendirilmemiştir. Davacının kar payının eksik gösterilmesi davacının şirketten olan şahsi alacağına ilişkin olup, finansal tabloların gerçeğe aykırı düzenlendiğini ispata elverişle değildir. Davacı tarafça, şirket finansal tablolarında, olması gereken mali analiz ve açıklıklar bulunmadığı, davalının şirket aktifleri içinde yer alan gayrimenkullerin kira sözleşmelerini ibraz etmediği, her bir gayrimenkulde ki kiracının kim olduğu, ödenen kiranın günün rayiçlerine uygun olup olmadığı hususlarının finansal tablolarda gösterilmediği, şirket kayıtlarında şirket çalışanı gibi gösterilen ve aylık ödeme yapılan kişilerin, şirketin ortaklarından ... ve ...’in ev hizmetlerini ve bakımını yapan kişiler olduğu halde, bu kişiler şirket çalışan olarak gösterilerek mali tablolarda şirket çalışanı gibi maaş ödemelerinin yer aldığı, şirket adına kayıtlı araçların, bilgisayarların, şirket hattı olarak gösterilen telefon aboneliklerinin dahi şirket yönetim ve faaliyeti için değil, şahsi ihtiyaçlar için sarf edildiği ve bu şekilde giderlerin devamlı bir şekilde şişirildiği ileri sürülmüştür. Ancak davacının iddia ettiği gibi bunlar finansal tablolarda gösterilmiş olup, söz konusu giderlerin rayice uygun olup olmadığı ve şirket yönünden gerekli olup olmadığı eldeki davanın konusu değildir. Bu nedenle, eldeki davada finansal tablolara ilişkin genel kurul kararının iptali şatları gerçekleşmemiştir. Şirketin 28/05/2015 tarihinde yapılan 2013 ve 2014 yılı erteli olağan genel kurul toplantı tutanağının; 5. Maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin ibrasına geçilmiş, yönetim kurulu üyeleri ayrı ayrı oylanarak oylanan yönetim kurulu üyesinin katılmadığı oylama sonucu yönetim kurulu üyelerinin ibrasına karar verilmiştir. Davacı taraf, yönetim kurulu üyelerinin birbirlerinin ibrasında oy kullandıkları, bilançonun da gerçeği yansıtmadığı iddiasıyla söz konusu kararın iptalini istemektedir. TTK'nın 436/2. Maddesinde, şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişilerin, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamayacakları düzenlenmiştir. Davalı şirketin yönetim kurulu, ..., ..., ... ve ...'dan oluşmaktadır. Bunlar ayrıca şirkette pay sahibidir. Anılan ibra kararında yönetim kurulu üyeleri hakkında tek tek ibra kararı alınmıştır. yönetim kurulu üyesi ..., ... ile diğer yönetim kurulu üyeleri ... ve ...'nun oylarıyla; yönetim kurulu üyesi ..., ... ile diğer yönetim kurulu üyeleri ... ve ...'nun oylarıyla; yönetim kurulu üyesi ..., ... ile diğer yönetim kurulu üyeleri ..., ... ve ...'nun oylarıyla; yönetim kurulu üyesi ..., ... ile diğer yönetim kurulu üyeleri ... ve ...'in oylarıyla ibra edilmişlerdir. Şirketin genel kurulda temsil edilen toplam payı 68.000 adet olup, bunlardan 51.000 adedi genel kurula katılan yönetim kurulu üyelerine aittir. İbra kararı ibrası oylanan yönetim kurulu üyesi dışında genel kurula katılanların oy birliği ile alınmıştır. Buna göre yönetim kurulu üyelerinin diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullandıkları anlaşılmaktadır. Yönetim kurulu üyeleri dışında toplantıya katılan tek ortak İpek Silisan olup, şirketteki hissesi 17.000 adettir. İbra kararında yönetim kurulu üyelerinin kullandığı olumlu oylar düşüldüğünde geriye ...'ın 17.000 olumlu oyu kalmaktadır. Davacının da şirkette 17.000 adet payı bulunmakta olup genel kurul toplantısına katılması ve olumsuz oy kullanması halinde salt çoğunluk sağlanamadığından ibra için gerekli nisabı sağlamayacağından, davacının ibra kararına etki etmesi mümkün bulunmaktadır. Bu halde mahkemece, davacının vekilinin usule aykırı olarak erteli genel kurula alınmaması ve davacının ibra kararına etki edebilecek olması nedeniyle yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin genel kurul kararı yasaya ve dürüstlük kuralına aykırı olup, iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Şirketin 28/05/2015 tarihinde yapılan 2013 ve 2014 yılı erteli olağan genel kurul toplantı tutanağının; 6. Maddesinde, 2014 yılı 1. ve 2. mali dönemine ilişkin kanuni yedek akçe ayrıldıktan sonra kar payı dağıtılmasına 0(sıfır) olumsuz oya karşılık 68.000.000 olumlu oyla kabulüne karar verilmiştir.Davacı taraf, usulsüz ve gerçeği aykırı bilançoya dayanılarak alınan kar payı dağıtımı kararının yerinde olmadığı iddiasıyla söz konusu kararın iptalini istemektedir. Ancak, finansal tablolarda bir iptal sebebi bulunmadığı tespit edildiğinden, genel kurulun kar payı dağıtımına ilişkin kararında da bir iptal sebebi görülmemiştir. Tüm bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince, 27/04/2015 tarihinde yapılan genel kurulun huzur hakkına ilişkin 7. maddesinin ve 28/05/2015 tarihinde yapılan erteli genel kurulunun yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin 5. maddesinin iptaline, diğer istemlerin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir. KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davalı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 09/01/2025