Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2014/154 E. 2017/102 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2014/154
Karar No
2017/102
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/654 Esas KARAR NO:2024/1616 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI:2018/1154 Esas- 2021/983 Karar TARİH:16/12/2021 DAVA:Tazminat (Ticari Niteliktekinde Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç)) KARAR TARİHİ:17/10/2024 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 18 yıldır davalıların bayiiliğini yaptığını, müvekkili ile davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin acentalık sözleşmesi olduğunu, davalıların müvekkiline bayiliğin devredilmesi için psikolojik baskı yaptığını, müvekkilinin bayiliği devretmemesi üzerine davalıların Beşiktaş ... Noterliğinin 10/01/2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile aralarındaki bayilik sözleşmesini haksız şekilde feshettiklerini, davalıların kötü niyetli olduklarını, davalıların gerek sözleşmeye gerekse ticari hayatın işleyişine ve etiğine uygun davranmadığını, taraflar arasındaki akdedilen acentelik sözleşmesinin haksız feshedilmesi nedeniyle müvekkilinin portföy tazminatına hak kazandığını, müvekkilinin bayilik sözleşmesinin haksız feshedilmesi nedeniyle işyerini kapattığını ve işçilerini işten çıkarmak zorunda kaldığını, davalıların haksız fesih nedeniyle müvekkilinin zararlarını karşılamak zorunda olduğunu, müvekkilinin rekabet yasağına yönelik tazminat talebi bulunduğunu, müvekkili tarafından davalılara aralarındaki bayilik sözleşmesi uyarınca 2 adet teminat mektubu teslim edildiğini, sözleşmenin fesh edilmesi üzerine teminat mektuplarının müvekkiline iade edilmesi gerektiğini bildirerek; müvekkili tarafından davalılara teslim edilen ... Bankasına ait ... numaralı, 120.000 TL bedelli ve ...bank'a ait ... numaralı 5.000 TL tutarındaki teminat mektuplarının iadesine karar verilmesine, davalılar tarafından Beşiktaş ... Noterliğinin 10/01/2018 tarih ve ... yevmiye numarası ile gönderilen ihtarname gerçekleştirilen feshin haksız fesih olduğunun tespitine, haksız fesih nedeniyle TTK md. 122 uyarınca müvekkkilinin portföy tazminatına hak kazandığının tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik kısmi eda talebi niteliğinde 240.000 TL kira ödemesinin davalılar aleyhine hükmedilerek müvekkiline ödenmesine ve davalılara ihtarnamelerin tebliğ tarihinden itibaren en yüksek ticari faizin işletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketler ile davacı... arasında 22.01.2015 tarihinde 2 yıl süreli olarak ... Bayilik Sözleşmesi imzalandığını ve davacı şirket, ... bayi kodu ile Adana ilinde faaliyette bulunduğunu, Davacı ile müvekkil Şirketler arasında imzalanan Sözleşme’nin süreye ilişkin hükümleri açık olup sözleşmenin iki (2) yıllık süre için yapıldığını, Yine ilgili madde uyarınca Sözleşme’nin birer (1) yıllık süreyle uzama maddesi uyarınca uzayan sözleşme sonrasında, artık sözleşmesel ilişkinin devamını isabetli görmeyen müvekkil Şirketler, haklı nedenle Bayilik Sözleşmesini sona erdirdiklerini 10.01.2018 tarihinde davacıya bildirdiğini, öncelikle Mahkemece davacı şirkete davasının belirsiz alacak mı kısmi dava mı olduğuna ilişkin beyanda bulunması için bir haftalık kesin süre verilmesi gerektiğini, Ayrıca, ...Şirketleri aleyhine karşı ikame edilen bir davada, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından, 13.02.2017 tarihli 2014/154 E. 2017/102 K. sayılı kararında, dava konusu masrafların belirsiz alacak davası olarak açılamayacağının ifade edildiğini, hem menfi hem müspet zararlar bir arada talep edilemeyeceğinden, davacı şirketin talep sonucunun netleştirilmesi gerektiğini, haksız fesih ile ilgili olarak davacı şirketin abonelere satışını yaptığı cihazlara ait faturaların ödenmeme oranının yüksek olması dikkate alındığında bayi, sürüm arttırma ve menfaatleri koruma yükümlülüğünü yerine getiremediğini ve sözleşmeden beklenen faydayı sağlayamadığını, davacı bayinin cihaz satışı yaparken ticari kazanç elde etmek amacıyla satış ve sürümü arttırma yükümlülüğü bulunduğunu, Bayi bu yükümlülüğü kapsamında hem kendi menfaatlerine, hem de üreticinin menfaatlerine uygun hizmet etmek üzere hareket etmesi gerektiğini, Bayinin, sözleşme konusu malların sürümünü arttırma faaliyetlerinde bulunurken, müşterileri ile yaptığı satım sözleşmelerinden doğan yükümlülüklerini ifa ederken, üreticinin, malların sürümünü arttırma ile ilgili faaliyetler konusunda talimatlarına uyarken, üreticinin menfaatlerini koruma yükümlülüğüne uygun olarak ve yükümlülüğünü yerine getirirken basiretli bir tacirin işlerinde göstermesi gereken özene göre hareket etmesi gerektiğini, sözleşme müvekkil şirketler tarafından haklı nedenle feshedildiğinden davacı şirketin denkleştirme tazminatı talep edemeyeceğinin aşikar olduğunu kaldı ki, bayinin faaliyet lokasyonundaki müşteri portföyü müvekkil şirketin müşteri portföyü olup, bayinin müşteri portfoyü olmadığını, müvekkili şirketlerin sözleşmeyi haklı olarak feshetmiş olduğundan davacı taleplerinin reddi gerektiğini, Davacının talep etmiş olduğu 240.000,00-TL tutarındaki yıllık kira bedelinin de müvekkil şirketler tarafından tazmininin istenmesinin geçerli hiçbir hukuki dayanağı olmadığını, davacının müvekkil şirket’ten yoksun kalınan kar kaybı talep edebilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının talep ettiği manevi tazminat istenebilmesi için gerekli olan şartlar gerçekleşmediğini, davacı tarafından iadesi talep edilen davaya konu teminat mektuplarının içeriğinde teminatın gerekçeleri ve kapsamı belirlenmiş olup, davacı tarafın iade talebi dürüstlük ve iyi niyet kuralına aykırılık teşkil ettiğini, Müvekkil şirketlerce alınan teminat mektuplarının , davacının sözleşmedeki yükümlülükleri ile ilgili ortaya çıkacak olan alacaklar ve zararların teminatı olduğunu bildirerek; davanın reddine, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 16/12/2021 tarih, 2018/1154 Esas- 2021/983 Karar sayılı kararında; "Adana 6.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/4 D.iş sayılı dosyası uyap üzerinden istenilmiş olup, yapılan incelemesinde; dosyamız davacısı... tarafından bayilik sözleşmesinin iptali nedeniyle işyerinde bulunan malların tespiti talep edilmiş, mali müşavir bilirkişi ve inşaat mühendisi bilirkişi tarafından sunulan tespit raporlarında toplam 181.372 TL tutarında mal mevcudu ile 214.000 TL tutarında imalat yapıldığı bildirilmiştir. Mahkememizce Adana Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılarak davacının ticari defter ve kayıtları incelenmek sureti ile davacının talep edebileceği maddi zararlarının ne olduğu, yapmış olduğu yatırımlara ilişkin faturaların ticari defterlerinde kayıtlı olup olmadığı, sözleşmenin feshinden kaynaklanan kar mahrumiyetinin ne olabileceği, portföy tazminatının talep edilip edilemeyeceğinin tespiti yönünde mali müşavir bilirkişi tarafından inceleme yapılmasına karar verilmiş olup, ibraz edilen 20/11/2019 havale tarihli talimat raporunda; davacının 2014-2018 yılları arası yasal defterlerinin 213 VUK'nun 221-222-223-224 -225 sayılı maddelerinde belirlenen süre ve şekillere uygun olarak açılış tasdiklerinin yapıldığı, ayrıca TTK.nun 64.maddesine uygun olarak kapanış tasdiki işleminin de yaptırılmış olduğu , usulüne uygun tutulan defterlerin sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, taraflar arasındaki acente bayilik sözleşmesi gereğince davacı tarafın davalı şirketlerin 2002 tarihinden sözleşmenin fesih edildiği tarihe kadar ki süreçte Adana bölgesinde bayiliklerini yaptıı, taraflar arasında yapılan sözleşmenin haklı bir sebep göstermeksizin davalılar tarafından fesih edildiği ve yasal bir dayanağı bulunmadığından haksız fesih sebebi ile davalının büyük zarar ve kaybının olduğu ve iş yerini kapatmak zorunda kaldığı, davalıların sözleşmeyi haksız olarak fesih etmesi sebebi ile davacı tarafın davalılardan talep ettiği 273.757,50 TL kira ödemesinden kaynaklı tazminat olduğu, taraflar arasında yapılan sözleşmeye ve ticari ilişkiye güvenerek davacının 2015 ve 2016 yıllarında yaptırmış olduğu tadilat, imalat, duvar imalatları, asma tavan beton alçıpan imalatı, zemin ve duvar kaplama imalatları, boya dekorasyon ve reklam panosu imalatları, elektrik , sıhhı tesisat imalatları ve güvenlik kamerası, ses tesisleri imalatlarından kaynaklı toplam 214.000 TL yatırım giderleri ile ilgili tazminat alacağının oluştuğu, davacı yine taraflar arasındaki sözleşmeye ve iş ilişkisine güvenerek 60.000 TL değerinde dekorasyon yaptığı, bu dekorasyon giderleri ile ilgili davacının davalılardan 60.000 TL tazminat alacağının olduğu, davacının sözleşmenin haksız yere fesih edilmesi sebebi ile davacının elinde kalan cihaz ve aksesuar bedellerinden kaynaklı 181.372 TL alacağının bulunduğu, davacının davalılardan talep edebileceği kar kaybı alacağının 292.107,53 TL olarak hesaplandığı, davacı vekili tarafından davalılar aleyhine hukuka aykırı olarak müvekkilinden kesilen hak edişlerinden kaynaklı alacakları ile ilgili olarak yapılan hesaplamalara göre ... A.Ş'den 42.424,53 TL, ... A.Ş'den 56.871,56 TL, ... A.Ş'den 84.624,66 TL alacağının hesaplandığı, davacının davalılardan işçi alacağından dolayı 24.238 TL alacağının olduğu bildirilmiştir.Mahkememizce tarafların iddia savunmaları, sundukları deliller, davalının ticari defter ve kayıtları ve dosya incelenerek davacının davalıdan takip tarihi itibariyle alacaklı olup olmadığı, sözleşmenin haklı nedenle feshedilip edilmediği, alacak varsa miktarının nelerden ibaret ve ne kadar olduğu konusunda bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş olup, ibraz edilen 15/01/2021 tarihli bilirkişi raporunda; abonelerin faturaları ödememe oranının yüksek olmasının sözleşmenin feshi için haklı neden teşkil etmediği, derhal feshe olanak tanımadığı, davalıların ticari defterlerine göre davacıya ödenecek herhangi bir borç ya da tahsil edilecek bir alacak tutarının bulunmadığı, dolayısıyla davacının denkleştirme talep hakkının koşullarının mevcut olduğu, denkleştirme bedeli 2016 yılındaki adres değişikliğine bağlı oluşan zarar dikkate alındığında denkleştirme bedeli olarak 2.436,72 TL,2016 yılındaki zararın dikkate alınmaması durumunda ise 26.229,88 TL talep edebileceği, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle davacının uğradığı zarar olarak ödemiş olduğu 240.000 TL kira bedelini talep edilebileceği, 214.000 TL tadilat bedelini talep edebileceği, 60.000 TL dekorasyon masrafından kaynaklanan zararı belgelendirilmediği, bayinin elindeki cihazları düşük fiyattan elden çıkarmasına bağlı zararı, düşük fiyattan satış bedeli, satış belgesi ile belgelendirildiği takdirde toplam değerden mahsup edildikten sonra kalan bedeli talep edebileceği, davacı personelinin sözleşmenin ihbar süresine uyulmaksızın iş sözleşmelerinin feshedilmesinden kaynaklanmayan , ihbar süresine uyulsa dahi hayatın olağan şartlarında en nihayetinde işverenin ödenmesi gerekecek olan personel işten çıkarma bedeli olan kıdem tazminatı ücretlerinin talep edilemeyeceği, zamansız fesih nedeniyle ödenmesi zorunluluğu doğmuşsa, çalışanlara ödenmiş olan ihbar tazminatlarının davalılardan talep edebileceği, 2015-2018 yılları kesilen hakedişlerin taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmenin parçası olan ödül ve ceza sisteminin bir parçası olduğu, prim ve kesintilerinin satış performansı ile ödüllendirilirken, aksi durumlarda prim kesintisi yapıldığı, konuyla ilgili olarak dosya içerisinde de bu kesinde ya da ödül miktarlarına yönelik dava tarihinden önce bir itiraz bilgi ya da belge bulunmadığından bu kesintilerin talep edilemeyeceği, taraflar arasında TTK 123 maddesi gereğince yapılmış bir rekabet yasağı anlaşması söz konusu olmadığından rekabet yasağı karşılığının talep olanağı bulunmadığı, BK m.58 de öngörülen kişilik haklarının zedelenmesi ve diğer koşulları gerçekleşmediği manevi zararın söz konusu olmadığı, teminat mektuplarının iade edilmesi gerektiği bildirilmiştir. Mahkememizce davacı ve davalının bilirkişi raporuna yapmış oldukları itirazların değerlendirilmesi, davacıya tekel hakkı verilip verilmediği, tekel hakkı verilip verilmemesi durumuna göre denkleştirme tazminatı isteme koşullarının olasılıklı olarak değerlendirilmesi, kar mahrumiyeti talebine yönelik inceleme yapılmadığı için kar mahrumiyeti talebine yönelik incelemenin yapılması, davacının menfi ve müspet zarar ayrımı yapılmak sureti ile menfi ve müspet zararlarının her ikisini birlikte talep edip edemeyeceğinin değerlendirilmesi açısından bilirkişilerden ek rapor alınmasına karar verilmiş olup, ibraz edilen 17/08/2021 tarihli ek raporda; abonelerin faturaları ödememe oranının yüksek olmasının sözleşmenin feshi için haklı neden teşkil etmediği, derhal feshe olanak tanımadığı, Bayilik Sözleşmesinin 5.1 maddesinde davacıya tekel hakkı verilmediği, taraflar arasındaki sözleşmenin adı bayilik sözleşmesi olsa dahi unsurları itibariyle acentelik sözleşmesi niteliğinde olduğu, tekel hakkının mevcudiyetinin acentelik sözleşmesi bakımından denkleştirme talep edilebilmesinin şartlarından biri olmadığı, diğer yandan taraflar sözleşmenin bayilik sözleşmesi olarak nitelendirilmesi ihtimalinde sözleşmenin 5.1 maddesinde tekel hakkının kaldırılmış olmasının TTK 122/5 gereğince denkleştirme talebine engel teşkil edeceği, davacının müspet zarar kapsamında yoksun kaldığı karının 26.229,88 TL olduğu, davacının müspet zarar kapsamında fiili zarar kalemleri olarak; 240.000 TL kira bedelini 214.000 TL tadilat bedelini , belgelendirildiği takdirde 60.000 TL dekorasyon masrafından kaynaklanan zararı, belgelendirildiği takdirde elindeki cihazları düşük fiyattan elden çıkarmasına bağlı zararını, zamansız fesih nedeniyle ödenmesi zorunluluğu doğmuşsa, çalışanlara ödenmiş olan ihbar tazminatlarının davalılardan talep edilebileceği bildirilmiştir. Davacı vekili sunmuş olduğu 12/10/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile taleplerini 632.600,28 TL daha arttırmış olup, ıslah harcını yatırmıştır. Davalı tarafından HMK 107.maddesi kapsamında davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı, davacının belirsiz alacak davası açtığı, bu nedenle davanın reddi gerektiği savunmasında bulunulmuştur. Davacı tarafından dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla sözleşmenin haksız feshinden kaynaklanan maddi zararları ve manevi tazminat talebinde bulunulmuş olup, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak dava açıldığından mahkememizce davacının kısmi dava açtığı kabul edilerek yargılamaya kısmi dava olarak devam edilmiştir. Kaldı ki davacının taleplerinin miktarı yapılacak yargılama sonucunda belirlenebilecek olup, davacı davasını belirsiz alacak davası olarak açma hakkına da sahiptir. Ancak dava dilekçesinde açık şekilde davasını belirsiz alacak davası olarak açtığını belirtmeden fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak dava açtığından davası kısmi dava olarak kabul edilmiştir.Taraflar arasında 22/01/2015 başlangıç tarihli bayiilik sözleşmesi akdedilmiş, sözleşme kapsamında ..., ..., ... markaları altında ürün ve hizmetlerin bayi tarafından abonelere sunulması, satışı ve pazarlamasının yapılması, abone talepleri doğrultusunda abonelik sözleşmesinin kurulması ve sonlandırılmasına ilişkin davacı bayi yetkilendirilmiştir. Sözleşmenin 4.2 maddesinde; süresinin imza edildiği tarihten itibaren 2 yıl olduğu, taraflardan herhangi birinin sona ermesinden 1 ay önce yazılı bildirimde bulunmadığı takdirde 1 yıl uzamış sayılacağı, sözleşmenin süresinin devam eden yıllarda bu şekilde uzaması halinde sözleşme süresinin hiçbir şekilde 5 yıldan fazla olamayacağının düzenlendiği, davalı şirketler tarafından Beşiktaş ...Noterliğinin 10/01/2018 tarihli ihtarnamesi ile, taahhütlü cihaz satışları yapılan aboneler tarafından faturaların ödenme oranının Türkiye ortalamalarına göre düşük olduğu ve yapılan satışların riskli olduğunun saptandığı, bayilik ilişkisinin devamı halinde telafisi mümkün olmayan şirket zararının ortaya çıkacağı, sözleşmenin temeli olan güven ilişkisinin sona erdiği bildirilerek bayilik sözleşmesinin tek taraflı olarak feshedildiği, fesih ihtarnamesinin davacı bayiye 16/11/2018 tarihinde tebliğ edilmiş olduğu görülmüştür. 22/01/2015 tarihli bayilik sözleşmesinin 26.2.10 numaralı maddesinde; şirketler tarafından bildirilen genel performans hedeflerinin ve/veya cihaz, aktivasyon, satış, ciro, gelir, kâr, müşteri memnuniyeti gibi alt kategorileri/kriterleri de içerecek şekilde belirlenen fonksiyon hedeflerinin Bayi tarafından gerçekleştirilememesi ve/veya Bayi'nin bölge ortalamasının altında kalması”nın fesih nedeni olarak düzenlendiği, yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda ibraz edilen raporlarda; davacının yapmış olduğu satışların bölge ortalamalarının altında kalmadığı, hatta satış performansı dolayısıyla tebrik ve motivasyon mesajları aldığı tespit edilmiş olduğundan satışlarının bölge ortalamasının altında kalması gerekçe gösterilerek sözleşmenin feshedilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Davalıların 2.fesih nedeni olarak abonelerin fatura bedellerini ödememesini ileri sürmüşlerdir. Bayinin müşterilerin ödeme gücünü bilebilmesi veya bu ödemeleri garanti etmesi mümkün olmadığı gibi, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinde müşterilerin ödeme gücünü araştırmak, yalnızca belirli bir ödeme gücünde olanlar ile işlem yapmak, abonelerin fatura ödenmelerini temin etmek gibi yükümlülükler bayilere yüklenmemiştir. Davacının sözleşme ve TTK hükümleri çerçevesinde abonelerin ödeme yükümlülüğünü araştırma veya garanti etme sorumluluğu bulunmadığından fatura ödememe oranının fazla olmasında davacıya yüklenebilecek bir kusur bulunmadığından davalıların ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi derhal feshetmesinde haklı bir neden olmadığı, sözleşmenin haksız surette feshedilmiş olduğu sonucuna varılmıştır.Davacı tarafından sözleşmenin haksız surette feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı talep edilmiştir. Sözleşmenin 5.1 maddesinde; sözleşme konusu faaliyetler kapsamında yer, bölge, zaman ve satış faaliyetleri hususunda bayinin tek yetkili olmadığı, kendisine tekel hakkı tanınmadığı, şirketlerin sözleşme ile bayiye tanıdığı yetkiyi her zaman kısmen veya tamamen dilediği yer veya bölgede bayiden başka kişilere ve kuruluşlara da tanıyabileceği düzenleme konusu yapıldığı görülmüştür.TTK.nun 122/5.maddesi uyarınca acentelik sözleşmesinden başka benzer türden sürekli sözleşme ilişkilerinde denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için sözleşmenin tekel hakkı vermesi şartı aranmaktadır. Somut olayda taraflar arasındaki sözleşmede bayilik ilişkisi kurulduğundan ve sözleşmenin 5.1 maddesi gereğince de açıkça tekel hakkı verilmediği belirtilmiş olduğundan davacı tarafından denkleştirme tazminatı talep edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.Müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ya da vaktinde ifa edilmemesinden doğan alacaklının mal varlığının mevcut durumuyla, borç ifa edilseydi alacağı durum arasındaki farkı; menfi zarar ise sözleşmenin geçerli olarak kurulduğu inancının boşa çıkmasından doğan zararı ifade eder.Somut olayda sözleşmenin süresinden önce davalı tarafından feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini istenebilecek olup, davalının karşılamakla sorumlu olduğu zarar, alacaklının müspet zararıdır.Davacı müspet zararı kapsamında mahrum kaldığı kar kaybını talep edebilir.Yoksun kalınan kar hesabında davacının geçmiş yıllardaki kazançlarından hareketle ortalama aylık geliri veya ortalama yıllık gelirinin dikkate alınması gerekmekte olup, davacının 2016 yılı zararı dikkate alınmayarak yıllık ortalama karının 26.229,88 TL olduğu tespit edilmiş olduğundan fesih tarihi ile sözleşmenin sona ereceği tarih arasındaki bir yıllık süre için davacının yoksun kaldığı karının 26.229,88 TL olduğu sonucuna varılmıştır.Davacı sözleşmenin devam edeceği inancı ile yapmış olduğu masraflarını da müspet zararı kapsamında davalıdan talep edebilecektir. Sözleşmeye olan güvenin boşa çıkması ve süresiz fesih nedeniyle davacı ödemiş bulunduğu 240.000 TL kira bedelini ve kiralamış olduğu iş yerine yapmış olduğu 214.000 TL'lik tadilat bedelini davalıdan talep edebileceği anlaşılmıştır. Davalı ve davacının ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda; 60.000 TL dekorasyon masrafından kaynaklanan zararına, elindeki cihazları düşük fiyattan elden çıkarmasına bağlı zararına ilişkin herhangi bir belge ve bilgi tespit edilememiş olduğundan davacının bu zararları talep edemeyeceği sonucuna varılmıştır. Davacı tarafından personelin işten çıkarılmasına ilişkin ödemiş olduğu ihbar ve kıdem tazminatları miktarlarının belli olmadığı, personele yapılan ödemelerde ne kadarının ihbar, ne kadarının kıdem , ne kadarının maaş olduğuna ilişkin herhangi bir ayrım bulunmadığı, zamansız fesih nedeniyle ödenmiş bulunan ihbar veya kıdem tazminatı bulunduğunun ispat edilemediği, 2015/2018 yılları arası kesinlen hakedişlerin taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmenin bir parçası olan ödül ve ceza sistemi kapsamında kaldığı, prim ve kesintilerin satış performansı ile ödüllendirildiği, aksi durumlarda prim kesintisi yapıldığı, prim kesintisi ya da ödül miktarlarına yönelik dava tarihinden önce davacının herhangi bir itirazının olduğuna ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı, bu sebeple hakediş iadesi talep edilemeyeceği, taraflar arasında TTK.nun 123.maddesi gereğince yapılmış rekabet yasağı anlaşması söz konusu olmadığından rekabet yasağından kaynaklanan alacak da talep edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.Sözleşme kapsamında bayiinin yükümlülüklerinin ifa edilmemesi ve borçlarına karşılık davalı tarafından teminat mektubu alındığı yapılan incelemeler sonucunda davacının davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığı anlaşıldığından ... Bankasına ait 120.000 TL ve ...'a ait 5000 TL bedelli teminat mektubunun davacıya iade edilmesi gerektiği tespit edilmiştir. TBK 58. Maddesinde kişilik hakları zarar görenin uğradığı manevi zarara karşılık bir miktar paranın ödenmesini isteyebileceğinin düzenlendiği ancak bunun için borca aykırı davranışın alacaklının kişilik haklarını ihlal ederek manevi bir zarara yol açması gerektiği,somut olayda; sözleşmenin haksız surette erken fesih edilmesi sebebiyle uğranılan zararın tazminin talep edildiği, davacının sözleşmenin erken feshi sebebiyle kişilik haklarının ihlal edildiğini ve onurunun zedelendiğini gösteren somut bir veri ve delil bulunmadığı manevi zarar talebinin ıspat edilemediği Anlaşıldığından manevi tazminat talebinin de reddine karar vermek gerekmiştir. Tüm dosya kapsamı ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda; davacının sözleşmenin haksız surette erken feshinden kaynaklı olarak müspet zararları kapsamında 240.000 TL kira bedeli, 214.000 TL tadilat bedeli, 26.229,88 TL kar mahrumiyeti olmak üzere toplam 480.229,88 TL maddi zararını talep edebileceği, davacının 20/03/2018 tarihli ihtarnamesi ile davalıdan zararlarının tazminini talep ettiği ve 7 günlük süre verdiği, 7 günlük sürenin dolması ile davacının 27/03/2018 tarihinde temerrüde düştüğü, kira bedeli ve tadilat bedeli toplamı olan 454.000 TL'ye 27/03/2018 tarihinden itibaren avans faizi işletilmesi gerektiği, 26.229,88 TL kar mahrumiyetine de davacının talebi doğrultusunda dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmesi gerektiği hüküm vermeye elverişli, denetime açık bilirkişi raporu ile anlaşıldığından; Davanın kısmen kabulüne, Maddi tazminat açısından; 480.229,88 TL tazminatın 26.229,88 TL'sine dava tarihinden, 454.000,00 TL'ye 27/03/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla ilişkin istemin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile, '' 1-Davanın kısmen kabulüne, Maddi tazminat açısından; 480.229,88 TL tazminatın 26.229,88 TL'sine dava tarihinden, 454.000,00 TL'ye 27/03/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla ilişkin istemin reddine, ... Bankasına ait 120.000 TL ve ...bank'a ait 5.000 TL bedelli 2 adet teminat mektubunun davacıya iadesine, 2-Manevi tazminat talebinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin acentelik sözleşmesi olduğunu; müvekkilinin, on sekiz yıldır Davalılar’ın bayiliğini yaptığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği incelendiğinde, bu ilişkinin TTK md. 102 ve devamı hükümlerinde düzenlenen acentelik kurumu olduğunun anlaşılacağını, mezkur maddenin acentelik kavramının sınırlarını net bir şekilde çizdiğini;''Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.'' Müvekkilinin de davalıların bir çalışanı veya onlarla organik bir bağı bulunmaksızın, tacir olarak kendi ticari işletmesini işlettiğini, davalılar ile arasındaki sözleşme uyarınca davalıların işlerine aracılık ettiğini, bu aracılık hizmetinin yine taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi çerçevesinde süreklilik arz ettiğini, son olarak, kendi ticari işletmesini bu hizmet maksadıyla işleten müvekkilinin acenteliği meslek edindiğini,Yerel mahkemenin, dava konusu sözleşmeyi acentelik sözleşmesi olarak nitelendirmediğini, bayilik sözleşmesi olarak değerlendirdiğini ve TTK md. 122/5'te, denkleştirme isteminin hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacağı hükmünden hareketle, ortada tekel hakkı olmadığı varsayımı ile müvekkilinin denkleştirme talebini reddettiğini,''Bayi ile acente arasındaki temel fark, acente müvekkili tarafından imal edilen malları ve sunulan hizmetleri kendi adına ve hesabına satın almaz, oysa bayi ve tekel hakkı tanınan münhasır bayi (tek satıcı) malları yeniden satmak üzere kendi adına ve hesabına alır. Bunun sonucu olarak bayi ne üreticinin bir temsilcisi sayılabilir ne de üreticiden veya işletme sahibinden bir ücret alır. Oysa acente, müvekkili adına ve hesabına hareket eder ve ücretini de müvekkilinden alır'' (Tandoğan, C. I/1, s. 32; 0 Kayıhan, s. 117 vd.; Arkan, s. 186; Hatemi/Serozan/Arpacı, s. 467).Bağımsızlığın saptanmasında hangi ölçütler kullanılmalıdır, sorusuna öğretide baskın olarak şu cevabın verildiğini; ''eğer faaliyet düzenini ve çalışma saatlerini tacir yardımcısının kendisi düzenliyorsa, o tacir yardımcısı bağımsızdır. Bağımsız hareket edilmesi müvekkil veya üreticiden hiçbir surette talimat alınmayacağı anlamına gelmemelidir. Faaliyet düzenine, çalışma saatlerine müdahale edilmediği sürece talimat verilebilecektir. Her ne kadar hem bayi hem de acente bağımsızdır denilse de, bayinin bağımsızlığı acenteninkinden daha geniştir. Zira acentenin kanunun koyduğu sınırlar içinde müvekkili temsil etme borcu bulunur ve yetkileri çoğunlukla kanun tarafından sınırlandırılmıştır. Buna karşılık bayi kendi adına ve hesabına hareket ettiğinden daha bağımsız görünüm arz eder (Kayıhan, s. 30; Arkan, s. 191; Kayıhan, s. 30; Arkan, s. 191).''Somut olayda müvekkili ile davalılar arasındaki ilişkinin, acentelik sözleşmesi olduğunu, yazılı metinde sözleşme başlığının bayilik sözleşmesi olmasının bir önemi olmadığını, sözleşme metni ve taraflar arasında sözleşme ilişkisi boyunca süregelen iş yapış şekli incelendiğinde de bu hususun açıkça ortaya çıkacağını, müvekkilinin davalıların ürün ve hizmetlerini, onların sistemlerini kullanarak, onların tabelaları, tasarımları, kampanya düzenleri, ticari iş kuralları çerçevesinde, yine davalıların belirlediği usul ve esaslara göre davalıların nam ve hesabına müşterilere sattığını/sunduğunu, müvekkilinin kendi nam ve hesabına cihaz satışı, kontör satışı, fatura tahsilatı gibi bir işlemi sözleşme çerçevesinde mümkün olmadığını, öte yandan, ilk derece yargılamasında da belirtildiği üzere, yapılan tüm işlemlerin (cihaz satışı, fatura tahsilatı, kontör satışı vs.) davalıların sistemleri üzerinden, sistemlerin sunduğu onay mekanizmaları dahilinde gerçekleştirildiğini, müvekkilinin pratikte bu sistemler dışında davalılar adına herhangi bir işlemde bulunmasının mümkün olmadığını, buradaki bağlılık unsuru değerlendirildiğinde, her ne kadar acente olarak yapmış olduğu işi meslek edinmesi sebebiyle bağımsız yönü bulunsa da, müvekkilinin davalılar nam ve hesabına hareket ettiği için bayi statüsünde olmadığını, Müvekkili ile davalılar arasındaki hukuki ilişkinin bayilik sözleşmesi olarak tanımlansa dahi tekel hakkına ilişkin hukuki durumun araştırılmasının gerektiğini;Müvekkilinin acente statüsünde değil de, bayi olarak kabul edildiği durumda, yerel mahkemenin tekel hakkına ilişkin durum için fiili bir araştırmada bulunması gerektiğini; sözleşmede müvekkiline tekel hakkı verilmediği yazılmışsa da, müvekkilinin işletmesini işlettiği alanda davalılara bağlı başka bayilerin olup olmadığı, bunların konumları, bu işletmelerle davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin araştırılması gerektiğini, tekel hakkı tanınması, atipik bir sözleşme olan bayilik sözleşmesi bakımından yazılı şekil şartına tabi bir unsur olmadığını, bu sebeple her ne kadar sözleşmede bu yönde bir kayıt olsa da, taraflar arasındaki hukuki ilişkide fiilen (bölgesel anlamda olsa bile) bir tekel hakkının olup olmadığının netleştirilmesi gerektiğini, müvekkilinin hizmet verdiği bölgede davalıların başka bayileri bulunduğunu, hatta dava dilekçesinde de izah edildiği üzere;davalıların bayiliğini devretmesi için müvekkiline bir süre psikolojik baskı yaptığını, davalıların il müdürü tarafından müvekkiline bayiliğini devretmesi, aksi halde sözleşmesinin feshedileceği yönünde WhatsApp programından mesajlar gönderildiğini, davalıların il müdürü tarafından müvekkilinin bayiliğini devretmesi yönünde yapılan baskının delilleri dahi, tekel hakkını tek başına ispata yarar seviyede olduğunu, Fesih sebebinin dayanaksız olduğunu;Müvekkilinin bayiliğini devretmemesi üzerine, davalıların Beşiktaş ... Noterliği’nden 10.01.2018 tarih ve ... yevmiye numarası ile gönderdikleri ihtarname ile aralarındaki bayilik sözleşmesini haksız ve dayanaksız bir şekilde sona erdirdiğini, fesih sebebi olarak müvekkili ile davalılar arasındaki bayilik sözleşmesinin 2.1 ve 2.2 maddelerine işaret edildiğini; bu maddeler tahtında müvekkilinin yapmış olduğu taahhütlü cihaz satışlarının ödeme oranlarının Türkiye ortalaması altında kaldığının bahane edildiğini, davalıların yetkilileri öncelikle baskı ve yıldırma yoluyla müvekkilinin bayiliğini devretmesini sağlamaya çalıştığını, sonrasında ise bayilik ve satış işlemlerine erişiminin engellendiğini, ve son olarak ihbar sürelerine uyulmaksızın bayilik sözleşmesini haksız olarak feshettiklerini,Davalıların dayandığı fesih sebebinin mantıktan ve hayatın gerçeklerinden uzak olduğunu; müvekkilinin davalıların bayisi olarak davalılar tarafından satışa sunulan taahhütlü cihazların abonelere satışında aracılık ettiğini, bilindiği üzere TTK hükümlerince hukukumuzda iki tür acente bulunduğunu: Aracı acente ve sözleşme yapmaya yetkili acente. Aracı acentenin sadece müvekkili ile üçüncü kişiyi bir araya getirerek onların sözleşme yapmasına aracılık ederken, sözleşme yapmaya yetkili acentenin ise bu sözleşmeyi müvekkili adına kendisinin yaptığını, sözleşme yapmaya yetkili acentenin bu yetkisinin kendisine TTK md. 107/1 uyarınca yazılı olarak verilmesi ve bu yetkinin TTK md. 107/2 uyarınca ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi gerektiğini, Müvekkilinin davalıların aracı acentesi olduğu ve onlar adına sözleşme imzalama yetkisinin olmadığının açık olduğunu, müvekkilinin yapmış olduğu taahhütlü cihaz satışlarında satışı değerlendirme ve satışa izin verme yetkisinin tamamen davalılar üzerinde olduğunu, müvekkilinin, davalılar tarafından kendisine sunulan sisteme taahhütlü cihaz almak isteyen kişinin bilgilerini girdiğini ve sistemin bu bilgiler üzerinden sorgulama yaptığını, davalılara ait bu sistemin sorgulamasının ardından yine sistem tarafından müvekkiline satışa uygunluk verilmekte veya satış yapmasının engellendiğini, kısacası müvekkilinin kendi inisiyatifiyle satış gerçekleştirmesinin ve davalıları bu yolla zarara uğratacak bir harekette bulunmasının mümkün olmadığını, dava dosyasına sunulu e-posta kayıtlarından anlaşılacağı üzere, davalı şirket yetkilileri tarafından müvekkiline sıkça tebrik postaları gönderildiğini; müvekkilinin bölge birincisi olması sebebi davalıların yöneticileri dahi müvekkilini ziyarete geldiklerini, Bunun yanı sıra, müvekkili tarafından yapılan taahhütlü cihaz satışının ardından cihazı satın alan abonelerin, cihaza ilişkin ödemeleri müvekkiline gerçekleştirmediğini, müvekkilinin aracılık işleminin ardından cihazı satın alan kişilerin ödemeyi, aralarındaki sözleşmenin tarafı olan davalılara yaptığını, müvekkilinin bu ilişkiyi kontrol veya takip etmesinin, cihaz alan kişilerin ödeme yapıp yapmadığını bilmesi yahut ödeme olmaması halinde müdahale edebilmesinin; sınırlarını çizmiş oldukları bu ilişki bakımından mümkün olmadığını, Fesih usulünün kötü niyetli olduğunu;Davalıların, sözleşmeyi haksız ve dayanaksız bir şekilde feshetmenin yanı sıra, feshi derhal gerçekleştirerek müvekkilinin bayilik hak ve yetkilerini elinden aldığını, müvekkilini ticareten zor durumda bıraktığını, müvekkilinin bölgedeki en başarılı bayiler arasında yer aldığı gerçeği karşısında, davalıların -gerçekten dayandıkları fesih sebebi nedeniyle zarara uğramaktaysalar- müvekkilini performans düşüklüğü hakkında uyarmaları, memnun olmadıkları hususlar hakkında iyileştirme öneri ve taleplerinde bulunmaları gerektiğini, ancak davalıların gerek müvekkili ile aralarındaki sözleşmeye gerekse ticari hayatın işleyişine ve etiğine uygun davranmadığını, Davalıların müvekkili ile olan sözleşmelerini tabiri caizse alelacele bir şekilde ve yukarıda izah edildiği üzere hukuki hiçbir dayanağı olmayan bir iddia ile sona erdirmelerinden, amaçlarının müvekkili ile olan ilişkilerini bir şekilde bitirmek ve müvekkilini zarara uğratmak olduğunu, Müvekkilinin portföy tazminatına hak kazandığını;TTK md. 122 uyarınca; acente sözleşmesinin acentenin kusuru olmaksızın müvekkil tarafından sona erdirilmesi halinde acente, portföy tazminatına hak kazanır. Portföy tazminatına hak kazanılabilmesi Kanunun iki şart tesis ettiğini, bunlardan ilkinin; müvekkilin acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde önemli menfaatler elde etmiş olduğunu, ikinci şartın ise acentenin sözleşmenin sona ermesi nedeniyle onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya yapılacak dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmiş olduğu,Dava konusu olayda müvekkili ile davalılar arasındaki sözleşmenin davalılar tarafından haksız bir şekilde sona erdirildiğini, müvekkilinin bölgesindeki en başarılı acentelerden olduğu, davalılar tarafından takdir gördüğü hususları dikkate alındığında, davalıların müvekkilinin hizmetleri sayesinde önemli menfaatler elde ettiğinin kabulü gerektiğini, öte yandan; acente ilişkisinin Davalılar tarafından haksız bir şekilde sona erdirilmesinin ardından müvekkilinin başarılı hizmetleriyle davalılara kazandırdığı müşterilerle yaptığı veya ilerleyen dönemlerde yapacağı işlerden müvekkilinin ücret elde etme hakkını da kaybettiğini,Müvekkilinin bayilik süresi boyunca ayda ortalama 400 yeni ... abonesi, 40 yeni internet ve sabit telefon hattı abonesini davalıların portföyüne kazandırdığını, bunun yanı sıra bayilik süresi boyunca müvekkilinin davalılar adına ayda ortalama 100-150 adet arası taahhütlü cihaz satışı gerçekleştirilmesine ve günde ortalama 5.000-7.000 TL arasında fatura tahsilatı yapılmasına aracılık ettiğini, söz konusu verilerin davalıların elinde bulunduğunu, müvekkilinin bayilik e-posta ve diğer bilişim sistemlerine girişinin davalılar tarafından engellendiği için bu verilerin davalılardan celbi gerektiğini, Yukarıda da izah edildiği üzere; her ne kadar taraflar arasındaki ilişki açık bir şekilde acentelik hükümlerine tabi olsa da, bu yönde bir değerlendirme yapılmadığı takdirde dahi, müvekkili ile davalılar arasındaki ilişkide tekel hakkı bulunup bulunmadığı hususunun da gözetilmesi gerektiğini, müvekkilinin faaliyet gösterdiği bölgede davalıların nam ve hesabına çalışan tek bayi olduğunu, hatta yine yukarıda da izah edildiği üzere, bayiliğini devretmesi hususunda davaıların il müdürü tarafından açıkça baskıya uğramasının dahi aradaki tekel hakkına dayalı ilişkiyi ortaya çıkarır nitelikte olduğunu, Portföy tazminatının usulüne uygun şekilde hesaplanması gerektiğini; Dosya kapsamında alınan her iki bilirkişi raporunun da denkleştirme talebini müvekkilinin elde ettiği yıl sonu net karları üzerinden hesapladığını, bu şekilde bir hesaplama şeklinin kanuna aykırı ve hatalı olduğunu, TTK md. 122/2 hükmü uyarınca hesaplamanın müvekkilinin faaliyetleri sonucunda elde ettiği komisyon ve diğer ödemeler üzerinden hesaplanması gerektiğini, denkleştirme talebinin, müvekkilinin davalılara yaptığı kazandırmalarla ilgili olduğunu; müvekkilinin işletmesinin faalyeti neticesinde ortaya çıkan yıl sonu karı veya zararının bu hesaplamada bir etkisi olmadığını, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının da, denkleştirme talebinin hesaplanmasında acentenin kestiği komisyon vb. ödeme faturalarının dikkate alınacağı, acentenin kar veya zarar etmiş olmasının ise hesaplamada dikkate alınmayacağı yönünde olduğunu: "Somut olayda, davacı acentenin sözleşmenin sona ermesinde bir kusurunun olmaması nedeniyle denkleştirme talebinde bulunabileceği, istenebilecek tazminat miktarının TTK m. 122/2 uyarınca son beş yılda alınan yıllık komisyon ve varsa diğer ödemelerin ortalamasını aşmayacağı, mahkemece, gerektiğinde mevcut bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak, bu sınırı aşmayacak şekilde, davacı tarafın tazminat isteminin değerlendirilmesi gerekirken, davacı şirketin kârlılık durumunun olmaması, diğer bir anlatımla son beş yılda zarar ettiği gerekçesiyle tazminat isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bu sebeple davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir." Yargıtay 11. HD, E.2015/13003, K.2017/1215, T.01.03.2017.Dosyaya sunulu olan ve müvekkilinin ticari defterlerinin incelenmesi sonucunda da erişilebilecek olan, müvekkili tarafından davalı şirketlere kesilen faturaların defter kayıtlarını ve muavin defter dökümlerini yeniden dilekçe ekinde sunduklarını, bu kayıtlar ve müvekkili tarafından kesilmiş hak edişler dikkate alınarak denkleştirme talebinin hesaplanması için dosyanın Adana'da görevlendirilmiş olan bilirkişiye yeniden gönderilmesini talep etmiş iseler de Yargıtay içtihatlarına aykırı hesaplamaya rağmen yeni bir bilirkişi raporu alınmadığını, Mahrum kalınan karın usulüne uygun şekilde hesaplanması gerektiğini, Bilirkişi heyeti tarafından tanzim ve arz olunan raporun 10. sahifesinin 6 nolu bendinde müvekkilinin kar mahrumiyeti 26.229.88 TL olarak hesaplandığını ancak bilirkişi heyetinin hesaplama yönteminin sundukları Yargıtay İçtihatları doğrultusunda eksik ve hatalı olduğunu, bilirkişi heyeti kar yoksunluğunu hesaplarken denkleştirme tazminatı hesaplama yöntemi ile hesapladığını ve denkleştirme tazminatı ile aynı miktarı tespit ettiğini, ancak nevileri birbirinden tamamen farklı olan tazminat taleplerinin ; farklı kanunlarda düzenlendiğini ve farklı hesaplama yöntemlerinin Yargıtay tarafından benimsendiğini, Kar Mahrumiyetine ilişkin yasal düzenlemenin TBK md.125 kapsamında hüküm altına alındığını, Doktirinde kar mahrumiyeti ve hesaplama yönteminin; "Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar: Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark müspet zarardır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır." Prof. Dr...., Türk Mesuliyet Hukuku, 1961, s. 426 vd.) şeklinde açıldığını, Müspet zarar olan kâr kaybı, yukarıdaki hükümlerin de sonucu olarak kâr elde edememek nedeniyle malvarlığındaki gerçek eksilme esas alınarak belirlenmesi gerektiğini, bu kapsamda Yargıtay kararları doğrultusunda müvekkilinin kar kaybının hesaplamasında bilanço yöntemi ile hesaplama yapılması gerektiğini, Talimat mahkemesi tarafından görevlendirilen bilirkişide hesaplamasında müvekkilinin sözleşmenin feshinden 1 yıl önce 2017 yılında 87.998.98 TL kar elde ettiğini, sözleşmenin feshinden sonraki yılda ise; 2018 yılı bilançosunda 204.109,53 TL zararla kapattığı bu doğrultuda sözleşme hiç fesih edilmeseydi, müvekkilinin mal varlığında 204.109.53 TL zarar meydana gelmeyeceği gibi bir önceki bilanço yılındaki karı göz önüne alınarak 87.998,98 TL kar elde edeceğinin sabit olduğunu, Arz edilen hususlar doğrultusunda; davalılar tarafından müvekkilin bayilik sözleşmesinin haksız yere fesih edilmesi sebebiyle; gerçekleşen kar kaybının 2017 yılı karı ile sözleşmenin feshedildiği 2018 yılı zararının toplamı olan 292.107,53 tl olduğunu; talimat mahkemesi tarafından görevlendirilen bilirkişi heyetinin de 292.107,53 tl kar mahrumiyetini tespit ettiğini, bilirkişi heyeti ek raporunda, Adana'da görevlendirilen bilirkişi ile çelişkili şekilde hesaplama yapmasının sebebini dahi açıklayamadığını, Dosyaya sunulu ilk raporda müvekkilinin mahrum kaldığı karın 292.107,53 TL olarak hesaplandığını, ikinci raporda ise bu yönde bir hesaplama yapılmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin, 22.01.2015’te 2 yıllık olarak imzalandığını, sözleşmede, her sene fesih bildirimi olmadığı takdirde 1 yıl daha uzama öngörüldüğünü ve sözleşmenin toplam süresinin 5 yıl olarak sınırlandırıldığını,Müvekkilinin, bu Sözleşme tahtında 3 yıllık çalışma süresini tamamladığını, sözleşmenin üst sınırı olan 5 yılın dolmasına 2 yıl kala sözleşmenin davalılar tarafından haksız şekilde feshedildiğini, müvekkilinin önündeki 2 yıl için mahrum kaldığı karın hesaplanması gerektiğini, Bu hesaplama yapılırken, geçmiş 3 yılın karlarının dikkate alınması gerektiğini, davalıların müvekkiline zorunlu olarak adres değişikliği yaptırması sebebiyle 2017 yılında uğradığı zarar göz ardı edilerek Sözleşme'de kalan 2 yılın karı hesaplanması gerektiğini, mahrum kalınan kar hesaplanırken, hangi şirketin bu kar mahrumiyetinden ne kadar bedelle sorumlu olduğunun da ayrıştırılması gerektiğini, Hak ediş kesintilerinin bilirkişilerce hesaplanmamasının hatalı olduğunu;Dosyaya sunulu ilk bilirkişi raporunda, Davalıları'dan ...'nın 42.424,43 TL, TTNet'in 56.871,56 TL ve ...'un 84.624,66 TL tutarında müvekkilden hak ediş kesintisi yaptığının hesaplandığını, ikinci raporda ise bu hak ediş kesintilerinin müvekkili tarafından istenemeyeceğini, söz konusu kesintilerin prim ve ceza sisteminin parçası olduğunu ve müvekkilinin de bunlara itiraz etmediğinin ileri sürüldüğünü, Öncelikle, müvekkilinin bu kesintilere itiraz etmesinin zaten pratikte mümkün olmadığını, davalıların bayiliğini yapan müvekkilinin, bu ödemelerin kendisine yapılmadığını belirttiğini, yoksa, hesabına giren bir bedelin geri alınmasının söz konusu olmadığını, bu bedellerin müvekkilinin hak etmiş olmasına rağmen zaten kendisine ödenmediğini, taraflar arasındaki sözleşmenin hüküm ve şartları ile yine taraflar arasındaki orantısız güç dengesizliği gözetildiğinde, müvekkilinin gerek konumu gerekse bayilik ilişkisinde gösterdiği başarı nedeniyle sözleşmenin devam edeceği yönünde duyduğu haklı güven çerçevesinde, bu bedelleri sözleşme ayaktayken davalılardan talep etmesinin beklenemeyeceğini,Dosyaya sunulu ikinci bilirkişi raporunun 19. sayfasının 10 numaralı başlığında bu konu hakkında bir çelişki bulunduğunu; raporda, davalıların defter ve kayıtlarını inceleyen bilirkişinin, müvekkili ile davalılar arasında bir cari hesap mutabakatının gerçekleştirilmediğini, taraflar arasında bir hesap mutabakatının olmadığını raporda belirttiğini, o halde, ilk bilirkişi raporunda tespit edilen bedellerin, müvekkili ile davalılar arasındaki hesaplar arasında müvekkili lehine bir artı bakiye olduğunu, zira müvekkilinin davalılar ile cari hesap mutabakatı yaparak arasındaki hesabı kapatmadığnıı, müvekkilinin, söz konusu hak edişleri talep etme hakkına sahip olduğunu,Bilirkişi heyeti kök ve ek raporunda yapmış olduğu incelemede aksesuar ve cihaz bedellerinin tazmini talebi ile ilgili olarak sunulan satış faturalarını göz ardı ettiğini, zira; davalılar tarafından müvekkilinin bayilik sözleşmesinin haksız ve hukuka aykırı olarak feshedilmesinin hemen akabinde kendileri tarafından; Adana 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/4 D.İş sayılı dosyası üzerinden delil tespiti talep edildiğini, bilirkişinin yapmış olduğu incelemede müvekkilinin işyerinde 181.372.00 TL tutarında bayilik ilişkisinden kaynaklı modem ve benzeri çeşitli cihazların bulunduğunu tespit ettiğini,Kendileri tarafından sunulan ticari defter ve kayıtlar ile rapora itiraz dilekçesinde ek olarak sunulan 19.05.2018 keşide tarihli ... seri numaralı 17.800.00TL bedelli faturadan da anlaşıldığı üzere; iş yerinde bulunan cihaz ve aksesuarların sözleşmenin feshinden sonra 17.800.00TL bedelle satıldığı fatura ile sabit olup müvekkilinin ciddi mağduriyet yaşadığını, Ancak; bilirkişi heyetinin yalnızca davalının ticari defterleri üzerinde inceleme yapmış olup sunulan ticari defter ve belgeler ile faturaları değerlendirmemesi sebebiyle, 13.08.2021 tarihli ek raporun sonuç kısmının 7.maddesinin d bendinde "Belgelendirdiği takdirde elindeki cihazları düşük fiyattan elden çıkarmasına bağlı zararı talep edilebileceğini" mütaalla ettiğini, bu kapsamda müvekkilinin elinde bulunan cihaz bedellerinin toplamının 181.372.00 tl olduğu, aşamalar da sunulan ve ek içerisinde bir kez daha sunulan faturadan anlaşılacağı üzere cihaz ve aksesuarları müvekkilinin sözleşmenin feshinden sonra 17.800.00 tl bedel ile sattığı sonuç olarak; cihaz ve aksesuarları 163.572.00 tl zarar ile elden çıkarttığını, üstelik söz konusu kayıt ve belgelerin dosyaya daha önceden sunulmuş olmasına rağmen, ikinci bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ile birlikte yeniden yerel mahkemeye sunulmuş ve bu rapordaki eksikliklerin giderilmesinin talep edildiğini, ancak yerel mahkemenin bu talepleri dikkate almaksızın hüküm tesis ettiğini, İşçilik alacaklarının talep edilmesinin hukuken mümkün ve uygun olduğunu;Müvekkilinin davalılar'ın bayiliğini yaptığını, müvekkilininbayilik faaliyeti dışında başka bir ticari faaliyeti de başka bir ticari işletmesi de bulunmadığını, tüm sermayesini ve emeğini bu uğurda işlettiğini, davalıların haksız feshi sonrasında müvekkilinin ticari faaliyetine devam etmesi, işçilerini çalıştırabilmesinin mümkün olmadığını, çünkü ortada bir faaliyet konusu kalmadığını, Müvekkilinin faaliyetlerine son vermede ve işçilerini çıkartmak durumunda kalmasında kendisinden kaynaklı bir kusur olmadığı gibi, işçilerini çalıştırabileceği başka bir faaliyet alanı da olmadığını, bu nedenle işçilerine iş akitlerinin feshi nedeniyle yapmış olduğu ödemeler nedeniyle uğradığı zararlardan davalıların sorumlu olduğunu,Manevi Tazminata İlişkin İzahlar; Davalılar tarafından sözleşme feshedilmeden önce bayinin devredilmesi konusunda müvekkilinin’e psikolojik baskı uygulandığını, ayrıca bayilik sözleşmesinin haksız, dayanaksız ve süre tanınmaksızın sona erdirilmesinin ardından müvekkilinin bayilik hizmeti verdiği işyerini derhal kapatmak zorunda kaldığını, müvekkilinin bayilik hizmeti verdiği bölgede tanınan, başarılı ve itibar sahibi bir tacir olduğunu, müvekkilinin aniden işyerini kapatmış olmasının çevrede olumsuz bir algı bıraktığını, müvekkilinin ticari olarak zor durumda olduğu yönünde yanlış bir izlenim verdiğini, ticari itibarı ve kişilik haklarının davalıların haksız ve derhal feshi ile zarar gören müvekkilinin TBK md. 58 hükmü çerçevesinde manevi zararlarının tazmini gerektiğini beyanla, istinaf gerekçelerinin kabulü ile yerel mahkeme tarafından tesis edilen davanın kısmen reddine ilişkin kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de söz konusu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle istinaf incelemesi neticesinde söz konusu kararın kaldırılarak davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiğini, Yerel Mahkemece davacının sözleşmenin haksız surette erken feshinden kaynaklı olarak müspet zararları kapsamında 240.000 TL kira bedeli, 214.000 TL tadilat bedeli, 26.229,88 TL kar mahrumiyeti olmak üzere toplam 480.229,88 TL maddi zararını talep edebileceği yönünde karar verildiğini, Davacı şirketin sürüm artırma ve menfaatleri koruma yükümlülüğünü yerine getiremediğini ve müvekkil şirketlerce sözleşmeden beklenen faydanın sağlanamadığını;Bayilik Sözleşmesi’nin “Sözleşme’nin Feshi ve Sona Ermesi” başlıklı 26.maddesinin 2.10. fıkrasında; “Şirketler tarafından bildirilen genel performans hedeflerinin ve/veya cihaz, aktivasyon, satış, ciro, gelir, kâr, müşteri memnuniyeti gibi alt kategorileri/kriterleri de içerecek şekilde belirlenen fonksiyon hedeflerinin Bayi tarafından gerçekleştirilememesi ve/veya Bayi’nin bölge ortalamasının altında kalması” halinde sözleşmenin haklı nedenle sona ereceğinin hüküm altına alındığını, davacının da bu hususu bildiğini, Bayinin, sözleşme konusu ürün ve hizmetlerin sürümünü artırma faaliyetlerinde bulunurken ve müşterileri ile yaptığı satım sözleşmelerinden doğan yükümlülüklerini ifa ederken, üreticinin menfaatlerini koruma yükümlülüğüne uygun olarak basiretli bir tacirin işlerinde göstermesi gereken özene göre hareket etmesi gerektiğini, Bayinin menfaat yükümlülüğünün yanı sıra sürüm artırma yükümlülüğü de bulunduğunu, bayi ne kadar çok ürün satarsa, o oranda gelir sağlayacağını, bunun bayinin menfaatine bir durum olduğu gibi bayinin ürün satımındaki oranı ne kadar fazla olur ise bayinin bu faaliyeti ile üreticinin mallarının büyük ölçüde dağıtımının sağlanacağını ve bu suretle üreticinin menfaatlerine de hizmet edilmiş olunacağını, bu karşılıklı menfaat durumunun, bayinin üreticinin menfaatlerini koruma borcunun bir türü olan sürümü artırma yükümlülüğü kapsamında olduğunu,Bayinin, gerçekleştirdiği cihaz satışlarında abonelerin faturalarını ödememesinden dolayı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını iddia etse de; bayinin cihaz satışı yapmasının şirket menfaatleri için yeterli olmayıp, aynı zamanda bu cihaz satışlarından şirketlerin de gelir elde etmesi gerektiğini, bayinin hem kendi gelirini hem de şirket gelirini arttırması gerektiğini ve bu suretle müvekkil şirketlere karşı sürüm arttırma yükümlülüğünü de yerine getirmesi gerektiğini, yerel mahkemece bu yükümlülüğün göz ardı edildiğini ve hatalı karar verildiğini,Davacı bayinin, kendisine bildirilen satış hedeflerini yerine getirdiğini belirtmiş ise de hedeflerin yerine getirilmesi ile bayinin sadece kendi gelirini artırdığını ve prim kazandığını, ancak, abonelerin faturalarını ödememesi durumunda müvekkil şirketlerin gelirinde herhangi bir artış olmadığını, aksine zarar oluştuğunu,Ayrıca davacı tarafın performans düşüklüğü bulunmadığını iddia etmekteyse de bayi tarafından neverpaid yapılması nedeniyle performansında haliyle düşüklük olamayacağını, burada önemli olan nokta davacının performansının düşük olup olmaması olmadığını, davacı tarafın performansı yüksek ise de bu durumun neverpaid işlem yapmasından kaynaklanmakta olup, müvekkil şirketlerin herhangi bir kazancı bulunmadığını, davacı tarafın abonelik işleminin ilk adımı olan satışı gerçekleştirerek prime hak kazandığını ancak müvekkil şirketler bu abonelik işlemlerinden herhangi bir kazanç sağlayamadığını, dolayısıyla yerel mahkeme kararında performansın yüksek olduğu belirtilmişse ve illiyet bağı kurulmaya çalışılmışsa da somut olayda müvekkil şirketlerin gelirinde bir artış olmamış, bayi neverpaid yaparak haksız kazanç elde ettiğini, davacının fraud riski Türkiye ortalamasının çok üzerinde ortalama %33 olarak tespit edildiğini, dolayısıyla gerek müvekkil şirketler gerekse diğer operatörler bakımından olağan risk olarak görülebilecek bu neverpaid riski davacı bayi bakımından ortalama riskin 3 katı kadar tespit edildiğini, bu noktada davacının iyi niyetli olduğu ve bu şekilde işlemleri gerçekleştirdiğine yönelik güven ilişkisinin zedelendiğini,Müvekkil Şirketlerin cihaz satışlarındaki gelirini belirleyen; aboneler tarafından faturaların ödenme oranı olduğunu ve aboneler tarafından bu ödemeler yapılmaz ise “Neverpaid” durumu ortaya çıktığını, Müvekkil şirketler tarafından objektif ve rasyonel kriterlere göre bir bayinin satışlarında Neverpaid durumunun olup olmadığının tespit edildiğini, yapılan analizler sonucunda 2016 Aralık-2017 Ekim dönemi 2.000 TL ve üzeri cihaz satışlarını gösteren raporda bayilerin temlikli cihaz satışları ve bu satışlar akabinde fatura ödeme oranları incelenerek tüm Türkiye’de neverpaid ortalaması % 9 oranında, davacı bayinin yaptığı temlikli cihaz satışlarında fatura ödenmeme oranı yani neverpaid oranının ise Türkiye ortalamasının neredeyse dört katı olarak %33 oranında tespit edildiğini, bu tespitler doğrultusunda, davacı tarafından bayilik faaliyetleri kapsamında yapılan cihaz satışlarında fatura ödenmeme oranı/tahsilat riskinin ciddi şekilde fazla olduğunun saptandığını, müvekkil Şirketler ile bayilik ilişkisi olan diğer bayilerin neverpaid oranları ile Türkiye ortalaması alındığında oran %9 çıkmasına rağmen davacı bayi bakımından bu oranın %33 çıkması ticari işleyişin, müşteri fraud riskinin olağan oranına aykırı olup, dikkat çeker nitelikte yüksek olduğunu, bu hususların dosyada mübrez dilekçelerde de belirtilmiş olup, hükme esas alınan bilirkişi ek raporunda bu yönde hiçbir veri sunulmamış olduğu yönündeki tespitin yerinde bir tespit olmadığını, Bayilerin cihaz satışını tüm kontrolleri yaparak gerçekleştirme ve bir anlamda müvekkil Şirketlerin fatura ödenmeme durumu/tahsilat riskiyle karşılaşmaması için gerekli tüm önlemleri alma yükümlülüğü bulunduğunu, ancak görüleceği gibi davacı tarafından sözleşmede belirtilen yükümlülükler yerine getirilmediği gibi müvekkil şirketlerin her geçen gün zarara uğratıldığını, yerel mahkemece sözleşmenin haksız feshedildiği yönünde hatalı hüküm kurulmuş olup, mahkemece ilgili hükmün kaldırılması ve davanın tümden reddi gerektiğini,Sözleşmenin haklı nedenle feshedilmiş olması sebebiyle davacının tazminat taleplerinin reddi gerektiğini,Sözleşmenin hukuka aykırı sona ermesi kanaatiyle davacının talep etmiş olduğu müspet zarar kalemlerinin kabulüne karar verildiğini, ancak davacı ile müvekkil şirketler arasında imzalanan ... Bayilik Sözleşmesi, usul ve yasaya uygun olarak haklı nedenle sona erdiğinden Yerel Mahkeme tarafından kira bedeli, tadilat bedeli ve kar mahrumiyeti tazminat taleplerinin kabulü hatalı olduğunu, Bayilik sözleşmesinin hukuka ve sözleşmeye uygun şekilde sona erdiği açık olup bayilik sözleşmesine dayalı olarak davacı tarafından iddia olunan tüm zarar ve tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, daha önce de beyan edildiği üzere; davacının, dava dilekçesinde sözleşmenin haksız olarak sona erdirildiğinden bahisle TBK m.125 kapsamında müvekkil şirketlerden tazminat talep ettiğini, talep edilen tüm alacaklar hukuki dayanaktan yoksun olup, kabulünün mümkün olmadığını, ayrıca, bilirkişi ek ve kök raporunda da belirtildiği üzere müvekkil şirketlerin ticari defterlerine göre davacıya ödenecek herhangi bir borç ya da tahsil edilecek herhangi bir alacak tutarı bulunmadığını,Yukarıda da izah edildiği üzere bayinin, gerekli özen ve yükümlülüğü göstererek üreticinin menfaatlerini koruma borcunu yerine getirmesi gerektiğini, bayinin, Sözleşmenin 9.1. maddesi uyarınca “İşyeri’ni, personelini ve Şubeler’ini maksimum ekonomik potansiyeline kadar geliştirmeyi, Şirketler tarafından kendisine bildirilen hedeflere belirlenen süre içinde ulaşmak için her türlü gayreti azami seviyede göstermeyi” kabul, beyan ve taahhüt ettiğini, somut olayda, davacı tarafından sözleşmede belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmediğini, Cihaz ve aksesuar bedeli talebi bakımından: Müvekkil şirketlerce sözleşmenin haksız bir şekilde feshedilmesi nedeni ile bayinin elindeki cihazları düşük fiyattan elden çıkarmasına bağlı zararın, düşük fiyattan satıldığına dair satış belgesi ile belgelendirdiği takdirde toplam değerden mahsup edildikten sonra kalan bedel olarak talep edilebileceği yönünde bilirkişilerce kanaatte bulunulduğunu ve bu doğrultuda hüküm kurulduğunu, ancak, davacının cihaz tedariki sağlayan firmalarla arasındaki sözleşme kapsamında cihaz temin ettiği, bunlardan doğan herhangi bir sorumluluğun müvekkil şirketlere yüklenemeyeceğini, basiretli bir tacir olan davacının cihaz ve aksesuarlarından müvekkil şirketlerin sorumluluğunun bulunmadığının açık olduğunu, dolayısıyla yerel mahkemece taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri ile davacının cihaz tedariki sağladığı firmalarla arasındaki hukuki ilişkinin göz ardı edildiğini, söz konusu cihaz ve aksesuarlardan dolayı müvekkil şirketlerin herhangi bir sorumluluğunun bulunmasının mümkün olmadığını, Diğer tazminat talepleri bakımından itirazlar:TTK madde 121/4 gereğince haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uyulmaksızın sözleşmeyi fesheden taraftan, diğer taraf, TBK genel hükümleri uyarınca, haksız fesih nedeniyle uğradığı tüm zararlarını, esasen müspet zararını talep edebileceğini, ancak, davaya konu somut olayda müvekkil şirketler sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini, bu nedenle, müvekkil şirketlerin müspet zarar bakımından da herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, Yoksun kalınan kâr (kâr mahrumiyeti), malvarlığında umulan artışın sözleşmenin ihlali sonucunda meydana gelememesi olduğunu, işbu kalemler sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan talep edildiğini, yoksun kalınan karın talep edilebilmesi için sözleşmenin taraflardan birinin kusuru ile feshedilmesi ve bu fesih yüzünden malvarlığında ileride meydana gelecek artıştan mahrum kalınması gerektiğini, haklı nedenle feshedilen sözleşmeden dolayı müspet zararın tazmini talep edilemeyeceğini,Yargıtay kararlarında sözleşmenin bir tarafça haksız feshedilip diğer tarafın sözleşmeden dönmediği hallerde, geçerli olmayan fesihten dolayı sözleşmenin ayakta kalacağının kabul edildiğini, bu durumda kusuruyla feshe sebep olan taraf, feshettiği düşüncesiyle borcunu ifa etmeyerek temerrüde düşmüş olacağını ve alacaklı temerrütten doğan haklarını talep edebileceğini, dolayısıyla müspet zararın, varlığını sürdüren sözleşmelere dayanarak istenebilecek bir tazminat türü olduğunu, burada tartışılması gereken hususun sözleşmenin haklı bir neden olmadan feshedilip edilmediği hali olduğunu, Hiçbir şekilde feshin haksız olarak gerçekleştiğini kabul anlamına gelmemek kaydıyla, taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri uyarınca da, basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü olan davacının, müvekkil şirketlerin itibarını korumakla yükümlü olmasına rağmen cihaz satışları incelendiğinde, taahhütlü cihaz satışlarında yapılan aboneler tarafından faturaların ödenme oranı Türkiye ortalamalarına göre ciddi oranda düşük olması nedeni ile yapılan satışların riskli olduğunun tespit edildiğini, ortada sözleşmenin haksız feshi gibi bir durum olmadığı hususunda hiçbir kuşku bulunmadığını, Taraflar arasında imzalanan sözleşme ve eklerinde yer alan hükümler dikkate alınmaksızın kira ve yatırım bedeli olarak hesaplanan ve müvekkil şirketler tarafından ödenmesi yönünde yapılan tespitin kabulünün mümkün olmadığını, Taraflar arasında imzalanan ... Bayilik Sözleşmesi’nin 8.1. maddesine göre,“Sözleşme konusu faaliyetleri yerine getirebilmek için şirketler tarafından onaylanan yerde, şirketler tarafından belirlenen/bildirilen konsept ve standartlarda bir İşyeri kurmayı, İşyeri’nin açılışı için gerekli her türlü resmi prosedürü yerine getirmeyi, masrafları kendisine ait olmak üzere izin ve ruhsatları almayı, kira, inşaat, dekorasyon, genel gider, demirbaş alımı, bakım, onarım vb. giderlerinden sorumlu olmayı,”Davacı tarafından imzalanan Dekorasyon Taahhütnamesi’nin 5. maddesine göre,“Şirketler, ...’nın tüm Dekorasyon maliyetlerini anahtar teslimi olarak karşılayacaktır. ... Şirketler tarafından karşılansa dahi anahtar teslim olarak yapılacak olan dekorasyonların; inşaat, mekanik aksam, elektrik, vitrin, doğrama, kepenk, klima, hava perdesi, iklimlendirme, havalandırma, kalorifer petekleri ve tesisat vb. tüm bedellerinin (mobilya, reklam, görsel, digital signage hariç) Şirketler’in uygun göreceği plan ve ödeme şekline göre tarafımıza yansıtılabileceğini, bu bağlamda Sözleşme’nin Bayi İşyeri ve Dekorasyon ile ilgili hükümleri uyarınca bu konudaki diğer taahhütlerimize ve tarafımıza bildirilen prosedürlere uymakla yükümlü olduğumuzu kabul ve taahhüt ederiz.”Basiretli bir tacir olarak faaliyette bulunması gereken davacı bayi hem Sözleşme hem de Sözleşme’nin eki niteliğindeki Taahhütname kapsamında; kira, yatırım giderleri ve dekorasyon giderlerinden doğrudan ve bizzat sorumlu olduğunu, kira bedeline ilişkin olarak kira sözleşmesinin uzayan 1 yıllık döneminin kirasından müvekkil şirketlerin sorumlu tutulmasının ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, zira basiretli bir tacir olan davacı bayi, bayilik faaliyetlerinde bulunduğu süre boyunca söz konusu ticari iş kapsamında elde ettiği gelirlerin, primler kadar tacirin tacir sıfatından kaynaklı birtakım masraflardan ve giderlerden sorumlu olma yükümlülüğü gözetilmeksizin bu giderlerin müvekkil şirketlere yüklenmesinin anlaşılamadığını, Sözleşme hükümlerinin açıkça kira, inşaat giderlerinden davacı yanın sorumlu olduğunu belirtmiş olsa da bu hükümler göz ardı edilerek, sözleşme hükümlerinin öncelikli olarak uygulanması gerekliliği değerlendirilmeksizin davacının kira ve tadilat bedellerini talep edebileceği yönünde karar verilmesinin kabul edilemez olduğunu, Ayrıca Sözleşme sona erdikten sonra yıllık olarak ödenen kira bedelinin davacıya ödenmesinin davacının malvarlığında sebepsiz bir artış yaratacağını, müvekkil şirketlerin sözleşme sona erdikten sonra kira sözleşmesine konu taşınmazdan herhangi bir menfaat elde edebilme, kar ve fayda sağlama olanağı bulunmadığını, bayinin müvekkil şirketler ile sözleşmesel ilişkisinin sona ermesi davacının tüm ticari faaliyetlerine son vereceği sonucunu doğurmadığını, imzalanan kira sözleşmesi davacı ile mülk sahibi arasında olduğunu, Davacının talep edebileceği yönünde karar verilen 240.000,00-TL tutarındaki yıllık kira bedelinin de müvekkil şirketler tarafından tazmininin istenmesinin geçerli hiçbir hukuki dayanağı olmadığını, sözleşme içeriği incelendiğinde açıkça görülecektir ki davacı imzalamış olduğu Bayilik Sözleşmesi ve Ek’leri ile yapılacak tüm bu giderlerden sorumlu olacağını kabul ve beyan ettiğini, Ayrıca davacı bayinin iddia ettiği gibi her yıl Ekim ayında toplu bir kira ödemesi yapıldığı hususu asılsız ve dayanaksız olduğunu, müvekkil şirketler tarafından bayiye her ayki performans durumuna göre belirli kriterler çerçevesinde kira desteği sağlandığından, davacının dilekçesinde iddia etmiş olduğu gibi her yıl ekim ayında toplu bir ödeme yapılması şeklinde bir uygulama bulunmadığını, bu iddiasının gerçeği yansıtmadığına yönelik dosya kapsamında sunulan kira destek ödemeleri, oranları ve zamanlar hem excel olarak Mahkemeye sunulduğunu, hem de kira destek kriterlerini gösterir Prim Sistematiği dosyaya ibraz edildiğini, ilgili belgeler dikkate alınmaksızın bu yönde verilen karar kabul edilemez nitelikte olduğunu, dolayısıyla davacı bayinin gerçeği yansıtmayan, somut delillerle ispatlanamayan söz konusu iddialarının ve bu kapsamda talep edilen bedellerin reddi gerekmekte iken bu alacak kalemleri bakımından taleplerin kabul edilmesinin hatalı olduğunu, davacı bayinin bu iddiasını ispatlayamadığını, söz konusu iddiasını ispatlar nitelikte herhangi bir delil dosyaya sunmadığını, dolayısıyla, müvekkil şirketlerce uygulanan kira bedelinin tamamının ödenmesi gibi bir işleyiş ve prosedür bulunmamakta olup, tüm bayilere Prim Sistematiği’nde belirlenen ve duyuru yoluyla kendilerine bildirilen kriterlere göre destek ödemesi yapıldığını,Yukarıda detaylı olarak bahsedildiği üzere, yapılan feshin haklılığı da açık olduğundan davacının 240.000,00 TL yıllık kira bedeli, 214.000,00 TL tadilat yatırım gideri, 60.000,00 TL dekorasyon gideri ve cihaz ve aksesuar bedeli taleplerinin kabulü yönündeki kararın mahkemece kaldırılması ve davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiğini,Teminat mektuplarının iade edilmesi yönünde verilen kararın hatalı olup, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinden uzak ve gerekçesi hukuki dayanaktan yoksun olduğunu,Yerel Mahkemece, bilirkişi ek raporu doğrultusunda hüküm kurulmuş ve bilirkişi ek raporunda Sözleşme haklı nedenle feshedilmediğinden teminat mektuplarının iade edilmesi yönünde yapılan tespit uyarınca hüküm kurulduğunu, Sözleşme’nin 23.2 maddesi teminat mektubunun hangi şartlarda iade edileceğini açıkça düzenlediğini, “İşbu Sözleşme’nin hangi nedenle olursa olsun sona ermesi halinde Bayi tarafından verilmiş olan teminat mektupları; Taraflar’ın karşılıklı hesap mutabakatına vardıkları veya Şirketler’in..’den herhangi bir alacağının kalmadığının Şirketler tarafından tespit edildiği tarih-ten itibaren 6 (altı) ay içinde mektubu veren Bankaya iletilmek üzere Bayi’ye iade edilir.” Sözleşmenin açık hükümleri karşısında teminat mektubunun iade edilmesi için kararlaştırılan ön şartların gerçekleşmesi gerektiğini; “-Taraflarca hesap mutabakatının yapılması,-Müvekkil şirketlerin, talepte bulunandan herhangi bir alacağının kalmaması, -Müvekkil şirketlerin hiçbir alacağının kalmamasının tespitinden itibaren 6 ay içinde iade edilmesi” gerektiğini,Bu kapsamda talepte bulunan bayinin talebinin haklı olup olmadığının ortaya konması için ilgili şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesi gerektiğini, buna göre müvekkil şirketler ile talepte bulunan bayi arasında henüz hesap mutabakatı yapılmadığını, talepte bulunan bayi, taraflar arasında hesap mutabakatı henüz tamamlanmamış olduğundan Sözleşme’nin 22.3. maddesine göre teminatın iadesi için de gerekli şartların oluşmadığını;Dolayısıyla;-Teminat mektubu, talepte bulunanın sözleşme konusu edim, borç ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesinin teminatı olarak alındığından, müvekkil şirketlerin herhangi bir hak ve alacağının bulunmaması halinde teminat mektubu iade yükümlülüğü doğduğunu, ancak taraflar arasındaki sözleşmenin sona erdirilmesi nedeniyle hak paylaşımı devam etmekte olup bayinin henüz hiçbir alacağının bulunmadığının tespit edilemediğini,-Sözleşmeye göre, teminat mektubunun iadesi için herhangi bir alacak bulunmadığının tespitinden itibaren 6 aylık sürenin öngörüldüğünü, bu durumda sözleşmesel yükümlülüklerin teminatı olarak alınan teminat mektubu, herhangi bir alacağın kalmamasının tespitinden itibaren 6 ay geçmesine rağmen iade edilmezse teminat mektubunun iade edilmemesi haksız olacağını, ancak henüz mutabakata varılamadığından öngörülen sürenin başlamadığını, Açıkça görüleceği üzere, teminat mektubunun iadesi için Sözleşme’de kararlaştırılan şartlardan hiçbirinin gerçekleşmediğini, Ayrıca, Sözleşme’nin 27.9. maddesi uyarınca da davacının müvekkil şirketler nezdinde herhangi bir alacağının kalmadığı ispatlanıncaya kadar müvekkil Şirketlerin teminat mektubunu uhdesinde bulundurma yetkisi olduğunu:“Sözleşme’nin herhangi bir sebeple feshi/sona ermesi durumunda, hesap mutabakatı yapılın-caya kadar Şirketler’in ...’nin primlerini, hak edişlerini, alacaklarını ödememe/durdurma ve/veya Teminatı’nı iade etmeme yetkisi bulunmaktadır. .., mutabakattan sonraki iş ve eylemleri nedeniyle de Şirketler’in uğrayacağı her türlü zararlardan sorumludur.”Bu kapsamda, davacı şirket ile bir araya gelinerek cari hesap ilişkisi çerçevesinde hesap mutabakatı yapılıncaya kadar müvekkil şirketlerin teminat mektuplarını iade etmeme hakkı bulunduğunu,Tüm bunlara ek olarak Yerel Mahkemece davalı müvekkil Şirketler bakımından müştereken ve müteselsilen hüküm kurulmasının kabul edilemez olduğunu, bayilik Sözleşmesinde 3 Şirketin de taraf olarak gösterilmekteyse de her 3 Şirketin de davacı ile cari hesap ilişkisinin ayrı olduğunu, bu durumun dosyada yapılan bilirkişi incelemelerinde de açıkça görüldüğünü, dolayısıyla 3 Şirketin de tüzel kişiliklerinin farklı olması ve davacı ile aralarındaki cari hesap ilişkisinin birbirinden farklı olması nedeniyleYerel Mahkemece müştereken ve müteselsilen müvekkil Şirketler aleyhine hüküm kurulmasının ve şirketlerin borcun tamamından sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, yalnızca bu durumun bile Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasını ve yeniden hüküm kurulmasını gerektirdiğini beyanla, istinaf gerekçelerinin kabulü ile yerel mahkeme tarafından verilen davanın kısmen kabulüne ve teminat mektuplarının iadesine yönelik kararının istinaf incelemesi neticesinde müvekkil Şirketler lehine kaldırılmasına, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; taraflar arasında akdedilen 22/01/2015 tarihli bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiası ile kira gideri, tadilat yatırım gideri, dekorasyon gideri, cihaz ve aksesuar bedeli, iş sözleşmelerinin feshi sebebiyle ödenen işçilik alacakları, rekabet yasağı ihlalinden doğan zarar, mahrum kalınan kar, hak ediş kesintisi, portföy tazminatı olmak üzere maddi zararları ile manevi zararın tazmini ve davacı tarafından davalıya verilen teminatların iadesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında 22/01/2015 tarihli bayilik sözleşmesinin akdedildiği, bayilik sözleşmesinin konusunun davalı şirketler tarafından davacı bayiye bildirilen ve/veya izin verilen ürün ve hizmetler'in, bayi tarafından şirketlerin belirlediği usul ve esaslar çerçevesinde davalı markaları adı altında müşterilere/abonelere sunulması, satış ve pazarlamasının yapılması ile müşter/abone talepleri doğrultusunda abonelik sözleşmesinin kurulmasına ve sonlandırılmasına aracılık edilmesi, satış öncesi sonrası hizmetlerin yerine getirilmesi ve fakat bunlarla sınırlı olmaksızın tarafların karşılıklı hak, yetki, ve yükümlülükleri ile diğer hususların düzenlenmesi olduğu, sözleşmesinin süresinin 2 yıl olduğu ve taraflardan herhangi birinin sözleşme süresinin sona ermesinden bir ay önce yazılı bildirimde bulunmadığı takdirde sözleşmenin bir yıl uzamış sayılacağı, sözleşme süresinin hiç bir şekilde beş yıldan fazla olmayacağının, bu süreden sonra devam edilmek istenmesi halinde yeni bir sözleşme imzalanacağının düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 2 yıllık süresinin bitiş tarihinin 22/01/2017 tarihi olduğu, bu tarihten bir ay önce tarafların sözleşmeyi feshetmemeleri sebebiyle sözleşmenin bir yıl daha uzadığı, davalının Beşiktaş .... Noterliği'nin 10/01/2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile, taahhütlü cihaz satışlarının yapılan aboneler tarafından faturaların ödenme oranının Türkiye ortalamalarına göre düşük olduğu ve bu anlamda bayilikte yapılan satışların riskli olduğu saptandığından bayilik ilişkisinin devamı halinde telafisi mümkün olmayan şirket zararının ortaya çıkacağı, sözleşmede yer alan: 2.1 İşyerini maksimum ekonomik potansiyeline kadar geliştirme. 2.2 Şirketler tarafından bildirilen genel performans hedeflerinin ve/veya cihaz aktivasyon, satış, ciro, gelir, kâr, müşteri memnuniyeti gibi alt kategorileri/kriterleri de içerecek şekilde belirlenen fonksiyon hedeflerinin bayi tarafından gerçekleştirme ve/veya bayiinin bölge ortalamasırın altında kalmama yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçe gösterilmek suretiyle derhal ve tazminatsız olarak feshedildiği ve fesih ihtarnamesi davacıya 16/01/2018 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür.Mahkemece davalının sözleşmenin feshi olarak gösterdiği gerekçenin yerinde olup olmadığının tespiti, tarafların iddia, savunma ve taleplerinin değerlendirilmesi için tarafların defter ve kayıtları ve dosya kapsamı üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, sunulan bilirkişi raporlarında; davacının satışlarda bölge ortalamasının altında kalmadığı, taahhütlü cihazların müşteri bilgilerinin sorgulandığı ve onay alındığı bir ekran üzerinden ve ancak sonuç olumlu gelir ise gösterilmekte olan limit puanı tutarı kadar bedelle müşteriye taahhütlü cihazın tanımlanabildiği, “cihaz verilebilirlik sorgusu onaysız” müşteriler için bayinin sistem üzerinde taahhütlü cihaz şatışı tanımlamasının mümkün olmadığı, ancak sistemin limit puanı tanımlamış olduğu müşterilere bu puan kadar bedelli cihaz satışı yapılabildiği, bu bilgiler ışığında faturaya taksitli cihaz satış oranlarındaki geri ödeme oranlarının az olmasındaki asli kusurun bayi üzerinde olmadığının, sözleşmeye göre davacının müşterilen ödeme gücünü temin ettiğine dair bir hüküm bulunmadığı ve davacı bayinin müşterilerin ödeme güçlerini araştırmalarının mümkün olmadığı, bu yönde bir ticari teamülün de olmadığı tespit edilmiştir. Taraflar arasındaki mesaj kayıtları dikkate alındığında davalı tarafından davacının bayiliğini devretmesini, aksi takdirde fesih prosedürünün işletileceğinin belirtildiği, akabinde ihtarnamede belirtilen hususlar gerekçe gösterilmek suretiyle sözleşmenin feshedildiği, ancak bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacının satışlarının bölge ortalamasının altında kalmadığı, taahhütlü cihazların müşteri bilgilerinin sorgulandığı ve onay alındığı bir ekran üzerinden ve ancak davalının olumlu onay vermesi halinde davalının bilgisi dahilinde satışının yapıldığı, davacının müşterilen ödeme gücünü temin etmesinin ve araştırmasının imkan dahilinde bulunmadığı, bu haliyle davalının ileri sürdüğü fesih sebeplerinin gerçekleşmediği anlaşıldığından davalı tarafından sözleşmenin haksız olarak feshedildiği yönündeki Mahkeme tespiti isabetli olup, davalılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Olumlu zarar (müspet zarar), alacaklının borcun ifasındaki çıkarın gerçekleşmemesi yüzünden uğradığı zararı ifade eder. Diğer bir deyişle, alacaklının malvarlığının borcun ifası halinde alacağı durum ile, borcun ifa edilmemiş olması halindeki durum arasındaki fark olumlu zarardır. Olumsuz zarar (menfi zarar), hüküm doğurduğu güvenilen bir sözleşmenin geçersiz olması veya kurulacağına güvenilen bir sözleşmenin kurulmaması yüzünden uğranılan zarardır. Güvenen kimsenin sözleşmenin ifade etmemesi veya kurulmaması halinde malvarlığının aldığı durum ile, bu olay hiç gerçekleşmese idi malvarlığının içinde bulunacağı durum arasındaki fark, olumsuz zarardır. Yoksun kalınan kazanç kaybı olumlu zarar, sözleşmenin kurulması için yapılan masraflar, ifa sırasında yapılan masraflar tipik olumsuz zarar kalemleridir. Sözleşmenin ifa edilmemesi sebebiyle alacaklı olumlu zararını, sözleşmeden dönülmesi sebebiyle alacaklı olumsuz zararını talep edebilir. (Prof Dr. M. Kemal Oğuzman, Prof. Dr. Turguz Öz Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-1 18. Bası 2020 yılı sayfa 412-415, 562-563) Menfi zarar kavramına, sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılık edanın kabulü için yapılan masraflar, sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısıyla (gönderilen şeyin kaybolması gibi) uğranılan zarar, sözleşmenin geçerliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar, başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar ve dava masrafları, noter masrafı, karar pulu, KİK payı, gerçekleştirilen imalat bedeli, personel gideri vb kalemler örnek olarak verilebilir. (Yargıtay 15. HD. 17/06/2021 tarih, 2020/1406 esas ve 2021/2835 karar sayıl ilamı), Davacı tarafından sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi sebebiyle kira gideri, tadilat yatırım gideri, dekorasyon gideri, cihaz ve aksesuar bedeli, iş sözleşmelerinin feshi sebebiyle ödenen işçilik alacakları, rekabet yasağı ihlalinden doğan zarar, mahrum kalınan kar, hak ediş kesintisi, portföy tazminatı olmak üzere maddi zararları ile manevi zararın tazmini ve davacı tarafından davalıya verilen teminatların iadesi talep edilmiştir. Mahkemece de müspet ve menfi zarar tanımı yapıldıktan sonra tanıma aykırı olarak davacının maddi tazminat altında talep ettiği tüm alacak kalemleri müspet zarar olarak ve davalının karşılamakla sorumlu olduğu zararın, alacaklının müspet zararı olduğu kabul edilmiştir.Yukarıda belirtilen doktrin ve yargısal içtihatlar dikkate alındığında davacı tarafından talep edilen kira gideri, tadilat yatırım gideri, dekorasyon gideri, cihaz ve aksesuar bedeli, iş sözleşmelerinin feshi sebebiyle ödenen işçilik alacakları tipik menfi zarar kapsamına girmektedir. Mahkemece söz konusu kalemlerin müspet zarar kavramı içerisinde değerlendirilmesi, davalının sorumlu olduğu zararın, alacaklının müspet zararı olduğu kabul edilmesine rağmen gerekçeye aykırı olarak bu menfi zarar kalemlerinden bir kısmına hükmedilmesi, kabule göre davalının cevap dilekçesinde, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde belirtilmesine rağmen taraflar arasındaki sözleşme, taahhütname ve eklerinde düzenlenen hükümlerine göre de bu zarar kalemlerini talep edip edemeyeceğinin değerlendirilmemesi, müspet zararın talep edilebileceğinin belirtilmesi karşısında aynı anda menfi zararlarında talep edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmemesi, kabul edilen kira bedeli ve tadilat bedeli yönünden tadilatların hangi tarihte yapıldığı, taraflar arasındaki sözleşmenin feshinden sonra da davacı tarafından kiralanan yerin tadil edilmiş haliyle kira sözleşmesi süresi sonuna kadar kullanılmaya devam edilip edilmediği hususlarının araştırılarak değerlendirilmediği anlaşılmakla, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak çelişkili gerekçe ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. 492 sayılı Harçlar Kanunu 30. maddesinde "– Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu (HMK 150) maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır," hükmü düzenlenmiştir. Davacı tarafından sözleşme kapsamında davalılara verilen teminat mektuplarının iadesi talep edilmiştir. Ancak davacı tarafından teminat mektubu üzerinden nispi peşin karar ve ilam harcı yatırılmamış, Mahkemece de Harçlar Kanunu 30. maddesi uyarınca işlem yapılarak eksiklik giderilmeden söz konusu talebin esası hakkında karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece davacı tarafça talep edilen hakedişlerin taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmenin bir parçası olan ödül ve ceza sistemi kapsamında kaldığı, prim ve kesintilerin satış performansı ile ödüllendirildiği, aksi durumlarda prim kesintisi yapıldığı, prim kesintisi ya da ödül miktarlarına yönelik dava tarihinden önce davacının herhangi bir itirazının olduğuna ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı, bu sebeple hakediş iadesi talep edilemeyeceği gerekçesi ile bu talebin reddine karar verilmiştir. Ancak Mahkemece davalılar tarafından hak ediş kesintilerinin taraflar arasındaki sözleşme ve eklerine uygun olup olmadığına ilişkin herhangi bir inceleme yapılmaması doğru olmamıştır. Mahkemece yoksun kalınan kar hesabında davacının geçmiş yıllardaki kazançlarından hareketle ortalama aylık geliri veya ortalama yıllık gelirinin dikkate alınması gerekmekte olup, davacının 2016 yılı zararı dikkate alınmayarak yıllık ortalama karının 26.229,88 TL olduğu tespit edilmiş olduğundan fesih tarihi ile sözleşmenin sona ereceği tarih arasındaki bir yıllık süre için davacının yoksun kaldığı karının 26.229,88 TL olduğunu tespit eden bilirkişi kök ve ek raporuna göre hüküm kurmuştur. Davacının talimat aracılığı ile defter ve kayıtlarının incelenmiş ve talimat bilirkişisi tarafından davacının yoksun kaldığı karın 292.107,53 TL olarak hesaplanmasına rağmen bu bilirkişi raporuna itibar edilmeme sebebi açıklanmamıştır. Ayrıca davacının sözleşmenin feshinden sonra aynı şartlarda aynı bölgede davalı şirketlere benzer tanınırlıkta başka bir bayi ile ne kadar makul süre içerisinde sözleşme yapabileceğinin tespiti ile bu süre kadar ancak ve en fazla sözleşmenin fesih tarihi ile taraflar arasındaki sözleşmenin bitim tarihi arasındaki süre kadar, sözleşmenin feshinden sonra başka şirketler ile makul süreden önce sözleşme imzalamış ise bu süre kadar yoksun kaldığı net kar mahrumiyetini talep edilebileceği gözönüne alınarak hesaplama yapılması ve her bir davalının sorumlu olduğu miktarın belirlenmesi gerekirken bu hususların dikkate alınmaksızın yapılan hesaplamanın hükme esas alınması isabetli olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davacının ve davalıların istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi, yukarıda belirtildiği şekilde inceleme ve değerlendirme yapılması için mahkemesine iadesine, davacının ve davalıların sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurusunun kısmen KABULÜ ile; İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/12/2021 tarih ve 2018/1154 Esas- 2021/983 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde taraflara iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca yatırılan teminatın, yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 17/10/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2014/154, K. 2017/102, T. 13.08.2021, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2014-154-e-2017-102-k-5583ceb912bb