Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2011/321 E. 2015/85 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2011/321
Karar No
2015/85

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/986 KARAR NO: 2025/2756 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 16/11/2023 NUMARASI: 2018/1038 Esas - 2023/874 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/07/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı bankanın, İstanbul ... İcra Müdürlüğü(eski: Fatih ... İcra Müdürlüğü)'nün ... esas sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine dayalı icra takibi başlattığını, takibin kesinleşmesini müteakip dosyada haciz işlemi uygulandığını, müvekkili şirketin öğrenci servisi olarak kullandığı ..., ..., ..., ... ve ... plakalı 5 aracın ... Bankası Beyazıt Şubesi'nde bulunan ... numaralı hesabındaki 16.748,60-TL haczedildiğini, haczedilen araçların bir süre sonra trafikten men edilerek yediemin otoparklarına çekildiklerini, ..., ..., ... ve ... plakalı araçların 05/05/2014; ... plakalı aracın ise 22/08/2014 tarihinde trafikten men edildiğini, müvekkili şirketin davalı bankaya borçlu olmadığının tespiti için dava açtığını, açılan davada İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 11/03/2015 tarihli, 2011/321 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile müvekkili şirketin davalı bankaya takibe konu kambiyo senetlerinden dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verildiğini, kararın Yargıtay temyiz ve karar düzeltme incelemesinden geçerek 19/06/2017 tarihinde kesinleştiğini, karar kesinleştikten sonra takip dosyasındaki hacizlerin kaldırıldığını, ancak araçların müvekkili şirket tarafından teslim alınamadığını, araçların bulunduğu otopark işletmelerinin yedieminlik ücretleri sebebiyle araçlar üzerinde hapis hakkı kullanarak fiili haciz yapmış olmaları, hacizleri kaldırıp araçları teslim etmek için yüksek ücret istemeleri, takipte haksız çıktığı için sorumlu olması gereken bankanın bu ücretleri ödememesi sebebiyle araçların uzun süre teslim alınamadığını, bugüne kadar sadece otopark ücretinin müvekkili şirket tarafından ödenen üç aracın 21/09/2018 tarihinde teslim alındığını, müvekkili şirketin gün içinde durmaksızın servisler çalıştırmakta olduğunu, araçların trafikten men edilmesiyle servis hizmetlerinde aksama meydana geldiğini, bunun üzerine müvekkili şirketin, servis hizmetlerinin; dolayısıyla eğitim faaliyetlerinin aksamaması için çeşitli firmalarla anlaşarak araç kiraladığını ve servis hizmeti aldığını, haksız haczin uygulanmasından müvekkili şirketin zarar gördüğünü, davalı tarafın, her ne kadar hukuki bir hakkını kullanmış olsa da, sahtecilik iddiasından haberdar olmasına rağmen araçları yakalattırarak trafikten men ettirmesinin, davacı şirketin üzerine gitmesinin, süreç içindeki genel tutum ve davranışlarının iyi niyetli olmadığını göstermekte olduğunu, tüm bu sebeplerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulü ile, uğranılan zararın karşılığı olarak 604.638,52-TL maddi tazminatın davalıdan alınarak müvekkili şirkete verilmesini; maddi tazminat kalemlerinden her bir fatura için ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmesini, davacı şirketin ticari itibarı sarsıldığı için 25.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davacının müvekkili bankadan bu dava ile talep ettiği maddi ve manevi tazminat taleplerinin dayanağının haksız fiil sorumluluğundan kaynaklanmakta olduğunu, bu taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının, müvekkili bankaya haksız olduğunu ileri sürdüğü senet sebebiyle İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/321 esas sayılı dosyası ile 02/06/2011 tarihinde menfi tespit davası açtığını, açtığı bu tespit davasının 11/03/2015 tarihinde karara çıktığını, yani, davacının haksız fiil sorumluluğuna dayandığından mahkemenin karar verdiği tarih olan 11/03/2015 tarihi itibariyle TBK'nın 72. maddesinde ifade edilen hüküm gereğince zarar görenin zararını ve zarar yükümlüsünü öğrenmiş olmakta ve bu iki yıllık süre içerisinde dava açmadığından, taleplerinin zamanaşımına uğramış olduğunu, davacının borçlusu olduğu 30/08/2009 vade tarihli, 60.000,00-TL bedelli ve 30/10/2009 vadeli, 35.000,00-TL bedelli senetler sebebiyle İstanbul ...(eski: Fatih) İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlatılmış olduğunu ve ödeme emrinin tebliğe çıkarıldığını, davacı vekili tarafından icra müdürlüğüne verilen 07/09/2010 tarihli dilekçe ile ödeme emrinin 06/09/2010 tarihinde tebliğ alındığı ve borca faize imzaya itiraz edildiğine yönelik itiraz dilekçesi verildiğini, oysa ki kambiyo senetlerine mahsus icra takiplerinde ödeme emrine itiraz edilmesi isteniliyor ise bunun icra müdürlüğüne yapılmadığını, icra mahkemesine şikayet yolu ile yapılmakta olduğunu, dolayısıyla yapılan takibin kesinleşmesine davacının sebep olduğunu, müvekkili bankanın takip konusu senetlerin iyi niyetli meşru hamili olduğunu, dolayısıyla davacı tarafından yapılan imza itirazını ancak ve ancak açılacak bir dava sonrasında yapılacak imza incelemesi sonucunda anlayacağını, yapılan takibin haksız olmadığını, davacı tarafın dava dilekçesinde, müvekkili bankanın takip kesinleşmesine rağmen 2 yıl boyunca davacıya ait araçları trafikten men ettirmediğini ifade ettiğini, bunun bile müvekkili bankanın iyi niyetli olduğunun göstergesi olduğunu, davacının İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/321 esas sayılı dosyası ile açmış olduğu menfi tespit davasına ilişkin dosya incelendiğinde görüleceği üzere, davacının ne dava dilekçesinde ne de davada bilirkişi raporu düzenlendikten sonra hiçbir şekilde tedbir talebinde bulunmadığını, davacının, içinde bulunduğu duruma düşmesinde kendisinin kusurlu olduğunu, dava dilekçesi ekinde bulunan faturalarda belirtilen tutarların müvekkili bankadan talep edilmesinin hukuken mümkün olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "...6098 Sayılı TBK 49.maddesine göre, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." 6098 Sayılı TBK 50.maddesine göre, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır." 6098 Sayılı TBK 63.maddesine göre, "Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde kalan bir fiil, zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz. Zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, zarar verenin davranışının haklı savunma niteliği taşıması, yetkili kamu makamlarının müdahalesinin zamanında sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi gücüyle koruması veya zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı sayılmaz." Somut olayda, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... (Eski Fatih ... İcra Müdürlüğü'nün) E. sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan icra takibi sebepi ile davacının menkul mallarının(araçlarının) haczedildiği, davacının menfi tespit davası açması üzerine İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/321 E., 2015/85 K. Sayılı kararı ile davacının menfi tespit davasının kabulüne karar verildiği, verilen kararın Yargıtay denetiminden geçerek 19/06/2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Öncelikle davalı alacaklı tarafından, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... (Eski Fatih ... İcra Müdürlüğü'nün) E. sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan icra takibine karşı, 2004 Sayılı İİK 169. maddesi gereğince, davacı borçlu tarafından İcra Mahkemesi'ne itiraz edilmesi gerekirken, usulüne uygun olamayarak takibe karşı icra müdürlüğüne itiraz edilmesi sebepi ile takibin kesinleşmesine sebep olan taraf davacıdır. Takibe konu edilen 2 adet bononun incelenmesinden, davacının söz konusu bonoların keşidecisi olduğu, bonoların lehdarının ... Ltd. Şti. olduğu, bonoların, ciro edilerek davalı bankaya verildiği, davalı bankaca icra takibi başlatıldığı, davalı bankanın, bonolardaki imzanın keşideciye ait olup olmadığını bilecek durumda olmadığı, bu hususta araştırma yapmak zorunda bulunmadığı da açıktır. İcra dosya kapsamının incelenmesinden, davalı bankanın, icra takibinin kesinleşmesi üzerine davacıya ait malvarlığı üzerine haciz konulması talebinde bulunduğu ve davacıya ait 5 adet araca 26/05/2011 tarihi itibariyle haciz şerhi konulduğu, araçların 2013 ve 2014 yılında değişik tarihlerde trafikten men edilerek yediemin otoparkına çekildiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafça, menfi tespit talebiyle İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde(eski Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde) 02/06/2011 tarihinde dava açıldığı, Mahkemece 11/03/2015 tarihinde davanın kabulüne karar verildiği, verilen kararın Yargıtay denetiminden geçerek 19/06/2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu haliyle, davalı banka tarafından icra dosyası kapsamında yapılan işlemlerin menfi tespit davası kapsamında, ilk derece mahkemesince dahi henüz karar verilmeden önce yapıldığı görülmektedir. Bu durumda, davalı alacaklı bankanın, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiilinin bulunduğunun ve böyle bir fiil sonucu davacının zarara uğradığının kabul edilemeyeceği açıktır. Davacının, zararını ve davalının kusurunu kanıtlayamadığı, kaldı ki davalının talebi üzerine yapılan haczin kanunun verdiği yetkiye dayandığı ve bu yetkinin sınırları içinde kaldığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, davacı tarafın maddi tazminat talebinin yerinde olmadığı, manevi tazminat yönünden de kusur sorumluluğunun söz konusu olduğu, haksız haciz sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için öncelikle TBK 49.maddesindeki koşulların oluşması gerektiği, somut olayda bu koşulların oluşmadığı, bu anlamda manevi tazminat talebinin de yerinde olmadığı anlaşılmış, davacı tarafça davalı hakkında açılan maddi ve manevi tazminat davalarının ayrı ayrı reddine,..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Davalı bankanın icra takibini başlatmakta ağır kusurlu olduğunu, davalının senet borçlusu şirketin (davacı şirketin) ticaret sicil kayıtlarını incelemediğini, bu basit incelemeyi dahi yapmış olsa ... isimli şahsın, borçlu şirketin imza yetkilisi olmadığını tespit edebileceğini,davalı bankanın takibe koyduğu ve dava dışı şirketten almış olduğu bonolarda şirket kaşesi bulunmadığını, davacının yanlış merciye itirazının davalının kusurunu ortadan kaldırmayacağını, açmış oldukları davada tazminat koşullarının oluştuğunu beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Haksız icra takibi iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.TBK.m.49 gereğince kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Madde 50 gereğince zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur. Yine ispat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.Haksız icra takibi veya hacze dayalı manevi tazminat istemi 818 sayılı BK.'nun 49. maddesinden (6098 sayılı TBK'nun 58. maddesi) kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Bu sebeple de takip (haciz) yaptıran kişinin takipte veya haciz işleminde kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğu olgusu gerçekleşmedikçe ve ağır bir zarar da doğmadıkça manevi tazminatla sorumlu tutulamaz.Somut olayda; Her ne kadar davacı haksız işlemden dolayı tazminat talep etmişse de, davacının davaya konu bonoların keşidecisi olduğu, dosya içeriğinden ...'ın şirketin hissedarı olduğu, menkul haczi sırasında tutanağın ... tarafından şirket yetkilisi olarak imzalanmış olduğu, kambiyo senedi illiyetten mücerret olup senetteki imzanın ...'a ait olup olmadığını bilmesinin davalıdan beklenemeyeceği, davalı bankanın bononun lehdarı olmayıp ciro yoluyla hamil olduğu, bu sebeple davaya konu bononun iyi niyetli meşru hamili olduğu, bu doğrultuda davalının icra takibi yapmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, ufak emarelerin dahi işlemi haksız olmaktan çıkartacağı, davalının takipte veya haciz işleminde kötü niyetli ve ağır kusurlu olmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1038 Esas 2023/874 Karar sayılı 16/11/2023 günlü kararına yönelik davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3- İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,5- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,6- Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile 6100 Sayılı HMK'nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 09/07/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2011/321, K. 2015/85, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2011-321-e-2015-85-k-3fc688b6dc0b