İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/353 E. 2025/863 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2025/353
Karar No
2025/863
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/353 Esas KARAR NO : 2025/863 Karar DAVA : Tanıma Ve Tenfiz DAVA TARİHİ : 16/01/2025 KARAR TARİHİ : 15/10/2025 G. K. YAZILDIĞI TARİH : 27/10/2025 Küçükçekmece .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas - ... Karar sayılı dosyasında verilen görevsizlik kararı üzerine 28.04.2025 tarihinde mahkememize tevzi edilen Tanıma Ve Tenfiz davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkilinin Kuveyt Devleti nezdinde uluslararası faaliyet gösterdiği, ülkemizde ... olarak faaliyet gösterdiği, davalının uluslararası alanda yatırım ve satış işlemlerinde danışmanlık hizmeti verdiği, davalının birçok ülkede şubelerinin olduğu, müvekkilinin davalıdan alacağı olduğundan Kuveyt'te dava ikame edildiği, davaların kabulüne karar verildiği, El-Ferevaniye Genel Ticaret Mahkemesi .... Dairesi tarafından ... Esas sayılı dosyasında verilen 04/06/2023 tarihli kararda ile 90.122.371,371-Kuveyt Dinarı ödenmesine karar verildiği, ancak davalı tarafından ödenmediğini, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuveyt Devleti Arasında anlaşmanın olduğunu, davalının İstanbul Başakşehir’de faaliyet gösterdiğini, mali durumunun alacağını tahsil etmeye yeterli olduğunu, alacaklarının tahsili için El-Ferevaniye Genel Ticaret Mahkemesi ... Daire’nin ... Esas sayılı dava dosyasında verilen 04/06/2023 tarihli kararının tenfizine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Tenfizi istenen mahkeme kararı ile huzurdaki davanın taraflarının farklı olduğunu, tercüme edilen evraklarda Kuveyt Mahkemeleri'nde görülen davanın taraflarının .... ile .... olduğu, bu davada tarafların farklı olduğunu, tenfizi istenen dosyanın kesinleşmediğini, dava değerinin yanlış belirtildiğini, tenfiz talebinin şartlarının oluşmadığını belirterek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı da hükmün kamu düzenine aykırı olması halinde tenfiz isteminin reddedilmesini, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına, karar verilmesini saygıyla talep etmiştir. Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, taraf beyanları, gelen müzekkere cevapları ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Dava, El-Ferevaniye Genel Ticaret Mahkemesi .... Daire’nin ... Esas sayılı dava dosyasında verilen 04/06/2023 tarihli kararının tanınması ve tenfizi istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK' nın 137. maddesi kapsamında taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu: El-Ferevaniye Genel Ticaret Mahkemesi 2. Daire’nin 2021/9293 Esas sayılı dava dosyasında verilen 04/06/2023 tarihli kararının tanınması ve tenfizi şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır. Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK)’un İkinci Kısmının İkinci Bölümünde düzenlenmiştir. Kanunun 50 ilâ 57. maddeleri “tenfiz” e, 58 ile 59. maddeleri ise “tanıma”ya ilişkindir. 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hakkında Kanun’un 51/I. maddesinde, "Tenfız kararları hakkında görevli mahkeme asliye mahkemesidir.” düzenlemesi mevcut olup, asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğundan bahsedilmemektedir. 6102 Sayılı TTK'nun 5/3. maddesinde de "Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır." hükmünü haizdir. Somut olayda tanınması ve tenfizi istenen yabancı mahkeme kararı şirketler arası taşıma ilişkisine dayalı tazminat isteminden kaynaklandığından, ticari nitelikteki bir uyuşmazlığa ilişkindir. Bu durum karşısında, söz konusu yabancı mahkeme kararının tenfizine ilişkin davada görevli mahkeme ticaret mahkemeleridir. MÖHUK m.50 ; "Tenfiz kararı:Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır, Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. MÖHUK m.54 ; "Tenfiz şartları – (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması." şeklinde düzenlenmiştir. - Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Kuveyt Devleti arasında, Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî Yardım Sözleşmesi mevcuttur. Bu sözleşme kapsamında, yabancılık teminatı alınmadan yargılamaya devam edilmiştir. Dava şartları yönünden inceleme: Taraf ehliyeti yönünden değerlendirme: 6100 sayılı HMK'nın 114/1. fıkrasının (d) bendi uyarınca taraf ehliyeti dava (itiraz ve şikâyet) şartlarından olup, aynı Kanun’un 50. maddesinde taraf ehliyeti; “Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir” şeklinde tanımlanmıştır. Söz konusu maddede geçen taraf ehliyeti kavramı, bir davada, davacı veya davalı olarak bulunabilme yeteneğini ifade etmekte olup "hak ehliyeti" kavramının yargılama usul hukukundaki karşılığını oluşturmaktadır. Buna göre de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 47. maddesi gereği tüzel kişilerde hak ehliyeti bir diğer ifadeyle taraf ehliyeti, tüzel kişiliğin usulüne uygun olarak kurulmasıyla birlikte kazanılmaktadır. Tüzel kişiliğin sona ermesi hâlinde ise o tüzel kişinin taraf ehliyeti sona ermektedir. Yine dava şartları arasında sayılan dava ehliyeti ise tarafın bir davayı ister kendisi, isterse bir vekil ile yürütüp geçerli taraf usul işlemleri yapabilme ehliyetidir ve bu kavram HMK'nın 51. maddesinde yer alan “Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir.” hükmüyle açıklanmıştır. Bir kimsenin taraf ehliyetinin bulunması, tarafı bulunduğu davayı yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir. Taraf ehliyeti ile beraber dava ehliyetine de sahip olması gerekmektedir. Davanın açılmasıyla başlayan usul hukuku ilişkisinin yürütülebilmesi için dava ehliyetinin bulunması şarttır. Taraf sıfatına bir başka deyişle husumet ehliyetine gelince, bu kavram dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, "aktif husumeti", davalı sıfatı ise "pasif husumeti" karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise def'i değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsa bile mahkemece resen nazara alınmasıdır. Dava şartlarının amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır (Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2016, s. 190). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 124. maddesinin 1. fıkrası gereğince ticaret şirketleri kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinden ibaret olup, maddenin 2. fıkrasına göre de kollektif ile komandit şirketler şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ise sermaye şirketi sayılır. Limited şirket, bir veya daha fazla gerçek yahut tüzel kişi tarafından, kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi faaliyette bulunmak maksadıyla bir ticaret unvanı altında kurulan, belirli bir esas sermayeye sahip ve ortakların şirket borçlarından dolayı yalnızca taahhüt etmiş oldukları esas sermaye payları ile sınırlı sorumlu oldukları tüzel kişiliği haiz bir sermaye şirketidir (Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt IV, Ankara, 2022, s. 3989). Türk Ticaret Kanunu'nun 125. maddesinin 1. fıkrasına göre ticaret şirketleri tüzel kişiliği haizdir. Tüzel kişilik ile ticaret şirketi kendisini meydana getiren kişilerden ayrı bir hukuki varlık kazanarak hukuki kişiliğe, ehliyete ve bağımsız malvarlığına sahip olur. Dolayısıyla tüzel kişiliğinin bulunması ticaret şirketlerinin ayırt edici temel niteliklerinden birisini oluşturmaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nun 588. maddesi gereğince limited şirket ticaret siciline tescille tüzel kişilik kazanır. Bu bağlamda tescil kurucu nitelikte olup sicil kaydının varlığı, tüzel kişilik ve ticaret şirketi statüsü için zorunludur. Ticaret siciline kayıt tüzel kişilik kazanılması için kurucu nitelikte olmakla beraber bu kaydın yapılmaması sadece üçüncü kişilere karşı tüzel kişiliğin, dolayısıyla ticaret şirketi statüsünün kazanılıp kazanılmadığı konusunda önem taşır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620/2. maddesi gereğince bir şirket, Türk Ticaret Kanunu'nda tarif edilen şirketlerin mümeyyiz vasıflarını haiz değil ise adi şirket sayılır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.09.2025 Tarih ve 2024/10-344 E. - 2025/504 K. sayılı ilamı). Somut olayda; Davacı şirket, ticaret sicilinde kayıtlı olmadığından tüzel kişiliğe haiz değildir. Bu haliyle taraf ehliyeti de bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-d maddesine göre taraf ehliyeti dava şartıdır. Dava şartlarının varlığının yargılamanın her aşamasında aranması gerekir. Dava sırasında mevcut olan dava şartı, yargılama sırasında ortadan kalkmış ve tamamlanabilir dava şartı ise bunun tamamlanması için ilgili tarafa süre verilmesi gerekir. 6102 sayılı TTK' nın "Tescil ve İlan" başlıklı 587/1. madde birinci cümlesi; "Şirket sözleşmesinin tamamı, kurucuların imzalarının ticaret sicili müdürlüğünde yetkilendirilmiş personelin huzurunda imzalandığı tarihi izleyen otuz gün içinde, şirketin merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan olunur." şeklindedir. Dosya içerisine celp edilen vergi dairesi kayıtlarından anlaşıldığı üzere; davacı şirketin 31.10.2024 tarihi itibariyle vergi mükellefiyetinin başladığı ve dava tarihi itibariyle 30 günlük tescil süresinin geçirildiği görülmüştür. Dava ve hüküm tarihi itibariyle tescilin gerçekleşmediği, davacı tarafın beyanlarından ve ticaret sicil kayıtlarından anlaşılmaktadır. Ayrıca, davacı tarafın tescili bilinçli bir şekilde gerçekleştirmediği de, duruşmadaki beyanlarından anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan hususlar kapsamında; taraf ehliyetinin davanın başından itibaren bulunmadığı, tescilin bilinçli olarak yapılmadığı ve tescil için 30 günlük sürenin geçirildiği görülmekle artık bu aşamada, iş bu dava yönünden davacının taraf ehliyetinin tamamlamasının mümkün olmadığına mahkememizce kanaat getirilmiş ve açılan davanın taraf ehliyeti dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiş ve hüküm kurulmuştur. Mahkememizce öncelikle dava şartı incelemesi yapılmış olup, aktif ve pasif husumet yokluğuna ilişkin itirazlar, birden fazla gerekçeyle (usul ve esasa yönelik) karar verilemeyeceğinden, bu aşamada mahkememizce değerlendirilmemiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın 6100 sayılı HMK m. 114/1-d ve 115/2 gereği taraf ehliyeti dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE, 2-Davacı tarafça yatırılan 615,40-TL peşin harcın karar ve ilam harcına mahsubuna, başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde BIRAKILMASINA, -Davacı tarafça yatırılan gider avansından arta kalan miktarın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa İADESİNE, (Gerekçeli kararın tebliğe çıkarılma masraflarının kalan gider avansından karşılanmasına) 4-Davalı tarafça yatırılan gider avansının talep halinde davalı tarafa İADESİNE, 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 15/10/2025 Başkan ... ¸e-imzalı Üye ... ¸e-imzalı Üye ... ¸e-imzalı Katip ... ¸e-imzalı

Atıf: Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/353, K. 2025/863, T. 15.10.2025, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-8-asliye-ticaret-mahkemesi-2025-353-e-2025-863-k-848e8ee0354c