İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/871 E. 2024/376 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/871
- Karar No
- 2024/376
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/871 Esas KARAR NO : 2024/376 DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 30/09/2022 KARAR TARİHİ : 02/04/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 04/04/2024 Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı arasında mal alım satım sonucu imzalanan sözleşme şartlarının davalı şirket tarafından yerine getirilmemesi sebebiyle alınan ürünlerin iadesinin talep edildiği, davalı şirket tarafından ayıplı olduğunun kabul edilmemesi nedeniyle ürünlerin iadesinin kabul edilmemesinden dolayı müvekkili şirket tarafından düzenli olarak depo ve muhafaza ücreti gideri ödendiğini, sözleşmeye uygun olmayan ürünlerin davalı şirketçe iadesinin kabul edilmemesi sebebiyle bu ürünlerin imha masrafının da müvekkili şirketçe karşılanmak zorundu olunduğunu, ürünlerin ithalatı sırasında ve ithalatından sonra ödenen her türlü nakliye ücretinin de müvekkili şirket tarafından karşılanmak zorunda kalındığını, dava konusu ürünlerde ortaya çıkan sorunun kapsam ve içeriğinin net olarak öğrenilebilmesi ve davalı şirketin ürünlerin sözleşmeye uygun olmadığını kabul etmemesi ısrarı sebebiyle alınan görüşler ve yaptırılan test ve analizler sonucu ürünlerin sözleşmeye uygun olmadığı sonucuna varıldığını, tüm bu uğranılan zararların tazmini ile yapılan ve yapılacak her türlü yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında yapılan anlaşma gereği müvekkili şirket tarafından davacı şirkete 471.585,59-€ tutarında ürün satıldığını, davacı tarafın, müvekkili şirkete gönderdiği Bakırköy ...... Noterliğinin 31.12.2020 tarih ....... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile satın aldığı ürünlerin ayıplı olduğu iddiasında bulunarak sözleşmeden döndüğünü bildirdiğini, taraflar arasındaki anlaşma doğrultusunda davacının müvekkili şirkete ödediği tutarın banka dekontları ile belirli ve sabit olduğunu, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak belirsiz alacak talebiyle işbu davayı açmasındaki hukuki yararı bulunmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete, sözleşmeden döndüğüne dair ihtarname göndermesi üzerine müvekkili şirketin tüm iyi niyetiyle ürünlerine yeniden analiz yaptırdığını, analiz sonuçlarına göre ürünün mevzuata uygun olduğu cevabi ihtarname ile davacı tarafa da bildirildiğini, dava konusu ürünlerin müvekkili şirketin gamından çıkarıldığını ve artık üretilmediğini iddia ederek ürünlerin standartlara aykırı olduğunu ima etmekte olduğunu, ancak söz konusu ürünlerin müvekkili şirketin halen portföyünde yer almakta olup pandeminin bitmiş olması nedeniyle sadece talep geldiği takdirde üretimi yapılmakta olduğunu, davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini istemiştir. Taraflar tacir olup delil olarak ticari defterlere dayanıldığından TTK'nun 83 ilâ 85 ve HMK'nun 222. maddeleri uyarınca tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde konusunda uzman bilirkişi marifetiyle bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bilirkişi 18/10/2023 havale tarihli raporunda; CISG 39/1 hükmü gereğince, satım konusu malda, herhangi bir ayıp saptanması halinde, alıcının makul bir süre içerisinde, ayıbı türünü de belirterek satıcıya bildirmesi gerektiği, aksi takdirde anılan düzenleme gereğince alıcının, sözleşmeye aykırılığa dayanamayacağı kuralına istinaden iddia edilen ayıbın makul süre içerisinde yapılıp yapılmadığına dair karar Muhterem Mahkemenin takdirindedir. Davacı tarafça yapılan bildirimin makul süre içerisinde yapıldığının kabul edilmesi halinde sözleşmeye aykırılık sebebiyle sözleşmeden dönme hakkı olacaktır. Aksi halde bu haktan faydalanması mümkün olmayacaktır. Bununla birlikte; Satıcı CISG. m. 40'a göre, sözleşmeye aykırılık, satıcının bildiği veya bilmemesinin mümkün olmadığı ve alıcıya açıklamadığı olgulara dayanıyorsa, satıcı alıcının ihbarı geç yapması dolayısıyla sözleşmeye aykırılığa bağlanan sonuçlardan yararlanamaz. Burada da Borçlar Kanunu m. 225'de düzenlenen ve satıcının ağır ihmalli olarak maldaki ayıbı alıcıya bildirmemiş olduğu hallerde, satıcının sorumlu olacağı ilkesi CISG'da da yer bulmuştur. Ayrıca alacaklı, ayıp ihbarında ayıbı somutlaştırmak mecburiyetindedir. Çünkü CISG m.39/1, alacaklıdan maldaki satım sözleşmesine aykırılıkları tam olarak somutlaştırılması talep edilmektedir. Davacı tarafça gönderilen ihtarnamede, ayıbın ne olduğu ayrıntılı olarak açıklanmış olduğu görünmektedir. CISG m.7T e göre; “Sözleşmenin ihlâline dayanan taraf, mahrum kalınan kâr dahil, ihlâlden doğan Zararı azaltmak için koşullar dikkate alındığında makul olan bütün önlemleri almak zorundadır. Bu önlemleri almaması halinde, ihlâl eden taraf, zararın azaltılabilecek olduğu miktarda tazminattan indirim yapılmasını isteyebilir.” Bu düzenleme gereğince davacı tarafça, aykırılık konusu ürünlerle ilgili olarak gerekli önlemlerin alınıp alınmadığına dair karar Muhterem Mahkemenin takdirindedir. CISG m. 81 uyarınca; “(7) Sözleşmenin ortadan kaldırılması, tazminat yükümlülüğü saklı kalmak kaydıyla her iki tarafı da sözleşme ile üstlendikleri yükümlülüklerden kurtarır. Sözleşmenin ortadan kaldırılması, uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin sözleşme hükümlerini veya sözleşmenin ortadan kaldırılması sonrasında tarafların haklarını ve borçlarını düzenleyen diğer sözleşme hükümlerini etkilemez. (2) Sözleşmeyi tamamen veya kısmen ifa eden taraf, sözleşme uyarınca ifa ettiklerinin veya ödediklerinin iadesini karşı taraftan talep edebilir. Her iki taraf da iade borcu altında ise, edimlerin aynı anda ifa edilmesi gerekir.” Bu düzenleme kapsamında sözleşmeden dönen tarafın elindeki ürünleri de iade etmesi gerektiği kanaati oluşmuştur. Ancak dava tarihi itibariyle davacı tarafça ürünlerin iade edilmemiş olduğu, son kullanma sürelerinin de bu süreçte dolmuş olduğu ve Almanya'da bir depoda muhafaza edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacı tarafın CISG md. 81 kapsamında iade borcunu yerine getirip getirmediğine ilişkin karar Muhterem Mahkemenin takdirinde olduğunu bildirmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır. Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ancak TTK 25/4’de zamanaşımı süresi altı ay olduğunun belirlenmesi nedeniyle gizli ayıplarda azami ihbar süresi altı aydır. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 818 sayılı Borçlar Kanununun 200. maddesine (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine) göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Gerek 818 sayılı yasa ve 6762 TTK sayılı ve Türkiye'nin de tarafı olduğu Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması (Viyana Sözleşmesi)'nin CISG 38.Maddesine göre; (1) Alıcı, malları, koşulların izin verdiği ölçüde kısa bir süre içerisinde muayene etmek veya ettirmek zorundadır. (2) Sözleşme, malların taşınmasını gerektiriyorsa, muayene, malların varma yerine ulaşması sonrasına ertelenebilir. (3) Mallar alıcı tarafından, muayene etmek için yeterli imkâna sahip olmaksızın, taşıma halindeyken başka bir yere yönlendirilir veya onun tarafından başka bir yere gönderilirse ve satıcı sözleşme kurulurken böyle bir yönlendirme veya başka yere gönderme ihtimalini biliyor veya bilmesi gerekiyor idiyse, muayene, malların yeni varma yerine ulaşması sonrasına ertelenebilir. Madde 39 (1) Alıcı, bir sözleşmeye aykırılık saptadığı veya saptaması gerektiği tarihten itibaren makul bir süre içinde satıcıya, sözleşmeye aykırılığı türünü de belirterek bildirmezse, bu sözleşmeye aykırılığa dayanma hakkını kaybeder. (2) Her halde, alıcı, malların fiilen kendisine verildiği tarihten itibaren en geç iki yıllık bir süre içinde sözleşmeye aykırılığı satıcıya bildirmezse, bu sözleşmeye aykırılığa dayanma hakkını kaybeder; meğerki, bu süre sözleşmesel bir garanti süresiyle bağdaşmıyor olsun. 5870 sayılı yasadaki düzenlemeler ile TK ve BK' daki düzenlemelerin birbirlerine paralel düzenlemeyi içerdiği gözetildiğinde: Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır. Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 25/3. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 25/3. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 198. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 198/3. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır. Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 202 ve 203. maddelerinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir. Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir. Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür. İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır (1086 sayılı HUMK m. 238/1; 6100 sayılı HMK m.187/1). Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. Somut olayda davacı kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davacıya bildirimde bulunduğunu iddia etmiştir. Bu durumda, ayıp ihbarının yapıldığını ispat yükü davacı taraftadır. Davacı davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamamıştır. B.K.nun 207/3. maddesine göre, satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu husus ispat edilmiş de değildir. Satın alınan malın 28.01.2011 tarihinde teslim edildiği tuz üzerinde laboratuvar incelemesinin ise 14.07.2011'de yapıldığı ayıp ihbarının ise 22.12.2011'de ve davanın 31.05.2012 tarihinde açılmıştır. Açıklanan nedenlerle TTK'nin 23.maddesine göre alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya bildirmekle yükümlü olduğu, 8 günlük muayene ve ihbar yükümlülüğüne uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının TBK'nun 227/2 maddesinden de yararlanamayacağı, Kaldıki gizli ayıp bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde, davacının ayıplı olduğu iddia edilen ürünleri mahkeme incelemesine sunmadığı ve ayıbı cins, miktar, nev' i bakımından da somutlaştıramadığı ve yine anılan ihbar ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediği de görülmekle, davacının sözleşmeden dönme ve davalıdan satın alarak ödediği malların bedelinin iadesini ve sair taleplerinin dayanağı olan ayıp iddiasını dosya kapsamında ispat edemediği anlaşılmakla davanın reddine dair karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gerekli 427,60 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 463,74 TL harcın mahsubuyla bakiye 36,14 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacının davalı yönünden yaptığı diğer yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-AAÜT gereğince hesap edilen 17.900,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 6-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstinaf Dairesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar davacı vekilinin yüzüne karşı davalı vekilinin yokluğunda açıkça okunup, usulen anlatıldı. 02/04/2024 Katip ...... Hakim ........ ¸¸