İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/1091 E. 2024/219 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2022/1091
Karar No
2024/219
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/1091 KARAR NO : 2024/219 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 13/06/2016 KARAR TARİHİ : 29/02/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 01/04/2024 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 13/06/2016 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verdiği 13/06/2016 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde; davacı şirketin ulusal yayın yapan "Yarına Bakış" isimli gazetenin sahibi, davalının ise bayilere, abonelerine gazete dağıtım hizmetleri sunan bir şirket olduğunu, davacı ile davalı ve takip borçlusu olmayan ... Tahsilat Sistemleri A.Ş arasında 06/03/2016 tarihli sözleşme imza edildiğini, davacı şirket sözleşme uyarınca, .... müşterilere ulaştırmak üzere gazeteleri teslim ettiğini ve faturalarını da tebliğ ettiğini davalının ise .... aldığı gazeteleri bazı bayi ve abonelerine dağıttığını ve bedelini de tahsil ettiğini, satılan ve dağıtılan gazetelere ait faturaların .... tebliğ ve teslim edildiğini, davalının ise ...'dan aldığı gazetelerin bedelini kendisinin tahsil ettiğini ve komisyonunu kestikten sonra .... ödeme yaptığını, ...'ın da davalıdan yaptığı tahsilattan kendi komisyonunu kestikten sonra davacıya ait alacakları davacı hesabına yatırdığını, sözleşmenin 4. maddesinin "Yayınevi, .... Medya'nın sözleşmeden kaynaklanan ödeme yükümlülüğünü kısmen veya tamamen yerine getirmemesi halinde, ödenmeyen tutarların tamamını, ana para ve ana paraya vade tarininden itibaren işleyecek bir ihtar ve ihbar ve mahkeme kararına gerek olmaksızın, ilk yazılı talebinde, nakden ve defaten ...'a ödeyeceğini, ...'ın ... Medya'dan olan alacaklarını, yayınevine olan borçlarından mahsubuna peşinen muvafakat ettiğini gayrı kabili rücu kabul, beyan ve taahhüt eder" hükmünü içerdiğini, bu madde uyarınca dava dışı sözleşme tarafı olan ... 31/03/2016 tarihli yazısı ile davalının kendisine ödemediği ¨1.851.670,09'yi virman etmek suretiyle davacının alacağından düştüğünü ve bu tutarı davacıya ödemediğini, davalının borcu olan takibe konu alacağın davacı tarafça ödenmek zorunda kalındığından Bakırköy .... İcra Müdürlüğü'nün .... Esas sayılı dosyasıyla davalı aleyhinde icra takibi başlatıldığını ve davalının takibe itiraz etmesi üzerine takibin durduğundan bahisle davalının haksız ve kötü niyetli itirazının iptali ile takibin devamı ve davalının %20’den aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalıya dava dilekçesi usule uygun tebliğ edilmiş ise de, herhangi bir cevap verilmediği, dava ve duruşmaların takip edilmediği anlaşılmıştır. DELİLLER ve GEREKÇE: Dava, davacının davalı aleyhine giriştiği icra takibine vâki itirazın İİK'nun 67.maddesi gereğince iptali ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişi .... tarafından düzenlenen 18/08/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Davacının, yayınladığı gazetenin dağıtımı için dava dışı ... ve davalı ... ile 06.03.2016 tarihinde sözleşme akdettiği, sözleşme ile davacının; davalı ...'nın dava dışı ...'a olan borçlarına garantör olduğu, 31.03.2016 tarihinde dava dışı ...'ın davalıdan olan 1.851.670,09 TL alacağını davacıya olan borcuna mahsup ettiği ve davacıya bu işleme ilişkin borç dekontu gönderdiği, davacı ticari defterlerinde 31.03.2016 tarihinde dava dışı ...'a 1.851.670,09 TL alacak, davalı ...'ya 1.851.670,09 TL borç işlendiği, yani davacının dava dışı ...'ın borcunun 1.851.670,09 TL'lik kısmını davalıya virmanladığı, davalı ticari defterlerinde işbu 1.851.670,09 TL'lik işlemin kayıtlı olmadığı, 31.03.2016 tarihinde davalının dava dışı ...'a sadece 810.237,72 TL borçlu olduğu ve en nihayetinde cari ilişkinin son bulduğu 01.07.2016 tarihinde davalının dava dışı ...'a 831.607,91 TL borçlu olduğu, yani davalının dava dışı ...'a 1.851.670,09 TL borçlu olmadığının gözüktüğü, keza davalının dava dışı şirkete faturaları dayanaksız olduğu iddiası ile iade ettiği, bir diğer ifade ile davalı ve dava dışı şirket arasında borç/alacak rakamında ihtilaf olduğu, davalının dava dışı şirkete ihtilafsız olan borcunun ise 831.607,91 TL olduğu, yanlar arasındaki sözleşmeye istinaden dava dışı ...'ın davalıdan olan alacağını davacıya olan borcuna mahsup edebileceği ve dolayısıyla davacının davalıdan rücuen alacaklı olduğuna kanaat edilmesi halinde, dava dışı ...'ın davalıdan olan alacağının tam miktarının tespitinin işbu davada mümkün olmadığı, dava dışı ...'ın davalıdan olan ihtilafsız alacağının ise 831.607,91 TL olduğu, davacının bu bedeli talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde, davacının davalıyı takip öncesinde temerrüde düşürdüğüne ilişkin bir delil vasıtası sunulmadığı, ancak davacının sözleşme gereği takip öncesi faiz talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde, takip tarihine kadar hesaplanan faizin 8.407,21 TL olduğu, takip sonrası talep edilen %9 yasal faiz oranının uygun olduğu yönünde görüş ve beyan bildirmiştir. Bilirkişi .... tarafından düzenlenen 18/01/2024 havale tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; Davacının, yayınladığı gazetenin dağıtımı için dava dışı ... ve davalı ... ile 06.03.2016 tarihinde sözleşme akdettiği, sözleşme ile davacının; davalı ...'nın dava dışı ...'a olan borçlarına garantör olduğu, 31.03.2016 tarihinde dava dışı ...'ın davalıdan olan 1.851.670,09 TL alacağını davacıya olan borcuna mahsup ettiği ve davacıya bu işleme ilişkin borç dekontu gönderdiği, davacı ticari defterlerinde; 31.03.2016 tarihinde dava dışı ...'a 1.851.670,09 TL alacak, davalı ...'ya 1.851.670,09 TL borç işlendiği, yani davacının dava dışı ...'dan olan alacağının 1.851.670,09 TL'lik kısmını davalının dava dışı şirkete olan borcuna mahsup ettiği, davalı ticari defterlerinde işbu 1.851.670,09 TL'lik işlemin kayıtlı olmadığı, 31.03.2016 tarihinde davalının dava dışı ...'a sadece 810.237,72 TL borçlu gözüktüğü ve en nihayetinde cari ilişkinin son bulduğu 01.07.2016 tarihinde davalının dava dışı ...'a 831.607,91 TL borçlu gözüktüğü, yani davalının dava dışı ...'a 1.851.670,09 TL borçlu olmadığının gözüktüğü, dava dışı şirket ticari defterlerinde; 31.03.2016 tarihinde davalı ...'dan 3.983.831,20 TL alacaklı iken, davalı ...'dan olan bu alacağının 1.851.670,09 TL'sini davacı ...'a olan borcuna mahsup ettiği, davalının dava dışı şirkete daha düşük miktarda borçlu gözükmesinin nedenini kanuni süresinden sonra iade ettiği 2.014.793,41 TL'lik faturalardan kaynaklandığı, gerek usulüne uygun tutulan dava dışı şirket ticari defterlerine itibar edilmesi, gerek söz konusu faturaların üzerinden 7 yıl geçmiş olması, gerek davalının TMSF'ye devredilmiş olması, gerekse davalının kanuni süresinden sonra faturalara itiraz etmesi nedeniyle, dava dışı şirketin davalıdan 1.851.670,09 TL alacaklı iken, bu alacağı davacıya olan borcuna mahsup ettiği ve dolayısıyla davacının rücuen davalıdan 1.851.670,09 TL alacaklı olduğu kanaatine varıldığı, davacının bu bedeli talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde, davacının davalıyı takip öncesinde temerrüde düşürdüğüne ilişkin bir delil vasıtası sunulmadığı, ancak davacının sözleşme gereği takip öncesi faiz talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde, takip tarihine kadar hesaplanan faizin 18.719,62 TL olduğu, takip sonrası talep edilen %9 yasal faiz oranının uygun olduğu yönünde görüş ve beyan bildirmiştir. Dava itirazın iptali davasıdır.Bilindiği üzere, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 67.maddesi uyarınca itirazın iptali davası; alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nun 66.maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlayan bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süre içinde açılan davada borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması halinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkar tazminatına da hükmedilebilir.(Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 2006, s.219,223) Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bir ticari ilişki ve bu ilişkiden kaynaklı alacağının olduğunu iddia eden taraf bunu usulü dairesinde ispat etmesi gerekir. İspatın konusu , ispat yükünün kimde olduğu ve ispat vasıtalarının neler olduğu 6100 sayılı HMK.nun 187 ,190 ve 200'ncü maddelerinde açıkça belirtilmiştir. İspatın konusu HMK.nun 187'nci maddede “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz.” Şeklinde belirtilirken, ispat yükünün kimde olduğu ise HMK.nun 190'ncı maddesinde “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”düzenlemesi ortaya konmuştur. İspat vasıtaları ise HMK.nun 200'ncü maddesinde “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir.Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.”düzenlemesi ile ispatın nasıl yapılacağı gösterilmiştir. Günümüzde mevcut borç ilişkilerinin çeşitliliği karşısında, taraflarca tesis edilen hukukî ilişkilerdeki “güven” ihtiyacı nedeniyle garanti sözleşmeleri, bu ihtiyacı temin bağlamında önem arz eden bir hukukî kurum olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Garanti sözleşmeleri en geniş anlamıyla, bir kimsenin başkasının karşısında bulunduğu tehlikeyi kendi üzerine almasını öngören bütün sözleşme ve anlaşmalar için kullanılmaktadır (Tandoğan, Haluk: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri C. II, İstanbul 2010, s. 684). Bu teminat; taşınır, taşınmaz, alacak veya işletme üzerinde rehin tesisi suretiyle aynî veya başlıca kefalet, birlikte borç üstlenme, sigorta sözleşmesi ve garanti sözleşmesi gibi görünümlerle karşımıza çıkan şahsî teminat mahiyeti taşıyabilir. Şahsî teminat sağlayan garanti sözleşmeleri, garanti alanın belli bir davranışa girişmesinden (yöneltici, saf garanti sözleşmesi) veya kendisi ile borç ilişkisine giriştiği bir üçüncü kişinin edimini yerine getirmemesinden (teminatı amaçlayan garanti sözleşmesi) doğan zarar tehlikesini, garanti verenin bağımsız bir taahhütle kısmen veya tamamen üzerine aldığı sözleşme olarak tanımlanabilir (Tandoğan, s. 809). Garanti sözleşmeleri mevzuatımızda bağımsız bir tanıma sahip olmamakla birlikte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 128. maddesinde garanti sözleşmelerinin bir alt türü olarak nitelendirilebilecek “üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmeleri” düzenlenmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 128 maddesi; “Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir.” şeklinde olup anılan hükümle üçüncü kişinin fiilini taahhüt/üstlenme müessesesi düzenleme altına alınmıştır. Buna göre TBK’nın 128. maddesinde üçüncü kişinin fiilini üstlenme, bir kimsenin diğer kimseye üçüncü kişinin herhangi bir fiilini yahut edimini taahhüt ederek bu fiilin gerçekleşmemesi hâlinde uğranılan zararı gidermeyi üstlenmesi olarak ele alınmıştır. Bu sözleşmelerde sözleşmenin tarafları üçüncü kişinin fiilini üstlenen/taahhüt eden ile lehine taahhütte bulunulan olup fiili üstlenilen/taahhüt edilen üçüncü kişi sözleşmenin tarafı değildir. Burada üçüncü kişinin fiilini üstlenen/taahhüt eden (garanti veren), bu yöndeki iradesini üçüncü kişinin temsilcisi sıfatıyla değil kendi nam ve hesabına yapmakta, başkasının fiilini kendi adına üstlenerek fiilin gerçekleşmemesi hâlinde oluşacak olan zarardan kaynaklanan sorumluluğu üzerine almaktadır. Bu sebeple fiili üstlenilen/taahhüt edilen üçüncü kişi sözleşmenin tarafı olmayıp sözleşmenin hukukî sonuçlarından üçüncü kişi değil, sözleşmelerin nisbîliği ilkesi gereği onun fiilini üstlenen/taahhüt eden sorumlu olur. Dolayısıyla üçüncü kişinin fiilini üstlenme/taahhüt niteliğindeki bir sözleşmenin bağlayıcılığı, fiili taahhüt edilen kişinin belirli bir yönde davranmayla yükümlü olmasına bağlı değildir. Bu anlamda fiili üstlenilen/taahhüt edilen üçüncü kişinin sözleşme alacaklısına (lehine taahhütte bulunulana) hiçbir borcu olmasa yahut edimi geçersiz bir borç ilişkisinden kaynaklansa dahi taahhüt edilen fiilin ifa edilmemesi hâlinde ortaya çıkacak olan zarardan yine üçüncü kişinin fiilini üstlenen/taahhüt eden sorumlu olur. Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi kapsamında tesis edilen sözleşmelerin geçerliliği kapsamında öncelikle üçüncü kişinin fiilini üstlenenin/taahhüt edenin fiil ehliyetini haiz olması gerekir. Öte yandan üçüncü kişinin fiili bakımından lehine taahhütte bulunulan kişinin ise temyiz kudretine sahip olması yeterli olup ayrıca fiil ehliyetinin varlığı kural olarak aranmaz. Fiili üstlenilen/taahhüt edilen üçüncü kişinin ise; üstlenilen/taahhüt edilen fiilini yerine getirebilecek durumda olması beklenir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, C. I, Ankara 2012, s. 853). Üçüncü kişinin fiilini üstlenme/taahhüt sözleşmeleri ayrıca, tüm sözleşmeler bakımından varlığı aranan genel geçerlilik koşullarına tabi olup bu şartların mevcudiyeti, üçüncü kişinin fiilini üstlenen/taahhüt eden ile lehine taahhütte bulunulan arasındaki hukukî ilişkide aranır. Öte yandan önemle belirtilmelidir ki; üstlenilen/taahhüt edilen üçüncü kişi fiilinin hukuka, ahlâka ve emredici hükümlere aykırı olmaması gerekir. Böyle bir fiilin üstlenilmesi/taahhüt edilmesi hâlinde sözleşme, TBK’nın 27. maddesi gereği hükümsüzlük yaptırımına tabidir (Uygur, s. 853). Buna ek olarak fiili taahhüt edilen üçüncü kişinin belirli bir şahıs olmasına gerek bulunmamakta olup edime konu olabilecek her şey, üçüncü kişinin fiilini taahhüt sözleşmesine konu olabilir. Bu kapsamda üstlenilen/taahhüt edilen fiil müspet nitelikte olabileceği gibi belirli bir fiili yapmama şeklinde ortaya çıkabilecek tarzda bir menfi nitelikte de olabilir. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme/taahhüt sözleşmesinin geçerliliği herhangi bir şekil şartına bağlı olmamakla birlikte yazılı şekil, tazmin borcunun kapsamını ispat yönünden önem taşır. Ayrıca sözleşme serbestîsi ilkesinin doğal sonucu olarak taraflar, sözleşme ile hangi zarar kalemlerinin, hangi miktarlarda tazminat kapsamına dâhil olacağını, genel emredici hükümler çerçevesinde serbestçe kararlaştırabilirler. Böyle bir sözleşmenin varlığı hâlinde talep hakkı, şartları oluştuğu takdirde, ahde vefa ilkesi gereğince tarafların sözleşmeye koydukları sınır ile belirlenir. Bununla birlikte üçüncü kişinin edimi için verilen garantiden dolayı talep edilebilecek tazminata sınırlandırma yapılmamış olması, sözleşmenin geçerliliğine etkili değildir. Sözleşmede ödenecek tazminata dair belirlemenin yapılmamış olması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince üstlenen/taahhüt edenin sorumluluğunun sınırsız olacağı şeklinde yorumlanamaz. Gerçekten bir sözleşmenin geçerli olması için, onun taraflara yüklediği hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, başka bir deyimle yeteri kadar belirli olmalıdır. Bu itibarla, limit gösterme şartı bulunmamakla birlikte üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesinde hangi fiilin üstlenildiğinin/taahhüt edildiğinin belli olması ya da garanti edilen fiilin boyutlarının tereddüt yaratmayacak biçimde belirlenebilir nitelikte bulunması gerekir. Bu nedenle sözleşme düzenlendiği anda garanti edilen edimin sınırlarının açıkça belirlenmemiş olması ya da bunu belirlemeye yarayan koşul ve açıklamaların sözleşmede yer almaması hâlinde garanti edenin sorumluluğundan söz edilemez. Belirtilen bu hususlar yanında, üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesinde, üstlenilen/taahhüt edilen fiilin gerçekleşmemesi hâlinde ödenecek olan tazminat miktarının taraflarca, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde belirlenmesi de mümkündür. Götürü tazminat olarak adlandırılan bu tür tazminat, asıl borcun ihlâl edilmesi hâlinde tazmin edilmesi gereken zarar miktarının önceden ve götürü olarak kararlaştırılmasını ifade eder. Götürü tazminatın belirlenmesiyle taraflarca, zararın tazmini anlamında ispat yükünden kurtularak sözleşmede hukukî güvenliği tesis amaçlanır. Götürü tazminatın belirlenmesi ile üçüncü kişinin fiilinin ifa edilmemesi hâlinde meydana gelen zararın tazmininde, borçlunun sorumluluğunun belirlenmesi yanında ayrıca borçlunun sorumluluğunun sınırlandırılması da söz konusu olur. Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi kapsamındaki üçüncü kişinin fiilini üstlenmede/taahhütte borçlu (garanti veren), diğer bir şahsın edimini onun mümessili sıfatıyla hareket etmeksizin kendi adına ve hesabına yaptığı bir sözleşme ile taahhüt etmektedir. Bu taahhütle yükümlülük altına giren kimse kendi fiilini taahhüt edecek yerde üçüncü kişinin fiilini taahhüt etmekte ve bu taahhüt ifa edilmediğinde, yani üçüncü kişi tarafından fiil yerine getirilmediğinde meydana gelen zararı ödemek zorunda kalmaktadır (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2006, s. 1107). Bu itibarla borçlunun sorumluluğu, başka bir borcun varlığına, geçerliliğine ve dava yahut takip edilebilir olmasına bağlı değildir. Bu kapsamda alacaklı ve borçlu arasındaki garanti ilişkisinin fiili taahhüt edilen üçüncü kişi ile lehine taahhütte bulunulan arasındaki hukukî ilişki ile arasında aslilik-fer’îlik ilişkisi bulunmamaktadır. Taahhüt edilen fiil ifa edilmezse doğacak zarardan, fiili taahhüt edilen üçüncü kişi değil, onun fiilini taahhüt eden/üstlenen borçlu sorumlu olacaktır. Üçüncü kişinin edimini üstlenme/taahhüt sözleşmesi tek tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Bu kapsamda lehine taahhütte bulunulanın, borçlu tarafından kendisinin yöneltilmek istenildiği davranışta veya girişimde bulunmak hususunda ona karşı bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ayrıca lehine taahhütte bulunulan, taahhüt edilen fiilin gerçekleşmesini kusuru ile engelleyecek olsa dahi fiili üstlenene/taahhüt edene karşı sözleşme kapsamında bir yükümlülüğü yahut tazminat sorumluluğu doğmaz. Böyle bir durumda lehine taahhütte bulunulan ancak tazminat isteme hakkını kaybeder. Tüm bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Davacının, yayınladığı gazetenin dağıtımı için dava dışı ... ve davalı ... ile 06.03.2016 tarihinde sözleşme akdettiği, sözleşme ile davacının; davalı ...'nın dava dışı ...'a olan borçlarına garantör olduğu, 31.03.2016 tarihinde dava dışı ...'ın davalıdan olan 1.851.670,09 TL alacağını davacıya olan borcuna mahsup ettiği ve davacıya bu işleme ilişkin borç dekontu gönderdiği, davacı ticari defterlerinde; 31.03.2016 tarihinde dava dışı ...'a 1.851.670,09 TL alacak, davalı ...'ya 1.851.670,09 TL borç işlendiği, yani davacının dava dışı ...'dan olan alacağının 1.851.670,09 TL'lik kısmını davalının dava dışı şirkete olan borcuna mahsup ettiği, davalı ticari defterlerinde işbu 1.851.670,09 TL'lik işlemin kayıtlı olmadığı, 31.03.2016 tarihinde davalının dava dışı ...'a sadece 810.237,72 TL borçlu gözüktüğü ve en nihayetinde cari ilişkinin son bulduğu 01.07.2016 tarihinde davalının dava dışı ...'a 831.607,91 TL borçlu gözüktüğü, yani davalının dava dışı ...'a 1.851.670,09 TL borçlu olmadığının gözüktüğü, dava dışı şirket ticari defterlerinde; 31.03.2016 tarihinde davalı ...'dan 3.983.831,20 TL alacaklı iken, davalı ...'dan olan bu alacağının 1.851.670,09 TL'sini davacı ...'a olan borcuna mahsup ettiği, davalının dava dışı şirkete daha düşük miktarda borçlu gözükmesinin nedenini kanuni süresinden sonra iade ettiği 2.014.793,41 TL'lik faturalardan kaynaklandığı, gerek usulüne uygun tutulan dava dışı şirket ticari defterlerine itibar edilmesi, gerek söz konusu faturaların üzerinden 7 yıl geçmiş olması, gerek davalının TMSF'ye devredilmiş olması, gerekse davalının kanuni süresinden sonra faturalara itiraz etmesi nedeniyle, dava dışı şirketin davalıdan 1.851.670,09 TL alacaklı iken, bu alacağı davacıya olan borcuna mahsup ettiği ve dolayısıyla davacının rücuen davalıdan 1.851.670,09 TL alacaklı olduğu anlaşıldığından davanın kısmen kabulü ile davalının Bakırköy 8.İcra Müdürlüğü'nün 2016/8139 esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın 1.851,670,09.-TL üzerinden kısmen iptali ile takibin devamına ,davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Dava İİK.nun 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası olup, icra takibi cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olduğu,bu durumda açılan itirazın iptali davasında hüküm altına alınan alacak bilinebilir, bir başka deyişle likit olması gerekli olup davacı alacağının likit olduğu anlaşıldığından davacının icra inkâr tazminatı talebinin kabulü ile kabul edilen miktarın %20'si üzerinden davacı yararına icra inkâr tazminatı verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Davanın kısmen KABUL kısmen REDDİ ile davalının Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın 1.851,670,09.-TL yönünden İPTALİ ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa davacının talebi aşılmamak üzere 3095 sayılı Kanunun 2/1.maddesi uyarıca değişen oranlarda yasal faiz uygulanmak suretiyle TAKİBİN DEVAMINA, 2-Davacının,fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 3-Asıl alacağın % 20'si üzerinden hesap edilen 370.334,01.-TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 4-Alınması gerekli 126.487,58 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 22.556,14 TL harcın mahsubu ile bakiye 103.931,44 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 5-Davacı tarafından ödenen 29,20 Başvurma Harcı, 22.556,14 TL Peşin harç olmak üzere toplam 22.585,34.-TL harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Davacı tarafından yapılan 25 tebligat + posta ücreti 327,05.-TL iki bilirkişi ücreti 10.000,00 TL olmak üzere toplam 10.327,05 TL olan yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesaplanan 10.223,69 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan kısmın davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 7-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre kabul edilen miktar üzerinden hesap edilen 220.133,61- TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 8-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre kabul edilen miktar üzerinden hesap edilen 17.900,00- TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE, 9-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı,davalı vekilinin yokluğunda oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.29/02/2024 Başkan ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪ "İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."

Atıf: Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/1091, K. 2024/219, T. 29.02.2024, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-3-asliye-ticaret-mahkemesi-2022-1091-e-2024-219-k-a92acd6c6fbf