İlk Derece Mahkemesi · Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/755 E. 2020/24 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2016/755
- Karar No
- 2020/24
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2016/755 Esas KARAR NO : 2020/24 DAVA : Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/11/2016 KARAR TARİHİ : 14/01/2020 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacı şirket tarafından ... İli ... ... Mah. ... ada ... parsel nolu taşınmazın ... tarihinde ... TL bedelle satın alındığını ve bedelinin banka aracılığıyla ödendiğini, taşınmaz satın alınırken üzerinde ...nin ipoteğinin bulunduğunu, gönderilen paradan ipotek bedelinin ödendiğini, satın alınan fabrika binasının müvekkiline teslim edildiğini, fabrika binası içinde bulunan trafo, merkezi klima ve klima sistemleri ile bir kısım mobilyaların ... TL bedelle müvekkili şirkete satıldığını, diğer davalı ...ne fabrika binasının kiralandığını, birinci kira bedelinin ödendiğini, ikinci kira bedeli için verilen çekin karşılığı çıkmayınca ... den binayı tahliye etmesinin istendiğini, diğer davalı ...nin kira bedelini ödemeden makine ve ekipmanlarını alarak binayı terk ettiğini, kira sözleşmesinin sona erdiğini, karşılığı çıkmayan çeke ilişkin Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... Esas sayılı dosyası ile ihtiyati haciz kararı alınarak icra takibine girişildiğini, ayrıca cari hesap borcuna ilişkin olarak da Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... Esas ve .../... Esas sayılı takiplerin derdest olduğunu, müvekkili davacı şirketin diğer davalı ...nden halen ... TL cari hesap alacağı bulunduğunu, satın alma işleminden sonra diğer davalı ... hakkında davalı/alacaklı ... tarafından Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, anılan icra dosyasından müvekkili davacı şirket aleyhine İİK.89. maddeye göre haciz ihbarnameleri gönderildiğini, birinci haciz ihbarnamesine itiraz edildiğini, akabinde davalı ... tarafından müvekkili davacı aleyhine Antalya ... Asliye Hukuk Mahkemesinin .../... Esas sayılı dosyasına satın alınan taşınmaza ilişkin tasarrufun iptali davası açıldığını, Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... Esas sayılı dosyasında müvekkili davacı şirkete muhtıra çıkarılarak borçlu olarak dosyaya kayıt edildiğini ve borç ödenmediği takdirde haciz işlemlerine geçileceğinin bildirildiğini, ilgili icra müdürlüğünden muhtıranın yerinde olmadığının talep edildiğini, icra müdürlüğünce talepleri kabul edilerek borçlu sıfatlarının kaldırıldığını, ancak davalının Antalya ... İcra Hukuk Mahkemesine dava açtığını, mahkemece icra müdürlüğünün kendisince verilen kararı kaldıramayacağından bahisle kararı kaldırdığını, bunun üzerine müvekkili davacının borçlu kabul edilerek bir çok mal varlığına haciz konulduğunu, müvekkili davacının Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... Esas sayılı takip dosyasının borçlusu ...'nden sadece taşınmaz satın aldığını, bu davalıya herhangi bir borcu olmadığı gibi aksine alacaklarının bulunduğunu, yine müvekkili davacının davalı ... ile hukuki ve ticari ilişkisinin bulunmadığını, bu şirkete herhangi bir borcunun da olmadığını, ticari işletmenin devri iddiasının dayanaksız olduğunu, ancak icra dosyasında TBK.202. maddesi gereğince borçlu kabul edilerek bir çok menkul ve gayrımenkul mallarına haciz konulduğunu, TBK 202 maddesi metninde " mal varlığının veya işletmenin" devrinden bahsedildiğini, oysa ki müvekkili davacının ticari işletme devir almadığını, sadece bir adet gayrımenkul satın aldığını, alınan gayrımenkulün borçlarının da ödendiğini, ticari işletmenin aktif ve pasifi ile devir alınmasının söz konusu olmadığını, müvekkili davacı ile diğer davalı ... arasında ticari işletmenin devrine dair yapılan yazılı bir sözleşme olmadığını, taraflar arasındaki satın alma işlemi 6102 Sayılı TTK nun 11. maddesinde düzenlenen ticari işletmenin devri niteliğinde olmadığından, 6098 Sayılı TBK 202. maddesi gereğince ...nin hiçbir borcundan sorumlu olmadıklarına dair ... tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan verildiğini, hal böyle iken müvekkili davacının borçlu kabul edilerek mal varlığına konulan hacizlerin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili davacının mal varlığındaki hacizlerin kaldırılması için borcun tamamının icra veznesine yatırılarak karar kesinleşinceye kadar davalı ...'ne ödenmemesi konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini, müvekkili davacının davalılara borçlu olmadığının tespitini ve davalının %20 oranından az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı ile davacı şirket arasında herhangi bir hukuki münasebet bulunmadığını, davacı şirketin diğer davalı borçlunun ticari işletmesini devralması nedeniyle, borçlu şirketin borcunu TBK m.202 hükmü gereği üstlenmiş olmasından kaynaklanan yasal karineye istinaden davacı şirkete, dava konusu ettiği takip dosya borcunu ödemesi için muhtıra tebliğ edildiğini, davacı ve davalı tacir olmakla birlikte taraflar arasında ticari münasebet bulunmadığından bu davada Ticaret Mahkemesinin görevli olmadığını, davacı şirket ile davalı - borçlu şirket arasında yapılan, davalının haklarını ihlal eden tasarrufun iptali istemiyle Antalya ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin .../... E. dava açıldığını, açılan bu davanın derdest olduğunu, davanın derdestlik nedeniyle de reddi gerektiğini, davacının, Ticaret Sicil Gazetesinde yaptığı, kendisinin de kabulünde olan TBK m.202 hükmüne göre gerçekleştirildiğini belirttiği ticari işletmenin devri sonucu zaten borçlu şirketin doğmuş vadesi geçmiş veya gelecek borçlarını da yasa gereği üstlendiğini, bu davayı açmakta davacının hukuki yararının bulunmadığını, davanın davalı şirket yönünden husumetten reddi gerektiğini, bu davanın ticari işletmenin devrinden dolayı devreden ile devralan arasında görülen, devrin kapsamının tartışıldığı bir dava olmadığını, davacı vekilinin davalı - borçlu şirketin hem taşınmazını, hem üzerindeki fabrika binasını ve hem de borçlu şirketin ticaret merkezi ve faaliyet adresi olan binayı aldığını, taşınmazın üzerinde bulunan ipoteği kaldırdığını, yani borç bulunduğunu beyan ve kabul ettiğini, ticaret sicilinde, borçlu şirketin ticari emtiasının mühim kısmını aldığına ilişkin TBK m. 202 hükmüne göre yaptığı ilan ve alacaklılara yaptığı davet dikkate alındığında bu davanın dinlenme koşulları bulunmadığını, davacı şirketin ... tarihli ilanı üzerine bu davaya konu ettiği Antalya ... İcra Dairesinin .../... Esas sayılı takip dosyasından davacı şirkete borcu ödemesi için muhtıra gönderilmesi talep edildiği, ayrıca, haricen, davacı şirket yetkilisi ...'ya davacı şirketi temsilen ihtar mahiyetinde iadeli-taahhütlü mektup gönderildiğini, söz konusu ihtarda, ticari işletmesi devralınan davalı-borçlu şirket hakkındaki takip dosyalarına yer verilmek suretiyle fazla masraf yaptırılmadan ödenmesinin davacı şirket ve davalı şirket menfaatine olduğu bildirildiğini, ihtarın davacı şirkete ... tarihinde tebliğ edildiği, akabinde davacı şirketin ... tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde yeni ilan yaptırdığı, söz konusu devrin satın alma olduğunu ifade ettiği anlaşılmış ise de işletme devrinin satın alma şeklinde veya başka şekilde gerçekleşmiş olmasının davacının sorumluluğu yönünden bir etkisi olmadığı gerek TBK m. 202 hükmünden ve gerekse İİK.m.280/son hükmünden açıkça anlaşıldığını, davacı şirketin, dava dilekçesinde, ...-TL. ye borçlu şirketten aldığını ileri sürdüğü fabrika ve işletme binasına, borçlu -davalı şirketin ihtiyacı olması nedeniyle 2 yıllığına kiraya verildiğini ve kira sözleşmesi düzenlendiğini ileri sürdüğünü, bu beyan ve iddianın da İİK.m.280 / son hükmünde yer verilen kötü niyeti ve ızrar kastını açıkça teyit ettiğini, borçlu - davalı şirketin kiraları ödemeyememesi üzerine ... tarihinde adresten ayrıldığı, taşınmazı ve fabrikayı tahliye ve teslim ettiğinin iddia edildiğini, borçlu şirketin davacı şirkete devrettiği bildirilen fabrika binasına ve işletmesine ... tarihinde gidilen hacizde fabrika binası ve işletme zaten boş durumda olduğunu, borçlu şirketin çalışanı bekçi olarak bulunduğunu, bu tesisin 1 gecede ve üstelik gece boşaltılması da mümkün olmadığını, borçlu şirketin ticari işletmesini devraldıdığından, küçük bir araştırmayla ticari defter ve belgelerinden borcunu görme, piyasa araştırması ile belirleme, hatta piyasaya verilen, henüz vadesi gelmeyen çeklerine ilişkin bilgilerine ulaşma, ticari münasebette bulunduğu, mal veya hizmet tedarik ettiği kişilere ulaşma imkanına davacının sahip olduğunu belirterek davanın reddine, haksız ve kötü niyetli davdan dolayı davacının takibe konu asıl alacağın %20'si oranından az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... İli ... İlçesi ... Mh. ... Ada ... parsel nolu taşınmazı davacı ...'a ... TL miktarla ... tarihinde satıldığını, bunun karşılığında satın alan davacı tarafından; banka kanalıyla ... tarihli ... TL, ... tarihli ... TL, ... tarihli ... TL, ... tarihli ... TL ödemelerin müvekkili şirkete yapıldığını, müvekkil şirket tarafından davacıya fabrika binasının içerisinde mevcut ve mütemmim cüz niteliğinde olan bir kısım mobilya, klima sistemi, trafo v.s ... TL bedelle satıldığını, müvekkili şirket satış işleminden sonra fabrika binası ihtiyacı devam ettiğinden davacı ile kira sözleşmesi imzalandığını ancak ekonomik sıkıntılar sebebiyle daha sonra tahliye etmek durumunda kaldığını, davacı tarafa da kira bedellerini ödeyemediğini, müvekkili şirket aleyhine davacı tarafından Antalya ... İcra Müdürlüğü .../... E., .../... E., .../... E. sayılı dosyaları ile de icra takipleri açıldığını, davalı ... tarafından müvekkili şirket aleyhine Antalya ... İcra Müdürlüğü' nün .../... E. Sayılı icra takibi başlatıldığını, söz konusu icra dosyasından diğer davalı ... firmasının davacı firmaya muhtıra gönderilerek, davacı taraf aleyhinde haciz işlemi yapılması hususunda müvekkil şirketin herhangi bir kusuru yada bu duruma sebebiyet veren bir davranışı bulunmadığını, müvekkili şirketin hesap kayıtları blokeli olduğundan hesaplar üzerinde inceleme yapılamadığını ancak müvekkil şirketin davacı tarafa Antalya ... İcra Müdürlüğü .../... E., .../... E., .../... E. sayılı dosyaları ile borçlu olduğu aşikar olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAVA : Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 72. maddesine dayanan menfi tespit istemli davadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ: Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. ve 5. maddeleri gereğince görev kurallarına; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 5 vd. maddelerinde belirtilen yetki kurallarına uygun olarak görevli ve yetkili Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; ödeme emrinde alacaklı olarak ..., borçlu olarak ... ve ... 'nin yer aldığı görülmüştür. Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... Esas sayılı takip dosyası ve tarafların tutundukları tüm belgeler celp edilerek dosya bilirkişiye tevdi olunmuştur. Bilirkişi ... ve ...'in ... tarihli raporunda; "...Davacı ...' nin incelenen 2016 yılına ait ticari defterlerin 6100 sayılı TTK. 64/3. Maddesine uygun olarak e-defter beratlarının süresi içinde bastırıldığı, defter kayıtlarının usulüne uygun olduğu, defter kayıtlarının 6100 sayılı HMK. 222 maddesi gereğince sahibi lehine delil vasfı taşıdığı, davalı ...’ nin 2016 yılında e-defter tutma yükümlülüğünün olduğu, incelenen 2016 yılı ticari defterinin 6102 sayılı TTK. nun 64/3. maddesine göre e-defter beratlarını süresinde bastırdığı, 2016 yılı ticari defter kayıtlarının 6100 sayılı HMK. 222 maddesi gereğince sahibi lehine delil vasfı taşıdığı, davalı ...’ nin e-defter tutma yükümlülüğünün olduğu, incelenen 2016 yılı ticari defterinln 6102 sayılı TTK. nun 64/3. Maddesine göre e-defter beratlarım süresinde bastırdığı, 2016 yılı ticari defter kayıtlarının 6100 sayı" HMK. 222 maddesi gereğince sahibi lehine delil vasfı taşıdığı, davacı ...' nin davalı ...' nden satın aldığı gayrimenkulü ... tarihinde ... sayılı yevmiye kaydında “... ..." hesabının altında yer alan ... sayılı hesaba kayıt ettiği, davalı ... şirketini aktif ve pasifle devir aldığı husuıundı davacı defterlerinde bir kaydı rastlanmadığı, söz konusu gayrımenkul satışından sonra da davalı ...'nin "Tüzel Kişiliğinin" devam ettiği, davacıya aktif ve pasiflerin devredilmediğinin anlaşıldığı, 6102 sayılı TTK. maddı 11/3. maddesine göre bir devrin söz konusu olmadığından davacı ...' nın davalı ...' nın borçlarından sorumlu olamayacağı, Davalı ... şirketinin diğer davalı ...'den alacağı olduğu, davacı ...' nin de davalı ...'denalacaklı olduğu, ancak bu alacaktım huzurdan davanın konusu olmadığını, davalı ...' nin ...'nden olan alacağını ticari işletmenin değil, malvarlığı devrinin gerçekleşmesi ...' den talep edemeyeceği..." belirtilmiştir. Bilirkişi ... ve ...'in ... havale tarihli ek raporunda rapordaki görüşlerini tekrar etmişlerdir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığım ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur (MK.nun 6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca menfi tespit davası açan borçlunun tazminat isteme hakkı vardır. Anılan maddenin 5. fıkrası “Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. ” hükmünü içermektedir. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötüniyetli olmasıdır. Başka bir ifadeyle; İİK.nun 72/5. maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması halinde, istem varsa, davacı (borçlu) lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötüniyetli olduğunu iddia eden davacı (borçlu)’nun üzerindedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05/10/2017 tarih 2016/2341E. 2017/13472K. sayılı kararı; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 04/12/2017 tarih 2015/39638E. 2017/11964K. sayılı kararı; Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 18/12/2017 tarih 2016/8848E. 2017/3778K. sayılı kararı). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 11/3. maddesi şöyledir; "Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir." 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 202. maddesi şöyledir; "Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur. Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak borçlar için ise, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar. Borçların bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir. Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz." 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 280/3. maddesi şöyledir; "Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kasdını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kasdiyle hareket ettiği kabul olunur. Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebilir." Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 16/01/2017 tarih 2016/20380E. 2017/206K. sayılı kararında; "...Mahkemece, davanın istihkak davası olduğu ve süresinde açıldığı, davacı 3. kişinin takibe konu ilamda taraf olmadığından ve İİK 89/1-2-3. Maddelerindeki prosedür işletilmeden dosyaya borçlu olarak eklenmesi işleminin usulsuz olduğu, takip borçlusunun tüm aktif ve pasiflerini davacıya devretmediğinden ticari işletme devrinden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı aleyhine konulan hacizlerin kaldırılmasına, davacının takibe borçlu olarak eklenmesine ilişkin işlemin iptaline karar verilmiş...Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun Mahkeme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir..." denilmiştir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 22/06/2016 tarih 2016/3213E. 2016/17520K. sayılı kararında; "...İİK'nun 167.maddesi uyarınca aynı Kanunun 58.maddesine uygun olarak düzenlenen takip talebi üzerine ve gene aynı Kanunun 168.maddesi uyarınca icra müdürü borçluya bir ödeme emri gönderir. Takip talebinde borçlu olarak gösterilmeyen kişiye ödeme emri gönderilmesi ona borçlu sıfatı kazandırmaz. Somut olayda takip alacaklısı tarafından düzenlenen takip talebinde borçlu olarak şikayetçinin adının yer almadığı, yaptırılan imza incelemesi sonunda imzanın şikayetçinin eli ürünü olduğundan bahisle şikayetçi adına sonradan ödeme emri düzenlenerek tebliğ edildiği görülmektedir. Takip talebinde borçlu olarak gösterilmeyen kişiye bu şekilde ödeme emri gönderilmesi ona borçlu sıfatı kazandırmaz. Bu durumda takipte taraf olmayan şikayetçi adına ödeme emri gönderilmesinin yasal dayanağı bulunmadığı dikkate alınarak şikayetin kabulü gerekir iken yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir..." denilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 202. madde anlamında bir işletme devrinin söz konusu olması için işletmenin tüm aktif ve pasifl eri ile birlikte devredilmesinin gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim ilgili maddenin başlangıç cümlesinde “bir mal varlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifl eri ile birlikte devralan…..” ibaresi bizi bu sonuca götürmektedir. Ancak, bu ifadeden, bir ticari işletmenin mal varlığına dâhil bütün unsurlarının devrinin anlaşılmaması gerekir. Eğer, ticari işletme devri sonucu devredilen malvarlığı ile ticari işletmenin faaliyetinin devamı mümkün ise, münferit bazı unsurların devredilmemesi TBK m. 202’nin uygulanmasına engel olmaz. Yeter ki devrolunan unsurlarla ticari işletmenin devamı mümkün görülsün (Aydın, Sema/ Kaplan, Hasan Ali / Kalyon, Arzu Şen; Ticari İşletme Devri ve Devrin Hukuki Sonuçları, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XVII, Y.2013, Sa. 1-2, s. 231 vd.). Taraflar karşılıklı vermiş oldukları dilekçeler ile sulh olduklarını belirtmişlerdir. 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 313. maddesinde mahkeme içi sulh düzenlenmiş ve görülmekte olan bir davada tarafların arasındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacı ile mahkeme huzurunda yapmış oldukları sözleşme olarak tanımlanmış, şarta bağlı olarak yapılabileceği vurgulanmıştır. Mahkeme dışı sulh ile, borçlar hukukunun konusu olduğundan düzenleme dışı bırakılmıştır. Madde gerekçesinde, taraflardan birinin, mahkeme dışı sulh sözleşmesi yapıldığı ve bu sözleşme uygun mahkemece bir karar verilmesi gerektiği yolundaki iddia ve talebinin diğer tarafın kabulüne bağlı olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 154/3-ç maddesinde, beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla sulh müzakereleri sonucunun tutanağa yazılmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Kanunun öngördüğü bu şekil sulh için geçerlilik şartıdır. Taraflar mahkeme dışında yaptıkları sulh sözleşmesinin mahkemeye vererek buna göre davada sulh olduklarını bildirirlerse mahkemece sulh sözleşmesinin mahkemeye verildiğini tutanağa yazıp, sözleşme okunduktan sonra tutanağın taraflara veya vekillerine imza ettirilmesi gerekir. Bu şekilde mahkeme dışı sulh, mahkeme içi sulhe dönüşür. Mahkeme dışı sulh sözleşmesi taraflarca, kanunda belirtilen ve yukarıda açıklanan şekil şartlarına uygun olarak mahkeme içi sulhe dönüştürülmediği durumlarda, anılan şekil şartların uyularak yapılan bir sulh sözleşmesinin varlığından bahsedilemez. Sulh, görülmekte olan bir davanın taraflarının karşılıklı anlaşma ile dava konusu uyuşmazlığa son vermeleridir. Sulh mahkeme önünde yapılabildiği gibi mahkeme dışında da yapılabilir. Mahkeme dışı sulh, diğer sözleşmeler gibi, tamamen maddi hukuk hükümlerine tabidir. Mahkeme dışı sulhun tarafları bağlaması ve mahkemece dikkate alınması iki halde mümkündür. Birinci halde, taraflar mahkeme dışında sulh oldukları sözleşmeyi mahkemeye verip, buna göre sulh olduklarını bildirmişlerse, bu husus mahkemece tutanağa geçirilir taraflara okunur ve imza ettirilir, bu halde mahkeme dışı sulh, mahkeme içi sulhe dönüşür. İkinci halde ise, taraflar ikisi birlikte davaya bakan mahkemeye sulh olduklarını bildirmezler ve taraflardan biri böyle bir sulh sözleşmesini inkâr ederse mahkeme dışı sulhe dayanan taraf bunu kanıtlamakla yükümlüdür. (Kuru, Baki; Hukuk Mahkemeleri Usulü, 3.Cilt, 5.Baskı s. 2693 vd.) (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 30/03/2015 tarih 2015/8844 E. 2015/12049K. sayılı kararı). 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun “sulhun etkisi” başlıklı 315. maddesinde ise, “sulh ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.” hükmüne yer verilmiştir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 21/10/2013 tarih 2012/26739E. 2013/21627K. Sayılı kararı). 492 sayılı Harçlara Kanunun 22. Maddesinin;" Dâvadan feragat veya dâvayı kabul veya sulh muhakemenin ilk celsesinde vuku bulursa, karar ve ilâm harcının üçte biri, daha sonra olursa üçte ikisi alınır." hükmü gereğince davayı kabul ilk celse meydana gelirse kara ve ilam harcının üçte biri daha sonra meydana gelirse üçte ikisi alınır. Davamıza gelince, davacı ilamsız takiplere mahsus icra takibi yapmış itiraz üzerine itirazın iptali istemi ile dava açmıştır. Taraflar yapmış oldukları ... tarihli protokolle sulh oldukları belirtmişler ve davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi talep etmişlerdir. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri işbu davada tarafların talepleri ile karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. Davamıza gelince, davacı Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... Esas sayılı dosyası nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemi ile dava açmış, davalılardan ... ise davacının diğer davalının işletmesini devraldığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; ödeme emrinde alacaklı olarak ..., borçlu olarak ... ve ... yer almaktadır, davacı ise davalı ...'nin diğer davalının işletmesini devraldığından bahisle hakkında icrai işlemler yapılmıştır. Taraflar yapmış oldukları ... tarihli protokolle sulh oldukları belirtmişler ve davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi talep etmişlerdir. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri işbu davada tarafların talepleri ile karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davacının davasının konusuz kaldığı anlaşılmakla; esas hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 2. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan ... TL karar ve ilam harcının peşin alınan ... TL'den mahsubu ile bakiye ... TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3. Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Davalılar yargılama gideri yapmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 5. Davacı kendini vekil ile temsil ettirmiş ise de, davacı vekili vekalet ücreti talep etmediğini açıkça belirtiğinden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6. Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirmiş ise de, davalı vekilleri vekalet ücreti talep etmediklerini açıkça belirtiğinden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7. Kararın kesinleşmesine müteakip davacıların ve davalının yatırdığı yargılama giderinin artması durumunda giderleri yatıran davacıya ve davalıya iadesine, Dair; davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı vekili ile davalı vekili ... vekilinin yokluğundan gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.14/01/2020 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır