Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2016/738, 04.07.2019

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2016/738
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

CUMHURİYETÇİ EĞİTİM VE KÜLTÜR MERKEZİ VAKFI

BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/738)

Karar Tarihi: 4/7/2019

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ihalenin feshi davasında aleyhe hükmedilen para

cezası nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; esaslı iddiaların mahkeme ve

Yargıtay kararlarında cevaplandırılmaması nedeniyle de gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3.Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı

(Vakıf), Ankara'nın Çankaya ilçesinde yapılacak olan Yunus Emre Cem ve Kültür

Merkezi inşaat yapım işini 3/6/2008 tarihli sözleşme ile müteahhit İ.S.ye ihale

etmiştir.

9. Müteahhit, inşaatla ilgili bir kısım imalat işini alt taşeron

B. İnşaat Ltd. Şti.ye (Şirket) devretmiştir.

10. Şirket, yaptığı işin bedelinin ödenmediğini iddia ederek

müteahhide karşı icra takibi başlatmış; müteahhidin Vakıftan olan alacağından

borca yeter kısmının icra dosyasına yatırılması için 9/6/1932 tarihli ve 2004

sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca başvurucuya icra müdürlüğü

tarafından haciz ihbarnamesi gönderilmiştir.

11. Başvurucu, haciz ihbarnamesine karşı müteahhidin kendisinden

herhangi bir alacağının olmadığını belirterek itirazda bulunmuştur.

A. Ankara 13. İcra Ceza

Mahkemesinin E.2009/82 Sayılı Dosyasındaki Süreç

12. Şirket; Ankara 13. İcra Ceza Mahkemesinde açtığı davada,

müteahhidin başvurucu Vakıftan hakediş alacağının

olduğunu, Vakfın sırf kendisini zarara uğratmak amacıyla haksız itirazda

bulunduğunu belirterek itirazın kaldırılması ile başvurucu Vakfın, alacağın

%40'ından az olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesini talep

etmiştir.

13. Ankara 13. İcra Ceza Mahkemesi 30/12/2011 tarihli kararında,

2004 sayılı Kanun'un 345. maddesi kapsamında usulüne uygun dava açılmadığını

belirterek cezalandırma talebini reddetmiş, 1.080.000 TL üzerinden tazminat

talebini kısmen kabul etmiştir.

14. Bu arada Şirket, lehine hükmedilen tazminat kararının

kesinleşmesini beklemeden tazminatın tahsili amacıyla Ankara 15. İcra

Müdürlüğünün E.2012/1085 sayılı dosyasında takip başlatmıştır.

15. Ankara 13. İcra Ceza Mahkemesinin kararı başvurucu

tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 29/4/2014 tarihli

kararında, tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle

hükmü bozmuştur.

16. Karar düzeltme talebi Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin

18/11/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

17. Bozma ilamına uyan Mahkeme 26/2/2015 tarihli kararında,

tazminat yönünden davanın reddine karar vermiştir.

18.Karar, temyiz edilmeksizin 21/5/2015 tarihinde

kesinleşmiştir.

B. Başvuruya Konu Çatalca İcra Hukuk

Mahkemesinin E.2014/48 Sayılı Dosyasındaki Süreç

19. Bu arada başvurucu aleyhine başlatılan icra takibi (bkz. §

14) kapsamında başvurucu adına kayıtlı taşınmazın satışı talep edilmiş,

taşınmaz 27/5/2014 tarihinde yapılan ihale ile üçüncü şahıs konumundaki bir

şirkete satılmıştır.

20. Başvurucu bu süreçte takibin durdurulması gerektiğini

belirterek Ankara 11. İcra Hukuk Mahkemesinin E. 2014/253 sayılı dosyasında

şikâyette bulunmuş, Mahkemenin 22/5/2014 tarihli kararı ile bu talep

reddedilmiş, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29/4/2014 tarihli bozma kararından

sonra 23/6/2014 tarihinde icra müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına

karar verilmiştir.

21. Başvurucu, icra takibi kapsamında gerçekleşen satış işlemi

ile ilgili olarak Çatalca İcra Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) açtığı davada;

takibe dayanak ilam hakkında Yargıtay tarafından bozma kararı verildiğini,

kararın bozulması nedeniyle satış işleminin durması gerektiğini, satış ilanının

usulüne uygun yapılmadığını belirterek ihalenin feshini talep etmiştir.

22. Mahkeme 4/9/2014 tarihli kararında, ihalenin feshi

nedenlerinin 2004 sayılı Kanun'un 134. maddesinde belirtildiğini, somut dava

açısından Kanun'da aranan fesih şartlarının gerçekleşmediğini belirterek davayı

reddetmiş; başvurucuyu ihale bedelinin %10'u oranında 7.800 TL para cezasına

mahkûm etmiştir.

23. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin (Daire)

30/4/2015 tarihli kararıyla onanmıştır.

24. Karar düzeltme talebi üzere Daire 20/10/2015 tarihli

kararında, ihale bedelinin 780.000 TL olduğunu, para cezası miktarının maddi

hata sonucu Mahkemece 78.000 TL yerine 7.800 TL olarak yazıldığını, maddi

hatanın mahallinde düzeltilmesinin mümkün olduğunu belirterek karar düzeltme

talebini reddetmiştir.

25. Karar düzeltme ilamı 26/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve

25/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26.2004 sayılı Kanun'un 134. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“İhalenin

feshini, Borçlar Kanununun 226 ncı

maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı,

borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak

edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikayet

yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler. İlgililerin

ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç

ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir. İhalenin feshi talebi üzerine

tetkik icra mahkemesi talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapar ve

taraflar gelmeseler bile icap eden kararı verir. Talebin reddine karar

verilmesi halinde icra mahkemesi davacıyı feshi istenilen ihale bedelinin yüzde

onu oranında para cezasına mahküm eder. (Ek cümle:

17/7/2003-4949/38 md.) Ancak işin esasına girilmemesi

nedeniyle talebin reddi hâlinde para cezasına hükmolunamaz."

B. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai

alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,

kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak

ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir...”

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim

hakkının Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası

olduğunu (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B.

No: 54252/07..., 16/6/2009, § 52), bu kapsamda herkesin kişisel hak ve

yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya yargı önüne

getirme hakkının güvence altına alındığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).

Sözleşme'nin 6. maddesi, mahkemeye erişim hakkını etkin bir biçimde güvence

altına alsa da bu hususta kullanılacak araçların seçiminin Sözleşme'ye

taraf devletlere ait olacağını, devletler bu konuda belli bir takdir hakkına

sahip olmakla birlikte Sözleşme'nin gereklerine riayet edilip edilmediğine dair

son kararı AİHM'in vereceğini belirtmiştir (Kreuz/Polonya, B. No: 28249/95, 19/6/2001, §

53).

29. AİHM, mahkemeye erişim hakkına yönelik birtakım

sınırlandırmaların kabul edilebileceğini, ancak sınırlamaların meşru bir amaca

yönelik olmadığı veya kullanılan yöntem ile ulaşılması hedeflenen amaç arasında

makul bir orantısallık ilişkisinin bulunmadığı

durumlarda, kısıtlamaların Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasına uygun

olmayacağını belirtmiştir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,

28/5/1985, § 57).

30.AİHM'e göre yerel mahkemeler önünde davaların birikmesini

önlemek ve adaletin işleyişini sağlamak amacıyla uygulanan para cezası kural

olarak mahkemeye erişim hakkına müdahale sonucunu doğurmaz (Toyaksi ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B.

No: 43569/08..., 20/10/2010). Ancak para cezasının miktarı, özellikle söz

konusu davanın koşullarında bir kişinin mahkemeye erişim hakkından yararlanıp

yararlanmadığını belirlemede önemli bir faktördür (Sace Elektrik Ticaret ve Sanayi A.Ş./Türkiye, B. No: 20577/05,

22/10/2013, § 27).

31. AİHM, somut olaya benzer bir başvuruda, ihalenin feshi

davasında başvurucu aleyhine hükmedilen para cezasını mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelemiş; başvurucunun davasını üç aşamalı olarak yargı mercileri

önünde ileri sürdüğünü, yargılamanın sonuçlanmasının ardından dikkate değer

miktardaki finansal yük uygulamasının mahkemeye erişim hakkını

kısıtlayabileceğini, 2004 sayılı Kanun'un 134. maddesinde öngörülen %10

oranındaki para cezasının adaletin uygun bir şekilde yönetilmesini sağlamak

üzere meşru amaca yönelik olarak öngörüldüğünü ancak başvuru konusu davada,

ihalede gerçekten bir eksiklik olduğunun gözlemlenebileceğini, bu açıdan başvurucunun

gereksiz ve önemsiz yargılama işlemleri başlattığının kabul edilemeyeceğini,

bunun yanında 2004 sayılı Kanun'un 134. maddesinde verilen para cezasının üst

sınırının belirlenmediğini ve mahkemece bu oranda para cezasına hükmedilmesinin

de zorunlu olduğunu, başvurucuya yükletilen 140.000 Avro mali yükün somut olay

koşullarında oldukça yüksek ve öngörülen meşru amaca uygun olmadığını

belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Sace Elektrik Ticaret ve Sanayi A.Ş./Türkiye, §§

28-33).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 4/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu; aleyhine başlatılan icra takibinde, adına kayıtlı

taşınmazın ihale yoluyla satıldığını, satış işleminden önce takibe dayanak

mahkeme kararının Yargıtay tarafından bozulduğunu, dolayısıyla icra takibinin

konusunun kalmadığını, buna rağmen takibe devam edilerek satış işleminin

gerçekleştirildiğini belirtmiştir. Başvurucu; ihalenin feshi nedeniyle açtığı

davada itirazlarının gerekçeli kararda değerlendirilmediğini, hukuka açıkça

aykırı olan ve ortadan kaldırılmış bir mahkeme ilamına dayanılarak yürütülen

takip sonucunda taşınmazının satıldığını, ihalenin feshi davasında sadece şeklî

unsurlara bakılarak değerlendirme yapıldığını ve aleyhine 78.000 TL para

cezasına hükmedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca ortadan kaldırılmış ve

sonuç doğurmayacak olan bir ilama dayanılarak para cezası verilmesinin anayasal

haklarını zedelediğini belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden

yargılama talebinde bulunmuştur.

.

2. Değerlendirme

34.Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı

36. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin

eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan

AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim

hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).

37. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında

bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara

bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (AYM, E.2013/40, K.2013/139,

28/11/2013).

38. İhalenin feshi davasının reddedilmesi nedeniyle başvurucu

aleyhine hükmedilen para cezasının mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil

ettiği açıktır.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

39. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

41. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

42. Başvurucu hakkında uygulanan para cezasının 2004 sayılı

Kanun'un 134. maddesinin ikinci fıkrasına dayandığı görülmektedir. Bu kapsamda

somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni

dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

(2)

Meşru Amaç

43. Öngörülen para cezasının meşru amacının ne olduğu hususu

benzer nitelikteki başka bir başvuruda Anayasa Mahkemesi tarafından

incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, ihalenin feshi davasının reddedilmesi

nedeniyle hükmedilen para cezasının bir borcun ödenmesine, yaşanabilecek

gecikmelerin önlenmesine, alacaklının alacağına zamanında kavuşabilmesine ve

ihale alıcısının haklarının korunmasına yönelik meşru bir amaç taşıdığına

işaret etmiştir(Yıldız

Eker [GK], B. No: 2015/18872, 22/11/2018, § 62).

(3)

Ölçülülük

44. Para cezasına hükmedilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye

erişimine getirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığı ve başvurucuya ağır bir

yük getirip getirmediği hususlarının da değerlendirilmesi gerekir.

(a)

Genel İlkeler

45. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde, mahkemeye erişim hakkının kural olarak mutlak bir hak

olmayıp sınırlandırılabileceği, bu hususta devletlerin takdir hakları gereği

bazı düzenlemeler yapabileceği, bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların

hakkın özünü zedeleyecek nitelikte olmaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve

ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerektiği

belirtilmiştir (Mesut Güzel, B.

No: 2014/5876, 22/9/2016, § 31). Bu kapsamda gereksiz başvuruların önlenerek

dava sayısının azaltılması ve mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin

uyuşmazlıkların makul sürede bitirebilmesi amacıyla belli yükümlülükler

öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin

takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız

kılmadıkça ya da aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği söylenemez (Serkan Acar,

B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 39). Dolayısıyla davayı kaybetmesi hâlinde

başvurucu için hükmedilen para cezasının bu çerçevede değerlendirilmesi

gerekir.

46. Nitekim Anayasa Mahkemesi, somut olaya benzer bir başvuruda

ihalenin feshi davasından davacı aleyhine hükmedilen ve ihale bedelinin %10'una

tekabül eden 175.800 TL'lik para cezası ile ilgili yapılan başvuruyu mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelemiştir. Anayasa Mahkemesi, 2004 sayılı Kanun'un

134. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen para cezasının ihalenin feshi

isteğinin esastan reddedilmesi hâlinde doğrudan uygulandığını, Kanun'da

herhangi bir üst sınır öngörülmediği gibi derece mahkemelerinin somut durumun

özelliklerini gözönünde tutmalarını temin edecek

ölçüde hâkime herhangi bir takdir yetkisinin tanınmadığını, somut olayın

koşullarında para cezası miktarının geliri olmayan başvurucunun ekonomik

anlamda dara düşmesine yol açacak nitelikte olduğunu belirtmiştir. Anayasa

Mahkemesi başvuru konusu davada, alacaklının haklarının korunmasındaki yarar

ile başvurucunun ihalenin feshini dava konusu edebilmesindeki menfaati arasında

adil bir dengenin kurulamadığı, uygulanan para cezasının miktarının başvurucuya

olağanın ötesinde bir külfet yüklediği ve bu durumun başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kıldığı kanaatine ulaşarak mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Yıldız Eker, §§ 71, 73).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

47. Başvurucu; hukuksal neden ortadan kalkmasına rağmen icra

takibinin devam ettiğini, taşınmazın satışına ilişkin ihalenin feshi amacıyla

açtığı davanın sadece şeklî yönden değerlendirilerek reddedildiğini, ret

kararıyla birlikte aleyhine hükmedilen tazminat miktarının fahiş olduğunu

belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Somut olayda değerlendirilmesi gereken mesele, başvuru

konusu davanın koşulları da dikkate alınarak hükmedilen para cezası miktarının

mahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahale oluşturup oluşturmadığıdır.

49. 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinde, ihalenin feshi

davasının reddedilmesi hâlinde icra mahkemesinin davacıyı feshi istenen ihale

bedelinin %10'u oranında para cezasına mahkûm edeceği belirtilmiştir.

50. Başvuru konusu davada Mahkemenin ihalenin feshi davasında

2004 sayılı Kanun hükümlerine göre ihalenin feshi şartlarının oluşmadığını

belirterek Kanun'da öngörülen ihale bedelinin %10'una tekabül eden 78.000 TL

tazminata hükmettiği anlaşılmaktadır.

51. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatın

yorumlanması ve uygulanması derece mahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu yorum

ve uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında

bulunan hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa Mahkemesince

incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye erişim hakkı yönünden yapılacak böyle bir

inceleme, somut olayın koşulları çerçevesinde olacaktır (Kemal İnan, B. No: 2013/1524, 6/10/2015, §

49).

52. Başvuru konusu davadaki yargısal süreç bir bütün hâlinde gözönüne alındığında ortada hukuken var olmayan bir mahkeme

kararına dayanılarak yapılan ilamsız icra takibinde başvurucu adına kayıtlı

taşınmazın satıldığı ve başvurucunun bu satış işlemi ile ilgili açtığı davada

ret kararı verilerek 78.000 TL para cezasına hükmedildiği anlaşılmaktadır.

Takibe dayanak mahkeme kararı ile ilgili olarak ihaleden önce 29/4/2014 tarihinde

Yargıtayca bozma kararı (bkz. § 15) verilmesine

rağmen icra takibi devam etmiş ve başvurucu söz konusu ihaleye karşı dava açmak

durumunda kalmıştır. Nitekim icra müdürlüğü tarafından bozma kararı gerekçe

gösterilerek ihaleden sonra 23/6/2014 tarihinde takip durdurulmuştur. Bu açıdan

başvurucunun ihalenin feshi hususunda gereksiz ve önemsiz bir yargısal süreç

başlattığından söz edilemez.

53. Bunun yanında Kanun'da öngörülen para cezasında herhangi bir

üst sınır öngörülmediği gibi ihalenin feshi talebinin esastan reddedilmesi

hâlinde mahkemece doğrudan uygulanma zorunluluğunun bulunduğu, ayrıca cezanın

tatbikinde somut olayın koşullarını gözönüne alarak

hâkime herhangi bir takdir yetkisi kullanma imkânının tanınmadığı, ülke

koşullarına göre hükmedilen para cezasının da miktar itibarıyla azımsanmayacak

ölçüde yüksek olduğu anlaşılmaktadır.

54. Yukarıdaki tespitler ışığında somut olayın koşulları gözönüne alındığında, hükmolunan yüksek miktardaki para

cezasının başvurucu üzerinde ağır bir yüke sebep olduğu ve başvurucunun

katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olduğu,

dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

55. Yukarıda açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

56. Başvurucu; ihalenin feshi davasında takip konusu mahkeme

kararının Yargıtay tarafından bozularak ortadan kaldırıldığını, dolayısıyla

satış işleminin hükümsüz sayılarak ihalenin feshedilmesi gerektiğine ilişkin

iddialarının mahkeme kararında cevaplandırılmadığını belirterek gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

57. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin

eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar

hakkının da dâhil olduğu AİHM'in birçok kararında

vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi

gerekir.

58. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma

yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa

kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır.

59. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde

yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme

sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip

incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına

verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de

gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

60. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmasalar da (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan

anlaşılmalıdır.

61. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 35).

62. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu

kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve

yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul

veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden

olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri,

§ 39).

63. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin

kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir

atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus temyiz

merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece

mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).

64. Somut olayda başvurucu tarafından açılan ihalenin feshi

davasında, Mahkemece 2004 sayılı Kanun'un 134. maddesi çerçevesinde

değerlendirme yapılarak ret kararı verilmiş ve başvurucu aleyhine para cezasına

hükmedilmiştir. Taraflarca dosyaya sunulan ve toplanan deliller

değerlendirilmek suretiyle ihalenin feshi şartları açısından davanın sonucuna

etki edebilecek tüm iddia ve savunmalar Mahkemenin gerekçeli kararında

tartışılmıştır. Yargıtayca da Mahkemenin gerekçesine

atıfta bulunularak hüküm onanmıştır. Bu açıdan gerekçeli karar hakkına yönelik

bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

65. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

67. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama kararı

verilmesi talebinde bulunmuştur.

68. 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına

göre esas inceleme kapsamında bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve varsa

ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

79. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde

gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili

temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi,

diğer bir ifadeyle ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedil[mesi] de gerekir

(Mehmet Doğan [GK], B. No:

2014/8875, 7/6/2018, § 54).

69. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu

maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer

tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, § 55).

70. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

71. İhlal, idari makamların veya derece mahkemelerinin

Anayasa’ya uygun yorum yapmalarına imkân vermeyecek açıklıktaki bir kanun

hükmünü uygulamaları nedeniyle ortaya çıkmışsa bu ihlal kanunun uygulanmasından

değil doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır. Bu durumda ihlalin bütün

sonuçlarıyla giderilebildiğinden söz edilebilmesi için kural olarak

yargılamanın yenilenmesi yerine yeterli bir giderim sağlayan ve somut olayın

özelliğine uygun, telafi edici birtakım tedbirlerin alınması gerekmektedir.

72. Başvuruya konu olayda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği ve ihlalin doğrudan 2004 sayılı Kanun'un 134. maddesinden

kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Diğer bir deyişle Kanun hükmü hâkime somut

uyuşmazlığın özelliklerine uygun herhangi bir değerlendirme veya takdir yetkisi

tanımamaktadır. Söz konusu hüküm, davanın reddinin bir sonucu olarak nispi

oranda para cezasını zorunlu kılmakta ancak belirli nitelikteki bu nispi oran

her olay için aynı şekilde mutlak olarak uygulanmaktadır.

73. Somut başvuruda yargılamanın yenilenmesi imkânı

bulunmamaktadır. Bu durumda mağduriyete neden olan mahkeme kararının

sonuçlarının ortadan kaldırılması için eski

hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucunun maddi zararının

giderilmesi gerekmektedir. Başvurucuya 78.000 TL para cezası verilmiştir. Dosya

kapsamında para cezasının tahsil edildiğine ilişkin bir bilgi ve belge

bulunmadığı gibi başvurucu tarafından bu hususta yapılan bir bildirim de bulunmamaktadır.

Bu itibarla Mahkemece düzenlenen harç tahsil müzekkeresinin ilgili vergi

dairesince yerine getirilmesini önleyecek şekilde iptali ve mahkemesine iadesi,

başvurucunun herhangi bir tazminat isteği bulunmadığı nazara alındığında

yeterli bir giderim sağlayacaktır.

74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla harç tahsil müzekkeresinin iptali ve

ilgili kurumdan geri çekilmesi için Çatalca İcra Hukuk Mahkemesine (E.2014/48,

K.2014/76) GÖNDERİLMESİNE,

D. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

.

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucu

:

Cumhuriyetçi

Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı

Temsilcisi

:

İzzettin

DOĞAN

Vekili

:

Av. Ulaş ÇAM

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2016/738, T. 04.07.2019, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2016-738-basvuru-04-07-2019-1cf024309e39