Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/13550, 26.10.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/13550
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ALİ BİLBAY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/13550)

Karar Tarihi: 26/10/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne

karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucular; başvurucu Hatice Bilbay'ın

oğlu, diğer başvurucuların kardeşi olan H.B.nin

28/5/2005 tarihinde rahatsızlanması üzerine Eskişehir Devlet Hastanesi Alpu

Entegre Hizmet Birimine kaldırıldığını, ancak bu birimde gerekli tanı ve

tedavilerin yapılmaması sonucu idarenin hizmet kusuru nedeniyle vefat ettiğini

ileri sürerek olay nedeniyle uğradıkları zararların tazmini talebiyle Sağlık

Bakanlığı aleyhine 3/3/2006 tarihinde maddi ve manevi tazminat istemi ile tam

yargı davası açmışlardır.

10. Eskişehir 1. İdare Mahkemesinin 29/6/2007 tarihli ve

E.2006/797, K.2007/1328 sayılı kararı ile başvurucular tarafından davalı

idareye yapılmış bir başvuru bulunmadığı gerekçesi ile dava dilekçesinin bir

örneğinin davalı idareye tevdiine karar verilmiştir.

11. Başvurucuların talebinin Sağlık Bakanlığınca zımnen

reddedilmesi üzerine başvurucular tarafından Sağlık Bakanlığı aleyhine

18/12/2007 tarihinde maddi ve manevi tazminat istemi ile tam yargı davası

açılmıştır.

12. Eskişehir 1. İdare Mahkemesinin 13/11/2008 tarihli ve

E.2008/76, K.2008/966 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir.

13. Başvurucuların temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 7/5/2014 tarihli ve E.2013/3990, K.2014/3507 sayılı ilamıyla ilk

derece mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.

14. Davalı idarenin karar düzeltme istemi, aynı Dairenin

30/12/2015 tarihli ve E.2014/9317, K.2015/9358 sayılı kararı ile

reddedilmiştir.

15. Bozma kararına uyularak yapılan yeniden incelemede,

Eskişehir 1. İdare Mahkemesinin 12/1/2017 tarihli ve E.2016/427, K.2017/43

sayılı kararı ile başvurucuların maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne,

davanın açılış tarihi ve ıslah tarihleri dikkate alınarak yasal faize

hükmedilmesine karar verilmiştir.

16. Temyiz talebi üzerine temyiz merciine gönderilen yargılama

dosyası Danıştay Onbeşinci Dairesinde E.2017/980

numarası ile derdesttir.

17. Başvurucular 13/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 26/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

19. Başvurucular, makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

A. Başvurucu İsmail Bilbay’ın Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

20. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) 83. maddesi ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 51. maddesi gereği

başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla

bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde

başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında ilgilinin 2.000 Türk

lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilir.

21. Genel hukuk teorisinde bir kamu düzeni kuralı olarak ele

alınan ve genel olarak bir hakkın açıkça öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını

zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini

ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının, ilgili düzenlemelerle bireysel

başvuru alanında özel olarak ele alındığı görülmektedir. Bu bağlamda bireysel

başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve mahkemenin başvuruyu gereği gibi

değerlendirmesini engelleyen davranışların, başvuru hakkının kötüye

kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö., B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28).

22. Bu kapsamda özellikle Anayasa Mahkemesini yanıltmak amacıyla

gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge

sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur

hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan

ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler

hakkında Mahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir

kanaat oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı

kalmak kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit

veya tahrik edici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında

ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla

bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru

hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet Güven

Ulusoy [GK], B. No: 2013/1013, 2/7/2015; Osman Sandıkçı, B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve diğerleri, B. No:

2013/7302, 20/4/2016).

23. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 28.

maddesine göre gerçek kişiler hakkında sağ doğmakla başlayan kişilik ölümle

sona ermektedir. Ölüm ile kişiliği sona erenler için ise artık hak ve fiil

ehliyetine sahip olduklarından söz etmeye olanak bulunmamaktadır. 11/1/2011

tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 43. maddesinde ve 513.

maddesinin birinci fıkrasında yer alan hükümlerden anlaşıldığı üzere hukuki

işlemden doğan vekâlet veren ile vekil arasında temsil yetkisine dair sözleşme,

aksi kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça

taraflardan birinin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası ile hiçbir işleme

gerek kalmaksızın kendiliğinden son bulacaktır (Abdurrehman

Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 28). Bu bakımdan müvekkilin ölümü ile

davaya vekâlet son bulduğundan müvekkilin sağlığında düzenlediği vekâletname

ile yetkili kıldığı vekili (avukatı), müvekkilin ölümünden sonra onun adına

dava açamaz (Abdulhalim Özdemir ve diğerleri, B. No: 2014/9850, 16/11/2016, §

28).

24. Başvuru konusu olayda başvurucu Hatice Bilbay,

oğlu İsmail Bilbay'a velayeten

29/3/2007 tarihinde Avukat Mehmet Kırboğa’ya vekâlet

vermiştir. Nüfus kayıtlarına göre başvurucu İsmail Bilbay'ın

2/7/2014 tarihinde vefat ettiği tespit edilmiştir. Vekil tarafından 13/8/2014

tarihinde başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasıyla bireysel başvuru yapılmış, başvuru formunda başvurucunun öldüğü

konusunda bir bilgiye yer verilmediği gibi başvuru sonuçlanana kadar da bir

bildirimde bulunulmayarak Mahkemeyi yanıltıcı bir davranışın ortaya konulduğu

anlaşılmaktadır. Başvuru tarihinden önce vefat eden başvurucu adına aksi bir

kanıya varılacak durum bulunmadığından vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat

tarafından yapılan bireysel başvuruda, başvurucunun güncel bir hakkının ihlal

edildiği iddiasının değerlendirilmesi söz konusu olamayacaktır.

25. Açıklanan nedenlerle başvuru tarihinden önce vefat etmiş

başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılan

bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

26. Avukat Mehmet Kırboğa aleyhine,

Anayasa Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216 sayılı

Kanun’un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi

uyarınca takdiren 1.000 TL disiplin para cezasına

hükmedilmesi gerekir.

B. Diğer Başvurucuların

Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

28. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak

davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 45, 47).

29. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).

30. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar, başvurucuların 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi kapsamında davalı idareye başvuru

yapmaksızın doğrudan dava açmaları nedeniyle dava dilekçesinin bir örneğinin

davalı idareye tevdiine karar verilmesi sonucunda başvuruculara atfedilebilecek

bir gecikmenin de olduğu dikkate alındığında, somut olayda (18/12/2007

tarihinden itibaren) yaklaşık 9 yıl 10 aylık yargılama süresinin makul olmadığı

sonucuna varılması gerekir.

31. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

32. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

33. Başvurucular, manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

34. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

35. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında;

i. Başvurucular Ali Bilbay,

Hatice Bilbay ve Sait Bilbay'ın

aynı konutu paylaştığı ve ekonomik birliktelik içerisinde olduğu dikkate

alınarak net 9.600 TL manevi tazminatın müştereken ödenmesine,

ii. Başvurucular Emine Demir, Hacer Bilbay,

İsa Bilbay, Şemse Bilbay ve

Yasin Bilbay'ın farklı konutlarda ikamet ediyor

olmaları dikkate alınarak net 9.600 TL manevi tazminatın başvuruculara ayrı

ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.

36. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucu İsmail Bilbay

hariç olmak üzere diğer başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucu İsmail Bilbay yönünden

yapılan başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanılması nedeniyle REDDİNE,

2. Avukat Mehmet Kırboğa'nın 6216

sayılı Kanun’un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

83. maddesi uyarınca takdiren 1.000 TL disiplin para

cezası ile CEZALANDIRILMASINA,

B. Diğer başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. 1. Başvurucular

Ali Bilbay, Hatice Bilbay

ve Sait Bilbay'a net 9.600 TL manevi tazminatın

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

2. Başvurucular

Emine Demir, Hacer Bilbay, İsa Bilbay,

Şemse Bilbay ve Yasin Bilbay'anet

9.600 TL manevi tazminatın AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

3. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucu İsmail Bilbay dışında diğer başvuruculara

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Danıştay Onbeşinci

Dairesine (E.2017/980) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Şanlıurfa Barosuna ve Türkiye Barolar

Birliğine GÖNDERİLMESİNE,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

26/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur

ODUNCU

Başvurucular

:

1) Ali

BİLBAY

2) Emine

DEMİR

3) Hacer

BİLBAY

4) Hatice

BİLBAY

5) İsa

BİLBAY

6) İsmail

BİLBAY

7) Sait

BİLBAY

8) Şemse

BİLBAY

9) Yasin

BİLBAY

Vekili

:

Av. Mehmet

KIRBOĞA

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/13550, T. 26.10.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-13550-basvuru-26-10-2017-de158b765ec9