Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/27868, 20.10.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2018/27868
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AHMET ÖZBOYACI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/27868)

Karar Tarihi: 20/10/2020

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, temyiz isteminin süre yönünden reddedilmesi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 11/9/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. H.K. tarafından, Almanya Hamburg Bölge Mahkemesinin

6/1/2015 tarihli kararıyla başvurucudan 120.000 euro alacağı olduğu

belirtilerek söz konusu kararın tanınması ve tenfizi istemiyle başvurucu

aleyhine İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır.

9. Mahkemenin 9/3/2017 tarihli kararı ile davanın

kabulüne karar verilmiştir.

10. Karara karşı başvurucu tarafından istinaf yoluna

başvurulması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin (BAM)

30/10/2017 tarihli kararı ile tanıma ve tenfiz davaları için gerekli usul

şartlarının oluştuğu, kamu düzenine aykırı bir yön bulunmadığı ve ilk derece

mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle

istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Ayrıca anılan kararın

hüküm fıkrasında "Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme ve müzakere

sonucunda kararın tebliğinden itibaren 1 aylık süre içerisinde Yargıtay

nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere" ifadesiyle kanun yoluna

başvuru süresi ve şekli taraflara gösterilmiştir.

11. BAM kararı 18/12/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir. Başvurucu tarafından kararın 8/1/2018 tarihinde temyiz edilmesi

üzerine BAM'ın 12/1/2018 tarihli ek kararı ile 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 361. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

belirtilen iki haftalık yasal süre geçtikten sonra temyiz isteminde bulunulduğu

belirtilerek temyiz dilekçesinin süre yönünden reddine karar verilmiştir.

12. Başvurucu tarafından ek karar temyiz edilmiş,

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin (Daire) 10/5/2018 tarihli kararı ile kararın

onanmasına hükmedilmiştir.

13. Karar 15/8/2018 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiş, başvurucu 11/9/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

14. 6100 sayılı Kanun'un "Hükmün kapsamı"

kenar başlıklı 297. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Hüküm “Türk Milleti Adına”

verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

...

ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile

taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve

süresini..."

15. 6100 sayılı Kanun'un "İstinaf dilekçesinin

reddi" kenar başlıklı 346. maddesi şöyledir:

"(1) İstinaf dilekçesi, kanuni süre

geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren

mahkeme istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 344 üncü maddeye göre

yatırılan giderden karşılanmak suretiyle ret kararını kendiliğinden ilgiliye

tebliğ eder.

(2) Bu ret kararına karşı tebliği

tarihinden itibaren bir hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf

yoluna başvurulduğu ve gerekli giderler de yatırıldığı takdirde dosya, kararı

veren mahkemece yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilir. Bölge adliye

mahkemesi ilgili dairesi istinaf dilekçesinin reddine ilişkin kararı yerinde

görmezse, ilk istinaf dilekçesine göre gerekli incelemeyi yapar."

16. 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun'un 31.

maddesiyle birinci fıkrasında yer alan “bir ay” ibaresi “iki hafta” şeklinde

değiştirilmiş olan 6100 sayılı Kanun’un "Temyiz edilebilen kararlar"

kenar başlıklı 361. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Bölge adliye mahkemesi hukuk

dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının

iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki

hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir."

17. 6100 sayılı Kanun'un "Kıyas yoluyla

uygulanacak hükümler" kenar başlıklı 366. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun istinaf yolu ile ilgili

343 ilâ 349 ve 352 nci maddeleri hükümleri, temyizde de kıyas yoluyla

uygulanır."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 20/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu; BAM kararında temyiz süresinin bir ay

olarak gösterildiğini ve bu süre içinde temyiz yoluna başvurduğunu, kararda

belirtilen süre içinde temyiz talebinde bulunmasına karşın talebinin süre

yönünden reddedildiğini, yargı organının yanlış yönlendirmesi nedeni ile hak

kaybına uğramaması gerektiğini belirterek Anayasa'nın 36. ve 40. maddelerinde

yer alan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

20. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, süresinde olmadığı gerekçesiyle temyiz

talebinin incelenmemesine yönelik olduğundan inceleme adil yargılanma hakkının

güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında yapılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin

Varlığı ve Hakkın Kapsamı

23. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme)

yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım

Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156,

20/4/2017, § 34).

24. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791,

7/11/2013, § 52). Öte yandan mahkemeye erişim hakkı ilk derece mahkemesine dava

açma hakkının yanı sıra itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına

başvurma imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını da içerir (Ali

Atlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, § 49).

25. Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına

yönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması kanun

yoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer

temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı bir

mahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altına

almamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hak

ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanun

yollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil

yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (Hasan İşten,

B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 36).

26. Somut olayda süre yönünden temyiz isteminin

reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

27. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

28. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir

sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

29. Başvuru konusu olayda 6100 sayılı Kanun'un 361.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında öngörülen sürede yapılmadığı gerekçesiyle

temyiz talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır. BAM ve Dairenin bu hükmü esas

alarak verdikleri kararlara göre yapılan müdahalenin kanun tarafından öngörülme

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

30. Yargı kararlarının tabi kılınacakları bir kanun yolu

incelemesi neticesinde ortadan kaldırılma ihtimalinin hukuk düzeni içinde

sürekli olarak gündemde tutulması hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleriyle

bağdaşmaz. Yargılamaların sürüncemede kalmasını engellemek, uyuşmazlıkların

mümkün olan en kısa süre içinde nihai çözüme kavuşturulmasını, hukuk aleminde

etki ve sonuçlarını doğurması beklenen kesin hükmün bir an önce teminini

sağlamak düşüncesiyle yargı kararlarına karşı üst mahkemeler nezdinde yapılması

öngörülen kanun yolu başvuruları kanunlarla belli sürelere bağlanmıştır. Bu

itibarla kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması,

yukarıda belirtilen sakıncaları bertaraf ederek hukuki güvenlik ve istikrarın

sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet eder (Ertuğrul Dalbaş,

B. No: 2014/7805, 25/10/2017, § 59).

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

31. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında devletin

işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını,

başvuru sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Kanun koyucu,

devlet organlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları, hangi mercilere

başvurulacağı ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi

olmalarını sağlayarak dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini

bilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı

bir şekilde kullanmalarını amaçlamıştır (Kommersan Kombassan Mermer Maden

İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri, B. No: 2013/7114,

20/1/2016, § 50).

32. 6100 sayılı Kanun’un 297. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (ç) bendinde, kanun yolları ve süresinin hüküm içeriğinde yer alması

gerektiği belirtilmiştir.

33. Usul hükümlerine göre mahkeme kararlarının hüküm

kısmında kanun yolu ve süresinin belirtilmesi zorunluluğu, tarafların karara

karşı öngörülen kanun yolunu etkili ve işlevsel bir şekilde kullanmaları

açısından önem arz etmektedir (Cemile Akyıldız, B. No: 2014/1382,

22/9/2016, § 40).

34. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için

öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya

da hatalı hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma veya kanun yollarına başvuru

hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek

gerekir (Garanti Bankası A.Ş., B. No: 2013/4553, 16/4/2015, § 42).

35. Başvuru konusu olaya benzer nitelikteki Cemile

Akyıldız (aynı kararda bkz. § 46) başvurusunda; icra hukuk mahkemesi kısa ve

gerekçeli kararında temyiz süresini on beş gün olarak göstermiş, başvurucu bu

süreye güvenerek kararın tebliğinden itibaren on birinci günde hükmü temyiz

etmiş, Yargıtay ise icra mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresinin on gün

olduğunu belirterek temyiz dilekçesinin reddine karar vermiştir. Anayasa

Mahkemesi bu başvuruda; dava açma sürelerini düzenleyen son derece karışık ve dağınık

olan mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini, özellikle başvuru mercii ve süresi doğru gösterilmeyen

işlemlerle ilgili davalarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye

erişim hakkını zedeleyecek şekilde katı yorumdan kaçınmalarının gerektiğini

belirterek somut olay açısından icra müdürlüğü işlemlerine karşı yapılan

şikâyeti inceleyen icra hukuk mahkemesinin kararına karşı Kanun'da on günlük

temyiz süresi öngörüldüğü hâlde mahkemenin kısa ve gerekçeli kararında süreyi

on beş gün olarak gösterdiğini, bu açıdan başvurucunun belirtilen süreye

güvenerek hareket etmesinin makul görülmesi gerektiğini, kararda belirtilen

süre içinde talepte bulunan başvurucunun temyiz dilekçesini reddeden Yargıtay değerlendirmesinin

başvurucunun temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde ve aşırı şekilci

bir yaklaşımla elde edildiğini, kararın başvurucunun mahkemeye erişim hakkını

zedelediğini belirtmiştir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

36. Başvurucu, BAM'ın gerekçeli kararında belirtilen süre

içinde temyiz başvurusunda bulunduğunu ancak gerekçeli kararda gösterilen süre

yerine Kanun'da öngörülen temyiz süresi dikkate alınarak temyiz isteminin

reddedildiğini ve temyiz hakkının elinden alındığını belirtmiştir.

37. Somut olayda değerlendirilmesi gereken mesele,

başvurucunun temyiz talebinin süre koşulu gerekçe gösterilerek kanun yolu

incelemesine konu yapılmamasının mahkemeye erişim hakkına orantısız bir

müdahale oluşturup oluşturmadığıdır.

38. Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri çerçevesinde

bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen kararlara karşı Kanun'da iki

haftalık temyiz süresi öngörüldüğü hâlde BAM'ın gerekçeli kararında söz konusu

süre bir ay olarak gösterilmiştir. Mahkemelerin kanun yolunu ve süresini

taraflara doğru gösterme yükümlülüğü gözönüne alındığında başvurucunun BAM

kararında belirtilen süreye güvenerek hareket etmesinin makul görülmesi

gerektiği açıktır.

39. Buna göre kararda belirtilen süre içinde talepte

bulunan başvurucunun temyiz dilekçesini reddeden BAM'ın ve BAM'ın kararını

onayan Daire yorumunun öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunun kabul

edilemeyeceği, yapılan yorumun başvurucunun temyiz hakkını kullanmayı imkânsız

kılacak ölçüde ve aşırı şekilci bir yaklaşımla elde edildiği

değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu yorumdan hareketle temyiz isteminin süre

aşımından reddedilmesi suretiyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik

müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

40. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

42. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek

ihlalin giderilmesi ve uğradığı manevi zararın tazminine karar verilmesi

talebinde bulunmuştur.

43. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

44. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

45. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

46. İncelenen başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

47. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme

içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması

gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal

sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun

yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk

Dairesine gönderilmek üzere İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

48. Öte yandan ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı

anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği

sonucuna ulaşılmıştır.

49. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

amacıyla İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesine gönderilmek üzere

İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesine (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk

Dairesinin 12/1/2018 tarihli ve E.2017/1290, K.2017/1584 sayılı ek kararıyla

ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 20/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Selçuk KILIÇ

Başvurucu

:

Ahmet ÖZBOYACI

Vekili

:

Av. Lütfü ARABACI

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/27868, T. 20.10.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2018-27868-basvuru-20-10-2020-9c2c018db8fd