Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/7089, 10.03.2015

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2013/7089
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

VELİ NAZMAN VE HIDIR NAZMAN

BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/7089)

Karar Tarihi: 10/3/2015

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, 5/8/1991 tarihinde Tunceli Kadastro

Mahkemesinde açtıkları kadastro tespitine itiraz davasının halen devam

ettiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını, bu sürede

taşınmazlarını kullanmadıklarını, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iç

hukukta etkili bir yol olmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma

hakları ile etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve

tazminat talep etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde Komisyona sunulmasına engel eksiklik bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 31/7/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 1/12/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 19/12/2014

tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Tunceli ili, Merkez Atatürk mahallesinde, 1989 yılında

yapılan kadastro çalışmaları esnasında 144 ada 7, 8, 9 ve 10 parsel numaralı

taşınmazlar başvurucular ve müşterekleri adına tespit edilmiştir.

8. Bu tespite yapılan itiraz üzerine Tunceli Kadastro

Komisyonu 9/5/1991 tarihli ek kararı ile 8 ve 9 parsel numaralı taşınmazların

ifraz edilerek Maliye Hazinesi adına, 7 ve 10 parsel numaralı taşınmazların ise

R.P. adına tespitine karar vermiştir.

9. Başvurucular, 5/8/1991 tarihinde, Kadastro Komisyonu

kararının iptali ve parsellerin kendi adlarına tescili talebiyle dava açmışlar,

dava dosyası Tunceli Kadastro Mahkemesinin E.1991/67 sayılı dosyasına

kaydedilmiştir.

10. Tunceli Kadastro Mahkemesi, 2/6/2004 tarih ve E.1991/67,

K.2004/12 sayılı kararı ile 7 parsel numaralı taşınmazın başvurucular adına

tapuya tesciline, 8, 9 ve 10 parsel numaralı taşınmazların orman niteliğiyle

Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline karar vermiştir.

11. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 20. Hukuk

Dairesi, 1/3/2005 tarih E.2004/11469, K.2005/1847 sayılı ilamıyla İlk Derece

Mahkemesinin kararını kısmen bozmuş, kısmen onamıştır.

12. Mahkeme, 17/5/2013 tarih ve E.2005/2, K.2013/16 sayılı

kararı ile bozma ilamına karşı direnerek, başvurucuların davalarının kısmen

kabulüne karar vermiştir.

13. Başvurucular, 11/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

14. Tarafların temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay Hukuk

Genel Kurulunun E.2014/34 sayılı dosyasına kaydedilmiş olup temyiz incelemesi

devam etmektedir.

B. İlgili Hukuk

15. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi ile 21/6/1987 tarih ve 3402

sayılı Kadastro Kanunu’nun 25. maddesinin birinci fıkrası, 28. maddesinin

birinci fıkrası, 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, 30.

maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 32. maddesinin birinci fıkrası ve 36.

maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi (Bkz. B. No: 2012/12, 17/9/2013, §§

16-22).

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 10/3/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 11/9/2013 tarih ve 2013/7089 numaralı bireysel başvuruları

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

17. Başvurucular, 5/8/1991 tarihinde Tunceli Kadastro Mahkemesinde

açtıkları kadastro tespitine itiraz davasının halen devam ettiğini,

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını, bu sürede taşınmazlarını

kullanmadıklarını, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iç hukukta etkili

bir yol olmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile etkili

başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

18. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların,

uzun süren yargılama süreci boyunca, makul sürede yargılama yapılmamasından

dolayı uğradıkları hak kaybına ilişkin olarak başvurabilecekleri bir iç hukuk

yolunun bulunmadığını belirterek etkili başvuru haklarının ihlal edildiği

iddiasında bulundukları anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal

iddialarına ilişkin değerlendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi

bizzat yapar. Bu çerçevede anılan ihlal iddiası, makul sürede yargılanma hakkı

kapsamında değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

19. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

20. Başvurucular, 5/8/1991 tarihinde Tunceli Kadastro

Mahkemesinde açtıkları kadastro tespitine itiraz davasının halen devam

ettiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını, bu sürede

taşınmazlarını kullanmadıklarını, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iç

hukukta etkili bir yol olmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

21. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

22. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

23. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin

6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul

sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda taşınmaz

mülkiyeti hakkında Kadastro Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz

davasında, 3402 ve 6100 sayılı Kanunlarda yer alan usul hükümlerine göre

yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan

bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

24. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 5/8/1991 tarihidir.

25. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi

olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı

başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

26. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

başvurucular tarafından R.P. ve müştereklerine karşı kadastro tespitine itiraz

davası açıldığı, davanın Tunceli Kadastro Mahkemesinin E.1991/67 sayılı

dosyasına kaydedildiği, Mahkemenin E.1991/67, K.2004/12 sayılı kararıyla

11/5/2004 tarihinde yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporu ve diğer deliller

doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği, Yargıtay 20. Hukuk

Dairesinin 1/3/2005 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının kısmen

onanıp kısmen bozulduğu, Mahkemenin bozma kararına direnerek davanın kısmen

kabulüne karar verdiği, yargılama sürecinde birçok kez keşif ara kararı

verilmesine rağmen keşif ara kararlarının muhtelif gerekçelerle ertelendiği ve

karar duruşmasında toplanan diğer delillerin yeterli olacağı gerekçesiyle keşif

ara kararından dönüldüğü belirlenmiştir. Direnme kararı üzerine Yargıtay Hukuk

Genel Kurulunun E.2014/34 sayılı dosyasına kaydedilen davadaki temyiz sürecinin

halen devam ettiği anlaşılmıştır.

27. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, başvuruya

konu yargılamanın kadastro mahkemesi önünde sürdüğü görülmekle, 3402 sayılı

Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir

yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel

usul hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul

sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 15).

28. Kadastro mahkemesi nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 3402 sayılı Kanun’da yer alan ve

yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara

alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64; B.

No: 2012/12, 17/9/2013, §§ 53-62; B. No: 2013/1115, 5/12/2013, §§ 60-67;

2012/673, 19/12/2013, §§ 37-43).

29. Başvuruya konu davanın taraf sayısı ve mahiyeti nedeniyle

icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık

niteliğinin bulunduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında,

3402 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine

ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir

yön bulunmadığı ve yirmi üç yıl yedi ayı aşkın bir süredir devam eden yargılama

sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

30. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

31. Başvurucular uzun süren yargılama nedeniyle

taşınmazlarını kullanamadıklarını belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde

tanımlanan mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş olup,

başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönünde

yukarıda yer verilen tespitler ışığında, mülkiyet haklarının ihlal edildiği

yönündeki iddialarının ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

32. Başvurucular, maruz kaldıkları zarar karşılığı olarak

toplam 60.000,00 TL manevi, 50.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep

etmişlerdir.

33. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

34. Başvurucuların tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yirmi üç

yıl yedi ayı aşkın bir süredir devam eden yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında her bir başvurucuya net

18,700,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

35. Başvurucular tarafından maddi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar

arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların maddi

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

36. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

37. Başvuruya konu yargılamanın yirmi üç yıl yedi ayı aşkın

bir süredir devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal

ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılama

dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam

etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa sürede

sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğinin

ilgili Derece Mahkemelerine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1.

Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuların her birine net 18.700,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin ilgili Derece Mahkemelerine

gönderilmesine,

10/3/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucular

:

Veli NAZMAN

Hıdır NAZMAN

Vekilleri

:

Av. Fatma KALSEN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/7089, T. 10.03.2015, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2013-7089-basvuru-10-03-2015-630420ef6dfc