Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/440 E. 2025/763 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/440
- Karar No
- 2025/763
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/296 E., 2023/83 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 23.03.2023 tarihli ve 2022/13658 Esas, 2023/2947 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında birleştirilerek görülen kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. ASIL DAVA 1. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı idarenin 2010 yılında işletmeye açtığı ... Enerji tünelinden sonra ... Gölü'ne yılın her ayında su bırakıldığını, bu durumun gölün doğal işleme modelini bozduğunu, ayrıca davalı idare tarafından sedde çekilerek göl suyunun sedde arkasındaki taşınmazlara geçmesinin engellenmek istendiğini, müvekkiline ait Bursa ili, Karacabey ilçesi, ... Mahallesi 436, 453, 472, 476, 488, 497, 527, 543, 559, 565, 568, 569, 5 88... parsel sayılı taşınmazların göl ile sedde arasında ve tamamen sular altında kalarak kullanılamaz hâle geldiğini, davalı idarenin yaptığı bu iki faaliyet ile dava konusu taşınmazlara kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı idare vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazlara müvekkili idare tarafından el atılmadığını, hiçbir DSİ projesinin ... Gölü’nün hidrolojik yapısına olumsuz etkisinin bulunmadığını, doğal bir göl olan ... Gölü'nün su hareketleri nedeni ile müvekkili idareden kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat talep edilmesinin mümkün olmadığını, istenen tazminat miktarının yüksek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. II. BİRLEŞTİRİLEN DAVA 1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait ... Mahallesi 436, 453, 472, 476, 488, 497, 527, 543, 559, 565, 568, 588, 5 69... parsel sayılı taşınmazlara davalı idare tarafından kamulaştırmasız el atıldığını, bu nedenle Karacabey 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/1131 Esas sayılı dosyası ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL tazminat talebiyle dava açtıklarını, alınan 29.11.2019 tarihli bilirkişi raporunda 2.376.649,00 TL bedel belirlendiğini, ıslah için bir haftalık kesin süre verildiğini ancak bilirkişi raporunda bulunan açık hatalar nedeniyle davayı ıslah etmediklerini ileri sürerek dosyanın Karacabey 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/1131 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.366.649,00 TL tazminatın, ilk dava tarihi olan 29.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı idare vekili cevap dilekçesinde; ... Gölü'nün doğal bir göl olması sebebiyle göldeki su seviyesinin mevsimlere bağlı olarak yağan yağışa göre yükselip düştüğünü, dava konusu yerde tarımsal faaliyetin sınırlı olarak yapılabildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 08.07.2021 tarihli ve 2016/1131 Esas, 2021/225 Karar sayılı kararıyla; davalı idare tarafından dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede 1969 yılında yapılan sedde ve 2010 yılında işletmeye açılan ... Enerji Tüneli ile kamulaştırmasız olarak el atıldığı, taşınmazların sedde ile ... Gölü arasında kaldıkları, alınan 29.11.2019 tarihli ek bilirkişi kurulu raporunun denetime elverişli olduğu ve hükme esas alındığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı kabulü ile: toplam 2.376.649,00 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının asıl dava tarihi olan 29.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 999/2 maddesi gereğince tescil harici bırakılmalarına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 03.03.2022 tarihli ve 2021/2181 Esas, 2022/493 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazların ... gölüne yapılan seddenin de etkisiyle tarım arazisi niteliğinden çıkıp yılın birçok ayında su altında kaldıkları, bunun her yıl tekrarlandığı, bu nedenle ekonomik tarım yapmanın mümkün olmadığı, kamulaştırmasız el atma davalarında taşınmazın gerçek değerinin zarar olarak kabul edildiği ve buna göre tazminata karar verildiği, ancak somut olayda dava konusu taşınmazlar kamu hizmetine tahsis edilmediği gibi el atmanın yılın belirli aylarını kapsaması nedeniyle tipik bir kamulaştırmasız el atma olarak nitelendirilemeyeceği, bu nedenle tazminat miktarının belirlenmesinde tarafların dürüstlük kuralı ve çelişkili davranma yasağına uygun hareket edip etmediklerinin hep birlikte değerlendirilerek bir sonuca varılmasının hakkaniyete uygun olacağı, dava konusu taşınmazların ... adına kayıtlı iken yargılama sırasında 20.10.2020 tarihinde davacı ...’ya satıldığı, taşınmazların tamamının tapu kaydında 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu nedeniyle kısıtlı olduklarına yönelik 25.11.2019 tarihli şerh bulunduğu, dolayısıyla davacının bu taşınmazları satın aldığı tarih itibariyle bu kısıtlılık hâlini bildiğinin kabul edilmesi gerektiği, davacının tarım yapmak kastıyla hareket ettiğini kabul etmenin mümkün olmadığı, davacının taşınmazları satın almasının yegane sebebinin iş bu davada belirlenecek olan tazminatı devralabilmek olduğu, davaya konu on dört adet taşınmazı, yargılamanın son aşamasına yakın bir tarihte satın alan bir kişinin satın alma vakıası ile eldeki davada davacı olma olgusu arasında çelişki bulunduğu, bu nedenlerle taşınmazların gerçek değerinin tazminat miktarı olarak belirlenmesi kuralından eldeki davada ayrılarak bilirkişi raporunda hesaplanan tazminat miktarından %20 oranında hakkaniyet indirimi yapılmasının denkleştirici adalet ilkesine, hakkaniyet ve adalet duygusuna daha uygun olacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü ile toplam 1.901,319,20 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının asıl dava tarihi olan 29.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile tapu sicilinden terkinlerine oy çokluğu ile karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. 2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ''... Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı idare vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda yazılı yerinde olmayan gerekçeyle hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda hesaplanan tazminat bedelinden %20 hakkaniyet indirimi yapılarak eksik bedele hükmedilmesi bozmayı gerektirmiştir....'' gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Asıl ve birleşen davada davacı vekili; direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin dava devam ederken taşınmazları satın almasından dolayı bilirkişi raporunda belirlenen tazminat bedelinden %20 oranında hakkaniyet indirimi uygulanmasının hatalı olduğunu ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
2. Asıl ve birleşen davada davalı idare vekili; taşınmazların büyük bir kısmı su altında kaldığını ve sınırlı tarım yapıldığını, buna rağmen ortalama verim miktarlarının esas alındığını, kapitalizasyon faiz oranının belirlenmesinde esas alınan unsurlarla mükerrer şekilde objektif değer artışı uygulandığını ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat istemine ilişkin eldeki davada, hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda hesaplanan tazminat bedelinden %20 oranında hakkaniyet indirimi uygulanmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) Geçici 6. ve 11. maddeleri 2. Değerlendirme A- Davalı idare vekilinin temyiz istemi yönünden 1. Hukuki yarar dava şartı olduğu gibi temyiz istemi için de gerekli bir şarttır. Bölge Adliye Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Özel Daire tarafından asıl ve birleşen davada davalı idare vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile karar bozulmuştur. Özel Daire tarafından temyiz itirazları incelenerek reddedilen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır. 2. O hâlde davalı idare vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir. B- Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden 3. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle kamulaştırmasız el atma kavramı ve ilgili yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar bulunmaktadır. 4. Kamulaştırmasız el atma müessesesi, kamulaştırma yetkisi bulunan bir idari makamın Anayasaya ve kanunlara uygun işlemleri oluşturmaksızın bir kişinin malına kalıcı olarak el koyması ve onun üzerinde bir yapı ya da tesis yapması yahut o taşınmazı bir hizmete özgülemesi suretiyle mal sahibinin taşınmazı dilediği gibi kullanmasına engel olması hâlidir (Türk Hukuk Lügatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s.646). Kamulaştırmada yöntem olarak Anayasa ve kanunlara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken, kamulaştırmasız el atmada usulüne uygun bir kamulaştırma işleminden söz edilmesi olanaklı değildir. 5. Ancak kamulaştırmasız el atma ile kamulaştırmanın konu, amaç ve yetki yönüyle benzer yönleri bulunmaktadır. Her iki müessesenin de oluşması için kamulaştırma yapmaya yetkili devlet kamu tüzel kişileri veya kamu kurumları tarafından kamulaştırma işleminin yapılması veya kamulaştırmasız el konulmuş olması gereklidir. Kamulaştırmasız el atmada da kamulaştırmada olduğu gibi taşınmazın edinilmesinde kamu yararının bulunması zorunludur. Gerek kamulaştırmanın gerekse kamulaştırmasız el atmanın konusu sadece özel mülkiyette bulunan taşınmaz mallardır. 6. Kamulaştırmasız el atma müessesesi mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip olmakla birlikte, çağdaş bir yaklaşımla ve sosyal devlet ilkesi gereği olarak uygulamada, taşınmaz malikine, dava yoluyla mülkiyetin bedele çevrilmesi ya da idarenin hakkın özünü zedeleyen el koyma eylemine son verilmesi yolu açılmıştır. 7. 16.05.1956 tarihli ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, usulü dairesinde verilmiş bir kamulaştırma kararı olmadan ve bedeli ödenmeden taşınmazına el konulan kimse, ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, değer karşılığının verilmesini de isteyebilir. Taşınmazına el konulan kimse mülkiyet hakkının kamu tüzel kişiliğine devrine razı olarak, taşınmaz malın bedelini dava ettiği takdirde ödenecek bedel, taşınmazın el koyma tarihindeki özelliklerine göre, dava tarihindeki değeri olacaktır. 8. Kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davalarında, bilirkişilerin taşınmazın değerinin tespitine ilişkin değer biçme esaslarını düzenleyen herhangi bir yasal düzenleme mevcut değildir. Ancak öteden beri Yargıtay içtihatlarında, kamulaştırmasız el atma davalarında da kamulaştırma davalarındaki bedel tespiti esasları uygulanmaktadır. 9. Bu noktada arazi niteliğindeki taşınmazın gerçek değerinin belirlenmesinde uygulanması gereken kamulaştırma bedelinin tespiti esaslarına değinilmesinde yarar bulunmaktadır. 10. 4650 sayılı Kanun ile değişik 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırma bedelinin tespit esasları” başlıklı 11. maddesine göre, tarım arazisi niteliğindeki taşınmazın mevkii ve şartlarına göre olduğu gibi kullanılması hâlinde ekilecek ürünler ve münavebeye alınan bu ürünlerin elde edilmesi için yapılacak harcamalar göz önünde tutularak net gelirin hesaplanması ve bilimsel yolla değerinin bulunması, bedel tespitinde etkisi olan diğer tüm unsurlar da dikkate alınarak her unsurun gerekçeleri ve değere katkı oranları ayrı ayrı belirtilip gösterilmek suretiyle kamulaştırma karşılığının tespit edilmesi gerektiği gibi, bu unsurların dayanakları olan belgelerin de getirtilmesi zorunludur. 11. Kanunun lafzı ve ruhu göz önüne alındığında; ana ilke taşınmazın ve üzerinde bulunan muhdesatın gerçek değerinin tespit edilmesidir. Nitekim Anayasanın "Kamulaştırma" başlıklı 46. maddesinde de Devlet ve kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği hâllerde, gerçek karşılıklarını ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malları kamulaştırabileceği öngörülmüştür. 12. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, bilirkişi kurulu raporunda dava konusu taşınmazların toplam değeri 2.376.649,00 TL olarak hesaplanmış, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu taşınmazların yargılama sırasında 20.10.2020 tarihinde davacıya satıldığı, taşınmazların tamamının tapu kaydında 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu nedeniyle kısıtlı olduklarına ilişkin 25.11.2019 tarihli şerh bulunduğu, dolayısıyla davacının satın aldığı tarih itibariyle taşınmazlardaki kısıtlılık hâlini bildiği ve tarım yapmak kastıyla hareket ettiğinin kabul edilemeyeceği, davacının taşınmazları satın almasının yegane sebebinin eldeki davada belirlenecek olan tazminatı alabilmek olduğu gerekçesiyle taşınmazların hesaplanan gerçek değeri üzerinden %20 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak karar verilmiştir. 13. Oysa ki Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda değinilen Anayasanın amir hükmü ve ilgili Kanun maddeleri uyarınca kamulaştırmasız el atma davalarında da uygulanan gerçek karşılığın ödenmesi ilkesi dikkate alınarak, dava konusu taşınmazların bilirkişi kurulu tarafından hesaplanan gerçek karşılıklarının ödenmesine karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle tazminat bedelinden %20 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak eksik bedele hükmedilmesi doğru görülmemiştir. 14. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 15. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; I- A bendinde (§1-2) belirtilen gerekçelerle davalı idare vekilinin temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
II- B bendinde (§3-15) belirtilen gerekçelerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK'nın 373. Maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.12.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.