Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2020/466 E. 2022/1337 K. – Ödeme Emrinin
Konu: Ödeme Emrinin İptali
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2020/466
- Karar No
- 2022/1337
- Karar Tarihi
- Konu
- Ödeme Emrinin İptali
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “Ödeme emrinin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda ... İş Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Kurum tarafından müvekkiline 16.10.2015 tarihinde tebliğ edilen ödeme emirleri ile ortağı olduğu dava dışı ... Şehirler ve Uluslar Arası Nakliye Anonim Şirketinin Kuruma olan 2008, 2009, 2010 ve 2011 yıllarına ait işsizlik sigortası ve sosyal sigorta primleri ile damga vergisi borcunun ödenmesinin talep edildiğini ancak müvekkilinin şirketin ortağı olmakla birlikte üst düzey yöneticisi, yetkilisi ya da kanuni temsilcisi olmadığını, ayrıca kabul anlamına gelmemek kaydıyla Danıştay 9. Dairesinin 04.04.2013 tarihli bir kararında belirtildiği üzere öncelikle vergi borçlusuna karşı tüm takip yollarının tüketilmesi, ardından kanuni temsilciden borcun talep edilmesinin gerektiğini, bu nedenle dava dışı şirket hakkında takip başlatılarak alacağın tahsiline çalışılmadan doğrudan müvekkiline karşı takip yapılmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile ödeme emirlerinin iptalini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı ... Kurumu (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; davanın 6183 sayılı Kanun’da öngörülen 7 günlük hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığının incelenmesi gerektiğini, öte yandan dava dışı şirketin prim ve işsizlik sigortası primi borçlarından dolayı hakkında başlatılan takip kapsamında borcun tahsil edilememesi nedeniyle davacıya ödeme emri gönderildiğini, 506 sayılı Kanun’un 80. maddesi uyarınca davacının şirketin prim borçlarından sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. ... İş Mahkemesinin 08.02.2016 tarihli ve 2015/495 E., 2016/57 K. sayılı kararı ile; getirtilen ticaret sicili kayıtlarına göre davacının, takibe konu borcun ilişkin olduğu 2008-2011 yıllarını kapsayan dönemde şirketi temsil ve ilzama yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu, 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesinin ise sorumluluk için yönetim kurulu üyesi olmayı yeterli kabul ettiği, ayrıca 88. maddedeki sorumluluğun müşterek müteselsil sorumluluk ilkesine dayandığı, bu nedenle tüzel kişiye ait borcun tüzel kişiden tahsilinin olanaksız olduğu yönünde bir tespite gerek olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. ... İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 8. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 20.02.2019 tarihli ve 2019/994 E., 2019/1469 K. sayılı kararı ile; "...Eldeki davanın; şirketi temsil ve ilzama yetkisi olmadığı ileri sürülen davacıya tebliğ edilen ve dava dışı ... Şehirler ve Uluslararası Nakliye A.Ş. nin 2008/1. dönem ile 2011/11. dönem prim, işsizlik sigortası primi ve damga vergisi borçlarını içerir ödeme emirlerinin iptaline ilişkin olduğu, Mahkemece davacının dava dışı ... Şehirler ve Uluslararası Nakliye A.Ş.'de 2008-2011 yılları arasında şirketi temsil ve ilzama yetkili yönetim kurulu üyesi olup, şirketin borçlarından 5510 sayılı Yasanın 88. maddesi gereğince müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğundan bahisle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 80/11. maddesinde, “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar” hükmü öngörülmüştür. Anılan madde hükmüne göre, tüzel kişiliği haiz özel kuruluşta görev yapan kişinin primlerin ödenmesinden işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olabilmesi için, primlerin tahakkuk ve ödenmesinde yetkili, üst düzey yöneticisi olması zorunludur. Yerleşmiş Yargıtay uygulamaları ile öğretide kabul edildiği üzere "üst düzey yönetici" kavramından anlaşılan şirketin mali ve idari konularında tek başına emir ve tasarruf yetkisine sahip özel şekilde kendisine yetki verilen kişidir. Türk Ticaret Kanunu'nun 317. maddesine göre anonim şirketlerde şirketi yönetmek ve temsil etmek yönetim kuruluna aittir. Anonim şirkette primlerin ödenmesinde müteselsilen sorumlu üst yönetici ve yetkiliden söz edebilmek için primlerin tahakkuk ve ödenmesinde yetkili üst düzey yönetici olması, yönetim kurulu başkanı, başkan yardımcısı gibi ünvan taşıması veya temsil ve ilzam yetkisine sahip yönetim kurulu üyesi olması gerekir. Bunun dışında kalan ve şirketin idare veya mali işlerinde doğrudan söz sahibi veya yetkili olmayan kişilerin işveren ile birlikte müşterek sorumluluğu düşünülemez. Davanın yasal dayanaklarından olan; 5510 sayılı Kanunun 88/20. maddesine göre ise, “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur” şeklinde düzenlenme getirilmiştir. Yapılan bu düzenleme ile tüzel kişiliği haiz bir özel kuruluşta görev yapan yönetim kurulu üyelerinin primlerin ödenmesinden işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları açıkça belirtilmiştir. Müteselsil borçlulukta alacaklı, alacağının tamamını veya bir kısmını karşısındaki borçlulardan dilediği birinden isteyebilmek imkânına sahip bulunduğu gibi, borçlular da alacaklıya karşı borç sona erinceye kadar hep birlikte sorumlu olmakta devam ederler. Borçlulardan birinin borç ödemeden aciz haline düşmesinin veya iflas etmesinin alacaklı için her hangi bir tehlikesi yoktur; zira diğer borçlulardan her biri borcun tamamını ifa etmek yükümlülüğü altında bulunmaktadır. Müteselsil borçluluk alacaklıya, borçluların içinden ödeme gücü en yüksek olanı seçerek edimin tamamını ondan isteyebilme yetkisini tanır. Yukarıdaki düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, 01.07.2008 tarihinden önce tahakkuk eden prim borçları bakımından, işveren ile birlikte müteselsilen sorumluluk koşullarının oluşması için, işveren kamu kurum ve kuruluşu ise, kamu görevlilerinin tahakkuk ve tediye ile görevli olması, tüzel kişiliğe haiz diğer yetkilisi ve kanuni temsilci sıfatıyla işveren tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili bulunulması gerekir. Bu kapsamda; 5510 sayılı Kanunun 88'nci maddesinde primlerin ödenmesinden sorumluluk için Anonim şirket yönetim kurulu üyesi olunması yeterli iken, 506 sayılı Kanunun 80'nci maddesinde ise, yönetim kurulu üyesi olunmasının yeterli olmadığı ayrıca şirket adına ödeme yetkisi olan üst yönetici ve yetkili olunması gerektiği düzenlenmiştir. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ışığında dosya kapsamında yer alan ticaret sicili kayıtlarından davacının dava dışı ... Şehirler ve Uluslararası Nakliye A.Ş.' deki yönetim kurulu üyelik dönemleri belirlenerek, dava konusu ödeme enirlerinin de dava dışı şirketin 2008/1 ila 2011/11. dönemlere ilişkin prim, işsizlik sigortası primi ve damga vergisi borcu ile fer'ilerine ilişkin olduğu hususu da gözetilmek suretiyle 01.07.2008 öncesi ve sonrasına ilişkin davacının sorumluluğu ayrı ayrı irdelenmek suretiyle karar verilmesi gerekir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. ... İş Mahkemesinin 15.10.2019 tarihli ve 2019/151 E, 2019/335 K. sayılı kararı ile; dosyaya celbedilen ticaret sicili kayıtlarına göre davacının dava dışı şirketin 12.12.2005 tarihli olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, yönetim kurulunun 12.12.2005 tarihli ve 9 sayılı kararı ile de 3 yıl süreyle idare meclisi üyesi olmasının kararlaştırıldığı ve şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı, 10.03.2008 tarihli hisse devir belgesine göre ... Nakliyat Ticaret A.Ş.'nin hisselerinin dava dışı şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından devralındığı, bu kapsamda davacının da bu şirketin 2.609.936 adet hissesini devraldığı, 23.12.2008 tarihli olağan genel kurul toplantısında davacının yine yönetim kurulu üyeliğine seçilerek şirketi temsil ve ilzam yetkisi verildiği, en son olarak 06.07.2014-05.07.2017 tarihleri arasındaki dönemde münferiden şirketi temsil yetkisinin bulunduğu, bu hâli ile davacının 2008/1-2011/8. aylar arasındaki dönemde şirketi temsil ve ilzama yetkili yönetim kurulu üyesi konumunda olduğu, şirketi temsil ve ilzama yetkili yönetim kurulu üyesinin ayrıca primlerin tahsil ve ödenmesinde yetkili olup olmadığının araştırılmasının 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinde öngörülmediği, üst düzey yönetici ve yetkili olmanın yeterli kabul edildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararını Temyiz: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Mahkemece davacının dava dışı şirketin gerek 506 sayılı Kanun gerekse 5510 sayılı Kanun dönemine denk gelen prim, işsizlik sigortası primi ve damga vergisi borçları ile bunların fer’îlerinden sorumlu olduğundan davanın reddine ilişkin verilen kararın eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayanıp dayanmadığı; buradan varılacak sonuca göre dosya içindeki ticaret sicili kayıtlarından davacının dava dışı şirketin yönetim kurulu üyesi olduğu dönemler belirlenerek dava konusu ödeme emirlerinin de dava dışı şirketin 2008/1 ila 2011/11. dönemlerine ilişkin olduğu hususu da gözetilmek suretiyle 01.07.2008 öncesi ve sonrasına ilişkin davacının sorumluluğunun ayrı ayrı irdelenerek karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN: 12. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında öncelikle direnme kararının taraf teşkili yönünden usulüne uygun olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. IV. GEREKÇE 13. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır. 14. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesi uyarınca herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. 15. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesine göre de taraflar, davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini, davaya ilişkin savunmaları için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma, kendini savunma, avukat yardımından yararlanmayı isteme hakkına sahiptir. 16. Hukukî dinlenilme hakkı ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 27. maddesinde düzenlenmiş olup buna göre; "(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir". 17. Usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmadan karar verilemeyeceğine ilişkin kural hukukî dinlenilme hakkının bir unsuru olup bu hak, iddia ve savunma hakkının medeni usul hukukundaki görünümü olarak usuli nitelikte genel bir haktır ve silahların eşitliği ilkesi ile de bağlantılıdır. 18. Bilindiği üzere çekişmeli yargıda kural olarak duruşma yapılması zorunludur. Buna göre hâkim iddia ve savunma haklarını kullanabilmeleri için tarafları duruşmaya çağırmak zorundadır. Kanunun gösterdiği istisnalar dışında hâkim tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. 19. Taraflar duruşmaya çağrılmadan diğer bir deyişle taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. 20. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 36. maddesi ile HMK'nın 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere mahkemece taraflar dinlenmek üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. Aksi hâlde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt II, s.1876 vd). 21. Bu çerçevede öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi kural olarak mümkün değildir. 22. Hukukî dinlenilme hakkının ikinci unsuru, açıklama ve ispat hakkıdır. Taraflar yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. 23. Üçüncü unsur ise tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir. 24. Bu kapsamda olmak üzere mahkemenin bozma ilamına uyma ya da direnme konusunu karara bağlamadan önce bozma ilamını ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlayıp dinlemesi 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’ya eklenen geçici 3. madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 429. maddesinin amir hükmü gereği zorunludur. Aynı yöndeki hükme HMK'nın 373/3. maddesinde de yer verilmiştir. 25. Nitekim bozma kararı sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen HUMK’nın 429. maddesinin 2. fıkrasında “…Mahkeme, temyiz edenden 434'üncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir” hükmü öngörülmüştür. 26. Somut olayda bozmadan sonraki duruşmaya davacı vekilinin mesleki mazeret bildirerek katılmadığı, mazeret dilekçesine ... Tüketici Mahkemesi ile ... Asliye Hukuk Mahkemesine ait duruşma tutanaklarını eklediği, Mahkemece "15.10.2019 tarihli duruşmada davacı vekilinin mazeret dilekçesi verdiği, bozma ilamının taraflara tebliğ edildiği" belirlendikten sonra bozma ilamı okunup sadece davalı Kurum vekilinin bozmaya karşı diyeceği sorulduktan sonra direnme kararı verildiği anlaşılmıştır. 27. Şu hâlde Mahkemece davacı vekilinin mesleki mazereti hakkında olumlu-olumsuz bir karar verilmeden ve bozmadan sonra usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan direnme kararı verilmesi davacının hukukî dinlenilme hakkını ihlal eder nitelikte olup bu durumda yasal düzenlemelere uygun şekilde oluşturulmuş bir direnme kararının varlığından söz etme imkânı bulunmamaktadır. 28. Hâl böyle olunca davacı vekilinin usulüne uygun bir şekilde yeniden duruşmaya davet edilip bozmaya karşı varsa diyecekleri sorulduktan sonra karar verilmelidir. 29. Bu nedenle salt bu usuli eksikliğe dayalı olarak verilen direnme kararı davacı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin bozulmalıdır. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA, Bozma nedenine göre davacı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 19.10.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.