Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/504 E. 2026/231 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/504
Karar No
2026/231
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 788-1053

I. HUKUKÎ SÜREÇ Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1-3(a), 125/4, 62... . maddeleri uyarınca 11... gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Diyarbakır 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.07.2019 tarihli ve 233-471 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince 13.04.2021 tarih ve 2856-1293 sayı ile; "Yargılamaya konu eylemin 5237 sayılı TCK'nın 125/3-a maddesinde düzenlenen 'kamu görevlisine hakaret' suçuna ilişkin olduğu, 17.10.2019 tarih ve 7188 Sayılı Kanun'un 24. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 251. maddesi ile 'Basit Yargılama Usulü' başlıklı CMK'nın 251. maddesinin 1. fıkrasında 'Asliye Ceza Mahkemesince iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir' şeklindeki düzenleme getirildiği, aynı yasanın geçici 5. maddesinin 1-d bendinde '01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz' şeklinde belirtilen sınırlamadaki kovuşturma evresine geçilmiş ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25.06.2020 tarihli 2020/ 16... /33 karar sayılı iptal kararı ile '...basit yargılama usulü...' yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verildiği, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yapılan değişikliklerin derhal uygulanması gerekmekle birlikte basit yargılama usulü uygulanmasına karar verilecek suçlar yönünden CMK'nın 251. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenlemeye göre 'mahkumiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir' şeklindeki düzenleme karşısında Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olması nedeniyle CMK'nın 251. maddesinin 3. fıkrasında yapılan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğu, Bölge Adliye Mahkemelerindeki istinaf aşamasının da kovuşturma evresine dahil olup, 7188 Sayılı Yasa ile yeniden düzenlenen CMK'nın 251. maddesinde açıkça basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağı hususunda takdir yetkisinin Asliye Ceza Mahkemelerinde olduğunun belirtilmesi karşısında, bu hususta takdir yetkisinin Bölge Adliye Mahkemelerince kullanılmasına yasal olanak bulunmadığından TCK'nın 7. maddesi ile CMK'nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanık lehine düzenleme içeren basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağının yerinde tartışılması amacıyla dosyanın esas mahkemesine gönderilmesinde zorunluluk bulunduğu," isabetsizliğinden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca bozulmasına karar verilmiştir. Diyarbakır 13. Asliye Ceza Mahkemesince 07.07.2021 tarih ve 267-408 sayı ile; sanığın TCK'nın 125/1-3(a), 125/4, 62... /4. maddeleri ile CMK'nın 251/3. maddeleri uyarınca 5.300,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verilmiştir. Anılan karara CMK'nın 251. maddesi uyarınca sanık müdafii tarafından itiraz edilmesi üzerine Diyarbakır 13. Asliye Ceza Mahkemesince 05.10.2021 tarih ve 356-532 sayı ile; TCK'nın 125/1-3(a), 125/4, 62... /4. maddeleri uyarınca 7.080,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin verilen hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince 06.04.2022 tarih ve 788-1053 sayı ile; temyiz yolu açık olmak üzere istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay 4. Ceza Dairesince 12.03.2025 tarih ve 10268-4784 sayı ile; "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etme veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, 'Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.' hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen 'bilgi' ve 'fikirler' için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın eyleminin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, suça konu paylaşımın tüm içeriği gözetildiğinde siyasi ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı düşünülmeden, sanığın beraati yerine istinaf başvurusunun esastan reddi kararı verilmesi... " isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 06.05.2025 tarih ve 65161 sayı ile; "Sanığın iddianame anlatımına konu edilen paylaşımın bütününün ve içeriğindeki 'yağız hırsız' ifadesinin hakaret suçunu oluşturacağına ilişkindir. Somut olayda, sanığın sosyal medya hesabından 25.05.2014 tarihinde 'dönemin Başbakanı olan ...'ın fotoşoplu görselini ve aynı kare içerisinde yan tarafında, Kara para aklarım, Kutulara saklarım, Eğer polis gelirse, Kızarır yanaklarım, Zile basıp çaldılar, İçeriye daldılar, İmdat baba dedikçe, Gözaltına aldılar, Euro, dolar sayıldı, ... düşüp bayıldı, Güzel ülkem'in adı, Yolsuzlukla yayıldı, İddianame dürüldü, Dava çabuk görüldü, Hırsız yağız olunca, Onca müdür sürüldü, Allah Allah dediler, Türkiye'yi yediler, İş hesaba gelince, Süt dökmüş AK kediler, evlad:)' şeklinde paylaşımda bulunduğu dosya kapsamındaki delillerle sabittir. Sanığın paylaşımının bir bütün olarak mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici olduğu, hakaret içeren sözlerin muhatabın fotoğrafının hemen yanına yazılması nedeniyle matufiyet koşulunun da mevcut olduğu, bu itibarla hakaret suçunun unsurlarının somut olay bakımından oluştuğu hususunda şüphe bulunmamaktadır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi 10.03.2022 gün ve 2022/11135 Esas-2025/4488 Karar sayılı emsal nitelikteki kararında '... Anayasa'nın 12/2. maddesinde yer alan 'Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.' şeklindeki düzenlemeyle kişilere temel hak ve hürriyetleri kullanırken ödev ve sorumluluklara uyma yükümlülüğü getirilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi ... (B. No: 2015/16643) başvurusu sonucunda 04.04.2018 tarihinde verdiği kararında; 'hırsız, katil ...' şeklinde slogan atan başvurucunun ifade özgürlüğünü kullanırken kendisi için de geçerli olan görev ve sorumluluklara uygun davranmadığına ve başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik de bir ihlal olmadığına karar vermiştir. Açıklamalar ışığında, sanıkların savunmaları ve olay anına ilişkin görüntü inceleme tutanağı doğrultusunda sanığın atılı suçu işlediğine yönelik Mahkemenin takdir ve gerekçesinde bir hukuka aykırılık görülmemiştir...' şeklindeki gerekçeyle somut olaydaki sözlerle aynı mahiyetteki sözleri suç olarak kabul etmiştir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde hırsız kelimesi 'Başkasının malını çalan kimse; uğru' şeklinde tarımlanmıştır. Bu kelimeden türeyen hırsızlık ise, yazılı kanunlar ya da toplumsal meşruiyet düzeyinde mülkiyeti kendine ait olmayan bir taşınır malı, izinsizce alıkoyma, kullanma, nesneden menfaat temin etme işidir. Günlük konuşmalarda halk arasında bir kişinin diğerine hırsız şeklinde bir söz sarf etmesi hiç bir duraksamaya yol açmayacak şekilde hakaret olarak kabul edilmektedir. Sanığın dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına yönelik olarak başkalarının malını çalan anlamına gelen 'hırsız' sıfatını yakıştırması ve paylaşımdaki ifadelerinin bütünü kaba söz yada siyasi eleştiri olarak kabul edilemeyeceğinden sanığın hakaret suçunu oluşturan eyleminden dolayı mahkumiyetine karar verilmesi gerekmektedir. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması yerine bozulması hukuka aykırılık oluşturmaktadır. " düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 25.09.2025 tarih, 4419-14393 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat olunan kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanık hakkında hüküm kurulduktan sonra yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 251. maddesinde düzenlenen basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağı hususunda Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince bozma kararı verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sanık hakkında sosyal medya hesabından suç tarihinde Başbakan olarak görev yapan mağdura görevinden kaynaklı olarak hakaret ettiği iddiasıyla kamu davası açıldığı ve yargılama sürecinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli ve 490-1 97... .02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Hükmün bozulmasına karar verilen bu hâllerde bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verecektir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesinin direnme kararı verme yetkisi bulunmadığı gibi tarafların da kanun yoluna başvurması mümkün değildir. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir. Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 2023/33667 sayılı ... başvurusu üzerine verdiği 09.01.2025 tarihli kararında; Mahkemece, başvurucunun (sanığın) katılan E.Ç. ile mağdurlar S.A. ve S.M.ye yönelik üzerine atılı olan suçlar nedeniyle beraatine karar verdiği, İstinaf Dairesinin ise dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda; katılan E.Ç.ye yönelik silahla kasten yaralamaya azmettirme ve mağdur S.M.ye yönelik tehdit suçları nedeniyle başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği, mağdur S.A.ya yönelik nitelikli yağma suçu yönünden ise çeşitli araştırmalar yaparak başvurucunun hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçeleriyle beraat hükümlerinin bozulmasına hükmettiği, bozma kararı üzerine Mahkemece yapılan yargılama sonucunda başvurucunun katılan ve mağdurlara karşı üzerine atılı olan suçlardan mahkûmiyetine karar verildiği, hüküm istinaf incelemesi sonucu kesinleştiği, bilahare istinaf kararının temyiz edilmesi üzerine de temyiz talebinin öncelikle İstinaf Dairesi, daha sonra Yargıtay tarafından reddedildiği olayda; "İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmetmiştir. Keza Yargıtay Daireleri de AYM kararına konu teşkil eden benzer olay ve bozma üzerine ilk derece mahkemesince tesis edilen hükümlerin, esas itibariyle bölge adliye mahkemesi tarafından verildiği (Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 04.03.2021 tarihli ve 6371-1851 sayılı, 9. Ceza Dairesinin 22.06.2023 tarihli ve 2981-4580 sayılı, 5. Ceza Dairesinin 18.04.2024 tarihli ve 5322-4330 sayılı, 6. Ceza Dairesinin 03.07.2024 tarihli ve 2388-8319 sayılı, 11. Ceza Dairesinin 11.03.2024 tarihli ve 6519-3057 sayılı kararları vb.) ya da bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin kararı ile bozma üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararının hukukî değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu (Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 24.04.2023 tarihli ve 12734-2067 sayılı ve 20.02.2024 tarihli ve 29761-2708 sayılı kararları vb.) gerekçeleriyle temyiz başvurularını esastan incelemişlerdir. Diğer taraftan bölge adliye mahkemesi ceza daireleri kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vererek, dava dosyasını ilk hükmün devretme etkisiyle görevi sona eren ilk derece mahkemesine yeniden göndermiştir. Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir (CMK m. 3). CMK'nın 7. maddesine göre de, "Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.". Şu hâle göre; bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.12.2023 tarihli ve 194- 659 sayılı kararında da belirtildiği üzere; Basit yargılama usulü; CMK'nın 251. maddesinde, nisbeten haksızlık muhtevası ve öngörülen yaptırımı hafif, karmaşık ve tartışmalı olmayan, prensip olarak mahkemece yeni bir araştırmayı da gerekli kılmayan suçlar için, muhatabınca itiraz edilmediği/karşı çıkılmadığı hallerde uygulanan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biridir. Seri muhakeme gibi bir kovuşturma şartı olmayan basit yargılama usulü, münhasıran mahkemenin takdirine bağlı olarak uygulanabilir. B. Hukuki Değerlendirme; Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde sanığın mahkûmiyetine ilişkin hükmün sanık müdafiince istinaf edildiği, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince 13.04.2021 tarih ve 2856-1293 sayı ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün 7188 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 251. maddesinde düzenlenen basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağı hususu değerlendirilmek üzere bozulmasına karar verildiği, İlk Derece Mahkemesince 07.07.2021 tarih ve 267-408 sayı ile sanığın TCK'nın 125/3-a-4, 52/4 ve 62. maddeleri ile CMK'nın 251. maddeleri uyarınca 5.300,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verildiği, hükme sanık müdafii tarafından itiraz edilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince 05.10.2021 tarih ve 356-532 sayı ile sanığın TCK'nın 125/3-a-4, 52/4 ve 62. maddeleri uyarınca 7.080,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verildiği, hükmün sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince 06.04.2022 tarih ve 788-1053 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesince yapılan temyiz incelemesi neticesinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesinin 06.04.2022 tarihli ve 788-1053 sayılı esastan red kararının CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca bozulmasına karar verildiği anlaşılan dosyada; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince, 7188 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 251. maddesinde düzenlenen basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmesi gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verilemeyeceği kabul edilmelidir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince verilen 13.04.2021 tarihli ve 2856-1293 sayılı bozma kararı ile iş bu bozma kararlarına istinaden tesis edilen Diyarbakır 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.07.2021 tarihli ve 267-408, 05.10.2021 tarihli ve 356-532 sayılı kararlarının görevsiz mahkemeler tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduğu gerekçesiyle hükümsüz sayılmalarına", Dava dosyasının, Diyarbakır 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.07.2019 tarihli ve 233-471 sayılı hükümle ilgili olarak, gerekiyorsa CMK'nın 280/2. maddesi de gözetilmek suretiyle istinaf incelemesi yapılması için Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında, sanığa isnat olunan suçun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; hükümden sonra yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 251. maddesinde düzenlenen basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağı hususunda Bölge Adliye Mahkemelerince bozma kararı verilebileceği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE, 2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 12.03.2025 tarihli ve 10268-4784 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince verilen 13.04.2021 tarihli ve 2856-1293 sayılı bozma kararı ile iş bu bozma kararına istinaden tesis edilen Diyarbakır 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.07.2021 tarihli ve 267-408, 05.10.2021 tarihli ve 356-532 sayılı kararlarının görevsiz mahkemeler tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduğu gerekçesiyle hükümsüz sayılmalarına", 4- Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 06.04.2022 tarihli ve 788-1053 sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının, Diyarbakır 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.07.2019 tarihli ve 233-471 sayılı hükümle ile ilgili olarak, gerekiyorsa CMK'nın 280/2. maddesi de gözetilmek suretiyle istinaf incelemesi yapılıp hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 5- Dava dosyasının, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.04.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/504, K. 2026/231, T. 15.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-504-e-2026-231-k-e61e770cf68e