Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/375 E. 2026/212 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/375
- Karar No
- 2026/212
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 191-669
I. HUKUKÎ SÜREÇ Hükümlü ...'in mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma suçuna azmettirmeden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38. maddesi delaletiyle 149/1-c-g, 35/2, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla, aynı mağdura yönelik nitelikli yağma suçundan TCK'nın 149/1-c-g, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla, hükümlüler ..., ..., ... ve ...'nun aynı mağdura yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2-3-b, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 5'er yıl hapis cezasıyla; hükümlü ...'in mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürmeye azmettirmeden TCK'nın 38. maddesi delaletiyle 82/1-a, 35/2, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 11... ay hapisle, hükümlü ...'ın mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçundan TCK'nın 82/1-a, 35/2, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 11... ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin İstanbul (CMK'nın 250. maddesi ile yetkili) 9. Ağır Ceza Mahkemesince 12.07.2013 tarih ve 180-135 sayı ile kurulan hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.10.2014 tarih ve 2431-4730 sayı ile düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Mahkûmiyet hükümlerinin bu şekilde kesinleşmesinden sonra, hükümlüler müdafileri tarafından yargılamanın yenilenmesinin talep edilmesi üzerine dosyanın devredildiği İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesince 21.12.2018 tarihli ve 139-571 sayılı ek kararla; yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabulüne ve dosyanın yeni bir esasa kaydedilmesine, bu karara Cumhuriyet savcısı tarafından itiraz edilmesi üzerine İstanbul Anadolu 11. Ağır Ceza Mahkemesince 04.01.2019 tarih ve 2018/1834 D. İş sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Yeniden yargılama yapan İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesince 14.09.2020 tarih ve 652-271 sayı ile yargılamanın yenilenmesi istemlerinin esassız olması nedeniyle reddine, bu kararın da hükümlüler müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.01.2022 tarih ve 10587-211 sayı ile "...Hükümlüler müdafilerinin yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabulüne karar verilerek duruşma açıldığı hâlde, CMK’nin 319. maddesi uyarınca ileri sürülen deliller toplanıp, bu delillerin hükme esas alınıp alınmayacağının belirlenip, tüm dellillerin birlikte değerlendirilmesi sonucu aynı Kanunun 323. maddesi uyarınca önceki hükümlerin onaylanmasına veya hükümlerin iptali ile davalar hakkında yeniden hükümler kurulması gerektiği düşünülmeden, yazılı şekilde dosya üzerinden yargılamanın yenilenmesi istemlerinin esassız olması nedeniyle reddine karar verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesince 03.11.2022 tarih ve 191-669 sayı ile hükümlü ...'in; mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma suçuna azmettirme ve nitelikli yağma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin iptaline ve fakat eylemlerin farklı tarihlerde alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturduğunun kabulüyle zincirleme hâlinde işlenen tehdit suçundan TCK’nın 150/1 maddesi delaletiyle 106/2-a-c-d, 43/1, 62, 53... maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapisle cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; hükümlüler ..., ..., ... ve ...’nun mağdur ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan CMK'nın 323/1. maddesi uyarınca önceki mahkûmiyet hükümlerinin onaylanmasına; hükümlüler ... ve ...'ın mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirme ve teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin iptali ile CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verilmiştir. Hükümlüler hakkında yeniden verilen mahkûmiyet ve önceki hükümlerinin onaylanmasına dair kararların sanıklar müdafiileri, beraat hükümlerinin ise Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.06.2023 tarih ve 3145-13 sayı ile yargılamanın yenilenmesi koşulları oluşmadığı hâlde yeni delil gerekçesiyle hükümler kurulması hususu eleştirilerek; hükümlü ... hakkında mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan yağma ve yağma suçlarından kurulan ve kesinleşen mahkûmiyet hükümlerinin iptaliyle yerine zincirleme tehdit suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün aleyhe temyiz istemi bulunmadığından bahisle onanmasına, hükümlüler ..., ..., ... ve ... hakkında mağdur ...'e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan ve kesinleşen mahkûmiyet hükümlerinin onaylanmasına dair kararın onanmasına, hükümlü ... hakkında mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirme ile hükümlü ... hakkında mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin iptaliyle adı geçen hükümlülerin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme ve azmettirmeden beraatlerine dair hükümlerin ise; "...5271 sayılı Kanun'un 311 inci maddesinde sınırlı şekilde sayılan hallere ilişkin yasal koşulların oluşmadığı, yeni olay veya yeni delil olarak kabul edilebilecek nitelikte somut olgunun bulunmadığı, ileri sürülen hususların ilk kez ortaya çıkan delil niteliğinde olmadığı halde ilk kabuldeki gerekçelerde bazı hatalar bulunduğu, katılanın beyanlarının çelişkili olduğu gerekçesiyle ve dosyada mevcut olup daha önce değerlendirilmiş olan delillerin bu defa hükümlüler lehine değerlendirildiği anlaşılmakla, İstanbul (Kapatılan) 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.07.2013 tarihli ve 2000/180 Esas, 2013/13 Karar sayılı ilamıyla verilen önceki hükümlerin onaylanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, hükümlerin iptali ile yeniden hükümler kurulması..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 10.07.2023 tarih ve 7616 sayı ile; "...1- Olay tarihinde mağdur ...’nın ... ile birlikte buluşup eğlendikten sonra birlikte ...'ye ait eve gittikleri, bu sırada sanıklar ..., ..., ..., ...’nun eve gelerek mağdur ...’i alıp ...'in evine götürdükleri, mağdur ...,soruşturma aşamasında kolluk tarafından alınan ifadesinden dönmüş ve özetle emniyetteki ifadesini tehdit altında verdiğini, o dönem ... ve ... grubu arasında husumet bulunduğunu, ... grubu tarafından tehdit edildiği için o şekilde ifade verdiğini, ...'in kendisine çok yardımının dokunduğunu, ekonomik sıkıntısı olduğunda kendisine sürekli parasal anlamda yardım ettiğini, aldığı borçları ödeyemediğini, ...'in bu alacağını tahsil etmek için kendisiyle görüşmeler gerçekleştirdiğini beyan etmiştir. Sanık ... ise savunmalarında ısrarla ...'dan alacaklı olduğunu, kendi parasını istediğini beyan ettiği, yargılamanın yenilenmesi aşamasında dinlenen tanık ...'ın anlatımlarında da sanık ...'in poşet içerisinde 400.000 Dolar parayı ...'ya verdiğini gördüğünü, 'al bu para ile sıkıntılarını gider' dediğine şahit olduğunu beyan ettiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/272 68... /741 sayılı iddianamelerinde ... grubuna yapılan operasyon sonucu ele geçen not kağıdında ... grubundan infaz edilecekler listesinde mağdur ...'nın da yer aldığı, yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/1680 sayılı iddianame içeriğinden ...'nın ...'e borçlu olduğuna dair tespitlere yer verildiği, bu haliyle müştekinin kollukta vermiş olduğu beyanından başka ...'in haraç adı altında müşteki ...'dan para istediğine dair bir delilin bulunmadığı, sanık ...'in kendi alacağını tahsil etmek amacıyla yukarıdaki eylemleri gerçekleştirdiği, tahsil edilen miktar ile borç miktarı olan 400.000 Doların birbirine yakın miktarlar olduğu, alacaktan fazla miktarda bir tahsilatında söz konusu olmadığı, bu haliyle sanığın eyleminin alacağın tahsili amacıyla tehdit suçuna dönüştüğü, sanık ...'in aynı alacağını tahsil etmek amacıyla farklı tarihlerde aynı mağdura karşı aynı suçu işlemiş olması nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilerek uygulama yapılmıştır. Yüksek Dairenizce yağma ve yağmaya teşebbüs suçlarından kurulan yeni hükümlerin yargılamanın yenilenmesi koşullarının oluşmadığı, yağma suçları yerine tehdit suçlarından hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu, ancak aleyhe temyiz istemi bulunmadığından bozma nedeni yapılmadığı eleştirisi ile hükümlerin onanmasına; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin olarak ise doğrudan eski hükmün onaylanmasına ilişkin hükmün onanmasına karar verilmiş ise de; eleştiriye konu hususların suç vasfına yönelik olması itibarıyla bozmaya konu edilebileceği bu aşamada uyuşmazlık dışı olmakla birlikte mahkemenin yağma ve yağmaya teşebbüs suçuna ilişkin kanıtlanan eylemlerin tehdit suçunu oluşturduğuna ilişkin kabulünün oluşa ve dosya kapsamına uygun olduğu, ancak bu suçlara ilişkin suç tarihinin 2004 yılı olması karşısında, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesi uyarınca, sanık yararına olan kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağından, sanık ...’in kanıtlanan bu eylemlerine uyan 765 sayılı TCK’nın 308/2, 59/2; 179/2,179/3,59/2. maddeleri ile 5237 sayılı TCK’nın 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-a-c-d, 62/1; 109/2,109/ 3-b, 62/1 maddeleri; sanıklar ..., ... ve ...’nun ise 765 sayılı TCK’nın 179/2,179/3,59/2. maddeleri ile 5237 sayılı TCK’nın 109/2,109/3-b, 62/1 maddeleri uyarınca uygulama yapılıp, denetime olanak sağlayacak şekilde uygulanan kanun maddeleriyle, verilmesi gereken cezalar ayrı ayrı tespit edilip, sonuç cezalar karşılaştırılarak lehe olan yasa belirlenerek, uygulama yapılması gerekirken, yazılı şekilde eksik ve denetime olanak vermeyecek biçimde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu değerlendirilmiştir. 2–Yüksek Dairenizce, sanık ...’in 06.05.2004 tarihinde mağdur ...’na yönelik azmettiren sıfatıyla kasten öldürmeye teşebbüs, sanık ... hakkında 06.05.2004 tarihinde mağdura yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan yargılamanın yenilenmesi sonucu ilk derece mahkemesince verilen beraat kararının; '5271 sayılı Kanun'un 311 inci maddesinde sınırlı şekilde sayılan hallere ilişkin yasal koşulların oluşmadığı, yeni olay veya yeni delil olarak kabul edilebilecek nitelikte somut olgunun bulunmadığı, ileri sürülen hususların ilk kez ortaya çıkan delil niteliğinde olmadığı halde ilk kabuldeki gerekçelerde bazı hatalar bulunduğu, katılanın beyanlarının çelişkili olduğu gerekçesiyle ve dosyada mevcut olup daha önce değerlendirilmiş olan delillerin bu defa hükümlüler lehine değerlendirildiği anlaşılmakla; İstanbul (Kapatılan) 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.07.2013 tarihli ve 2000/180 Esas, 2013/13 Karar sayılı ilamıyla verilen önceki hükümlerin onaylanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, hükümlerin iptali ile yeniden hükümler kurulması,' hukuka aykırı görülerek hükümlerin bozulmasına karar verilmiş ise de, dosyanın yapılan incelemesinde, yargılamanın yenilenmesi koşullarınım oluştuğu, zaten, Yüksek Dairenizin 13/01/2022 tarih ve 2021/10587 esas, 2022/211 sayılı ilamı ile; '...yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabulüne karar verilerek duruşma açıldığı halde, CMK’nın 319. maddesi uyarınca ileri sürülen deliller toplanıp, bu delillerin hükme esas alınıp alınmayacağının belirlenip, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucu aynı Kanunun 323. maddesi uyarınca önceki hükümlerin onaylanmasına veya hükümlerin iptali ile davalar hakkında yeniden hükümler kurulması gerektiği düşünülmeden, yazılı şekilde dosya üzerinden yargılamanın yenilenmesi istemlerinin esassız olması nedeniyle reddine karar verilmesi...' hukuka aykırı görülerek, ilk derece mahkemesi kararının, CMK’nın 319. maddesi uyarınca ileri sürülen deliller toplanıp, bu delillerin hükme esas alınıp alınmayacağı gerekçesiyle bozmaya konu edilmiş, açıklanan nedenlerle verilen kararın dosya kapsamına uygun olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıntıları yerel mahkeme gerekçesinde de vurgulandığı gibi, katılanın olay anlatımına ilişkin beyanlarının çeliştiği, olaydan yaklaşık 1 yıl sonra kollukta yaptırılan 16/03/2005 tarihli teşhis tutanağında sanık ...'ı olayda silahı kullanana çok benzeyen şahıs olarak, itiraz dışı ...'yı ise otoyu kullanana benzeyen şahıs olarak teşhis ettiği, olaydan hemen sonra alınan ifadelerinde, aracın içerisinde bulunan şoförü görmediğini, silah sıkan şahsı görse tanıyamayacağını beyan etmesine rağmen, olaydan yaklaşık 1 yıl sonra 16/03/2005 tarihinde yaptırılan teşhis tutanağında ...'yı 'şoför' olarak, ...'ı 'kendisine ateş eden şahsa çok benzeyen şahıs' olarak teşhis ettiği, verilen eşgal bilgilerinin de sanık ile örtüşmediği, katılanın saldırı anında aracı kullanan şahıs olarak teşhis ettiği ...'nın da aracı kullanan şahıs olmadığının tespit edilmesi üzerine bu sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesi sonucu Yargıtay tarafından bozulmasına karar verildiği, tape kayıtlarının ise net bir kanaat oluşturmadığı, olayda kullanılan araca ilişkin olarak da herhangi bir rapor alınmadığının anlaşılması karşısında, oluşan sonuca göre eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğine dair yeterli delil bulunmadığı..." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurulmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.07.2024 tarih ve 6518-5010 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN Hükümlüler ... ve ... hakkında mağdur ...’e yönelik eylemleri nedeniyle teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin yargılamanın yenilenmesi üzerine iptaline ve CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine dair hükümler temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olmakla itirazın kapsamına göre inceleme; hükümlü ... hakkında; mağdur ...’ya yönelik alacağını tahsil amacıyla yağma (zincirleme tehdit) suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen önceki mahkûmiyetin onaylanması kararı, mağdur ...’e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan beraat hükmü, hükümlüler ..., ... ve ... hakkında; mağdur ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onaylanmasına dair kararlar ve hükümlü ... hakkında; mağdur ...’e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan beraat hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Yerel Mahkemece yapılan yeniden yargılama sonucunda hükümlü ...’in mağdur ...’e yönelik 04.10.2004 ve Kasım 2004 tarihli eylemlerinin alacağını tahsil amacıyla yağma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma ve nitelikli yağma suçlarından verilen hükümlerin iptaliyle TCK’nın 150/1 maddesi delaletiyle zincirleme tehdit suçundan mahkûmiyetine; hükümlüler ..., ..., ... ve ...’nun; mağdur ...’e yönelik Kasım 2004 tarihli kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onaylanmasına; hükümlüler ... ile ...’ın mağdur ...’e yönelik 06.05.2004 tarihli eylem nedeniyle teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçu ve bu suça azmettirmeden kurulan hükümlerin iptaliyle beraatlerine karar verilen dosyada; 1- Hükümlüler ..., ..., ... ve ... hakkında; mağdur ...’e yönelik Kasım 2004 tarihli eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyetlerin onaylanması kararı ile hükümlü ... hakkında; 04.10.2004 ve Kasım 2004 tarihli eylemleri nedeniyle TCK’nın 150/1 maddesi delaletiyle zincirleme tehdit suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünde, 5237 sayılı TCK’nın 7. maddesi uyarınca 765 sayılı (mülga) TCK’nın müsnet suçlara mümas maddeleri karşılaştırılarak lehe kanun değerlendirmesi yapılması gerekip gerekmediğinin, 2- Hükümlüler ... ile ... hakkında; mağdur ...’e yönelik 06.05.2004 tarihli teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme ve bu suça azmettirme suçlarına konu eylemlerinin sabit olup olmadığının, Belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle; yeniden yargılama sonucu verilen karar ve hükümlere esas alınan tanık beyanlarının, CMK'nın 311/1-e maddesinde düzenlenen "yeni olay veya yeni delil" olarak kabul edilip edilemeyeceğinin ve buna bağlı olarak itiraz kapsamındaki hükümlüler hakkında yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir. IV. ÖN SORUNA DAİR BİLGİ VE BELGELER İncelenen dosya kapsamından; I. Hukuki Süreç başlığı altında açıklandığı üzere İstanbul (CMK'nın 250. maddesi ile yetkili) 9. Ağır Ceza Mahkemesince 12.07.2013 tarih ve 180-135 sayı ile kurulan ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 22.10.2014 tarih ve 2431-4730 sayı ile düzeltilerek onanmasına karar verilerek kesinleşen incelemeye konu mahkûmiyet hükümlerine yönelik olarak hükümlü müdafileri tarafından sunulan yargılamanın yenilenmesi istemli dilekçeler ve eklerinde yer alan deliller şöyledir; Sanık müdafiileri tarafından dosyaya sunulan 14.10.2003 tarihli "Sözleşme" başlıklı belgede; bir tarafta ... ... ... Holding (...), diğer tarafta ... Müzik Ltd. Şti. (...)’den oluşan taraflar arasında, Ümraniye 1. İcra Müdürlüğünün 2002/7865 sayılı icra takip dosyasındaki alacağının 1 milyon ...'ya sabitlendiğinin, ... Müzik'in bu miktarın 50 aya bölünerek her ay 20.000 ... olarak ... şirketine ödeyeceğinin, bunun karşılığında ...'nın banka hesaplarına konulan hesaplardaki haczinin kaldırılacağının ve tatbik edilen edilmeyen hacizlerin ve makinaların hasarsız şekilde teslim edileceğinin kararlaştırıldığının yazılı olduğu; sözleşmeye ... Müzik'i temsilen ...'nun ve ...'in, ... şirketi adına ise ... ...'nın imza attıkları, ayrıca ...'ın da şahit olarak imzasının bulunduğu, Mağdur ... tarafından kaleme alındığı ileri sürülen 10.09.2018 tarihli dilekçede özetle; Mağdur ...'in; Sanık ...’ın, tam tarihini hatırlamadığı 2011 yılı Ağustos ayı içinde bir gün kendisini arayarak yeğeni ...'nın hastane masraflarına yardım etmek ve önceki borcundan düşmek için almış olduğu suça konu edilen 20.000 TL bedelli çekin ve 100.000 Doların yanlış anlaşıldığını, avukatı ... ve tanık ...’ın yanında bu parayı kendisine geri vermek istediğini söylediğini, akabinde adı geçen kişilerle buluştuklarında 400.000 Doları kendisine teslim ettiğini beyan ettiği, Tanık ... tarafından imzalandığı ileri sürülen 10.10.2017 tarihli dilekçede özetle; Tanık ...'nın; Hollanda’daki arkadaşı olan ...’un, ticaretle uğraşan bir arkadaşının Türkiye’ye gideceğini söyleyip kendisinden ve ortağı ...’dan tercümanlık yapmalarını istediğini, sonra ... isimli şahısla tanıştıklarını ve Türkiye’ye geldiklerini, burada ... otelinde kaldıkları sırada ... ve ... ile ... isimli şahısların geldiğini, toplantıda ... fabrikasının bu kişilere olan borcuyla ilgili konuşulduğunu, sonra fabrikaya gittiklerini ve fabrikanın çalışmadığını ancak etrafta silahlı kişilerin olduğunu, bu kişilerden birinin adının ... olduğunu, ...’ın önce borç olmadığını söyleyip çıkıştığını, ancak ...’nin teklif sunması üzerine ...’ın yatıştığını, sonra ortak olan ...’un hisselerini ...’e vereceğini söylediğini, sonra bir anlaşmanın imzalandığını, sonra Hollanda’ya döndüklerini, ancak ...’nin bu işten rahatsız olduğunu, sonra borç ödenmeyince birlikte tekrar Türkiye’ye geldiklerini, bu kez ...’nin etiler’de bir şirkette toplantı yapmak istediğini, ofise gittiklerini, buraya ...’in yanında avukatı ve ... ile birkaç kişiyle birlikte geldiğini, toplantı sırasında ofisin sahibi ... beyin geldiğini, yaptıkları yabancı dil çevirisi dışında başkasına bir müdahalesi olmadığını, ...’ın ...’e "yurt dışından ülkemize yatırım yapmak için gelmiş, anlaşmanızı ümit ediyorum" dediğini, bir de ...’ın silah göstermesi nedeniyle ona tepki gösterdiğini, nezaketsiz bir tavrı olmadığını, fabrikada buluşmak üzere ayrıldıklarını, ertesi gün fabrikaya gittiklerinde ... ve ...’ın orada olduğunu ancak ...’in gelmediğini, sonra Hollanda’ya döndüklerini ifade ettiği, Tanık ... tarafından imzalandığı ileri sürülen bila tarihli dilekçede özetle; Tanık ...'ın; ortağı ... ve ... ile birlikte Türkiye’ye geldiklerini, otelin lobisinde ...’in ...’e borcu ödeyeceğini anlattığını, ertesi gün saat 11.00 civarı fabrikaya gittiklerini, toplantı odasına çıktıklarında ..., ... ve ... ayrıca ...’ın da bulunduğunu, ... ile ... arasında bir gerginlik olduğunu, sonra ... ve ...’ın ...’i hisseleri devretmesi için sıkıştırdıklarını, sonra ...’un ...’e hisseleri devretmeye karar verdiğini, sonra aralarında bir protokol imzalandığını, sonrasında geri döndüklerini, ancak ödeme olmayınca tekrar Türkiye’ye geldiklerini, ...’nin bir arkadaşının ofisinde görüşmek istdiğini söylemesi üzerine birlikte Etiler’de bir yere gittiklerini, ...’in toplantıya avukatı, ..., ... isimli kişilerle birkaç kişi daha birlikte geldiğini, ortağı ... ile toplantıya tercumanlık yaptıklarını, sonra ofis sahibi olduğunu sonradan öğrendiği ...’in içeri girdiğini, bir kısım tercümelerde yardım ettiğini, ... için ...’e "Bu kişi yurt dışından gelmiş, yatırım yapıyor, size yardımcı olmaya çalışıyor, bu konunun anlayışla çözülmesini ümit ederim" dediğini, sonra anlamamaları hâlinde avukatının hukuki olarak kendilerine yardımcı olabileceğini de söylediğini, sonra ... ve ...’in toplantıya devam ettiklerini, en son fabrikada buluşmak ve son durumu gözden geçirmek üzere anlaşarak dağıldıklarını, ertesi gün fabrikaya gittiklerinde ise ... ile ...’ın orada olduğunu ancak ...’in olmadığını beyan ettiği, Tanık ... tarafından imzalandığı ileri sürülen 12.07.2018 tarihli dilekçede özetle; Tanık ...'in; ... kongre üyesi olan ...’i 25 yıldır tanıdığını, 2003 yılında kendisine ... fabrikasında ortak olmaya çalıştığını ancak hissedarlarla problem yaşadığını söylediğini, yardım istediğini, karşılığında kendisine de hisse vereceğini vaat ettiğini, kendisi iş karışık olunca bunu geri çevirdiğini, bir süre sonra yanında arkadaşı ... da varken ...’in aradığını ve görüşmeye gideceğini söyleyip biraz sıkıntı olduğunu birkaç kişiyle gelmesini söylediğini, oraya gidince ... ile ...’i tanıştırdığını, ...’ın yanında durabileceğini söylediğini, kabul ettiğini ve bundan sonra da ... ile gezmeye başladığını, sonrasında ...’a ... ile çok sıkı fıkısınız dediğinde ...’ın da ...’in yanında bir süre birlikte olacağını bunun karşılığında hisse vereceğini söylediğini beyan ettiğini, çok mutlu olduğunu, bir süre geçtikten sonra ...’ı gördüğünde ...’in kendisine hisseyi vermediğini ancak 100.000 dolar vereceğini söylediğini, onu da vermediğini, parasını almak için ...'i aradığını ancak ulaşamadığını, bu nedenle ...’i tehdit ettiğini söyleyip ağır küfürler ettiğini, üzerinden bir süre sonra ...’ın maddi durumunun iyice kötü olduğunu öğrendiğini, görüştüklerinde kendisine ... fabrikası ortaklığını da parasını da alamadığını söylediğini, hatta bir gün fabrika çıkışında ... ile karşılaştıklarını arabayla giderken korkutmak amacıyla arabasının üstüne havaya doğru dört veya beş el ateş ettiğini, silahı görünce yana yattığını, sonra arabadan inip kaçmaya başladığını söylediğini, daha sonra "Ben ondan paramı alırım" dediğini duyduğunu ifade ettiği, Tanık ... tarafından imzalandığı ileri sürülen 28.06.2018 tarihli dilekçede özetle; Tanık ...'ın; mağdur ... ile ... vasıtasıyla tanıştığını, ...’in kendisine bir ... fabrikası işi olduğunu burada eski ortaklarla sıkıntı olduğunu bunu çözerse kendisine de fabrikada hisse vereceğini söylediğini, bu nedenle yanında bulunmasını ve sıkıntılarda onunla birlikte hareket etmesini rica ettiğini, bunu kabul ettiğini, önceden bu teklifi ...’a yaptığını ancak onun kabul etmediğini de söylediğini, sonra şirket ortağı ...’un hisselerinin bir kısmını vermeye karar verdiğini söylediğini, fabrikaya ... olmadan da gidip geldiğini, bir gün ...’in toplantı yapılacağını söyleyip kendisini de çağırdığını, burada ...’in avukatı ve Hollanda’dan gelen ... isimli kişinin de olduğunu, ...’e şirketten olan alacağın sebebini sorduğunu, sonra ...’nin fabrikanın yatırıma ihtiyacı olduğunu durumunun kötü olduğunu söylediğini, bunu duyunca ...’in kendisine anlattıklarının doğru olmadığını anladığını ve ona "Senin dediğin gibi değilmiş" dediğini, ...’in yatırım için kimseye ihtiyacı olmadığını ve kendisinin bunu yapacağını söylediğini, sonra ...’un hisselerini devretmesi gerektiğini söylediğini, sonra ...’a hisselerini kendisine devretmesini söyleyince ...’in buna karşı çıktığını ve dışarı çıkıp konuştuklarını, ...’in kendisine 100.000 dolar vereceğini söylemesi üzerine içeri girip ...’a hisseleri ...’e devredebileceğini söylediğini, sonra ...’e olan borçlar için bir protokol yaptıklarını ve kendisinin de şahit olarak imza attığını, daha sonra ...’un hisselerini ...’e devrettiğini ancak ... kendisine söz verdiği 100.000 doları ödemeyince durumunun düzelmesini beklediğini ve yine de yanında fabrikaya gidip geldiğini, sonra bu protokol sırasında Hollanda’dan gelip çeviri yapan ... isimli kişinin kendisini aradığını ve ...’in borcu ödemediğini söyleyerek Türkiye’ye geleceklerini, toplantı yapmak istediklerini söylediğini, buu ...’e ilettiğini, ...’in kabulü üzerine bir iki gün sonrası için randevulaştıklarını, buluştuklarında ...’in avukatı ve arkadaşı ...’yı da yanında getirdiğini, ... isimli şahsın tarif ettiği Etiler’deki bir ofise gittiklerini, kendilerini toplantı salonuna aldıklarını, burada ... ve tercümanların olduğunu ve ... ile konuşmaya başladıklarını, o sırada ofis sahibi olduğunu öğrendiği ...’in odaya girdiğini ve herkesle selamlaşıp oturduğunu, bir yerde tercümede hata yapıldığını söyleyip düzelttiğini, sonra ...’ın ... ile yabancı dilde konuşup kim diye sorunca kendisine dönerek ismini sorduğunu, "..." şeklinde cevap verince "Yabancı bir yatırımcı ülkemize geliyor, size yardım etmeye çalışıyor, sen de ona silahını çıkarıp gösteriyorsun ayıp değil mi?" dediğini, daha sonra ...’ın toplantıdan ayrıldığını, fabrikada buluşmak üzere toplantıdan ayrıldıklarını, ertesi gün ... ve iki tercümanın bir de avukatın fabrikaya geldiğini ancak ...’in gelmediğini, ...’e ulaşamadıklarını, sonra ...’i telefonla aradığını ve fabrikaya gelmediği, kendisine olan 100 bin dolar borcunu da ödemediği için tartıştıklarını, sonrasında ...'e tehdit mesajları gönderdiğini ancak cevap alamadığını, mağdur ...’in kendisini şikayet ettiğini ...’dan öğrendiğini beyan ettiği, Anlaşılmıştır. İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesince, hükümlüler müdafileri tarafından sunulan yargılamanın yenilenmesi dilekçeleri ve eklerinin mahkeme heyeti ve Cumhuriyet savcısından görüş alınmak suretiyle değerlendirilmesi üzerine, 21.12.2018 tarih ve 139-571 sayılı ek kararla; incelemeye konu suçlar kapsamında yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabulüyle dosyanın yeni esasa kaydedilmesine karar verilmiştir. İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesince 2018/652 Esas sayısına kaydedilen dosyada düzenlenen 15.01.2019 tarihli tensip tutanağında; mağdurlar, hükümlüler ve dilekçelerinde isimleri yazılı tanıklara davetiye çıkartılmasına ve duruşmanın 18.03.2019 tarihi saat 14.00'a bırakılmasına karar verilmiştir. 18.03.2019 tarihli celsede; mağdur ...'in beyanları ile hükümlüler ... ve ...'ın savunmaları alınmış, ancak hazır edilen bir kısım tanıkların dinlenmesi hususunun dosyanın aslının celbi üzerine değerlendirilmesine, 24.06.2020 tarihli celsede; tanık dinletilmesi taleplerinin reddine karar verilerek ve duruşma günü de belirlenmeksizin taraflardan ve Cumhuriyet savcısından görüşleri sorulup dosyanın resen incelemeye alınmasına, 14.09.2020 tarih ve 652-271 sayı ile hükümlüler tarafından ileri sürülen delil ve olayların yeni vakıa veya yeni delil olmadığından yargılamanın yenilenmesi istemlerinin esassız olması nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bu kararın hükümlüler müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.01.2022 tarih ve 10587-211 sayı ile; yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabulüne karar verilerek duruşma açıldığı halde, CMK’nin 319. maddesi uyarınca ileri sürülen deliller toplanıp aynı Kanunun 323. maddesi uyarınca önceki hükümlerin onaylanmasına veya hükümlerin iptali ile davalar hakkında yeniden hükümler kurulması gerektiği düşünülmeden, yazılı şekilde dosya üzerinden yargılamanın yenilenmesi istemlerinin esassız olması nedeniyle reddine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece bozma üzerine yapılan yeniden yargılamanın duruşma safahatında; Mağdur ...; asıl dava dosyasında yapılan yargılama sırasında mahkemede verdiği ifadeleri tekrarla, daha önceden borçlu olduğu sanık ...'tan her hangi bir kötülük görmediğini, sanık ... ve diğer sanıkların kendilerine karşı suç işlemediğini, hürriyetini kısıtlamadıklarını, soruşturma aşamasında vermiş olduğu beyanların tamamen asılsız olduğunu, kimseden şikâyetçi olmadığını, Tanık ...; dava konusu olaydan önce mağdur ...'in turizm şirketine yemeğe geldiğini, orada sanık ...'ı aradığını, mağdur ...'in "Sen de gelir misin?" demesi üzerine kabul ettiğini ve birlikte sanığın yanına giderek mağdurun sanıkla buluştuğuna şahit olduğunu, sanık ...'ın ofisine gittiklerinnde sanık ...'ın mağdur ...'e bir poşet verdiğini ve "Al senin bu işlerin bozuk onu düzelt" dediğini, mağdur ...'in poşeti açıp "İçinde 400 bin dolar var" dediğini, mağdur ...'in inanamadığını ve "Çok utanıyorum" dediğini, mağdurun parayı aldığını ve dışarı çıkarlarken kendisine "Ben tehdit edildiğim için bu insanı şikayet etmiştim, bir tane çocuğum var, onun için böyle ifade vermek zorunda kaldım" dediğini, öncesinde de her duruşmaya geldiğini ancak mahkemenin kendisini dinlemediğini, mağdur ... ile dava sürecinde "Su akar yolunu bulur" dediklerini, ancak bundan yaklaşık bir – iki yıl kadar önce mağdur ...'i gördüğünde kendisini dinlemediğini söyleyip "Keşke gelip tanıklık yapsaydın" dediğini, bu nedenle ilk kez ifade vermek istediğini, Tanık ...; ticaretle uğraştığını, arkadaşı olan tanık ...'in abisinin şirketindeki yüzde 30 hisseyi mağdur ...'in almak istediğini söyleyerek kendisinden yardım istediğini, sonra mağdur ... ile ortak olup İsviçre'den gelen ortakla yaptıkları toplantıda yüzde 40 hisseyi mağdur ...'in kendi hesabına geçirdiğini, bu işte kendisine yardımı olduğu için daha önceden de mağdur ...'in restorantı büyütme karşılığında verilecek parası olduğunu ve kendisine 100 bin dolar vereceğini söylediğini, ancak mağdurun ne hisse devrinden doğan parayı ne de kendisine olan borcunu vermediğini, sonra Hollandalı bir firmadan makina aldıklarını ve kendisini de noterde şahit gösterdiğini, daha sonra Hollandalı firmanın sahiplerinin sanık ...'a ulaştıklarını, yapılan protokolde mağdur ...'e bir ödeme planı çıkarttıklarını, bir miktar borcu da sildiklerini, mağdur bunları ödemeyince bu kişilerin tanık ...'a ulaştıklarını, sonra tanık ...'ın da kendisine ulaştığını, bir ofiste buluştuklarını, burada mağdur ... ve avukatı, tanık ..., ..., ... ve ... isimli kişiler ile ...'in de olduklarını, ayrıca sanık ...'nin de olduğunu, sanık ...'ın toplantıya sonradan geldiğini, orada Hollanda dilinde bir çeviri hatası olunca müdahale ettiğini, sonra sanık ...'ın daha önce Hollandalı alacaklılarla arasında geçen tartışma için kendisine fırça attığını, sonra bu protokolde ödenmesi gereken paranın da ödenmediğini, ikinci taksit süresine kadar kendilerinden beklemelerini rica ettiğini, ancak toplantı sırasında sanık ...'ın mağdur ...'e parayı ödeyeceksiniz, böyle yapacaksınız gibi bir kelime kullanmadığını, yabancı yatırımcının burada yatırım yapması nedeniyle sanık ... ile görüştüklerini bildiğini, amaçlarının mahkeme sürecinde fabrika makinalarının çalışır vaziyette olmasını sağlamak olduğunu, sanık ...’ın yaş olarak büyük olduğunu ve işin mahkemeye gitmemesini istedikleri için toplanıldığını, sanık ...'ın sadece "Bu işi kendi aranızda çözün" diyerek toplantının bittiğini, kimseyi tehdit etmediğini, mağdur ...'in yaralanması olayını hiçbir şekilde duymadığını, mağdur ...'in bu kurşunlanma olayından önce kendisini karakola şikayet etmiş olduğunu, yurt dışındaki ...'e olan borcu nedeniyle mağdur ...'e kefil olduğunu ancak ...'in ödeme yapmadığını, villasındaki toplantıya kadar sanık ... ile tanışmadığını, toplantının öncesinde kendisinin kefil olduğu bir protokol olduğunu ve ...'in bu ödemeyi yapmaması nedeniyle ikinci kez toplanıldığını, mağdur ...'in toplantıya ... adlı ... yöneticisi ile geldiğini, sanık ...'ın buraya kendilerini zorla getirmediğini, çay kahve içtiklerini, kendi rızalarıyla geldiklerini, kendisinin bu toplantıdan sonra veya öncesinde fabrikaya gidiş sebebinin mağdur ...'ten olan kendi alacağından kaynaklandığını, kendi parasını kurtarmanın peşinde olduğunu, toplantıdan 15-20 gün kadar sonra da kendisinin de fabrikaya gidip gelmemeye başladığını, mağdur ...'in de bundan sonra kendisinden korkarak fabrikaya gidip gelmemeye başladığını, kendisinden kaçmaya başladığını, sonra telefonda mağdura hakaret ettiğini, mağdur ...’in kendi aleyhine ifade verdiğini, mağdur ...'ten olan 100 bin dolar alacağının ...'e yüzde 30 üzerine yeni bir yüzde 40 hisse alması için yardım etmesi nedeniyle olduğunu, mağdur ...'in kendisini tanımadığına dair beyanının ... şirketi temsilcisi ... ile yapılan sözleşme sırasında altında imzası olan belgeden de yalanlandığını, bu sözleşmenin sanık ... ile buluşmadan önce 14.10.2003 tarihinde imzalandığını, Tanık ...; mağdur ... ve tanık ...'ın ... kulübünden ortak arkadaşları olduğunu, tanık ...'ın mağdur ...'ten borsa nedeniyle zarara uğradığını ve alacağı olduğunu, sonra mağdur ...'in parasını kendisine vermediğini söylediğini, tanık ...'ın bir gün restoranttan çıkarken mağdur ...'in kendisini sıkıştırdığını ve korkutmak için adam gönderdiğini söylediğini, daha sonra mağdur ...'i vurmak için değil de korkutmak için havaya ateş açtığını şu an hatırlamadığı başka birilerinden duyduğunu, o zamanki duyumlarının bu olayı tanık ...'ın gerçekleştirdiği yönünde olduğunu, ... dijital isimli firmadan tanık ...'ın da resmi hisse aldığını bildiğini, tanık ...'ın mağdur ...'ten yüzde 11-17 civarında bir hisse aldığını, sonra geri vermeye çalıştığını, fakat parasını alamadığını, kendisinin tanık ...'a mağdur ...'e kolaylık sağlamasını müddet vermesini, kongre üyesi olduklarını kötü insan olmadığını söylediğini, daha önce iki üç duruşma geldiğini ancak mahkemenin ifadesini almadığını, mağdur ...'in tanık ...'ı çok iyi tanıdığını ancak neden tanımadığını söylediğini bilmediğini, tanık ...'ın sokaktan bir arkadaş olduğunu, hisse devri karşılığında ...'e para felan vermediğini, sadece mağdur ...'in kendisini güvende hissetmesini sağlamak amacıyla yanında tuttuğunu düşündüğünü, tanık ...'ın mağduru tehdit edebilecek, fabrika çıkışında ateş edebilecek birisi olduğunu, hatta öncesinde tanık ...'ın 100.000 doları mağdur ...'ten zorla isteyip tehdit ettiğini de duyduğunu, Tanık ...; mağdur ...'in 2002 yılı ekonomik krizi patlak verince aile şirketlerine ortak olduğunu, sonra yurt dışındaki ...'nin ... şirketine borçlarını ödeyemediklerini, bunun için aralarında bir protokol yapıldığını, bu sıralarda mağdur ... ve tanık ...'ın şirkete silahlarla birlikte gelip gitmeye başladıklarını, bu nedenle birçok hukuk davası açtıklarını ve mağdur ... ile aralarında husumet de oluştuğunu, mağdur ...'i yetkili sıfatından azlettiklerini, sanık ...'ın ofisinde bir toplantı yapıldığından haberi olmadığını, en son olay tarihinde şirketin yüzde 30 hissesinin kendisinde yüzde 40 hissesinin abisinde yüzde 30 hissesinin ise mağdur ...'te olduğunu, böyle bir toplantıda şirketin yüzde 95 hissesinin sanık ...'ın baskısıyla ... isimli şahsa devredilmeye zorlanmasının imkansız olduğunu, abisinin rahatsızlandığı bir dönemde hisselerini satmayı düşündüğünü, bu sırada mağdur ... ile tanık ... arasında bir tartışma olduğunu ve ...'ın almaktan vazgeçerek tamam tümünü ...'e verin şeklinde bir beyanı olduğunu duyduğunu, şirketten ceketini alıp çıktığı günlerde mağdur ...'in de gelmemeye başladığını ve tanık ...'ın mağdur ... adına kendisini arayıp fabrikanın parasını buraya getirmesini söylediğini, mağdur ...'in kurşunlanma olayını gazetelerden görüp duyunca çok sevindiğini, mağdur ...'in fabrikaya ortak olduktan sonra tamamıyla çökmeye çalıştığını, sonra fabrikadaki makinaları alıp başka bir şirket kurduğunu, aralarındaki davaların devam ettiğini, Tanık ...; Hollanda'da doğduğunu ve araç alım satımı ile uğraştığını, ... ile Hollanda'da tanıştıklarını, Türkiye'de bir şirketle aralarındaki yatırım ve alacak-verecek meselesi nedeniyle kendilerine tercümanlık yapıp yapamayacağını sorduğunu, ortağı ... ile bunu kabul ettiklerini, Türkiye'ye geldiklerinde ... şirketinin ortakları ... ve mağdur ... ile toplantı yaptıklarını, bu sırada mağdur ...'in yanında tanık ...'ın ve 3-4 kişinin daha olduğunu, konuşma sırasında alacak-borç nedeniyle tanık ... ile ... arasında bir gerilim olduğunu, sonra ...'nin ... fabrikasının bu halde çalışamayacağını yeni yatırım yapılması gerektiğini söylediğini, ... beyin hisselerini devretmek istediğini söylemesi üzerine önce ...'ın talip olduğunu ancak mağdur ... ile kısa süre dışarı çıkıp geldikten sonra hisseleri mağdur ...'in almak istediğini söylediğini, sonra bu toplantıda taraflar arasında bir protokol imzalandığını, daha sonra ... ile yurt dışına döndüklerini, ancak bir süre sonra borcun ödenmediğini duyduğu ...'nin tekrar yardım istediğini söylemesi üzerine Türkiye'ye birlikte geldiklerini, ...'nin toplantıyı önceden tanıdığı sanık ...'ın ofisinde yapmak istediğini, bunun üzerine ortağı ... ile birlikte tanık ...'ı arayıp durumu bildirdiklerini, önce ... oteline gittiklerini oradan Ulustaki villaya gittiklerini, villada kendilerini tanımadığı birinin karşıladığını ve çay içtiklerini, sonra ... beyin geldiğini, mağdur ...'in avukatı ve tanık ... ile tanık ...'ın da geldiklerini, toplantıya geçtiklerini, bu sırada ofisin sahibi sanık ...'ın da geldiğini, arkadaşı ...'e hitaben "Siz yanlış tercüme ettiriyorsunuz" dediğini, sonra çeviriye yardım ettiğini, sonra tanık ...'a "... bey yurt dışından gelmiş yatırım yapmış imkan sağlamış, borcunuzu silmiş, bu işi mahkemeye gitmeden çözmeye çalışalım" dediğini, ancak tüm alacakları bana geçti bana ödeme yapacaksınız gibi birşey söylemediğini, tehdit hakaret veya zorla para alma gibi birşey olmadığını, sanık ... gittikten sonra yarım saat kadar sonra da toplantının bittiğini ve ayrıldıklarını, toplantıda kimsenin bir para ödemediğini, ancak sonrasında da ödeme olmadığını duyduğunu, Tanık ...; mağdur ...'i tenis kulübünden ve ...’tan da tanıdığını, bir gün toplantı yapacağım deyince birlikte Ulustaki villaya gittiklerini, toplantıda kendisinin de olduğunu, orada herhangi bir tatsızlık olmadığını yabancı birinin olduğunu, kendisi toplantıdayken mağdur ...'ten herhangi bir para istenmediğini, kendi aralarında alacak verecek meselelerini konuştuklarını, sanık ...'ın sonradan geldiğini ve kalktığını, tanık ...'ın da toplantıya sonradan geldiğini, ancak mağdurun yaralanması olayını bilmediğini, mağdurla toplantıdan sonra görüşmediğini, tanık ...'ı ortak olarak mı yanına aldığını, aralarındaki ilişkiyi ve husumetli olup olmadığını bilmediğini, tanık ...'ın mağdur ...'e yakın biri olduğunu zannettiğini, İfade etmişlerdir. Sanık ... mahkemede; mağdur ... ile alacaklıları arasında bürosunda yapılan toplantının tarafı olmadığını, içeridekilerin kendisine saygı amacıyla ayağa kalkmalarının normal olduğunu, tanık beyanlarından sonra diğer tanıklar ... ve ...’in dinlenmesine ihtiyaç olmadığını, ...’in doğruları söylemediğinin zaten arkadaşları olan tanıklar ... ve ... tarafından da ifade edildiğini, mağdur ...’in kurşunlanma olayında sanık ...’ı teşhis ettiğinin mahkeme kararında yazılı olduğu ancak ...’in ilk beyanında ateş edenin zayıf ve ince yapılı olduğunu söylediğini, ancak duruşmaya katılan sanık ...’ın ince ve zayıf birine benzemediğinin açık olduğunu, olaydan iki yıl sonraki teşhis tutanağında da sanık ...'a çok benzeyen biri olarak teşhis ettiği ancak net bir teşhis olmamasına rağmen karara sanık ...'ı teşhis ettiği yönünde geçtiğini, mağdur ...’in kurşunlanma olayı sırasında dosyadaki HTS belgesinde sanık ... ve arkadaşlarının olay anında Ümraniye ... sitesinde değil, Ortaköy’den sinyal aldığının görüldüğünü, tüm bu hususların Yargıtay incelemesinde de göz ardı edildiğini, yine Yargıtay’ın sanık ...’ın olay yerinde olmadığını göz ardı ederek olay anında inceleme dışı sanık ...’nın yanında bulunması ve olay yerinden kaçmasını, yardım eden kapsamında kabul edip bunu bozma gerekçesi yaptığının açıkça görüldüğünü, mağdur ...’in ilk mahkemede de tehditle ifadesinin alındığını söylediğini, bu anlatılanların da ...’in ifadesiyle örtüştüğünü, ...’in esasen kendisine borcu olduğunu savcılık belgelerinin de söylediğini, öte yandan sanık ...’ın da mağdur ... ile 2010 yılından beri iş ortaklığı olduğunu, buna rağmen ...’in hürriyetini nasıl zorla tahdit ettiklerinin açıklanmadığını, mağdur ...’in kendisine borcu olduğuna dair polis ifade belgesini de dosyaya sunduklarını, alacağın tahsili amacıyla yağma suçundan dolayı zincirleme tehdit suçundan ceza verilmesi ihtimaline binaen ek savunmasının sorulması üzerine; süre talep etmediğini, önceki savunmasını tekrar ettiğini, Sanık ... yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesinde; mağdur ...'in asıl dava dosyasında önceki beyanından dönerek kimsenin kendisini zorla bir yere götürüp kendisinden para istemediğini beyan ettiğini, hükümde imzası olan hakim ve savcıların FETÖ terör örgütü üyeliği suçlamasıyla meslekten ihraç edildiklerini ve mahkûm edildiklerini, bu nedenle yargılamanın yenilenmesi gerektiğini, Sanık ... yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesinde; mağdur ...'in diğer sanık ...'a borcunu ödememek için böyle bir yola başvurduğuna dair değişen ifadesinin neden hükme esas alınmadığı hususunda Yerel Mahkemenin kararında hiçbir gerekçe gösterilmediği, yargılamayı yapan hakim ve savcıların FETÖ terör örgütü üyeliği suçlamasıyla meslekten ihraç edildiklerini ve gerek soruşturma aşamasındaki gerekse kovuşturma aşamasındaki kolluk ve savcıların birçok usulsüzlük ve hukuka aykırı davranışta bulunduklarını, bu nedenlerle yargılamanın yenilenmesi gerektiğini, Sanık ... mahkemede; mağdur ...’i olay öncesinde kesinlikle tanımadığını, iddia edilen eylemleri gerçekleştirmediğini, ... ile 2010-2011 yıllarından beri kardeşliği olduğunu, uzun süre ticaret yaptıklarını, parası olmadığında uzakta olduğunda "Yeğenime para gönderir misin?" dediğinde para gönderdiğini, mağdur ...'e yönelik olayın neresinde olduğunu hâlen anlamadığını, Sanık ... mahkemede; tanık beyanlarına bir diyeceği olmadığını işlemediği bir suçtan cezaevinde olduğunu, buna rağmen infazının bitmek üzere olduğunu, beraatine karar verilmesini istediğini, Savunmuşlardır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Ön Sorun Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yüksek Genel Kurulun 22.03.2022 tarihli ve 8-195, 01.03.2023 tarihli ve 35-113, 04.05.2023 tarihli ve 574-2 72... .11.2023 tarihli ve 199-634 sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında belirtildiği üzere; Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olarak hukuk güvenliği, toplum düzeni ve barışı için zorunlu olsa da son çare olarak başvurulması gereken yargılama/cezalandırma tehdidi altında sürekli olarak kalmamayı emreder.( AİHS Ek 7 Numaralı Protokol m. 4/1) Aynı güvenceler yargılamanın diğer muhatapları için de geçerlidir. Bu nedenle hukuk düzenleri, kesin hükmün otoritesini-hukuki kesinliği koruyagelmektedir. Kesin hüküm, mahkemeler tarafından verilmiş hükümlerin belli şartlar altında kazanmış oldukları kanuni gerçeklik olarak tanımlanmaktadır (Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9.Bası, İstanbul 1989, s.44, Kuru/Arslan/Yılmaz, 2011, s. 686, Akkaş, Ahmet Hulusi, Ceza Muhakemesi Bağlamında Yargı Mercileri Kararlarının Birbirleri Üzerindeki Etkisi, Adalet Yayınevi, s. 71,) Genel ve temel bir ilke hâlini almış bu kanuni gerçeklik ile, bir yönden kişiler arasındaki uyuşmazlıkları bir noktada çözüme kavuşturarak toplumsal düzen ve barışı tesis etmek/korumak, davaların usulen sona ermesini sağlamak (şeklî anlamda kesin hüküm), diğer taraftan hukuksal uyuşmazlıkların kesin bir şekilde son bulmasını temin etmek (maddi anlamda kesin hüküm) istenmektedir. Şeklî anlamda kesin hüküm, hüküm hakkında öngörülmüş bir kanun yolunun bulunmadığı, bulunuyorsa kanun yollarının tüketilmesi sonucunda ortaya çıkan izafi bir gerçekliği ifade ettiğinden, kesin hükümden maksadın maddi anlamda kesin hüküm olduğu açıktır. Maddi anlamda kesin hüküm, yapılan yargılama sonunda hukuki ihtilafın esasını -kural olarak- bir daha yargılama konusu yapılamayacak biçimde çözmesi itibarıyla kanuni bir gerçeklik olmayı hak eder. Bu özelliği iledir ki, hem ilgililerini mutlak surette bağlar (olumlu etkisi) hem de ne bis in idem ilkesi koruması altında, aynı şahsın, aynı fiili nedeniyle ikinci kez yargılanmasına engel olur (olumsuz etkisi). Bununla birlikte yapılan yargılama neticesinde ulaşılan maddi gerçeğin her zaman mutlak hakikati ifade etmeyebileceği de gözetilerek, kesinleşmiş olan hükümde ciddi hata ya da ağır bir hukuk ihlali bulunduğunun anlaşıldığı durumlarda Anayasa'da güvence altına alınan hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı ve kanun önünde eşitlik ilkesi kapsamında olağanüstü kanun yolları kabul edilmiştir. Mahkemeye erişim hakkı bağlamında kanun yoluna ektin başvuru imkanından faydalanabilmek, adil yargılanma hakkı kapsamında teminat altına alınmış temel haklardandır. (Anayasa madde 36, İHAS madde 6, Ek protokol madde 7) Yargılamanın yenilenmesi de, mutlak hakikati arama gayesine hizmet eden istisnai bir kurum olarak CMK'nın 311-323.maddelerinde düzenlenmiş olağanüstü kanun yollarından biridir. Bu nedenle ancak "güçlü ve zorlayıcı nitelikteki koşulların" varlığı halinde başvurulması gereken bir imkandır. Nitekim AHİM'e göre de bu şartlar olmadan kesin hükmün olağanüstü yasa yolu ile bozulması hukuki kesinlik ve hukuk devletine aykırıdır. Bu yolla "bir temel hata", "bir adli hata" düzeltilmiş olmalıdır. Yüksek Mahkeme aksi halde hukuki kesinlik ilkesinden sapmanın adil yargılanma ilkesinin ihlali sonucu doğuracağına vurgu yapar.(İHAM Amirkhanyan/Armania başvurusu) Kanun vazıı bu zarureti CMK'nın 315.maadesinde açıkça, yargılamanın yenilenmesinin, "son çare" olduğunun bilincinde olmayı emrederek ortaya koymaktadır. Anılan normun ilk fıkrasına göre de; kanunun aynı maddesinde kalan sınırılar içinde olmak üzere cezanın değiştirilmesi için yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemez. Üstelik, 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edilerek 20.07.2016 tarihinde göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle ülkemizin de taraf olduğu İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 No.lu Protokol'de yer verilen güvenceler güçlendirilmiştir. Bu nedenle de olağanüstü kanun yollarını düzenleyen normların, istisnai norm olmaları hasebiyle dar yorumlanmaları ilkesinin de kesin hükmün otoritesinin korunması gereğince pekiştirildiği görülmelidir. Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulmasına ilişkin yargılamanın yenilenmesi nedeni CMK'nın 311. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde; "Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa" şeklinde düzenlenmiştir. Delil; ceza muhakemesinin konusu olan olayda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla kullanılan ispat aracı olup ceza muhakemesi hukukunda delil serbestisi ilkesi gereği akılcı ve gerçekçi olmak ve hukuka aykırı bulunmamak şartıyla olayı temsil eden her beyan, belge veya belirti, delil olarak kabul edilebilecektir. Olay ise doğrudan doğruya veya dolayısıyla muhakeme hukuku içinde ispat vasıtası olarak kabul edilebilecek ve yargılama sonucunu etkileyecek olgulardır. Delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için yeni olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın yeni olarak nitelendirilmektedir. Olay ya da delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan ya da mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da yeni sayılmaktadır. Bu nedenle hükümlünün bildiği veya bilmesi gereken bir olay veya delil, mahkemece bilinmiyorsa veya öğrenilmekle birlikte değerlendirilmemişse yargılamanın yenilenmesi nedeni olabilecektir. Daha önceden mahkemeye bildirilen ancak mahkeme tarafından değerlendirilerek inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil ve olgular yeni değildir. Yeni olay ya da delilin yargılamanın yenilenmesi sebebi olması için aynı zamanda önemli de olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile yeni deliller ve olaylar ortaya konulduklarında tek başlarına ya da önceden sunulan delillerle birlikte değerlendirildiğinde sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmalıdır. Yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olup olmadığı konusunda şekil şartının yerine getirilmesi yeterli olmayıp kesin hükümden dönülmesini gerektirecek, duruşma açılmasını haklı ve gerekli kılıcak ciddiyette yeni delil ve olayların ortaya konulması zorunludur. Buna göre, yargılama aşamasında yerel mahkemece temas edilen, bilgi sahibi olunan, incelenen ve hüküm verilirken göz önüne alınan, temyiz aşamasında da Özel Dairece incelenip değerlendirilen bir delile ilişkin olarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmak mümkün olmadığı gibi bu tür nedenlere dayalı olarak yapılan taleplerin de kabul edilmemesi, CMK'nın 318. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca mahkemece yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığına karar verilmesi gerekmektedir. B. Ön Soruna Dair Hukuki Nitelendirme Yerel Mahkemece sanıklar ... ve ... hakkında, mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme ve bu suça azmettirme suçlarından kurulan ve Özel Dairece düzeltilerek onanmasına karar verilen mahkûmiyet hükümlerinin gerekçesinde; 06.05.2004 tarihi öncesinde sanık ...'ın ofisinde gerçekleşen toplantı üzerine mağdur ...'ten şirket hisselerini devretmesinin ve yurt dışındaki alacaklı şirkete borç ödemesi yapmasının istenmesi eyleminin teşebbüs aşamasında kalan yağma suçunu oluşturduğu, akabinde mağdur ...'in bunu kabul etmemesi ve sanık ... ile diğer inceleme dışı sanıklar hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle aralarında bir husumet oluştuğu, mağdurun sanık ... ve arkadaşları tarafından takip edilmeye başlandığı, olay tarihinde de tek başına içinde bulunduğu araca silahlı saldırı gerçekleştirildiği ancak silahın tutukluk yapması nedeniyle eylemin tamamlanamadığının kabul edilmiştir. Buna karşılık; yargılamanın yenilenmesi dosyasına sunulan mağdurla dava dışı üçüncü kişiler arasında imzalandığı ileri sürülen sözleşme başlıklı belge ile Yerel Mahkemece dinlenen tanıklar ..., ..., ... ve ...'ın mağdur ...'e karşı gerçekleşen silahlı saldırı olayını görmediklerine ancak duyduklarına dair beyanları, 06.05.2004 tarihli teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunun sanıklar ... ve ... tarafından gerçekleştirilmediğine dair Yerel Mahkemenin Özel Daire denetiminden geçmiş vicdani kanaatini değiştirebilecek nitelikte bir olayı ortaya koyamamaktadır. Yeniden yapılan yargılama kapsamında ileri sürülen bu deliller, eylemin başkaları tarafından gerçekleştirildiğini veya dosya kapsamında önceden toplanan delillerle birlikte değerlendirildiklerinde sanıklara isnat edilen kasten öldürmeye teşebbüs suçunun oluşmadığını gösterir şekilde yeni bir olayı veya olguyu da ortaya koymaktan uzaktır. Diğer taraftan, Yerel Mahkemece sanık ...'ın mağdur ...'e yönelik 04.10.2004 tarihli teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma ve Kasım 2004 tarihli nitelikli yağma suçları ile sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın mağdur ...'e yönelik Kasım 2004 tarihli kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin gerekçesinde; 04.10.2004 tarihli eylem öncesinde, sanık ... ile arasında husumet olduğu bilinen ... grubundan ... ile ortak olduğunu beyan eden mağdur ...'den sebepsiz şekilde para istemesi, mağdurun bir kaç taksit ödemesi yaptıktan sonra bir ödemesinde eksik para göndermesi nedeniyle sanık ...'ın bunu kabul etmemesi üzerine, inceleme dışı sanık ... ve diğer birkaç kişiyle birlikte silahlı şekilde 04.10.2004 tarihinde mağdurun galerisine giderek tehditvari biçimde mağdur ...'in nerede olduğunu sordukları, iş yerinde bulunan kişilerle girdikleri silahlı çatışmada her iki taraftan da yaralanan kişilerin olduğu, mağdurun soruşturma aşamasındaki şikayet beyanları da gözetilerek eylemin teşebbüs aşamasında kalan yağma suçunu oluşturduğunun değerlendirildiği; bu olaydan sonra mağdurun... ile birlikte gezmeye ve sanık ...'tan gizlenmeye çalıştığı, Kasım 2004 tarihinde ...'nin evine mağdurdan habersiz şekilde gelen sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın mağduru zorla başka bir eve götürerek burada mağdurdan bir miktar nakit ve çeki aldıkları, hatta mağdurun verdiği çeklerin önceki çatışmada yaralanan ve hastanede tedavi görmekte olan inceleme dışı sanık ...'nın hastane masraflarında kullanıldığının anlaşılması karşısında, sanıkların eylemlerinin yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları olarak değerlendirildiği görülmektedir. Buna karşılık; yargılamanın yenilenmesi dosyasında dinlenen mağdur ...'in; asıl hüküm mahkemesince kovuşturma aşamasında değiştirdiği ve inandırıcı olmadığından hükme esas alınmayan ifadesiyle aynı yönde, sanık ...'a suç tarihinden öncesinde borsa oyunu nedeniyle borcu olduğuna, buna karşılık sanık ...'a iftira attığına ve suç tarihinden sonra esasen sanık ...'ın kendisinden alacağı olmasına rağmen alacağından daha fazla miktarda kendisine para ödemesi yaptığına dair beyanları ile tanık ...'in; sanık ...'ın suç tarihinden sonra esasen alacaklı olduğu mağdur ...'e bir poşet içinde 400.000 dolar para verdiğini gördüğüne dair beyanları; hükümlü ...'ın mağdura yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma ve yağma suçlarının oluşmadığına, mağdurla sanık ... arasında suç tarihinden öncesinde meşru, ispatlanabilir ve miktarı belli bir borç ilişkisi olduğuna ya da hükümlüler ..., ..., ... ve ...'ın mağdura yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu gerçekleştirmediklerine dair yeni bir delil veya olay olarak kabul edilemeyecek niteliktedir. Keza, yeniden yapılan yargılama kapsamında dinlenen mağdur ve tanığın anlatımları, dosya kapsamında önceden toplanan delillerle birlikte değerlendirildiklerinde dahi farklı tarihlerde gerçekleşen eylemlerin kabuldeki gibi yaşanmadığını veya sanıklara isnat edilen suçların bu sanıklar tarafından işlenmediğini ya da suçun unsurları itibarıyla oluşmadığını ortaya koyar nitelikte de değildir. Kaldı ki; mağdur ...'in, sanık ...'a suç tarihinden önce meşru ve ispatlanabilir bir borcu olduğu iddiası ile eylemin bu alacağı tahsil amacına yönelik olduğuna, ayrıca kendisinin zorla bir yere götürülmediğine dair aşamalarda değişen beyanlarının Yerel Mahkemece yapılan ilk yargılama sırasında da ileri sürüldüğü, kurulan mahkûmiyet hükmünde ve temyiz denetiminde inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle yargılamanın yenilenmesi sırasında ileri sürülen delil ve olayların; hükümlüler hakkında gerek mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçundan ve bu suça azmettirmeden kurularak kesinleşen mahkûmiyet hükümleri bakımından, gerekse mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma, nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurularak kesinleşen mahkûmiyet hükümleri bakımından; kesin hükmün olağanüstü yasa yolu ile bozulmasını haklı kılacak, "temel bir hatanın" düzeltilmesine hizmet edecek "güçlü ve zorlayıcı nitelikte" değerlendirilmesi mümkün yeni delil veya yeni olay olmadıklarının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yerinde görülmeyen itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak hükme esas alınan delil ve beyanların yeni delil veya yeni olay olarak kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Ulaşılan bu sonuç karşısında diğer itiraz sebepleri değerlendirilmemiş, inceleme konusu hükümlerle ilgili olarak hukuki sürecin, Özel (1. Ceza) Daire'nin 21.06.2023 tarih ve 3145-13 sayılı ilamı doğrultusunda sürdürülmesi için dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.