Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/193 E. 2026/259 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2024/193
Karar No
2026/259
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 434-195

I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli cinsel saldırı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, 6545 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 102/1, 102/3-b, 43/1, 62... . maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.03.2015 tarihli ve 434-195 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 15.06.2023 tarih ve 5557-4342 sayı ile; "...Sanığın yargılama konusu eylemlerinin ani ve kesintili olması nedeniyle sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı kapsamında kaldığı ve sanığa isnat edilen eylem açısından zamanaşımı süresi yönünden lehe olan 6545 sayılı Kanun değişikliğinden sonraki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 102 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde öngörülen cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır. ...5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 03.03.2015 tarihli mahkumiyet hükmü olduğu ve bu tarihten, temyiz incelemesi tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir. Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin, 03.03.2015 tarihli ve 2014/434 Esas, 2015/195 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği bozulmasına, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle düşmesine," karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 13.10.2023 tarih ve 167394 sayı ile; "...Suç tarihinde yürürlükte olan TCK'nın 102/1 maddesinin iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasını öngörmesi nedeniyle olağan dava zamanaşımı süresinin TCK'nın 66/1-d maddesi gereğince 15 yıl olduğunda şüphe yoktur. Bu sebeple mahkemenin uygulamasına göre hüküm tarihinden inceleme tarihine kadar bu sürenin geçmediği açıktır. Yüksek Dairenin sanığın suçuna ilişkin yaptığı vasıflandırmada eylemin sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Cinsel saldırı suçunun sarkıntılık suretiyle işlenmesi hali 6545 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle maddeye girmiştir. Buna göre atılı suçun cezası TCK'nın 102/1 madde 2. cümlesi gereğince iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasının öngörmektedir ki TCK'nın 66/1-e maddesi gereğince olağan dava zamanaşımı süresi sekiz yıl olarak kabul edilecektir. Ancak sanığa atılı suçun hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlendiğini iddia edildiği ve daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hal nedeniyle TCK'nın 102/3-b maddesi ile uygulama yapıldığı gözetildiğinde, yapılacak yarı oranında arttırım ile ceza üst sınırının beş yıl hapis cezasının üstüne çıkacağı ve TCK'nın 66/3 maddesi gereğince bu halin gözetilmesi nedeniyle olağan dava zamanaşımı süresinin TCK'nın 66/1-d maddesine göre 15 yıl olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Buna göre; 12.06.2014 olan suç tarihinden bu yana, dava zamanaşımını kesen herhangi bir usulü işlemden sonra 15 yıllık olağan dava zamanaşımı süresinin geçmesi ve Yüksek Dairenin düşme kararının hukuka aykırı olduğu,'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 25.01.2024 tarih ve 12577-755 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 102/3-b maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının ve bu bağlamda dava zamanaşımının gerçekleştiğinden bahisle Özel Dairece verilen düşme kararının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 06.06.1993 doğumlu katılan mağdur ...'nin, suç tarihinde ... Organize Sanayi Bölgesinde bulunan bir plastik fabrikasında işçi olarak çalıştığı ve evli olduğu, 30.07.1972 doğumlu sanık ...’nin ise evli ve iki çocuklu olduğu, katılan mağdur ile aynı fabrikada beyanlara göre ustabaşı, vardiya amiri olarak çalıştığı, 12.06.2014 tarihi öncesinde meydana gelen olayların, katılan mağdurun kolluğa müracaatı üzerine 28.06.2014 tarihinde adli mercilere intikal ettiği, Katılan mağdur ...; anılan plastik fabrikasında üç aydır işçi olarak çalıştığını, on beş gün kadar önce iş yerinde çay odasında mola bitişi işinin başına geçerken ustabaşı olan sanığın, kolundan tuttuğunu ve kendisini çektiğini, boynuna doğru öpmek için hamle yaptığını, kendisine ''Bırak, işime gideceğim.'' dediğini, sanığın ise ''Emin misin, bırakayım mı?'' şeklinde karşılık verdiğini, ardından da kendisini çekip bıraktığını, kendisine karşılık vermeyince sanığın tavır yaptığını ve kolileri, kasaları fırlatıp tekmelemeye başladığını, bu olaydan bir hafta kadar önce de saçından öptüğünü, ''Niye öpüyorsun?'' dediğinde sanığın karşılık vermediğini, yine mesaiye gelmiş olduğu bir gün arkası dönükken sanığın, kendisini yanağından öptüğünü, "Abi neden öpüyorsun?" diye sorması üzerine sanığın ''İçimden geldi ondan öptüm.'' biçiminde cevap verdiğini, sanığın iki veya üç defa da yanından geçerken boynunu üflediğini, anlattığı olayların bir kısmını iş arkadaşı ...'in gördüğünü, sanığa bu hareketleri yapması için herhangi bir umut veya karşılık vermediğini, işten kovulabileceğini düşünerek bu güne kadar şikâyetçi olmadığını, Tanık ...; bahse konu fabrikada yaklaşık bir buçuk yıldır çalıştığını, fabrikada ustabaşı olan sanığın iki hafta kadar önce makine başında parça temizleyen katılan mağdurun yanına gittiğini ve alnına doğru düşmüş olan saçından öptüğünü gördüğünü, konuştuklarını ise duymadığını ama katılan mağdurun tepkili ve üzgün olduğunu, yine birkaç gün önce sanığın, parçaları temizlediği sırada yanına gittiği katılan mağdurun dizlerine ellerini dayadığını, kalkmasını engellediğini, adı geçenlerin beş dakika kadar konuştuklarını uzaktan fark ettiğini, katılan mağdurun sanığa ilgi gösterdiğini veya cesaretlendirici bir hareketini görmediğini, sanığın daha önce fabrikada çalışan stajyer kadınlara da benzer hareketler yaptını gördüğünü, Tanık ...; taraflar ile aynı iş yerinde çalıştığını, olayın katılan mağdurun mesaiye kaldığı bir gece yaşandığını ve bu olayla ilgili hiçbir şey görmediğini, fabrikada konuşulduğu için olaydan haberinin olduğunu, İfade etmişlerdir. Sanık ... soruşturma aşamasında; aynı iş yerinde çalıştığı katılan mağdurun vardiya amiri olduğunu, suçlamaları kabul etmediğini, bütün çalışanlarla samimi ilişkiler kurduğunu, beyanın aksine katılan mağdurun işle ilgili soru sormak amacıyla kendisinin yanına geldiğini, yakınlaşmaya çalıştığını, kendisine temaslarının olduğunu, yaptıklarından rahatsız olduğunu katılan mağdura hareketleriyle belli ettiğini ancak kadın olduğu için ondan çekindiğini, bu sebeple onu sözlü olarak uyarmadığını, yakınlaşmasına karşılık vermediği için katılan mağdurun kendisine iftira attığını, çoğu zaman katılan mağduru iş yerine ait araba ile evine bıraktığını, aralarında iş arkadaşlığı dışında duygusal bir münasebet bulunmadığını, katılan mağdurun iş yerinde eşiyle sorunları olduğunu ve eşinin kendisine şiddet uyguladığını sık sık anlattığını, bazı rahat hareketlerini görmüş olmasına rağmen kötü niyetli olduğunu düşünmediğini, katılan mağdurla sohbet ettiği sırada ona basit el şakaları yapmış olabileceğini ancak bunun istismara varan boyutlarda olmadığını, Mahkemede ise; bir ara iş nedeniyle tartıştıkları, sonrasında katılan mağdurun, amiri olan şirket müdürüne giderek ''Ya bu işten çıkacak ya da ben şikâyet edeceğim!'' dediğini, şikâyet ederken kendisine işle ilgili kötü davranıldığını ve taciz edildiğini söylediğini, Savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 27.10.2021 tarihli ve 13-508 sayılı kararı ile süreklilik arz eden birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere; 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerle basit cinsel saldırı ve çocuğun basit cinsel istismarı suçlarına ilişkin yaptırımlar önemli bir şekilde arttırıldığından kanun koyucu "sarkıntılığı" daha az cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak düzenlemiştir. Adalet Komisyonu değişiklik gerekçesi, kanun koyucunun amacı ve 765 sayılı TCK'na ilişkin benzer yönler dikkate alındığında, 5237 sayılı TCK'da sarkıntılık; bir kimseye karşı cinsel arzuları tatmin amacıyla işlenen, vücut dokunulmazlığını ihlal eden, ani ve kesiklik gösterip devamlılık arz etmeyen, basit cinsel saldırı veya çocuğun basit cinsel istismarı yoğunluğuna ulaşmayan davranış veya davranışlar olarak kabul edilmelidir. Birbirini takiben yapılıp mağdurun vücudunun birçok değişik bölgesine dokunma eylemlerinin ani ve kesintili sayılayamayacağı da göz önüne alınmalıdır. Öte yandan sarkıntılığı aşan ancak vücuda organ veya sair bir cisim sokma veya bunlara teşebbüs boyutuna ulaşmayan cinsel amaçlı bedensel temasla gerçekleştirilen eylemler basit cinsel saldırı (mağdurun yaşına göre çocuğun basit cinsel istismarı) suçunu oluşturacaktır. Örneğin failin, mağdurun kalçasına dokunup kaçması, cinsel amaçla mağduru yanağından öpmesi, mağdurun göğsüne dokunması gibi davranışlar sarkıntılık suçunu, mağdurun önce yanağını öpüp sonra vücudunu okşayıp kucağına oturtması, kendi elbiseleri ile mağdurun elbiselerini çıkarak cinsel organıyla mağdurun anüsüne (veya vajinasına) sürtünmesi, mağdurun göğüsleri ile vücudunun sair yerlerini okşayıp mağdura cinsel organını tutturması şeklindeki davranışları ise mağdurun yaşına göre basit cinsel saldırı veya çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturacaktır. Uyuşmazlık konusu olan, cinsel saldırı suçunun TCK'nın 102. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde düzenlenen "kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi" hâlinden ne anlaşılması gerektiği hususuna gelince; TCK'nın 6. maddesinde kamu görevlisi "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi," şeklinde tanımlanmıştır. Anılan nitelikli hâlde kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasından söz edildiği için failin kamusal faaliyetin yürütülmesine hangi yolla veya sürede katıldığının önemi bulunmamaktadır. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü'nde nüfuz; "Sözü geçer olma durumu." ve "İstediğini yaptırabilme gücü; erk, kuvvet." olarak tanımlanmaktadır. Nüfuz, kamu görevlisinin görevinin vermiş olduğu yetki ve imkânlar nedeniyle sahip olduğu güç ve etkinlik; bunun kötüye kullanılması ise yetki ve imkânların sağladığı ayrıcalıklı üstün konumdan yararlanmaktır. Kamu görevlilerinin, kamu görevlisi olmalarından kaynaklanan nüfuzu (otoriteyi) kötüye kullanmaları eylemin işlenişi bakımından mağdurun direncini azaltacağından, bu durum daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli bir hâl olarak kabul edilmiştir (M. Emin Artuk-A.Gökcen-M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2019, 18. Baskı, s. 365.). Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için failin bir kamu görevini yerine getirmesi ve bu görevin sağladığı nüfuzu kötüye kullanması gerekir. Suç, görevin sağladığı otoriteden yararlanılarak işlenmelidir. Ancak mağdur ile fail arasında bir ast-üst ilişkisinin bulunması şart değildir. Failin yaptığı görevin niteliği, görevin mağdur üzerindeki etkisi nazara alınarak nüfuzun kötüye kullanılarak fiilin işlenip işlenmediği belirlenmelidir. Fail kamu görevi sayesinde mağdur üzerinde egemenlik kuracak durumda olmalıdır. Faille mağdur arasında herhangi bir hiyerarşi, otorite, tasarruf yetkisi veya nüfuz ilişkisi yoksa bu hüküm uygulanamaz (Durmuş Tezcan-M. Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 12. Baskı, s.370; Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 14. Bası, Ankara 2019, s.336.). Aynı bentte nitelikli hâl olarak kabul edilen bir diğer husus, cinsel saldırı suçunun hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesidir. Bu nitelikli hâlin uygulanması için, fail ile mağdur arasında bir hizmet ilişkisinin bulunması ve bu ilişkiden doğan nüfuzun kötüye kullanılması gerekir. Hizmet ilişkisinin kamusal veya özel bir kuruma bağlı olarak yerine getirilmesi önemli olmadığı gibi ücretsiz veya ücretli, sürekli ya da geçici olması da önemli değildir. Hizmet sözleşmesi yazılı veya sözlü bir şekilde kurulmuş olabileceği gibi yalnızca İş Kanunu çerçevesinde kurulmuş olması da gerekmemektedir. Hizmet ilişkisi içerisinde hizmeti yaptıran, hizmeti yapana iş ve para verdiği, onun üzerinde bir takım yetkiler (izin, disiplin cezası, tayin, terfi, ücret, çeşitli tercihlerde bazı kişilere öncelik verme, işten çıkarma vb.) kullandığı için bir üstünlüğe sahiptir. Başka bir deyişle failin mağdur üzerinde bir otorite veya tasarruf yetkisi bulunmaktadır. Aynı iş yerinde çalışan ve birbiriyle eşit durumda olan kişiler bakımından bu nitelikli hâl uygulanmayacaktır. Ancak her ikisi de çalışan olmasına rağmen aralarında hiyerarşik ilişki bulunan kişiler arasında (örneğin mağaza müdürüyle işçi arasında) bu nitelikli hâl gündeme gelecektir (Fahri Gökçen Taner, Türk Ceza Hukukunda Cinsel Özgürlüğe Karşı Suçlar, Seçkin Yayınları, Ankara 2023, 3. Baskı, s. 233-235). Gerek kamu göreviyle ilgili hiyerarşik konumun gerekse hizmet ilişkisinin, suç işlemek bakımından bir kolaylık sağlaması doğaldır. Ancak bu nitelikli hâlin uygulanması için sadece bu kolaylıktan istifade etmek yeterli değildir. Kötüye kullanılan nüfuzun doğrudan mağdurun iradesini etkilemesi ve buna bağlı olarak da saldırıya karşı direncinin kırılmış olması aranmalıdır. Ezcümle, kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin kötüye kullanıldığı her hâlde, bu ilişkilerin sağladığı kolaylıktan da faydalanılmış olmakta ise de kolaylıktan istifade edilen her hâlde nüfuzun suistimali gerçekleşmemiş olabilir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.12.2023 tarih ve 417-673 sayılı, 11.02.2026 tarih ve 449-87 sayılı kararları) TCK'nın ''Zaman bakımından uygulama'' başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasında; "Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur" hükmü yer almaktadır. Değişen ceza mevzuatı karşısında dahi hâlen geçerliliğini koruyan 23.02.1938 tarihli ve 23-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da; "Suçun işlendiği zamanın kanunu ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin farklı olması halinde, her iki kanunun birbirine karıştırılmadan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki kanuna göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı" şeklinde, lehe kanunun tespitinde başvurulacak yöntem ana hatlarıyla belirtilmiştir. Lehe kanun tespit edilirken, sabit kabul edilen somut olaya her iki kanunun ilgili tüm hükümleri birbirlerine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenerek karşılaştırılması, bu karşılaştırmada hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken normlar ile infaza ilişkin normların birlikte değil, ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği açıklanmıştır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.04.2017 tarih ve 117-253 sayılı kararı) Yine, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.01.2026 tarihli ve 651-17; 11.03.2026 tarihli ve 49-145 sayılı kararları ile süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, davaya konu suç için kanunda öngörülen zamanaşımının gerçekleşmemiş olması bir kovuşturma şartıdır. Yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, mahkeme ya da Yargıtay, kural olarak resen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verecektir. Bu hususta taraf iradelerine bir değer verilmemiştir. TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 67. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması durumunda ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır. Ayrıca, 10.01.1940 tarihli ve 6-64 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.06.2008 tarihli ve 153-179 sayılı, 26.01.2010 tarihli ve 246-9 sayılı kararlarında belirtildiği üzere son kesme işleminden sonra asli zamanaşımı süresinin dolması hâlinde zamanaşımı gerçekleşir. B. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Başkasına ait fabrikada vardiya amiri olarak çalışan sanığın, aynı fabrikada işçi olarak çalışan katılan mağduru kolundan tutup kendisine doğru çekerek öpmeye çalıştığı, katılan mağdurun karşı koyması üzerine onu bıraktığı, yine katılan mağdurun saçlarından öptüğü ve bu davranışları şikâyet tarihine kadar tekrarladığı kabul edilen olayda; Dosya kapsamındaki deliller, dinlenen tanıklar ile sanık ve katılan mağdurun beyanları birlikte değerlendirildiğinde; aynı fabrikada çalışıyor olmalarının verdiği kolaylıktan istifade eden sanığın, katılan mağdur üzerinde hizmet ilişkisinden kaynaklanan otoritesini veya tasarruf yetkisini kötüye kullanmak suretiyle eylemlerini gerçekleştirdiğinin dosyaya yansıyan deliller itibarıyla ortaya konulamadığı, katılan mağdurla aynı iş yerinde vardiya amiri olarak çalışmasının tek başına sanık hakkında TCK’nın 102/3-b maddesinin uygulanmasını gerektirmediği, ayrıca sanığın kabul edilen davranışların, katılan mağdurun beyanlarından da anlaşıldığı üzere ani ve kesintili nitelik taşıdığı, sarkıntılık düzeyini aştığını gösterir yoğunluk ve süreklilikte olmadığı bir bütün olarak gözetildiğinde, sanığın eylemlerinin sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçu kapsamında kaldığının kabulü gerekir. Her ne kadar itiraz kapsamında mahkemenin uygulamasına göre de hüküm tarihinden inceleme tarihine kadar dava zamanaşımı süresinin geçmediği ileri sürülmüş ise de lehe kanun değerlendirmesi sonucu sanık hakkında 6545 sayılı kanun değişikliğinden önceki TCK'nın 102/1. maddesinin uygulandığı da dikkate alındığında, sanığa isnat edilen suçun yaptırımı, TCK'nın 102/1. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiştir. TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresi 8 yıl; aynı Kanun'un 67. maddesi gereğince kesintili zamanaşımı süresi ise 12 yıldır. Buna göre zamanaşımını kesen son işlem olan 03.03.2015 tarihli mahkûmiyet kararı ile Özel Dairenin 15.06.2023 tarihli bozma kararı arasında, 03.03.2023 tarihinde asli dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/193, K. 2026/259, T. 22.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2024-193-e-2026-259-k-8b5bb052000d