Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/478 E. 2026/266 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2023/478
Karar No
2026/266
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 127-385

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun sarkıntılık suretiyle cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-2. cümlesi, 62... . maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ilişkin Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.11.2014 tarihli ve 127-385 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.03.2022 tarih ve 3226-2492 sayı ile; "Sanığın eylemlerini cinsel saikle işlediğine dair müştekinin soyut iddiasından başkaca şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.05.2022 tarih ve 33277 sayı ile; "TCK'nın 103/1-b maddesi kapsamında kalan mağdurun sanığın eylemine rızasının bulunmadığı ve sanığın ani bir hareketle mağdurun kalçasını sıkarak gerçekleştirdiği şeklinde sübut bulan eyleminin, sanığın hedef aldığı vücut bölgesi ve hareket şekli nazara alındığında cinsel saikle gerçekleştirildiğinin kabulü gerektiği, cinsel saikle gerçekleştirildiği kabul edilmese bile TCK'nın 103/1-b, maddesi gereğince mağdurun rızası hilafına gerçekleşen bu davranışın cinsel bir davranış olarak kabul edilmesi gerektiği, zira Yargıtay uygulamalarında şantaj yapmak, işlenen bir suçun mağdurca açığa çıkarılmasına engel olmak, öç almak veya aşağılamak saiki ile yapılan örneğin kişinin vücuduna sair cisim sokulması eylemlerinde eylemin cinsel saldırı olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. (Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11/11/2021 tarih ve 2021/13376 Esas, 2021/9162 Karar sayılı ilamı) Davranışın cinsel davranış olmasının yeterli olduğu, ayrıca saikin suçun oluşumuna bir etkisinin olmadığının kabulü gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 04.09.2023 tarih ve 8425-4750 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Katılan mağdurenin olay tarihinde 17... ay 20 günlük olduğu, sanıkla aynı köyde oturduğu, köy minübüsü şoförü olan sanığın ise 55 yaşında olduğu, 24.06.2013 tarihinde katılan mağdurenin ilçe merkezinden köyüne dönmek için sanığın kullandığı köy minübüsüne bindiği, yolcuların ekmek alması için minübüsün bir fırın önünde durması üzerine araçtan inen katılan mağdurenin fırında bulunduğu sırada sanığın kendisine cinsel istismarda bulunduğunu söyleyerek şikâyetçi olduğu, Katılan mağdurenin beyanının alınması sırasında hazır bulunan psikolog bilirkişinin, katılan mağdurenin cinsel taciz suçunun hukuki anlamda da değerlendirmesini yapabilecek bilişsel olgunlukta olduğunu, kendisini rahatça, samimi bir şekilde ifade ettiğini, beyanlarına itibar edilebileceğini değerlendirdiği, Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen 29.09.2014 tarihli raporda; mağduru bulunduğu olay nedeniyle katılan mağdurenin ruh sağlığının etkilendiği ancak bu etkilenmenin ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede olmadığı şeklinde görüş bildirildiği,

Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure aşamalarda; kadın kuaföründe çalıştığını, ikametten işe dolmuşla gelip gittiğini, olay günü saat 18.30 sıralarında işten çıktığını, durakta sürücüsü sanık olan minibüse bindiğini, minibüsün yolda ekmek fırınının önünde durduğunu, kendisinin de ekmek almak için minibüsten indiğini, fırının içerisine girip ekmek almak için müşterilerin arkasında beklediğini, tanık ...'in bir metre kadar sağında bulunduğunu, bir ara sanığın önünde bulunan tezgâhtan poşet alıp kendisinin bir metre arkasında bulunan tanık ...'e verdiğini, ardından sanığın arkasından geçerken sol kalçasını eli ile ittiriyormuş gibi sıktığını, "Ne yapıyorsun?" diye sanığa tepki gösterdiğini ancak sanığın duymamış gibi davrandığını, sinirlenip bağırarak fırından çıktığını, minibüsten çantasını alıp "Bir daha bu minibüse binenin..." diyerek minibüsten inip yolda yürümeye başladığını, sanığın arkasından seslenip nereye gittiğini sorduğunu, kendisin de ağlayarak "Git başımdan." dediğini, sonrasında annesine telefonla durumu anlattığını, yine hatırladığı kadarıyla iki sene kadar önce sanığın minibüsüne, okula gitmek amacıyla binerken sanığın eliyle omzuma dokunduğunu "Bin kızım minibüse." dediğini, bu olayı ailesine anlattığını, ancak o tarihlerde bunun kötü niyetli olduğunu düşünmediğini, Katılan ...; katılanın öz kızı olduğunu, olay günü eve geç kalınca telefonla kızını aradığını, kızının minibüs şoförü sanığın kendisine tacizde bulunduğunu söylediğini, olay nedeniyle sanıktan şikâyetçi olduğunu, sanıkla arasında bu olay dışında husumeti gerektirecek herhangi bir neden olmadığını, kızının daha önce de sanığın minibüse binerken elini omzuna koyarak "Bin kızım." şeklinde temas ettiğini anlattığını ancak sanık ve ailesini namuslu bir aile olarak bildikleri için bunun bir baba-kız ilişkisi gibi bir temas olduğunu kızına söylediğini, Tanıklar ..., ... ve ... beyanlarında benzer şekilde; olay günü sanığın kullanmış olduğu dolmuşa bindiklerini, katılan mağdurenin de dolmuşta olduğunu, ekmek fırınının önüne geldiklerinde yolcuların ekmek almak için fırına gittiklerini, kısa bir süre sonra katılan mağdurenin öfkeli bir şekilde gelerek eşyalarını aldığını "Bu minibüse binenin...." diyerek araçtan çıktığını, sonra sanığın katılan mağdurenin arkasından bir süre gidip tekrar minübüse gelerek "Bu kıza ne dediniz de öfkelendi." dediğini, kendilerinin de bilmediklerini söylediklerini, Tanık ...; olay günü dolmuştan inerek fırına ekmek almaya girdiklerini, fırının içerisindeyken katılan mağdure ile aralarında boşluk bulunduğunu, sanığın kendisine "Poşet mi bekliyorsun?" dediğini, "Evet." dediğini, poşeti katılan mağdurenin yanından geçerek verdiğini, o sırada katılan mağdureye temas etmiş olabileceğini ancak kendisinin görmediğini, ekmeği alarak dışarı çıktığını ve araca geçtiğini, araca giderken katılan mağdurenin araçtan indiğini gördüğünü, sanığın ona nereye gittiğini sorduğunu, katılan mağdurenin bir şeyler söylediğini, araç içinde olduğu için duymadığını, Beyan etmişlerdir. Sanık; Elbeyli-Düziçi arasında hatlı dolmuşun şoförlüğünü yaptığını, katılan mağdurenin köylüsü olduğunu, ailesini de tanıdığını, Düziçi'nde kuaförde çalışmasından dolayı günlük Düziçi'ne gelip gittiğini, bazen kendisinin minibüsüne bindiğini, aralarında bir husumet olmadığını, olay günü garajdan yolcularını aldığını, aralarında katılan mağdurenin de olduğunu, ekmek fırınının önünde durduklarını, yolcuların inerek ekmek almak için fırının içine girdiklerini, fırının içerisinde bir kalabalık oluştuğunu, katılan mağdurenin de ekmek almak için fırında olduğunu, kendisin de aracından inerek fırının içine girdiğini, fırıncının tek olması nedeniyle ekmek almak isteyen bir müşteriye poşet alarak verip ekmek alarak fırından çıktığını, katılan mağdurenin minibüsten çıkıp yolda ilerlemekte olduğunu gördüğünü, arkasından seslendiğini, katılan mağdurenin öfkeli ve ağlayarak "Gitmeyeceğim." diyerek ordan uzaklaştığını, minibüse gelip yolculara, katılan mağdureye kim ne söyledi de gitti diye sorduğunu, yolcuların bir şey söylemediklerini, katılan mağdurenin "Bu minibüse binenin..." deyip çıkıp gittiğini, Elbeyli köyüne gelip yolcuları dağıttıktan sonra katılan mağdurenin annesinin yolunu kesip aracını taşladığını, evine gittikten sonra da evini ve kendisini taşladığını, katılan mağdureyi taciz etmediğini, fırının içerisinde kalabalık nedeniyle ekmek alırken kendisine çarpmış olabileceğini ancak bunu hatırlamadığını, bu konuyu yanlış anlayarak ailesine anlatmış olabileceğini, mağdurenin babası ve dedesinin kendisine ait taşınmaz içerisinden yol istediklerini, vermediği için bu komployu kurup kendisine iftira ettiklerini savunmuştur. V. GEREKÇE A.İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Katılan mağdurenin ekmek almak için fırında beklediği sırada sanığın kalçasını sıkmak suretiyle cinsel istismarda bulunduğunu belirterek şikâyette bulunması üzerine adli makamlara taşınan olayda; Katılan mağdurenin sanığın kullandığı araçta köyüne gitmek üzere yolcu olarak bulunduğu, sanığın, minibüsü yolcuların ekmek alması için ekmek fırınının önünde durdurduğu, katılan mağdurenin de ekmek almak için indiği, bir süre sonra fırından sinirlenerek çıktığı, öfkeli ve ağlamaklı şekilde minibüsteki eşyalarını alarak minibüsten indiği, sanığın arkasından gittiği, katılan mağdureye "Nereye gidiyorsun?" dediği, katılan mağdurenin yoluna devam edip minibüse dönmediği hususunda bir ihtilaf bulunmadığı sanık savunması, katılan mağdure beyanı ve tanıkların beyanlarından anlaşılmaktadır. Katılan mağdure, fırından ekmek almak için diğer müşterilerin arkasında beklediği sırada sanığın aralarında mesafe bulunduğu hâlde tanık ...'e poşet vermek bahanesiyle arkasından geçerek kalçasını sıkmak suretiyle cinsel istismarda bulunduğunu, sinirlenip sanığa "Ne yapıyorsun?" dediğini, bağırarak fırından çıktığını, minibüsten eşyalarını alarak minibüsü terk ettiğini, sanığın arkasından geldiğini "Git başımdan." diyerek yoluna devam ettiğini belirtmiş, katılan mağdurenin sanığın eyleminden sonrasına ilişkin anlatımı olaydan hemen sonra verdiği tepkileri gören tanıkların beyanları ile doğrulanmıştır. Sanık kollukta savunmasında yolcuların ekmek almak için indiğini, katılan mağdureyi fırının içinde gördüğünü, kendisinin de aracından inerek fırına girdiğini belirtmiştir. Kollukta ve mahkemedeki ilk savunmasında köylüsü olan katılan mağdure ve ailesi ile aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını belirten sanığın, katılan mağdureyi fırının içinde gördükten sonra kendisinin de fırına girdiği, tanık ...'in aşamalarda beyanlarında sanık ...'ın aralarında mesafe olduğu hâlde kendisine poşet isteyip istemediğini sorarak poşet verdiği, katılan mağdurenin olaydan hemen sonra tepki gösterdiği, ailesini durumdan haberdar ettiği, kolluk makamlarına olayın hemen ardından şikâyette bulunduğu hususları dikkate alındığında, ikame olunan ve tartışılan delillerin, sanığın, fırının içinde oluşan kalabalıktan yararlanarak katılan mağdureye yönelik sarkıntılık suretiyle cinsel istismar eylemini gerçekleştirerek müsnet suçu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olduğu kabul edilmelidir. Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2-Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.03.2022 tarihli ve 3226-2492 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin verilen 21.11.2014 tarihli ve 127-385 sayılı mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA, 4- Dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/478, K. 2026/266, T. 29.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2023-478-e-2026-266-k-acdf0e217a99