Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/3083 E. 2026/4428 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/3083
Karar No
2026/4428
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2482 E., 2025/2426 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 13. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/222 E., 2021/261 K. BİRLEŞEN DAVA MAHKEMESİ :İstanbul 31. İş Mahkemesi SAYISI :2019/283 E., 2019/339 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin miktardan reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı vekili asıl davada müvekkilinin 07/11/2014 tarihinden itibaren davalı ... Bakanlğına bağlı Beyoğlu Göz ... Araştırma Hastanesinde bilgi işlem sorumlusu olarak net 2.600,00 TL ücret ile çalışmaya başladığını, her ne kadar alt işveren işçisi olarak çalışmış ise de davalı Bakanlığın kendi işçilerinin yaptığı işleri yaptığını belirterek, ilave tediye ücreti, eşit işlem borcuna aykırılık tazminatı ve eksik ödenen ücret alacaklarının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; iş sözleşmesinin müvekkilince haklı sebeple feshinden dolayı kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti alacağı, ilave tediye ücret alacağı ve fazla çalışma ücret alacağının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkili Bakanlığın davacının işvereni olmadığını, davacının yüklenici firmaların işçisi olarak çalıştığını, davanın husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen davaya karşı cevap dilekçesinde; müvekkili Bakanlığın davacının işvereni olmadığını, davacının yüklenici firmaların işçisi olarak çalıştığını, davanın husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, iş sözleşmesinin davacının devamsızlığı nedeniyle haklı sebeple feshedildiğini, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ... ile ihbar olunan şirketler arasında yapılan sözleşmeler, eki Teknik Şartname hükümleri ile işyerinde yapılan işin niteliği birlikte değerlendirildiğinde taraflar arasında 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesine uygun asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulduğu, tanık anlatımlarında davacı işçinin bilgi işlem sorumlusu olarak çalıştığı belirtilmiş olmakla asgari ücretin %59 fazlası dikkate alınarak, yol ve yemek bedeli ile ilave tediye ücreti de eklenerek davacının giydirilmiş brüt ücretinin 4.997,70 TL olduğu, alacakları ödenmeyen işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğinin anlaşıldığı, kıdem tazminatına hak kazandığı, yıllık izin alacağı ile fazla çalışma ücret alacağının bulunduğu, davacı her ne kadar alt işveren işçisi olarak çalışmış olarak gözükse de davalı Bakanlığın kendi işçilerinin yaptığı işleri davalı Bakanlığın sigortalı işçileri ile birlikte yaptığı, ancak kadrolu işçilerin almış oldukları ücret ve sosyal haklardan yararlandırılmadığı anlaşıldığından fark ücret ve sosyal hak alacağı olduğu tespit edildiği, ilave tediye alacağının bulunduğunu, davacının ayrımcılığa uğradığına ilişkin yazılı bilgi/belge bulunmadığından ayrımcılık tazminat talebinin reddinin gerektiği gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının dosya kapsamına, usul ve kanuna uygun olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davalının ihale makamı olduğunu, varsa alacaklardan yüklenici firmaların sorumlu olduğunu, 2. Davacının iş sözleşmesinin devamsızlık sebebiyle sona erdiğini, kıdem tazminatına hak kazanamayacağını, 3. Davanın alt işverenlere ihbarına ilişkin talebin yerine getirilmediğini, yıllık izin bakımından işyeri kayıtlarının yüklenici firmalar nezdinde yer aldığını, davanın teşmilinin gerektiğini, 4. Fazla çalışma ücreti alacağının husumetli tanık anlatımları neticesinde hüküm altına alındığını, 5. Muvazaa tespitiyle ilgili dosyada somut delil bulunmadığını, tanık anlatımlarında dahi muvaza olgusunun çıkarılamadığını, 6. Davacı ile aynı işi yapan kadrolu personelin bulunmadığını, müvekkil ile yüklenici firma arasında gerçek bir hizmet alım sözleşmesinin bulunduğunu, 7. Davacının Bakanlığın kadrolu işçisi olmadığı gibi sözleşmeye dayalı işçisi olmadığını, ilave tediye alacağına hak kazanma koşullarına sahip olmadığını, 8. Davacı vekilinin teknik ve idare şartnameye dayalı olarak hak ve alacak talebinde bulunmasının kabul edilemez olduğunu, teknik ve idari şartnamelerin ihale sözleşmesinin eki olduğunu, tarafları ihale makamı ve alt yüklenici firmaları bağladığını, davacının sözleşmesinin tarafı olmadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı ile dava dışı alt işverenler arasındaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı, muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve buna göre davacının asıl işveren işçisi sayılıp sayılamayacağı, idari ve teknik şartnamelere göre davacı işçinin ücretinin eksik ödenip ödenmediği ile davacının talep ettiği alacaklara hak kazanıp kazanmadığı ile hesaplanma yöntemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 6100 sayılı Kanun'un 61 vd. maddelerinde düzenlenen davanın ihbarı ile taraflardan biri davayı kaybettiği taktirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir. İhbar yazılı olarak yapılır. İhbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir. Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir. Müdahale talebinde bulunan 3. kişi, yanında katılmak istediği tarafı, müdahale sebebi ve bunun dayanaklarını belirten bir dilekçeyle mahkemeye başvurur. Müdahale dilekçesi, davanın taraflarına tebliğ edilir. Mahkeme, gerekirse taraflarla birlikte 3. kişiyi de dinlenmek üzere davet eder, gelmeseler dahi müdahale talebi hakkında karar verir. 6100 sayılı Kanun'un yukarıda belirtilen ilgili hükümleri dikkate alındığında Mahkemece, davalının, davanın ihbarını talep ettiği şirkete ihbar dilekçesinin usulüne uygun tebliği sağlanmadan karar verilmesi hatalıdır. Davalı vekilinin ihbar talebi hakkında herhangi bir işlem yapılmaması savunma ve hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması mahiyetinde olduğundan davalı tarafça davanın ihbarı talep edilen şirkete ihbar dilekçesi ve dava dilekçesinin tebliği sağlanarak, ihbar edilen şirketin sunması hâlinde beyan dilekçeleri ile delilleri değerlendirilmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3. Yıllık izin ücret alacağı bakımından yapılan değerlendirmede; davalı tarafça dosyaya bir kısım yıllık izin çizelgelerinin sunulduğu ve incelenmesinde; bazı tarihlerde "y.i" şeklinde ibarelerin bulunduğu görülmüştür. Bilirkişi tarafından yapılan değerlendirmelerde davalı tarafça dosyaya yıllık izin hususuna ilişkin herhangi bir yazılı kayıt ileri sürülmediği gerekçesiyle hesaplama yaptığı görülmektedir. Oysa yapılan hesaplama ve değerlendirme hatalı olup bozmayı gerektirmektedir. Öncelikle yukarıda 2 numaralı kısımda belirtildiği üzere davanın ihbarı neticesinde alt işveren şirketler tarafından dosyaya kazandırılacak belgeler ile dosyaya sunulan yıllık izin çizelgelerinin değerlendirilmesi ile kullanıldığı tespit edilen sürelerin düşürülmesi neticesinde davacının hak kazanacağı yıllık izin ücretinin tespiti yönünde bilirkişiden ek rapor alınması gerekmektedir. 4. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2/7 hükmüne göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren alt işveren ilişkisi denilmektedir. Maddeye göre asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanun'dan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Dolayısıyla asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulabilmesi için iki işverenin bulunması, mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işin varlığı ve asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi hâlinde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektirme unsurunun gerçekleşmiş olması gerekir. Sözü edilen bu hususların, aksi kanıtlanabilen adi kanuni karineler olduğu kabul edilmelidir. Muvazaa ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesini arzu etmedikleri, görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Muvazaada, taraflar arasında üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmakta ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaa genel ispat kuralları ile ispat edilebilir. Bunun dışında işverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla 4857 sayılı Kanun'un 2/8 hükmünde bazı muvazaa kriterlerine de yer verilmiştir. Maddenin sekizinci fıkrasına göre, asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi hâlde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş, bölünerek alt işverenlere verilemez. Davalı Bakanlık tarafından sunulan belgelerden ihalelere konu işin "Hastane Bilgi Yönetim Sistemi Kurulum Bakım ve Destek Hizmeti Alımı" işi olduğu, işin kapsamının teknik şartnamelerde belirlendiği, hizmet alımının hasta kayıt, hasta kabul ve yatış, eczane ve ambar hizmetleri ile döner sermaye gelir gider tahakkuk, vezne ve muhasebe hizmetlerini içerdiği anlaşılmaktadır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacı söz konusu hizmet alım sözleşmeleri kapsamında bilgi işlem personeli/yazılım destek elemanı olarak çalışmıştır. Davacı tarafından yürütülen işin hastaların bilgilerinin sistem veri tabanına işlenmesi, hasta kayıt, hasta kabul ve yatış hizmetleri gibi işlemleri kapsadığı, asıl işin hasta teşhis ve tedavisi olduğu, davacının yaptığı işin ise asıl işin yardımcısı niteliğinde olduğu ve bu nedenle hizmet alımı yoluyla gördürülmesinin yasal olarak mümkün olduğu görülmektedir. Davacının, hizmet alım sözleşmesi dışında farklı bir işte çalıştırıldığına dair dosyada herhangi bir bilgi de yer almamaktadır. Bu itibarla davalı Bakanlık ile dava dışı işverenler arasındaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunun kabulü ve buna bağlı olarak ilave tediye alacağının hüküm altına alınması ile giydirilmiş brüt ücret hesabında ilave tediye ücretinin eklenmesi, İlk Derece Mahkemesi tarafından da bu şekilde hesaplanan giydirilmiş brüt ücret üzerinden yapılan hesaplamaların hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 5. Somut uyuşmazlıkta hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacının ücretinin, 01.01.2014-31.12.2015 tarihleri arasında hizmet alım sözleşmesine göre asgari ücretin %59 fazlası olarak ödendiği, 2016, 20 17... yıllarına ilişkin herhangi bir sözleşmesel oranın bulunmadığı ancak bilirkişi tarafından tüm dönemler bakımından asgari ücretin %59 fazlası olduğu kabulü ile fark ücret alacağı hesaplanmıştır. Ne var ki varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemiştir. İhale şartname veya sözleşmesinde belirlenen ücretin etkisi ile ilgili olarak Dairemizce, işçinin ihale ile belirlenen ücreti talep edebileceği, ancak bu ücretin asgari ücretle irtibatlandırılması durumunda, sonraki ihalede asgari ücretle bağlantı kurulmadığı takdirde ihalenin bitimi ile bu bağlantının kesileceği kabul edilmiştir. Diğer yandan, yeni ihalede asgari ücretle bağlantıda daha düşük bir katsayının belirlenmesi durumunda ise 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesi uyarınca bu ücretin altına düşmemek kaydıyla, asgari ücretle bağlantısı kesilen önceki ücretin uygulanmasına devam edilmelidir. İhalelerde işçilere ödenecek ücret belirlenmiş ise ihale kapsamında çalışan işçinin ihalede yazılı ücretin kendisine ödenmesini talep etmesi mümkündür. Bazı ihalelerde ise işçilere ödenecek ücret asgari ücretle irtibatlandırılarak asgari ücretin belli bir oran fazlası olarak kararlaştırılmaktadır. Bu tür ihalelerde ihalenin bitimi ile ücretin asgari ücretle bağlantısının kesileceği açıktır. Ancak yeni ihalede asgari ücretle bağlantıda daha düşük bir oran belirlendiği takdirde ise 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesi uyarınca bu ücretin altına düşmemek kaydıyla asgari ücretle bağlantısı kesilen önceki ücretin altına inilemeyecek sabit bir ücret olarak uygulanmasına devam edilmesi gerekmektedir. Dosya kapsamına göre somut uyuşmazlıkta, davacının ücretinin ihale şartname veya sözleşmelerine göre belirlendiği ve davacının ücretinin düşürülmesine muvafakati bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacıya ödenmesi gereken ücret miktarı, yukarıdaki paragrafta belirtilen hususlar dikkate alınarak saptanmalıdır. Bu kapsamda olmak üzere öncelikle davacının kapsamında çalıştığı tüm hizmet alım sözleşmeleri ekleriyle birlikte temin edilmeli, bundan sonra davacının düşürülmeden önceki en son ücreti, sonraki dönemler için asgari olarak sabit şekilde ödenmesi gereken ücret miktarı olarak kabul edilerek, yeni ihalede asgari ücretle bağlantıda daha düşük bir katsayı belirlendiğinde yeni ihale ile belirlenen ücretin de altına düşmemek kaydıyla, asgari ücretle bağlantısı kesilen önceki ücretin uygulanmasına devam edilmek suretiyle yapılacak hesaplamaya göre sonuca gidilmelidir. Ayrıca davacının 01.01.2019 tarihli belirli iş sözleşmesi imzaladığı, bilirkişi incelemesinde 2019 yılı için sözleşmede belirlenen ücretin yahut oranın esas alınarak hesaplamaların yapılması suretiyle davacının fark ücret alacağı bulunup bulunmadığının ve varsa miktarının açıklanan şekilde belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 6. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş ve işyerinden çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dâhilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Çalışma sürelerinin ispatı noktasında işverene karşı dava açan tanıkların beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması gerekir. Fazla çalışma alacağının ispatında salt menfaat birlikteliği olan tanık beyanlarıyla sonuca gidilemez. Bununla birlikte başkaca delil ya da olgularla desteklenen bu tür tanık beyanlarına itibar edilmelidir. Bu çerçevede; işin ve işyerinin özellikleri, davalı tanıklarının anlatımları, iş müfettişinin düzenlediği tutanak veya raporlar ve aynı çalışma dönemi ile ilgili olarak söz konusu alacağın varlığına ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararları gibi hususlar başkaca delil ya da olgular olarak değerlendirilebilir. Somut dosyada; davacı dava dilekçesinde sadece 3-4 ayda bir cumartesi günü çalıştığını söylemiştir. Davacı tanıklarının alınan yeminli beyanlarında davacının bir buçuk ay tek çalıştığı bir sürenin olduğunu, davacının ayda bir cumartesi günü çalıştığını ifade ettiği görülmüştür. Bilirkişi raporunda; davacının ayda bir cumartesi fazla çalışma yaptığı ve 1,5 ay tek çalıştığı döneme ilişkin fazla çalışma hesabı yaptığı görülmüştür. Ne var ki yapılan hesaplama dosya kapsamına uygun değildir. Davacı dava dilekçesindeki fazla çalışma hesabına ilişkin talebini tanık anlatımlarından sonra genişletmiştir. Davalı tarafın dosya kapsamında bu hususa muvafakati bulunmadığından davacının talebini aşar mahiyette fazla çalışma ücret alacağı hesabı dosya kapsamına uygun düşmemiştir. Bu yönden de verilen hüküm hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2026/3083, K. 2026/4428, T. 13.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2026-3083-e-2026-4428-k-c53fc20019af