Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/2820 E. 2026/2841 K. – Alacak

Konu: Alacak

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/2820
Karar No
2026/2841
Karar Tarihi
Konu
Alacak

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/914 E., 2025/1245 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 83. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/221 E., 2025/22 K.

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 01.12.2025 tarihli ve 2025/6049 Esas, 2025/9340 sayılı kararıyla kararın bozulmasına karar verilmiştir. Davalı .. İnşaat Sanayi ve Tic. AŞ (.. Şirketi) vekili maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince verilen süre uzatım kararı ile cevap süresinin uzatıldığını, süre uzatım kararı uyarınca yasal cevap süresi içerisinde cevap dilekçesinin dosyaya sunulduğunu, bu nedenle cevap dilekçesinin süresinde sunulmadığı yönündeki hükmün hatalı olduğunu belirterek Daire kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, Yargıtayca temyiz incelemesinin yapıldığı sırada dosyada bulunan bir belgenin gözden kaçırılması, maddi hata sebebi olarak açıklanmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararı ile 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara Mahkemece uyulmasına karar verilmesi hâlinde dahi usuli kazanılmış hak oluşmaz ve Yargıtayın hatalı kararından dönülmesi mümkündür. Dosyanın değerlendirilmesinde; dava dilekçesinin 24.11.2015 tarihinde davalı ... Şirketine tebliğ edildiği, 03.12.2015 tarihinde süre uzatım talebinde bulunulduğu ve İlk Derece Mahkemesince yasal cevap verme süresinin dolmasından itibaren iki hafta uzatma kararı verildiği ve davalı ... Şirketi vekili tarafından süresi içerisinde 22.12.2015 tarihinde cevap dilekçesi sunulduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan sebeple; Dairemizin 01.12.2025 tarihli kararının maddi hataya dayanması sebebiyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalılara ait yurt dışı şantiyesinde 04.09.2012 - 30.09.2014 tarihleri arasında torna ustası olarak 1.800,00 USD ücretle çalıştığını, yemek ve barınmanın işverence karşılandığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haklı sebep olmaksızın sonlandırıldığını, kısmi bir tazminat ödemesi yapıldığını, pasaportun verilmesi karşılığında müvekkilinden ibra sözleşmesi alındığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde; işin yapımının ...-... ... ... İş Ortaklığı tarafından taahhüt edildiğini, yetki itirazında bulunduklarını, husumeti kabul etmediklerini, davacının iş sözleşmesi sona erdirildiğinde tüm alacaklarının kendisine ödendiğini, uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanamayacağını, davacının herhangi bir alacağının kalmadığını savunarak davanın usulden ve esastan reddini istemiş, cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 2. Davalı ... AŞ (SPA) vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunduklarını, davacı ile müvekkili Şirket arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığını, davacının iddialarını kabul etmediklerini savunarak davanın usulden ve esastan reddini istemiş, cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı def'inde bulunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre davacının 05.09.2012-29.09.2014 tarihleri arasında çalıştığı, taraflar arasındaki sözleşmenin Türkçe olarak imzalanması, hukuk seçiminin yapılması, çalışılan ülke hukukunun uygulanması gerekçesiyle kararın kaldırılması üzerine dosyanın incelenmesinde, taraflar arasındaki iş sözleşmesinde uyuşmazlıklara ... Sultanlığı hukukunun uygulanması gerektiği, taraflar arasındaki 12.09.2012 tarihli yurt dışı iş sözleşmesinin 16. maddesinde uyuşmazlık hâlinde çalışılan ülke hukukunun uygulanacağının kararlaştırıldığı, Türkçe olan bu sözleşmenin davacı tarafından imzalandığı, ... İş Kanunu'ndaki zamanaşımı süresi olan 1 yıl zamanaşımı süresi esas alınarak davanın reddi gerektiği, davanın açıldığı tarihteki emsal kararlara dayanılarak davanın açılması nedeniyle davanın reddi durumunda davalılar lehine çıkacak vekâlet ücretinin hakkaniyetli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda davacının ..'da çalıştığı ve yabancılık unsurunun tarafların kabulünde olduğu, cevap dilekçesi ile somut olayda Türk hukukunun uygulanamayacağının davalı tarafça savunulduğu, davacının 05.09.2012-29.09.2014 tarihleri arasında çalıştığı, davanın 12.11.2015 tarihinde açıldığı, zamanaşımı süresinin dolduğu, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 2. Bölge Adliye Mahkemesinin 20.06.2025 tarihli ek kararı ile; verilen kararın kesin olduğunun belirtildiği, ancak reddedilen alacak miktarı dikkate alındığında karara karşı temyiz yolunun açık olduğu, maddi hata sonucu kararın kesin olduğunun belirtildiği gerekçesiyle kararın temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davalıların cevap dilekçelerinde zamanaşımı def'inde bulunmadığını, bu nedenle davanın zamanaşımından reddinin hatalı olduğunu, kaldı ki ... hukukuna göre zamanaşımı değerlendirilmesinin de hatalı olduğunu, sözleşmede çalışılan ülke hukukunun seçildiği hususlarda zamanaşımı olgusunun bulunmadığını, 2. Uyuşmazlığın çözümünde Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, 3. Davacının ücretinin fazla çalışma ücreti dâhil olmadan 1.800,00 USD kabul edilmesi gerektiğini, 4. İmzalanan iş sözleşmeleri yabancı dilde düzenlendiği gibi işveren baskısı ile imzalandığından bu sözleşmelere dayanılarak hukuk seçimi yapıldığından söz edilemeyeceğini, 5. Davalı ... SPA Şirketi yabancı hukuk itirazında bulunmadığından, ... SPA Şirketinin işçilik alacaklarından Türk hukukuna göre sorumlu olması gerektiğini, diğer davalının yabancı hukuk itirazının ... SPA Şirketine sirayet edemeyeceğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, uygulanacak hukuk, zamanaşımı def'i ve davanın süresinde açılıp açılmadığına ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.

Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Dairemizin 01.12.2025 tarihli ve 2025/6049 Esas, 2025/9340 Karar sayılı kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 31.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2026/2820, K. 2026/2841, T. 31.03.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2026-2820-e-2026-2841-k-90d9830a3545