Yargıtay · 9. Ceza Dairesi

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2021/13985 E. 2023/7610 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Ceza Dairesi
Esas No
2021/13985
Karar No
2023/7610
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/106 E., 2016/13 K. SUÇ : Beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı HÜKÜM : Ceza verilmesine yer olmadığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Suça sürüklenen çocuk (SSÇ) hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Söke Cumhuriyet Başsavcılığının 06.04.2015 tarihli iddianamesi ile suça sürüklenen çocuğun beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. 2. Söke 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.01.2016 tarihli ve 2015/106 Esas, 2016/13 Karar sayılı kararıyla suça sürüklenen çocuk hakkında atılı suçtan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 31 inci maddesinin ikinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz İsteği Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, SSÇ'nin atılı eylemi gerçekleştirdiğine dair kabule yetecek her türlü şüpheden uzak, kesin deliller bulunmadığından kararın bozularak beraatine karar verilmesi gerektiğine ve dilekçesinde belirttiği diğer hususlara yöneliktir. III. OLAY VE OLGULAR Mahkemenin Kabulü 1. Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller olan; soruşturma evrakı, SSÇ savunmaları, katılanlar ve şikayetçi beyanları, tanık beyanları, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalının 11.02.2015 tarihli ve 06.03.2015 tarihli raporları, SSÇ'ye ait nüfus ve adli sicil kayıtları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; olay tarihinde mağdurun, akrabası olan SSÇ'nin ailesinin evinde kaldığı, mağdurun alınan beyanında evde kaldığı dönemde SSÇ ile oyun oynadıklarını, bilgisayarda film izlediklerini, sonra da SSÇ'nin pantolonunu çıkardığını, sonrasında kendi pantolonunu ve iç çamaşırını da çıkardığını, sonra arkasına geçip canını acıttığını, bu olayın sadece bir defa gerçekleştiğini beyan ettiği, uzman psikolog ve kamera eşliğinde alınan beyanında mağdurun sosyal gelişiminin kendini ifade edebilecek şekilde geliştiği, olayın mağdurun anlattığı şekilde gerçekleşmiş olma ihtimalinin yüksek ihtimal olduğu uzman psikolog tarafından tespit edildiği, mağdurun annesi şikayetçi ...'un ssç'nin akrabaları olması nedeniyle şikayetinden vazgeçtiği, SSÇ'nin ise müdafi huzurunda alınan savcılık ifadesinde; mağdurun belirtmiş olduğu cinsel istismar iddiasını kabul etmediğini, mağdurun yaz aylarında yaklaşık iki üç ay civarı kendilerinde kaldığını, kendisinin çalıştığı için gün içinde evde olmadığını, akşam da geç saatte geldiğini, mağdurla evde hiç yanlız kalmadıklarını, mağdura belirttiği şekilde cinsel istismarda bulunmadığını beyan ettiği, huzurda alınan savunmasında da benzer şekilde savunmada bulunduğu, Mahkeme huzurunda da bilgilerine başvurulan tanıklar .... ve ....'nin savcılıkta vermiş oldukları ifadelerine benzer yönde böyle bir olaya şahit olmadıklarını beyan ettikleri anlaşılmıştır. 2. Mağdurun Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalınca yapılan adli muayenesinde anüsünde anal pililere paralel seyirli 0.5X0.1 cm lik eski bir skar olduğunu, saptanan bulgunun geçirilmiş livata eylemi ile oluşmasının mümkün olduğu, bu lezyonun muayene tarihinden on gün veya daha önce bir zamanda oluştuğu uğradığı iddia edilen cinsel istismar fiilinden dolayı ruh sağlığının bozulmuş olduğu 11.02.2015 tarihli ve 74258993-062-128 sayılı ve 06.03.2015 tarihli 74258993-062-220 sayılı raporlarda belirtildiği anlaşılmış; mağdurun olay tarihindeki yaşı göz önüne alındığında atılı eylemi ve anlatım şeklini kurgulamasının mümkün görülmediği, yine bu anlamda SSÇ ile aralarında bir husumetin bulunamayacağı, kuzeni olan SSÇ'ye karşı iftira atmasını gerektirecek bir bulgunun dosya içerisinde mevcut olmadığı, mağdur çocuğun Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalınca yapılan adli muayenesinde anüsünde saptanan bulgunun geçirilmiş livata eylemi ile oluşmasının mümkün olduğu, mağdur çocuğun atılı eylem nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun belirlendiğine dair raporların bulunduğu da dikkate alınarak mağdur çocuğunun kendisi hakkında gerçeğe aykırı bir şekilde rencide edici böyle bir iddiada bulunması hayatın olağan akışına aykırı bulunmuş, mağdur anlatımının diğer yan delillerle desteklendiği kanaatine varılmış, olay sebebiyle ruh sağlığının bozulduğu da belirlendiğinden mağdurun beyanı üstün tutularak, atılı suçun sübuta erdiği anlaşıldığından suça sürüklenen çocuğun aksi yöndeki savunmasına itibar edilmemiştir. 3. 5237 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında, fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması durumunda ceza sorumluluğunun bulunmadığı, ancak aksi halde verilecek cezada indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir. Suça sürüklenen on iki-on beş yaş grubundaki çocuklar hakkındaki algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin saptanmasıyla ilgili olarak 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun (ÇKK) 35 inci maddesinin birinci fıkrasında şu hüküm yer almaktadır: "Bu Kanun kapsamındaki çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hakimleri veya Cumhuriyet Savcılarınca gerektiğinde çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren inceleme yaptırılır. Sosyal inceleme raporu, çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin mahkeme tarafından takdirinde gözönünde bulundurulur." Bu yasal düzenleme ile Sosyal İnceleme Raporu'nda (SİR) belirlenen saptamalar çerçevesinde küçüğün işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı konusunda karar verme yetkisi Mahkemeye ait bulunmaktadır. Ancak Mahkeme bu konuda karara varabilmek için SİR ve uzman hekim raporundan yararlanmalıdır. Nitekim, Resmi Gazete'nin 24.12.2006 tarih ve 26386 sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu'nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 20 nci maddesinin birinci fıkrasında SİR alınması gerektiği belirtilmiş, aynı maddenin yedinci fıkrasında ise, Mahkemece çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması halinde, kararda gerekçesinin gösterilmesi zorunlu kılınmıştır. Yönetmeliğin 20 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında sosyal inceleme raporu ile uzman hekim raporunun alınması gerektiği şöyle açıklanmıştır: "(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş, onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından sosyal inceleme yaptırılması zorunludur. Fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş, onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdir yetkisi münhasıran mahkemeye aittir. Sosyal incelemeyi yapan bilirkişi, çocuğun içinde bulunduğu aile ortamı, sosyal çevre koşulları, gördüğü eğitim, fiziksel ve ruhsal gelişim i hakkında bir rapor düzenler. Hakim, bu yaş grubuna giren çocuğun kusur yeteneğinin olup olmadığını takdir ederken, görevlendirdiği bilirkişinin hazırlamış bulunduğu raporda yer verilen gözlem, tespit ve değerlendirmeleri gözönünde bulundurur. İkinci ve üçüncü fıkralardaki hallerde, hakim veya mahkeme, sosyal inceleme raporu ile birlikte çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin belirlenebilmesi amacıyla adli tıp uzmanı, psikiyatrist ya da zorunluluk halinde uzman hekimden görüş alır." 4. Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesi neticesinde; SSÇ'nin suç tarihi itibariyle 5237 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında on iki-on beş yaş grubu içinde kaldığı, SSÇ hakkında Kuşadası Devlet Hastanesinin ilgili raporu ile atılı suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiili ile ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varolduğunun belirtildiği, ancak uzman Y.G. tarafından hazırlanan sosyal inceleme raporunda SSÇ'nin işlediği iddia edilen suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin geliştiği fakat davranışlarını toplum ölçütlerine göre yönlendiremediğinin, bu halde SSÇ hakkında danışmanlık tedbirinin uygulanmasının yararlı olacağının belirtildiği, yine Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalınca SSÇ hakkında 04.01.2015 tarihinde verilen raporda suç tarihinde SSÇ'nin atılı suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algıladığı ancak davranışlarını yönlendirme yeteğinin gelişmediği belirtilmiş, Mahkemece de SSÇ'nin gözlemlendiği, bunların neticesinde SSÇ'nin üzerine atılı suç yönünden fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algıladığı ancak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmediği, suç tarihinde on iki-on beş yaş aralığında bulunan SSÇ'nin cezalandırılması cihetine gidilebilmesi için 5237 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemesi şartlarının birlikte bulunması gerektiği anlaşıldığından SSÇ hakkında atılı suç yönünden hukuki süreçte belirtildiği şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE 1. Gerekçeli Karar başlığında suç adının beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı yerine çocuğun nitelikli cinsel istismarı olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir. 2. Tüm dosya kapsamı ve gerekçe içeriğine göre, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, anlaşılmakla hükümde hukuka aykırılık bulunmamış, temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Söke 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.01.2016 tarihli ve 2015/106 Esas, 2016/13 Karar sayılı kararında suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.11.2023 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2021/13985, K. 2023/7610, T. 22.11.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-ceza-dairesi-2021-13985-e-2023-7610-k-ec87315593ca