Yargıtay · 9. Ceza Dairesi

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2013/4915 E. 2013/9764 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Ceza Dairesi
Esas No
2013/4915
Karar No
2013/9764
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması Hüküm : TCK'nın 268. maddesi delaletiyle 267/1, 269/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Sanığa atılı “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunun oluşabilmesi için, failin işlemiş olduğu bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla hareket etmesi gerektiği, suç soruşturma veya kovuşturması için düzenlenenler dışındaki diğer resmi belgelerin düzenlenmesi aşamasında görevlilere kimliği ile ilgili yalan beyanda bulunma eyleminin TCK'nın 206/1. maddesinde öngörülen suçu oluşturacağı, bu bağlamda; trafik kontrolü sırasında durumundan şüphelenilerek durdurulan araçta bulunan sanığın adının ... olduğunu beyan ederek bu şahıs hakkında araması bulunduğundan bahisle 07.10.2009 tarihli yakalama tutanağı düzenlenmesine neden olmaktan ibaret eyleminin TCK’nın 206. maddesinde tanımlanan “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 25.06.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY: Suç tarihinde güvenlik kuvvetlerince şüphe üzerine durdurulan araçta bulunan ve kimliğini ... olarak beyan eden, verilen bu isme göre yapılan GBT sorgulamasında nitelikli hırsızlık suçundan aramasının olduğunun anlaşılması üzerine karakolda gerçek kimliğini ... olarak açıklayan sanığın eyleminin; başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu oluşturması nedeniyle sayın çoğunluğun fiilin resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yalan beyan suçunu oluşturduğuna ilişkin görüşlerine katılmıyorum. Öncelikle başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçu, failin bir suç işledikten sonra, bu suç nedeniyle hakkında gerek soruşturma, gerekse kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla yetkili kamu makamlarına başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini vermesi halinde oluşmaktadır. Bu suçta sadece soruşturma aşamasında kendisini soruşturmadan kurtarmak maksadıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması değil, kovuşturma aşamasında kovuşturmanın devamını engellemek, yakalamadan kurtulmak maksadıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmak da cezalandırılmaktadır. Somut olayda; 14.02.2008 tarihinde müşteki ...'ya ait ... plakalı otodan hırsızlık suçunda araç üzerinden elde edilen parmak izi ile sanığın parmak izinin aynı olduğu anlaşıldığı gibi, yine sanığın İstanbul 5. Çocuk Mahkemesinin 16.11.2006 tarih ve 2006/17 Esas, Beyoğlu 2. Çocuk Mahkemesinin 08.06.2009 tarih 2006/63 Esas, Kadıköy 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 22.10.2007 tarih ve 2007/22789 Esas sayılı dosyalarında yakalama kararıyla arandığı anlaşılmaktadır. Yani sanık faili meçhul olan hırsızlık suçunun soruşturmasından ve yakalama kararları bulunan üç ayrı mahkemenin kovuşturmalarından kurtulmak maksadıyla emniyet görevlilerine kendi ismi yerine gerçekte var olan başka bir kişinin kimlik bilgilerini vermiştir. O nedenle üzerine atılı başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçu oluşmuştur. İkinci olarak resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunda yetkili kamu görevlisi tarafından resmi bir belgenin düzenlenmesi ve belge düzenlemekle yükümlü kamu görevlisinin bu beyanının doğruluğunu araştırma yükümlülüğü varsa o belgeyi araştırma yaptıktan sonra düzenlemesi gerekmektedir. Dosya içerisinde adli rapor ile ifade tutanakları sanığın gerçek ismi ile düzenlenmiştir. İlamda bahsedilen 07.10.2009 tarihli yakalama tutanağı ise olayın nasıl gerçekleştiğini anlatan bir durum tespitinden ibaret olup zaten yapılan araştırma ile beyan edilen hususun doğru olup olmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda resmi belge düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu oluşmadığından, ayrıca asli norm-tali norm ilişkisi gereği TCK'nın 268. maddedeki suçun oluştuğu durumlarda 206. maddeden hüküm kurulamayacağından yerel mahkemenin uygulaması doğrudur. Netice itibariyle; sanığın eyleminin TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik ve kimlik bilgilerini kullanma suçunu oluşturduğu, yerel mahkemenin suç vasfında yanılmadığı, hükmün onanması gerektiği düşüncesiyle; sayın çoğunluğun suç vasfında yanılgıya düşüldüğünden hükmün bozulmasına ilişkin görüşlerine katılmıyorum. 25.06.2013

Atıf: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2013/4915, K. 2013/9764, T. 25.06.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-ceza-dairesi-2013-4915-e-2013-9764-k-732b7b817d44