Yargıtay · 9. Ceza Dairesi
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2013/4236 E. 2013/7910 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2013/4236
- Karar No
- 2013/7910
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Çocuk Mahkemesi Suç : 2911 sayılı Kanuna aykırılık, silahlı terör örgütünün propagandasını yapma Hüküm : 1- 2911 sayılı Kanunun 33/1, TCK’nın 31/3, 62, 50/1-a, 52/4. maddeleri uyarınca mahkumiyet 2- 3713 sayılı Kanunun 7/2, TCK’nın 31/3, 62, 50/1-a, 52/4. maddeleri uyarınca mahkumiyet Temyiz edenler : Sanıklar Dosya incelenerek gereği düşünüldü: 1- Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde; Sanıkların saikleri de dikkate alındığında, 3713 sayılı Kanunun 7/2-a maddesine uygun, terör örgütünün propagandasına dönüştürülen gösteri yürüyüşünde kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini kapattığı iddia ve kabul edilen sanıklar hakkında anılan eylemden açılan davanın, 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında kalmayacağı anlaşılmakla; Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunda maddi zararın söz konusu olamayacağı, sanıklar hakkında mala zarar verme suçundan açılmış bir davanın bulunmadığı ve CMK’nın 231/6-c maddesi uyarınca aranması gereken zararın, hükmün konusunu oluşturan suç ile uğranan zarar olması gerektiği gözetilmeden, CMK'nın 231/6. maddesindeki diğer ölçütler de irdelenmeksizin, “suça sürüklenen çocukların eylemi nedeniyle polis aracının zarar gördüğü ve bu zararın giderilmediği” şeklinde yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi, 2- 2911 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükümlere yönelik temyize gelince; Kanun koyucunun “sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleri” ifadesiyle, 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin uygulanma kapsamı bakımından; düşünce ve kanaatin içeriğinden çok açıklama yöntemini dikkate aldığı, cezanın tür ve miktarı itibariyle bir sınırlama yanında suçların tek tek sayılması yerine, düşünce ve kanaat açıklama yöntemleri bağlamında işlenebilecek suçların işlenme biçimleri itibariyle bir düzenleme yapmayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun yukardaki amacı gerçekleştirmeye çalışırken daha genel ve imkanlara işaret eden ifade biçimleri yerine “yöntem” ifadesini tercih etmesi üzerinde durulmalıdır. Bir amaca ulaşmak için izlenen yol, usul ve metot gibi anlamlara gelen “yöntem” ifadesi, Kanunun geçici 1. maddesi çerçevesinde ele alındığında, korunmak istenenin; her türlü düşünce ve kanaat açıklama biçimi olmadığı, aksine; bir eylemin bu kapsamda kalabilmesi için meşru olan ve düşünce ve kanaat açıklaması bağlamında mutad olan bir yöntemle işlenmiş olması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Buradan hareketle, eylemin işleniş yönteminin bizzat ayrı bir suç oluşturduğu veya düşünce ve kanaati açıklamak bakımından mutad kabul edilemeyecek olması halinde geçici 1. madde hükmü uygulanamayacaktır. 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde ifadesini bulan ve başkaca yazım biçimleri arasından tercih edilen “düşünce ve kanaat açıklama yöntemleri” ibaresi bu ilkeler ve Kanunun genel gerekçesi çerçevesinde değerlendirilmiş, örgütlenme özgürlüğü bağlamında ele alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma özgürlüğünün kollektif niteliği, ifade özgürlüğü ile yakın ilişkisi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince değerlendiriliş biçimi (29.06.2006 tarihli Öllinger-Avusturya, 26.07.2007 tarihli Barankevich-Rusya kararları gibi) nazara alınmıştır. Buna göre, sanıkların 2911 sayılı Kanunun 33/1. maddesine uygun olduğu kabul edilen eylemlerinin mutad ve meşru bir “düşünce ve kanaat açıklama yöntemi” olduğu kabul edildiğinden, sanıklara yüklenen suçun tarihi ve işlenme yöntemi ile temel şekli itibariyle gerektirdiği cezanın süresine göre, hükümden önce 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında düşünce ve kanaat açıklama yöntemiyle işlendiği ve bu nedenle sanıklar hakkında açılan davaya ilişkin olarak kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 23.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.