Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/4507 E. 2025/6000 K. – Orman Kadastrosu

Konu: Orman Kadastrosuna İtiraz

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/4507
Karar No
2025/6000
Karar Tarihi
Konu
Orman Kadastrosuna İtiraz

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2024/11 E., 2024/19 K.

Taraflar arasındaki orman kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Dairemiz kararıyla bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı ... İdaresi vekili dava dilekçesinde özetle; davalı gerçek kişiler adına tapuda kayıtlı bulunan ... ili ... ilçesi ... köyünde bulunan 708 parsel sayılı taşınmazın 3116 sayılı Orman Kanunu'na göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosunda orman sınırları içinde olduğu halde, 2013 yılında 56 no.lu Orman Kadastro Komisyonu tarafından yapılan orman kadastro çalışması sonucunda orman sınırı dışında bırakıldığını, eylemli orman niteliğinde olduğunu belirterek, taşınmazın orman sınırı içine alınmasına, davalılar adına olan tapu kaydının iptaline ve elatmanın önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar cevaplarında; davanın reddini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 14.10.2015 tarihli ve 2013/99 Esas, 2015/146 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne, 56 no.lu Orman Kadastro Komisyonu çalışmasının iptali ile taşınmazın tamamının orman sınırı içine alınmasına, tapu iptali tescil ve elatmanın önlenmesi istemine ilişkin davanın tefrikine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin 14.10.2015 tarihli ve 2013/99 Esas, 2015/146 Karar sayılı önceki kararı ile davalı gerçek kişiler vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2. Temyiz incelemesi neticesinde, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 2017/9687 Esas ve 2018/4638 Karar sayılı ilamı ile "... hükme esas alınan uzman bilirkişi raporunda çekişmeli taşınmazın ilk orman tahdit haritasındaki konumunun gösterilmemiş olması nedeniyle dosyanın geri çevrildiği, dairenin geri çevirme kararı üzerine hazırlanan ek rapor içeriğinde; çekişmeli taşınmazın herbir orman kadastro çalışmasındaki konumu ile ilgili hiç bir açıklamanın yapılmadığı, herbir çalışmaya ait orman sınır noktalarının yazılı olmadığı, ilk orman tahdit haritasında numaralandırılmış küçük yuvarlak boşlukların ne anlama geldiğinin açıklanmadığı, bu nedenle raporun denetlenemediği ayrıca geri çevirme kararı üzerine dosyaya getirtilen belgelerden; çekişmeli taşınmazın bulunduğu ... köyünde, çekişmeli 708 parsel sayılı taşınmazın da içinde bulunduğu bir kısım taşınmazların "... Devlet Ormanı-1" sınırları içindeyken, 2013 yılında 56 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca düzenlenen 6 numaralı sınır düzeltme tutanağı ile önce orman sınırı dışına çıkarıldığı; daha sonra 8 numaralı sınır düzeltme tutanağı ile "... Özel Ormanı" olarak sınırlandırıldığı; daha sonra 02.01.2013 tarihli ve 15 numaralı sınır düzeltme tutanağı ile önceki tutanaklar iptal edilerek bu kez ekli listede yazılı dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu- taşınmazların makiye ayrılmış ve iskanen tevzi edilmiş yerlerden olması sebebiyle orman sınırı dışında bırakılmasına karar verilmiş olduğu, ancak sınır düzeltme tutanağı ekinde bu çalışmaya ilişkin bir harita bulunmadığı gibi; uzman bilirkişiler tarafından da gerek asıl; gerekse geri çevirme kararı sonrasında düzenlenen ek raporda çekişmeli taşınmazın, bu çalışmaların her birine ait birbiri üzerine çakıştırılmış haritalardaki konumunun ayrı ayrı gösterilmediği.." hususlarına değinilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozma ilamına Uyularak Verilen İlk Karar Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; İlk Derece Mahkemesinin 27.03.2019 tarihli ve 2018/22 Esas, 2019/25 Karar sayılı kararı ile davaya konu ... köyü, ... mevki, 708 (yeni 3 41... parsel) parselin kesinleşmiş orman kadastro sınırları dışında olduğu, halen orman örtüsü ile kaplı olduğu, 56 no.lu Orman Kadastro Komisyonu Başkanlığınca bu parsele yönelik çalışmasının yanlış olduğu, hava fotoğrafları ve memleket haritalarında orman olarak göründüğü, ilk orman tahdit çalışmasının tüm ormanları kapsamadığı, bozma ilamından önceki bilirkişi raporu ile bozma ilamından sonraki bilirkişi raporlarının teknik yönden uyumlu olduğu, dava konusu yerin "... Devlet Ormanı-1" sınırları içindeyken, 2013 yılında 56 no.lu Orman Kadastro Komisyonunca düzenlenen 6 numaralı sınır düzeltme tutanağı ile önce orman sınırı dışına çıkarıldığı; daha sonra 8 numaralı sınır düzeltme tutanağı ile "... Özel Ormanı 2" olarak sınırlandırıldığı; daha sonra 02.01.2013 tarih ve 15 numaralı sınır düzeltme tutanağı ile önceki tutanaklar iptal edilerek dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu taşınmazların makiye ayrılmış ve iskanen tevzi edilmiş yerlerden olması sebebiyle orman sınırı dışında bırakılmasına karar verildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin 27.03.2019 tarihli ve 2018/22 Esas, 2019/25 Karar sayılı kararına karşı davalı gerçek kişiler vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; İlk Derece Mahkemesince, dava konusu taşınmazın tamamının tevzi tapusu kapsamında kaldığı ve maki komisyonunca 5653 sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanuna göre belirlenip 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu (4753 sayılı Kanun) gereğince tapuya bağlandığı sabit olduğundan, tapuya güven ilkesi ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.03.1996 tarihli ve 1993/5 Esas, 1996/1 Karar sayılı içtihadı uyarınca davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünceyle yanılgılı değerlendirme sonucu kabul kararı verilmesinin isabetsizliğine değinilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir. D. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen İkinci Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "dava konusu taşınmaz her ne kadar 3116 sayılı kanun kapsamında yapılarak kesinleşen orman tahdit hattı dışında kalıyor ancak eylemli durumu itibariyle orman ise de taşınmazın 1952 tarihli maki tapusuna istinaden 1982 yılında yapılan arazi kadastrosu sonucu tespit ve tescil edildiği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 22.03.1996 tarihli ve 1993/5 Esas 1996/1 Karar sayılı ilamı uyarınca tevzi tapusu kapsamında kaldığı anlaşılan ve maki komisyonunca 5653 sayılı Kanuna göre maki sahası olarak belirlenen alanda 4753 sayılı Kanun kapsamında tapuya bağlanan taşınmaz olması nedeniyle dava konusu taşınmazın 2012 yılında yapılan 56 nolu orman kadastrosu aplikasyonu çalışmasında tapuya güven ilkesi gereği orman sınırları dışında bırakılması" gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı davacı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir. B. Temyiz Sebepleri Davacı ... İdaresi vekili temyiz dilekçesinde; dosyada Yargıtayın ilk bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada usuli müktesep hakkın doğduğu ayrıca yapılan keşifte taşınmazın orman bitki örtüsü ile tam kapalı, eğiminin %30 eylemli orman olduğu tespitlerine binaen ve makiye ayırma komisyonu kanun ve yönetmeliğe uygun olarak kurulmadığı gibi makiye ayırma işlemi kanun ve yönetmelikte belirtilen esaslara göre yapılmadığından; 22.03.1996 tarihli ve 1993/5-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı, 4753 sayılı Kanunda ormanların tevzi edileceğine dair bir hüküm bulunmadığı, tapu kaydının, orman tahdidi içinde iken toprak tevzi yoluyla kişiler adına oluştuğu ve 4753 sayılı Kanunda, ormanların tevzi edileceğine dair bir hüküm de bulunmadığından tapu kaydının hukuken değer taşımayacağı ve orman sınırları içerisinde kalan tapulu yerlerle, toprak tevzi yoluyla verilen yerlerin hak sahipleri adına tespit ve tescil edileceğine dair 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 45. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 1987/31-13 sayılı kararıyla iptal edildiği gibi toprak tevzi yoluyla verilen yerlerin orman rejimi dışına çıkartılması halinde hak sahipleri adına tespit ve tescil edileceğini öngören 3402 sayılı Kanun'un 45. maddesinin de 22.02.2005 tarihinde kabul edilen ve 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren Kanun ile tamamen yürürlükten kaldırıldığı için dava konusu taşınmaz Orman Kanunu hükümlerine göre 5304 sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'a göre orman olduğundan İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, orman kadastrosuna itiraz ile dava konusu taşınmazın orman sınırları içerisine alınması istemine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, uyulan bozma ilamında ve İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... İdaresi vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Kanun'un 438. maddesi gereğince ONANMASINA, 7139 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca Orman İdaresinden harç alınmasına yer olmadığına,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 29.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Davacı ... İdaresi tarafından davalılara ait ... ili ... ilçesi ... köyü sınırları içerisinde kalan ... (yeni:3 41... parsel) numaralı parselin 3116 sayılı Kanun gereğince 1948 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosuna göre orman tahdidinin içinde olduğu, 2013 yılında 56 no.lu Orman Kadastro Komisyonu tarafından yapılan orman kadastro çalışması sonucunda orman sınırları dışarısında bırakıldığını, dava konusu yerin eylemli orman olduğu ve orman sınırları içerisine alınması gerektiği gerekçesi ile açmış olduğu tahdide itiraz davasının yapılan yargılaması sonucunda dava konusu yerin 1952 yılında makiye tefrik edilerek 4753 sayılı Kanun gereğince tapuya bağlanmış yer kapsamında olduğu, 4753 sayılı Kanun gereğince oluşturulmuş tapuya değer verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar da Sayın çoğunluk tarafından onanmasına karar verilmiş ise de, bu karara aşağıda belirttiğim gerekçeyle katılamamaktayım. Sayın çoğunluk 19 96... tarihli İçtihadı Birleştirme Kararları gereğince maki tefrik sahası içerisinde kalan ve 4753 sayılı Kanun gereğince oluşturulan tapuya değer verilmesi gerektiğini gerekçesine değer vererek kararın onanması kanaatine varmıştır. Ancak gerek 1996/1 gerekse 2010/1 sayılı içtihadı birleştirme kararlarında 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman kadastro (tahdit) sınırları içinde bulunan yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığı, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığı hüküm altına alınmıştır. 1996 tarihli İçtihadı Birleştirme kararına göre maki komisyonlarınca orman sayılmadığı belirlenerek Hazine adına özel mülk olarak tescil edilen taşınmazlar, 2510 sayılı İskan Kanunu, 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı Kanunu, 5658 sayılı Orman Kanunu'na ek Kanun gibi özel kanunlar uyarınca Hazine tarafından tahsis, temlik, dağıtım ve satış suretiyle kişiler adına tapuya bağlanmış ve tapu kayıtları oluşturulmuş ise bu tapulara değer verileceği yönündedir. Söz konusu içtihadı birleştirme kararlarının orman veya muhafaza makisi niteliğinde olmayan yerlerde oluşturulan tapular için geçerli olduğu kuşkusuzdur. Bilindiği üzere 1936 yılında yürürlüğe giren 3116 sayılı Orman Kanunu'nun ilk halinde makilik alanlar orman sayılmaktaydı. Toplumsal talepler dikkate alınarak 1950 yılında 5653 sayılı Kanun ile 3116 sayılı Orman Kanunu'nda değişikliğe gidilmiş ve muhafaza ve devamlı istihsal veren makilikler hariç makilik alanlar orman olmaktan çıkarılmıştır. Orman Kanunu'nda yapılan değişikliğin uygulaması yönünden, idare tarafından 17.08.1950 tarihinde "Makilik ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tesbitine Ait Yönetmelik" yürürlüğe konulmuştur. Yönetmelik maki tefrik komisyonlarının yapısını ve kimlerden oluşacağını belirleme görevini idareye vermiştir. İdarece bu yönetmelik gereğince oluşturulan maki tefrik komisyonları 5653 sayılı Kanun ile orman olmaktan çıkarılan makilik alanların tespiti işlemlerini yapmıştır. Bu komisyonlar esasında ilk tahdit çalışması yapılacak yerlerde makilik sahalar ile orman sınırlarını belirleme yetkisine sahip iken, Kanunda böyle bir yetki verilmemiş olmasına rağmen daha önce orman tahdidi yapılmış yerlerde de çalışmalar yapmış, daha sonra yürürlüğe giren 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesindeki gibi yetki kullanarak bir kısım alanları maki alanı olarak tefrik etmiş ve bu yerlerde Devlet adına özel tapu oluşturularak çeşitli kanunlarla vatandaşlara toprak dağıtımı yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere maki komisyonlarının yaptığı makiye ayırma işlemi bir tespit işlemi niteliğinde olduğu tartışmasızdır. İçtihadı birleştirme kararına konu ihtilaf; maki komisyonlarının oluşumunun ve yaptıkları işlemin hukuki dayanağının olup olmadığı ile bu komisyonların makilik alan olarak belirledikleri yerlerin çeşitli kanunlarla tapuya bağlanması durumunda bu tapulara değer verilip verilmeyeceği hususunda toplanmaktadır. Esasında kesinleşmiş tahdit içinde kalan ve orman olduğu hukuken sabit olan bir yer makilik olarak tespit edilmiş olmasıyla otomatik olarak orman sınırları dışına çıkmış olmaz. Ancak sonrasında Devlet tarafından bu yerlerin tapuya bağlanması ve vatandaşlara dağıtılmış olması nedeniyle bu yerlerin sahipleri açısından da mülkiyet hakkı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda bu tapuların geçerliliği hususunda Yargıtay Daireleri arasında görüş ayrılığı ortaya çıkmıştır. Bazı Daireler maki komisyonlarının 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2 ve 2/B maddesi kapsamında oluşturulan komisyonlardan farklı olarak orman sınırları dışına çıkarma yetkisinin olmadığı, dolayısıyla yaptıkları tespit işleminin de dayanağı olmadığı için bu tespit işlemi gerçekte makilik alan olsa bile oluşturulan tapulara da değer verilemeyeceğini kabul etmekteydi. İçtihadı birleştirme ile bu durumda orman sınırları içerisinde iken makilik alan olarak tespit edilmiş, gerçekte de makilik olan alanlarda mülkiyet hakkına değer verilmesi gerektiği görüşü doğrultusunda bu sorunu çözmüştür. Ancak maki komisyonlarınca makiye ayrılmaması gereken bir yer, dosyamızda olduğu gibi bilirkişi raporuna göre muhafaza makisi niteliğinde olan ve bu sebeple tahdit içine alınarak hukuken orman olduğu hususu da kesinleşmiş bir yer hakkında 5653 sayılı Kanun kapsamında olduğu gerekçesi ile makilik alan olarak tespit yapılmış ve bu yer özel kanunlar uyarınca tapuya bağlanarak vatandaşa dağıtılmışsa bu tapuya da değer verilecek midir? Yukarıda da belirtildiği üzere maki komisyonlarının bir alanı makilik olarak belirlemiş olması 2010 tarihli İBK ya göre bir tespit işlemidir. Bu daha sonradan yürürlüğe giren 6831 sayılı Kanun'un 2 ve 2/B maddesi gibi bir orman sınırları dışına çıkarma işlemi değildir. Nitekim maki tespit işlemine rağmen bir yerle ilgili özel kanunları uyarınca tapuya bağlanmamışsa burasının hukuken orman olmaya devam ettiği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Maki tespit işlemine karşı 2/B maddesinde olduğu gibi mevzuatımızda bir itiraz veya dava açma prosedürü getirilmemiştir. Bu durumda bu komisyonların yaptığı işlemlerin doğru olup olmadığı yapılan esas işlemle birlikte (özel kanunları gereğince tapuya bağlanması işlemi) değerlendirilmesi gerekmektedir. Gerçekte makilik olan bir alanın maki komisyonu tarafından makiye tefrik edilmesi ve buraya özel kanunları uyarınca tapu verilmesinin 1996/1 sayılı İBK kapsamında kaldığında ve bu tapulara değer verilmesi gerektiğinde tereddüt yoktur. Ancak yukarıda belirtildiği üzere makilik olmayan bir alanla ilgili maki komisyonlarınca her nasılsa maki tefrik işlemi yapılmış ise dayanak tespit işlemi hatalı olduğu için maki tespit işleminin bir orman sınırları dışına çıkarma işlemi değil, tespit işlemi olması dolayısıyla oluşturulan tapu da hukuken değer taşımayacaktır. Zira maki komisyonlarınca tespiti yapılan yerin orman olmaya devam etmesi ve ormanların dağıtılacağı hususunda kanunlarda bir hüküm bulunmaması nedeniyle bu tapulara değer verilmesi Anayasamıza ve kanunlarımıza göre mümkün değildir. Bu durumda kamu malı olarak özel Anayasal koruma altına alınmış orman mülkiyetine karşı kişilerin edindiği özel mülkiyete üstünlük tanınması da mümkün değildir. Nitekim kadastro kanunları gereğince yapılan tespitler sonucu oluşan tapularda ilan, itiraz ve tespite itiraz davası prosedürleri olmasına rağmen oluşan özel mülkiyetin o yerin orman niteliğinde olması durumunda değer taşımadığı ve iptale tabi olduğu, herhangi bir itiraz ve dava prosedürü olmayan tespit işlemi niteliğindeki maki tefriki ile oluşturulan tapulara orman olsa bile kayıtsız şartsız değer verileceğinin kabul edilmesi hukuken mümkün olmadığı gibi 1996/1 sayılı İBK da bu husus ihtilaf konusu olarak dahi kabul edilip tartışma konusu dahi edilmemiştir. Bu açıklamalar ışığında dosyaya baktığımızda; dava konusu ... ili ... ilçesi ... köyü sınırları içerisinde kalan 708 (yeni:3 41... parsel) numaralı parselin alınan bilirkişi raporuna göre eğiminin %25-30 olduğu, kapama meşelik niteliğinde olduğu, toprağının orman toprağı olduğu ve tarımsal faaliyet yapılmayan alan olduğu, bu haliyle ve evveliyatı itibarıyla muhafaza makiliği ve orman niteliğinde olduğu, dikkate alındığında dava konusu taşınmazın makiye tefrik edilecek nitelikte olmadığı, evveliyatının muhafaza makiliği niteliğinde, halen orman, toprağının orman toprağı olduğu ve orman niteliğinde olduğunun belirtildiği dikkate alındığında dava konusu parselin orman olduğu ve halen de bu vasfını koruduğu, gerek 1996/1 gerekse 2010/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları kapsamında tapusuna değer verilebilecek bir yer olmadığı anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesince verilen kararın bozulması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edememekteyim.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2024/4507, K. 2025/6000, T. 29.09.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2024-4507-e-2025-6000-k-ecb6a49009c2