Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/295 E. 2025/3414 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/295
- Karar No
- 2025/3414
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/27 E., 2023/404 K. KARAR : Davanın kabulüne
Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı ... dava dilekçesinde özetle; .............köyünde zilyetliği altında bulunan taşınmaz 30 dönüm miktarında olduğu halde, taşınmazın 395 parsel numarası altında 26 dönüm olarak ölçüldüğünü, 4 dönümünün tapulama harici bırakıldığını, bu taşınmazda lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla mülk edinme koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, taşınmazın adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş ve yargılama sırasında, davalı Hazine 4721 sayılı Kanun'un 713/6. maddesi uyarınca karşı tescil talebinde bulunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, "davacı yararına zilyetlik şartlarının oluşmadığı" gerekçesiyle verilen davanın reddine dair önceki hüküm, davacı ile davalılardan Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 2016/10520 Esas ve 2018/7482 Karar sayılı ilamıyla; "... davacının aktif husumetinin bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, davacının taşınmazın kendi zilyetliğinde bulunduğunu, yararına zilyetlikle mülk edinme şartlarının oluştuğunu ileri sürüp adına tescilini istemiş olduğu, keşifte dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıkların taşınmazın davacının babası ve amcalarına ait olduğunu, onlardan kaldığını beyan etmeleri karşısında taksim olgusunun araştırılmadığını, zira, taşınmaz davacının babası ve amcalarından davacı ve kardeşlerine kalmış ve taksim yapılmamışsa davacı tek başına dava açamayacağından aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekeceği, bundan ayrı olarak, 30/04/2015 tarihli keşif tutanağında 'taşınmazın üzerinde herhangi bir şeyin ekili olmadığı, taşınmazın doğu ve batı sınırlarına taş dökülmüş olduğu görüldü' ifadesine yer verildiği, jeolog bilirkişinin 20/05/2015 tarihli raporunda 'taşınmazın tarımsal nitelikli bir yapıya sahip olduğu, kayalık - taşlık kısımlardan oluşmadığı' 10/06/2015 havale tarihli ziraat bilirkişi raporunda taşınmazın taşlık ve kayalık olduğuna dair bir tespitin olmadığı yönünde tespitler yapılmış olmasına rağmen, davanın reddine dair gerekçede dava konusu taşınmazın etrafının tel ile çevrili olup taşınmaz içinde yoğun kaya kütlelerinin bulunduğu belirtilmesi karşısında, ulaşılan sonucun dosya içeriğine uymadığının anlaşıldığı, keşifte taşınmazın fotoğrafları çekilmediğinden keşfi izleme olanağının da bulunmadığı, ayrıca, taşınmazın bulunduğu yerde imar uygulaması yapılıp yapılmadığının ve taşınmazın en eski tarihli hava fotoğraflarında ve dava tarihinden 20 yıl öncesine ait hava fotoğraflarındaki niteliğinin araştırılmadığı ve taşınmazın zilyetlikle kazanılmaya elverişli yerlerden olup olmadığının belirlenmediği ve zilyetlikle kazanıma elverişli yerlerden ise kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla mülk edinme koşullarının oluşup oluşmadığının da araştırılmadığı ..." gerekçesiyle bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; "... her ne kadar zilyetlik konusunda mahalli bilirkişi beyanları birbirleriyle çelişse de hava fotoğraflarında tarımsal faaliyet yapıldığı görüldüğünden mahalli bilirkişi ......................un zilyetlikle ilgili beyanlarına itibar edilmediği, davacının dava tarihinden önce 20 yıllık zilyetlik şartını tek başına sağladığı görüldüğünden aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmediği, davacının taşınmazın tek başına zilyeti olduğu, (A) harfi gösterilen alanda imar-ihya faaliyetinin bulunduğunun ve imar ihya tamamlandıktan sonra zilyetliğin 20 yıl süre ile devam ettiğinin ispatlandığı ..." gerekçesiyle davanın kabulüne, ................... Mahallesinde yer alan tapulama harici taşınmazın, 25.04.2021 tarihli harita ve fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 2.412,97 m²'lik taşınmaza yeni parsel numarası verilmek suretiyle davacı adına susuz tarla vasfıyla tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın aktif husumet yokluğundan reddi gerekmekte olduğunu, imar-ihya ve zilyetlik koşulları açısından yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığını beyanla, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Dava, tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkin olup, dava konusu taşınmazın 766 sayılı Kanun'a göre yapılıp 03.11.1978 tarihinde kesinleşen tesis kadastro çalışmalarında tapulama harici bırakıldığı anlaşılmaktadır.
İlk Derece Mahkemesince, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bozma sonrası 05.03.2021 tarihinde yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişilerden ..., taşınmazın davacıdan önce babası tarafından kullanıldığını, taşınmazda taksim yapılmadığını; mahalli bilirkişi ...ise, taşınmazı davacıdan önce babasının kullandığını, taksim yapılıp yapılmadığını bilmediğini beyan etmiş olup, duruşmada dinlenen davacı tanığı ............te aynı şekilde, taşınmazın öncesinin davacının babasına ait olduğunu, taksim yapılıp yapılmadığını bilmediğini ifade etmiştir. Bu haliyle; taşınmazın evveliyatının davacının murisine ait olduğu anlaşılmakta olup, davacı tarafından dava konusu taşınmazın murisinden kendisine kaldığı ve terekenin usulüne uygun şekilde taksim edildiği hususu ispatlanamamıştır. Bilindiği üzere; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 640. maddesi uyarınca, mirasçılar arasında elbirliği mülkiyet hükümleri geçerli olduğu hallerde, ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmakta olup, bu durumda bir mirasçı, üçüncü kişiye karşı miras payına yönelik olarak tek başına dava açamayacağı gibi, sonradan diğer mirasçıların muvafakatlarının alınması da hüküm ifade etmeyecektir. Elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazlar üzerinde mirasçıların belirlenmiş payları bulunmayıp, her birinin payı taşınmazın tamamı üzerinde söz konusu olacaktır. 4721 sayılı Kanun'un 702. maddesine göre topluluk devam ettiği sürece tasarrufi işlemlerde tüm ortakların oybirliğiyle karar vermeleri zorunlu olduğundan, bu halde mirasçılarından bir yada bir kaçının kendi payları hakkında açtığı dava, diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından İlk Derece Mahkemesince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davacının dava açmakta aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gözetilerek, davanın aktif husumet yokluğundan reddine, davalı Hazinenin 4721 sayılı Kanun'un 713/6. maddesi uyarınca karşı tescil talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,05.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.