Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/2869 E. 2025/3887 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2869
Karar No
2025/3887
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/536 E., 2024/722 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Yalova 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/513 E., 2019/465 K.

Taraflar arasındaki kesinleşmiş orman tahdidine dayalı tapu iptali ve tescil istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar, temyiz incelemesi sonucunda Dairemizce bozulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı ...idaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı ... İdaresi vekili dava dilekçesinde; ...köyü, 207 parsel (Yeni 220 ada 7 parsel) sayılı taşınmazın 3116 sayılı Kanun kapsamında 1948 yılında kesinleşen orman tahdit sınırları içinde bulunduğunu, ancak 1971 yılında yapılan tapulama çalışmaları ile taşınmazın şahıslar adına tapulandığını, orman nitelikli taşınmazların zilyetliğe dayalı kazandırıcı zamanaşımı yolu ile mülkiyet edinilmesinin yasal olarak mümkün olmadığını, tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanılamayacağını, öncesi orman olan bir yer üzerindeki orman bitki örtüsünün yok edilmiş olması halinde dahi salt orman toprağının hukuken orman sayıldığını, orman sayılan veya orman rejimine girmiş yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağını belirterek, taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek, orman tahdit sınırları içinde kalan kısmının Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın haksız ve hukuki mesnetten yoksun bulunduğunu, dava konusu taşınmazın uzun zamandan beri müvekkilleri adına kayıtlı olduğunu, arsa vasfında olduğunu, zaman aşımı nedeniyle de davanın dinlenemeyeceğini, mülkiyet hakkı gereğince mülkiyet hakkı elinden alınacak olan müvekkillerinin zararının tazmin edilmesi gerektiğini, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesi halinde müvekkilleri lehine uygun tazminat hakkının doğmuş olacağını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... dava konusu taşınmazın bilirkişi raporunda alanın tamamının öncesi maki alanı olan ve maki alanı olarak dağıtılan tapusunun orman mevzuatı açısından geçerli olduğu, kesinleşmiş orman kadastro sınırları dışında ve orman sayılmayan alanda kalan yerlerden olduğu ..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hükme karşı, davacı ... İdaresi vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 24.06.2020 tarihli ve 2019/1998 Esas ve 2020/691 Karar sayılı önceki kararıyla; "... çekişmeli taşınmazın 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp 1949 yılında kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı, 1950 yılında 5653 sayılı Kanun hükümlerine göre makiye ayırma çalışması yapıldığı, 1972 yılında 4753 sayılı Kanuna göre oluşturulan tapu kaydı uygulanmak suretiyle kesinleşen kadastro tespiti yapıldığı, taşınmazın 2013 yılında orman sınırı dışında bırakıldığı, taşınmaz orman sınırı dışında bırakılsa da üzerinin makilik ve eylemli devlet ormanı niteliğinde olduğu, yörede maki sahalarının tespitine dair talimatnamenin 5 ve 6. maddeleri gereğince orman muhafaza karakteri taşıyan taşınmazların orman rejimi dışına çıkartılmaması gerektiği açıklanarak, daha önce yapılan işlemin yasa ve yönetmeliğe aykırı olması nedeniyle makiye ayırma işleminin iptal edildiği, 5653 sayılı Kanun'da ve 17.08.1950 tarihli yönetmelikte maki komisyonlarının kesinleşmiş orman sınırı içinde maki tespit işlemi yapacağı konusunda hiçbir hüküm bulunmadığı gibi, ormanların ve orman muhafaza karakteri taşıyan makiliklerin hiçbir zaman makiye ayrılamayacağı, ayrılmış olsa bile yasaya aykırı olarak yapılan işlemin yok hükmünde olacağı, HGK'nin, YKD'nin Ekim 2002 sayısında yayımlanan 27.02.2002 tarihli ve 2002/1 - 19/97 sayılı kararında kabul edildiği gibi taşınmaz 1949 yılında kesinleşen orman kadastro sınırı içinde kaldığından, çekişmeli taşınmaza revizyon gören tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirdiği, orman içinde kalan ya da orman sınırı dışına çıkartılan alanlarda tapu kayıtlarına değer verileceğine ilişkin 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 45. maddesi Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13, 14.03.1989 tarihli ve 35/13 ile 13.06.1989 tarihli ve 7/25 sayılı kararları ile iptal edildiğinden, davalı kişilerin dayanacağı bir yasal yol bulunmadığı, tüm açıklanan nedenlerle geçerli bir makiye ayırma işlemi olmayan ve makiye ayırma işlemi de iptal edilen taşınmazın 1949 yılında yapılan orman sınırları içinde kalmaya devam ettiği gözetilmekle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı ..." gerekçesiyle, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/(1)-b.2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulmak suretiyle davacının davasının kabulüne ve .........köyü 220 ada 7 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmiş; bu kararın, davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 12.12.2023 tarihli ve 2023/5848 Esas, 2023/6436 Karar sayılı ilamıyla; "... dava konusu taşınmazın tamamının, tespite esas tevzi tapusu kapsamında kaldığı ve maki komisyonunca 5653 sayılı Kanun'a göre belirlenip 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu (4753 sayılı Kanun) gereğince tapuya bağlandığının sabit olduğu, tapuya güven ilkesi ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.03.1996 tarihli ve 1993/5 Esas, 1996/1 Karar sayılı içtihadı uyarınca davanın reddi gerekirken kabulünün doğru olmadığı ..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "... taşınmazın tamamının, tespite esas tevzi tapusu kapsamında kaldığı ve maki komisyonunca 5653 sayılı Kanun'a göre belirlenip 4753 sayılı Kanun gereğince tapuya bağlandığı bu suretle kesinleşmiş orman sınırları dışında kaldığının anlaşıldığı ..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı ... İdaresi vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazların hukuken ve fiilen devlet ormanı olduğunu, taşınmazın tamamının kesinleşmiş orman tahdidi/kadastrosu sınırları içinde olduğunu, orman kadastrosunun iptali için süresinde dava açılmadığını kesinleştiğini, makiye ayırma işlemi ile kesinleşen orman sınırını değiştirme işlemi olmayacağından taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesi işlemine tabi tutulduğu güne kadar orman sınırları içinde kalmaya devam edeceğini ve orman rejimi dışına çıkarma işleminin kesinleştiği güne kadar hukuken orman olduğunun kabulünün zorunlu olduğunu, taşınmazın 2/B olarak orman sınırları dışına çıkarılmadığını, hükme esas alınan Maki Tefrik Komisyonun usulüne uygun oluşturulmadığını ve yine usulüne uygun iş ve işlemler yapmadığını, bu nedenle hukuki geçerliliği olmadığını, alınan 09.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın konumunun memleket haritasında, orman kadastro haritasında, orman tahdit haritasında, amenajman haritasında yanlış gösterildiği için yanılgı oluştuğunu, dava konusu taşınmazın toprak tevzi amacına uygun kullanılmadığını ve eylemli ormana dönüştüğünü ileri sürerek, hükmün bozulmasını talep etmiştir.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, uyulan bozma ilamı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... İdaresi vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca ONANMASINA,7139 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca Orman İdaresinden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,21.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2024/2869, K. 2025/3887, T. 21.05.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2024-2869-e-2025-3887-k-c0290e010a15