Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/597 E. 2024/6464 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/597
- Karar No
- 2024/6464
- Karar Tarihi
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2009/232 E., 2011/39 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasında görülen kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. 5304 Sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (5304 Sayılı Kanun) ile değişik 3402 Sayılı Kadastro Kanunu (3402 Sayılı Kanun) yapılan kadastro çalışmasında dava konusu Bingöl ili, Yayladere ilçesi, Aydınlar köyü 103/1 parsel sayılı taşınmaz senetsizden 16.12.2008 tarihinde orman vasfı ile 6370525,84 m2 olarak Hazine adına tespit edilmiş olup, 26.12.2008 ile 26.01.2009 tarihleri arasında askı ilanı yapılmıştır. Askı ilan süresi içerisinde tespite itiraz edildiği anlaşılmaktadır. 2. Davacı vekili Dava Dilekçesinde; Bingöl ili, Yayladere ilçesi, Aydınlar köyü 6500 m2 yüzölçümlü 103 ada 1 parsel numarası ile taşınmazın orman olarak tapuya tescil edildiği, dava konusu taşınmazın Bingöl ili, Yayladere ilçesi, Aydınlar köyü Yevmiye No:301, Cilt No:1, ...54, Sıra No 213, 20.07.1979 tarihli tapu kaydı ile müvekkiline ait olduğunu belirterek Bingöl ili, Yayladere ilçesi, Aydınlar köyünde bulunan 103 ada 1 parsel numarası ile kayıtlı 6500 m2 yüzölçümlü kısmının iptali ile müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı Hazine vekili Cevap Dilekçesinde; açılan davanın haksız olduğunu, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde yapılan kadastro çalışmaları neticesinde dava konusu taşınmazın orman niteliği ile Hazine adına tespit edildiğini, Devlet ormanlarının zamanaşımı yoluyla iktisap edilemeyeceğini, dava konusu taşınmaz üzerinde orman ağaç türü olan meşe ve çeşitlerinin bulunduğunu, toprak yapısı itibariyle de orman toprağı muhafaza karakteri taşıdığını, dava konusu taşınmaz orman niteliğinde olmasa dahi davacı açısından mülkiyet edinme şartlarının oluşmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. 2. Davalı ... İdaresi vekili Cevap Dilekçesinde; dava konusu yerin Orman sayılan yerlerden olduğunu, davanın haksız ve mesnetten uzak olduğunu, devlet ormanlarının özel mülkiyete konu teşkil edemeyeceğini, zilyetlik ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile de iktisap edilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen ilamı ile; dava konusu taşınmazın en eski memleket haritasında orman sahası içinde kaldığı, mülkiyet belgesi sınırlarının muayyen olmadığı, dolayısıyla ormanla ilgili yerlerde hiçbir geçerliliğinin bulunmadığı (yol, bayır, dere, cebel, tarik, v.s. gibi hudutlar), doğal servet ve kaynak niteliğinde kamu malı olan ormanların özel mülkiyet konusu olamayacağı, bu tür yerler hakkında gerçek kişiler adına tapu kaydı oluşturulmasının da özde kamu malı taşınmazın bu özelliğini değiştirmeyeceği, Anayasa'nın 169. maddesi gereğince ormanlar hiçbir suretle daraltılamayacağı, devlet ormanları içinde bulunan taşınmazlar hakkında kişiler adına oluşturulan tapu kaydının hukuken bir değer taşımayacağı, orman olan taşınmazların tapu ve zilyetlik yoluyla özel mülke konu olamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın evveliyatının tarım arazisi olduğunu ve tarla vasfıyla davalıya ait olduğunu, orman bilirkişi raporunda davalı yerin yeşil renkli alan orman alanı olarak nitelendirilmesinin yerinde olmadığını, orman mühendisi bilirkişinin hava fotoğrafları ve memleket haritası üzerinde çalışma yapıp yapmadığının belli olmadığını, hava fotoğrafları yöntemince temin edilmeden usul yasaya aykırı bir şekilde deliller tam manasıyla toplanmadan, teknik inceleme yapılmadan, eksik incelemeyle karar verildiğini, ziraat bilirkişi raporuna göre de taşınmazın tarım arazisi niteliğinde olduğunu, keşif neticesinde dosyaya ibraz edilen fen bilirkişi raporunda mahalli bilirkişilere sınırları okunan, mahdut tapunun mevki ve sınırları itibariyle dava konusu taşınmaza aynen uyduğunun belirtildiğini, bu tapu kaydı Aydınlar Köyünde yapılan kadastro tespit çalışmalarında revizyona tabi tutulmadığını, davalı parselin bu tapu kaydının sınırları kapsamında kaldığını, yerel mahkemece tapunun sınırlarının muayyen olmadığına yönelik değerlendirmenin doğru olmadığını, parselin doğu ve batı sınırlarında özel mülkiyet parselleri, kuzey sınırında ise kadim yol bulunduğunu, dava konusu yerin müvekkili ve ataları tarafından malik sıfatıyla ve aralıksız tasarruf edildiğini, ancak yörede son yıllarda yaygınlaşan terör olayları sebebiyle müvekkillerinin diğer köylülerle birlikte can ve mal güvenliği kaygısıyla 1994 yılında zorunlu olarak bölgeden göç etmek zorunda kaldıklarını, zorunlu göç tarihinden keşif tarihine kadar da bu gerekçeden dolayı ekilip biçilmediğini, dava konusu taşınmazın özel mülkiyete elverişli arazi olduğunu, dava konusu taşınmazın bir sınırı orman olarak görünse de salt bu olgunun taşınmazın orman içi açıklık olduğu ve ormandan kazanılmış yer olarak kabul etmenin doğru olmayacağını, keşif esnasında zilyetlik koşullarının tartışılmadığını, dosyada mevcut eski tarihli memleket haritası, 1950 li yıllara ait hava fotoğrafları ve amenajman planlarının doğru incelenmediğini açıklayarak, hükmün bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 Sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 3402 Sayılı Kadastro Kanunu. 6831 Sayılı Orman Kanunu. 3. Değerlendirme İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; 3402 sayılı Kadastro Kanunu' nun "Zaman bakımından görev ve yetki" başlıklı 26. Maddesinin birinci fıkrasında; "Kadastro Mahkemesi; A) 10 uncu maddeye göre kadastro komisyonu tarafından gönderilen tutanaklara ait davaları, B) 11 inci maddede belirtilen askı ilanı içinde açılan davaları, C) Mahalli hukuk Mahkemelerinden 27 nci madde uyarınca Kadastro Mahkemesine devredilen dava ve dosyaları, D) Kadastro Mahkemelerine dava açıldıktan sonra, tesbitten önceki haklara dayanarak, asli müdahil olarak katılanların iddialarına dair uyuşmazlıkları, inceler ve karara bağlar." hükmüne, aynı Kanun maddesinin üçüncü fıkrasında ise "Kadastro mahkemesinin yetkisi her taşınmaz mal hakkında kadastro tutanağının düzenlendiği günde başlar." hükmüne yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) görevin belirlenmesi ve niteliği başlıklı 1 inci maddesinde, mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenleneceği ve göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu belirlendiğinden, bu hususun mahkemelerce yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Somut olaya gelince; dava tarihinde, dava konusu taşınmaz hakkında, Karakoçan Kadastro Mahkemesinin 2009/6 Esas sayılı dosyası ile görülmekte olan bir dava bulunduğuna göre, dava tarihi itibariyle taşınmaza ilişkin kadastro tutanağının kesinleştiğinden söz edilemez. Kadastro tutanağı kesinleşmeyen dava konusu taşınmaz hakkında genel (Asliye Hukuk Mahkemesinde) mahkemede açılan eldeki davanın, dava tarihi itibariyle Kadastro Mahkemesinde derdest olan davaya müdahale niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, dava tarihi itibariyle dava konusu taşınmaz hakkında Kadastro Mahkemesinde görülmekte olan dava nedeniyle, taşınmaza ilişkin kadastro tutanağının hukuken kesinleşmediği / kesinleşmeyeceği ve bu nedenle, 3402 sayılı Kanun' un 26. maddesi uyarınca eldeki davada Kadastro Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, görevsizlik kararı verilerek dava dosyasının Kadastro Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, işin esasının incelenerek hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bu sebeple hükmün bu sebeple bozulmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 07.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.