Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/5238 E. 2025/5238 K. – Kadastro Tespiti
Konu: Kadastro Tespitine İtiraz
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/5238
- Karar No
- 2025/5238
- Karar Tarihi
- Konu
- Kadastro Tespitine İtiraz
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2022/11 E., 2023/138 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacılardan ... ile müşterekleri vekili ve davacı ... vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Muğla ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışması sırasında, 123 ada 335, 342 ve 343 parsel sayılı sırasıyla 510,48 metrekare, 3.328,23 metrekare ve 4.261,17 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Davacı ... vekili, Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde, müvekkilinin Muğla ili ... ilçesi ... köyünde bulunup dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği taşınmazların malik sıfatıyla zilyedi olduğunu ve yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğunu ileri sürerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713. maddesi gereği taşınmazları müvekkili adına tescilini istemiştir. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, çekişmeli taşınmazların 4721 sayılı Kanun'un 713/6. maddesi uyarınca Hazine adına tescilini istemiştir. İlk Derece (Asliye Hukuk) Mahkemesince yapılan yargılama sonrasında verilen, "davanın kısmen kabulü ile Muğla ili ... ilçesi ... köyünde bulunan ve düzenlenen bilirkişi heyeti raporuna ekli ek 6 nolu krokide (A) harfi ile gösterilen 4.255,21 m² yözölçümündeki taşınmaz ile aynı krokide (B) harfi ile gösterilen 532,04 m² yüzölçümündeki taşınmazın davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, fazlaya ilişkin istemin reddine" dair karar, davacı ... ve davalılar Hazine ile Milas Belediye Başkanlığının temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 20.11.2019 tarihli ve 2017/5674 Esas, 2019/6776 Karar sayılı ilamı ile "yapılan araştırma ve incelemenin yetersiz olduğu, Muğla Büyükşehir Belediyesine husumetin yaygınlaştırılmadığı, hükme dayanak yapılan ziraat ve orman bilirkişi raporunda dava konusu taşınmaz üzerindeki zeytin ağaçlarının delicelerden aşılanmak suretiyle mi yoksa dikim suretiyle mi oluştuğunun belirtilmediği, delicelerden aşılanmak suretiyle oluşmuş ise bunların aşı yaşlarına dair açıklamaya yer verilmediği, yine taşınmazın bulunduğu yerde imar planı yapılıp yapılmadığının araştırılmadığı, dava tarihinden veya imar uygulaması var ise ve taşınmaz bu kapsamda ise imar kapsamına alındığı tarihinden geriye doğru 15-20 yıl öncesini gösteren memleket haritası ve hava fotoğrafları bulundukları yerlerden getirtilerek keşifte usûlünce uygulanmadığı, bu belgelerde taşınmazın tasarruf sınırlarının belirgin olarak görünüp görünmediği, taşınmaz üzerinde zilyetlikle kazanmaya yeterli şekilde imar ihya faaliyeti bulunup bulunmadığı, var ise hangi tarihte imar ihyanın tamamlandığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklattırılmadığına işaret edilerek, öncelikle 6360 sayılı Kanun gereği, ilgili Muğla Büyükşehir Belediyesinin de davada taraf olması gerektiğinden 6360 sayılı Kanun'un Geçici 1.maddesinin 13. fıkrası gereğince işlem yapılması gerektiği, bunun yanındadava konusu taşınmazın bulunduğu yerde imar planı yapılıp yapılmadığı, imar planı yapılmış olması halinde ne zaman yapıldığı ve kesinleşip kesinleşmediği ve dava konusu taşınmazın imar planında ne şekilde tespit gördüğünün saptanması ve yöreye ait eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ile dava açılış tarihi olan 2013 yılından (imar uygulaması var ise ve taşınmaz bu kapsamda ise imar kapsamına alındığı tarihinden geriye doğru) 15-20-25 yıl öncesine ait hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtildikten sonra yöntemine uygun şekilde orman ve zilyetlik araştırması yapılması, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulması" gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesince, bozma ilamına uyulduktan ve Muğla Büyükşehir Belediyesi davaya dahil edildikten sonra yapılan yargılama sırasında, yörede kadastro çalışmalarının başlaması ve çekişmeli taşınmazlara tutanak düzenlenmesi nedeniyle, davacı tarafından 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesi hükmü doğrultusunda açılmış olan tescil davası kadastro mahkemesine devredilmiştir. Kadastro mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, "dava konusu taşınmazlardan 123 ada 342 parselin %45, 123 ada 343 parselin %40, 123 ada 335 parselin ise %40 eğimli olduğu, taşınmazlar üzerinde dikim yoluyla yetiştirilen yaşlı zeytin ağaçlarının bulunduğu, bunun haricinde tarımsal faaliyet yapılmadığı, her ne kadar bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan 10.01.2023 tarihli raporda dava konusu taşınmazların 6831 sayılı Kanun'un 1/j maddesi kapsamında toprak muhafaza karakteri taşımadığı belirtilmişse de bilimsel yönden eğimi % 12’nin üzerinde olan taşınmazların toprak muhafaza karakteri taşıdığının kabul edildiği gibi 15.07.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 23/P maddesinde % 12'den fazla eğimli olan maki ve fundalık yerlerin toprak muhafaza karakteri taşıyacağı ve 26/j maddesinde bu tür yerlerin orman olarak sınırlandırılmasının zorunlu olduğu ve aynı maddenin ikinci fıkrasında bu yerler orman rejimine girdiğinden herhangi bir nedenle orman kadastrosu sınırlarının dışında bırakılmış olmasının orman olma niteliğini ortadan kaldırmayacağı ve 4999 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanun'un 7. maddesi gereğince de herhangi bir nedenle sınırlama dışı bırakılmış orman olması nedeniyle her zaman orman sınırları içine alınabileceği hükme bağlandığı hususları bir arada değerlendirildiğinde; dava konusu taşınmazların 1959 tarihli memleket haritasında çalılık rumuzu bulunan yeşil renkli alanda kalmasına ve taşınmazların eğimi %12'in üzerinde olmasına göre toprak muhafaza karakteri taşıdığı ve bu nedenle orman vasfında olduğu gibi mirasçıların da davacı ...'ın vefatından sonra dava konusu taşınmazda malik sıfatıyla zilyetliklerinin bulunmadığı" gerekçesiyle davanın reddine, dava konusu konusu taşınmazların zeytinlik vasfıyla Hazine adına tesciline, tapu kayıtlarının beyanlar hanesine 'üzerindeki zeytin ağaçları ...'a aittir' şerhi yazılmasına karar verilmiş, hüküm, davacılardan ... vekili, davacılar ... ile müşterekleri vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir. Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 1965 yılında tapulama çalışması yapılmış olup çekişmeli yerler cebel olarak tapulama dışı bırakılmıştır. Ayrıca, dava konusu yerde 1965 yılında yapılan orman tahdit çalışması, 1979-1980 yıllarında ise eski tahdidin aplikasyonu ve 6831 sayılı Kanun'un 1744 sayılı Kanunla değişik 2. madde uygulaması bulunmaktadır. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyulmasına karar verildiği halde, bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmeden ve yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulmuştur. Şöyle ki; orman araştırması yönünden; Mahkemece, dava konusu edilen taşınmazların en eski tarihli memleket haritasında çalılık rumuzu bulunan yeşil alanda kaldığı, eğiminin yüzde 12'den fazla olduğu ve bu nedenle toprak muhafaza karakteri taşıdığından öncesi itibariyle orman sayılan yerlerden olduğu belirtilmiş ise de; yapılan araştırma, taşınmazın öncesi itibariyle orman olup olmadığını belirlemede yeterli değildir. 6831 sayılı Kanun'un orman sayılan yerleri düzenleyen 1. maddesinin (j) bendinin karşıt anlamından (mefhum-u muhalifinden), orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda veya makilerle örtülü yerlerin orman sayılacağı sonucuna ulaşılmaktadır. 20.11.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Orman Kadastrosu ve (2/B) Uygulama Yönetmeliği'nin 14/o maddesinde, orman ve toprak muhafaza karakteri; üzerindeki bitki formasyonu ile taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan zararlı akışları, toprak erozyonunu, toprağın strüktür ve tekstürünün bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisi bulunan ve eğimi %12 den fazla olan yerler olarak tanımlanmıştır. 6831 sayılı Kanun’un 23. maddesinde de Ziraat Vekaletince, arazi kayması ve yağmurlarla yıkanması tehlikesine maruz olan yerlerdeki ormanlarla, meskün mahallerin havasını, şose ve demiryollarını, toz ve kum fırtınalarına karşı muhafaza eden ve nehir yataklarının dolmasının önüne geçen veya memleket müdafası için muhafazası zaruri görülen Devlet ormanları veya maki veya fundalarla örtülü yerlerin daimi olarak muhafaza ormanı olarak ayrılabileceği düzenlenmiştir. Tüm bu düzenlemelere göre; makilik, fundalık, çalılık, pırnallık, meşelik vb. türünden bitki örtüsü ile kaplı yerlerin, eğiminin % 12 den fazla olmasının tek başına o yerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıdığı anlamına gelmeyeceği ve dolayısıyla orman sayılan yerlerden olması için yeterli bulunmayacağı anlaşılmaktadır. Bu tür yerlerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıması için eğime ilave olarak yukarıda belirtilen diğer unsurların da bir ya da birkaçının birlikte bulunması gerekmektedir. Uzman bilirkişilerce yukarıda belirtilen bitki örtüleri ile kaplı % 12 den fazla eğime sahip yerlerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımadığına ilişkin rapor hazırlanırken; bölgenin ve arazinin genel yapısı, iklim ve mevsim özelliği, toprağın cinsi, su ve rüzgar erozyonuna göre durumu, eğimin şiddeti, bitki örtüsünün türü, kök ve gövdesinin niteliği, toprağa tutunma özelliği, gerekirse laboratuvarda yapılacak toprak analizi ile elde edilecek bilimsel veriler ve maddi bulgulara aykırı düşmeyen hüküm kurmaya yeterli, Yargıtayın, İlk Derece Mahkemesince ve tarafların denetimine elverişli olmasına özen gösterilmelidir. Bu açıklamalar ışığından somut olayın değerlendirilmesine gelince; dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde yapılan keşif sonrasında alınan bilirkişi kurul raporunda, dava konusu taşınmazların kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışında orman sayılmayan yerlerden olduğu, 1953 ve 1964 tarihli hava fotoğraflarında genel olarak açık renkli görünümde üzerinde bir kaç adet ağaç/bitki formu bulunduğu, 1972 ve 1974 tarihli hava fotoğraflarında üzerinde zeytin fidanları olduğu tahmin edilen bitki formları olduğu, 1992, 2009, 2015 ve 2021 tarihli hava fotoğraflarında üzerlerinde zeytin ağaçları görüldüğü, çekişme konusu taşınmazların üzerindeki çalı ve fundaların temizlenip, 342 parselde delicelerin aşılanması, 343 ve 335 parselde zeytin ağaçlarının dikilmesi suretiyle yapılan imar ve ihya işlemlerinin 1972 yılından önce başladığı, çekişmeli taşınmazlardan 342 nolu parseli %45, 335 ve 343 nolu parsellerin ise %40 eğime sahip oldukları belirtilmiştir. Ne var ki; İlk Derece Mahkemesince yukarıda bahsedilen yasal düzenlemeler ve bilirkişiler tarafından saptanan hususlar gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme ile karar verilmiştir. Öte yandan, ... vekili tarafından 20.10.2015 tarihli dilekçe ile, çekişmeli taşınmazların zilyetliğinin davacı ... tarafından 07.10.2015 tarihli devir sözleşmesi başlıklı belge ile ...'a devredildiği ileri sürülerek davaya müdahil olarak katılma talebinde bulunulmuş ise de, bu hususta olumlu/olumsuz herhangi bir karar verilmediği gibi, davacı ... tarafından dava ve zilyetlik haklarının devredilip devredilmediği, ... tarafından zilyetliğin fiilen teslim alınıp alınmadığı hususları üzerinde de durulmamıştır. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince doğru sonuca ulaşılabilmesi için; çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede yapıldığı anlaşılan orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği dosyaya getirtilerek; önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi bilirkişi, bir jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi, bir ziraat mühendisi bilirkişi ve bir fen elemanı ile yeniden keşif yapılarak, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazların orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli; çelişki bulunmakta ise çekişmeli parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmesi, çekişmeli taşınmazların seri bazda yapılan orman kadastrosunda orman sınırı dışında kaldığının belirlenmesi halinde ise hem en eski hem de dava tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait hava fotoğrafları incelenmek sureti ile taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; en eski tarihli hava fotoğrafında açık renkli görünümde üzerinde bir kaç adet ağaç/bitki formu bulunan ve % 12 den fazla eğime sahip dava konusu taşınmazların, üzerindeki bitki formasyonu ile taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan zararlı akışları, toprak erozyonunu, toprağın strüktür ve tekstürünün bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisi bulunup bulunmadığı, bölgenin ve arazinin genel yapısı, iklim ve mevsim özelliği, toprağın cinsi, su ve rüzgar erozyonuna göre durumu, eğimin şiddeti, bitki örtüsünün türü, kök ve gövdesinin niteliği, toprağa tutunma özelliği ile birlikte değerlendirilerek orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımadığı tereddütsüz olarak belirlenip, orman sayılan yerlerden olup olmadığı saptanmalıdır. Yukarıda yapılacak araştırma sonucu taşınmazın öncesi itibariyle orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, İlk Derece Mahkemesince davacılar lehine zilyetlikle kazanım koşullarının oluşup oluşmadığının araştırılması gerekmekte olup, bu doğrultuda; jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiye, dava tarihinden 15-20-25 yıl öncesi stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yaptırılarak, temyize konu taşınmazların niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediği belirlenmeli, taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişinin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalıdır. Ayrıca keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraat bilirkişisinden taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli, 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği tapu müdürlüğü ve ilgili ... ile Hukuk Mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanun'un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı, bunların yanı sıra davacı ... tarafından dava ve zilyetlik haklarının devredilip devredilmediği belirlenerek ...'ın müdahale durumu değerlendirilmeli, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. İlk Derece Mahkemesince, belirtilen hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı yanılgılı değerlendirme ile, ve dahi bozma ilamına uyulmasına rağmen bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar verilmesi usûl ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Taraf vekililerinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 08.07.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.