Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/4245 E. 2024/5541 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/4245
Karar No
2024/5541
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/314 E., 2023/267 K. HÜKÜM : Davanın reddine Taraflar arasında Mahkemede mükerrer kadastro davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R 5602 sayılı Tapulama Kanunu (5602 sayılı Kanun) uyarınca Burdur ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında 1958 yılında yapılan ve 1959 yılında kesinleşen tapulama çalışmaları sırasında 4978 parsel sayılı 1.190,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, davalılar murisi ... adına tespit ve tescil edildikten sonra, 2014 yılında yapılan uygulama kadastrosu çalışmaları sonucunda 146 ada 1 parsel numarasıyla ve 1.139,38 metrekare yüzölçümüyle tespit ve tescil edilmiştir. 766 sayılı Tapulama Kanunu (766 sayılı Kanun) uyarınca Burdur ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında 1966 yılında yapılan ve 1968 yılında kesinleşen tapulama çalışmaları sırasında 1963, 1967 ila 2006, 2010, 2011, 2017, 2020 ve 2021 parsel sayılı taşınmazların tevhid ve ifraz işlemleri ile oluşan 127 ada 1 parsel sayılı 385,00 metrekare yüzölçümündeki davacı adına tapuda kayıtlı taşınmaz, 2014 yılında yapılan uygulama kadastrosu çalışmaları sonucunda 242 ada 16 parsel numarasıyla ve 388,33 metrekare yüzölçümüyle tespit ve tescil edilmiştir. Davacı Sınırlı Sorumlu ... Konut Yapı Kooperatifi vekilinin Kadastro Mahkemesine sunduğu dava dilekçesiyle, 5596 parsel sayılı taşınmazın kendi adına kayıtlı olduğunu, parselasyon sonucunda 127 ada 1, 2, 11 ve 12 parsellerin oluştuğunu, bu taşınmazların kooperatif üyelerine dağıtıldığını ve bu yerlere ev, havuz vs. yapı yapıldığını, henüz altyapı çalışmaları bitirilemediğinden tapu kaydının kooperatif uhdesinde bulunduğunu, sözü edilen taşınmazda başkaca kimsenin zilyetliğinin ya da tasarrufunun bulunmadığını, buna karşın uygulama kadastrosu sırasında taşınmazların ... Köyü eski 4978 (yeni 146 ada 1) parsel sayılı taşınmaza dahil edildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiyle Kadastro Mahkemesine dava açılmış, kayıt maliki olan ...'in mirasçılarının davalı olarak davaya katılımı sağlanmıştır. Davalılar aşamalarda, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Kadastro Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda, "davanın kadastro tespitine itiraz davası olduğu, davacının 146 ada 1 parselin, ... Köyü'nde yapılan kadastroda mükerrerlik oluşturduğunu, bu nedenle yapılan kadastro tespitinin iptaline karar verilmesini talep ettiğini, bilirkişi raporuna göre ilk kadastro çalışmalarının ... Köyü'nde ... Köyü'nden daha önce başlanıp daha önce tamamlandığı, buna göre ... Köyü'nde yapılan kadastro çalışmalarının mükerrer kadastro kapsamında daha önce tespiti yapılan ... Köyü parselleri ile mükerrerlik oluşacak şekilde tespitinin yapıldığı ve mükerrer olan kısımların kadastro mevzuatına göre ... Köyü'ne ait dava konusu parsellerden düşülmesi gerektiği yani ... Köyü'nde yapılan kadastronun değil ... Köyü'nde daha sonradan yapılan parselin ... Köyü'nde yapılan kadastro sonunda oluşan parsele mükerrer olduğu ve davacı tarafından açılan davanın ispat edilemediği" gerekçesiyle davacının davasının ispatlanamadığından reddine karar verilmiş; hükmün, davacı kooperatif vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) (16.) Hukuk Dairesi'nin 20.12.2018 tarihli ve 2018/802 Esas, 2018/8021 Karar sayılı kararıyla "davanın, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 22/1. maddesinde düzenlenen mükerrer kadastro işleminin tespit edilmesi sonucu çekişmeli taşınmazın beyanlar hanesine verilmiş olan mükerrerlik şerhinin iptali istemine ilişkin olduğu, somut olayda 3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesinden kaynaklanan bir uyuşmazğın söz konusu olmadığı, uyuşmazlığın 3402 sayılı Kanun'un 22/1 madde kapsamında ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1026.maddesinde düzenlenen ve niteliği itibariyle mülkiyet ihtilafından kaynaklanan mükerrer kadastro haline ilişkin olduğu, mükerrer kadastrodan kaynaklanan davalarda görev Asliye Hukuk Mahkemesine ait olup mahkemece görevsizlik kararı ile dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi gerekirken; uyuşmazlığın niteliğinde hataya düşülerek davanın esası hakkında karar verilmesinin isabetsiz olduğu" gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş, ardından Kadastro Mahkemesince bozma ilamına uyularak dosyasının Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine ilişkin görevsizlik kararı verilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, "davacıya ait parsel ile davalıya ait parsel arasında mükerrerlik durumunun söz konusu olduğu ancak davacı tarafa ait parselin kadastro tespitinin davalı tarafa ait parselin kadastro tespitinden sonra yapılıp kesinleştiği, 3402 sayılı Kanun'un 22/1 maddesi uyarınca, daha önce kadastrosu yapılmış olan yerler ikinci defa kadastroya tabi tutulmuşsa ikinci kadastronun tüm sonuçları ile hükümsüz kalacağının ifade edildiği ve somut olayda iptali istenen ... Köyünde kadastro çalışmalarının daha önce yapılıp kesinleştiği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacı kooperatif vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 13.09.2022 tarihli ve 2022/5358 Esas, 2022/6905 Karar sayılı kararıyla "Davanın, 3402 sayılı Kanun'un 22/1. maddesi kapsamında ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1026 ncı maddesinde düzenlenen ve niteliği itibariyle mülkiyet ihtilafından kaynaklanan, mükerrer kadastro nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası olduğu belirtilerek, öncelikle davacı tarafa ait ... Köyü 242 ada 16 parsel sayılı taşınmazın hangi kadastral parsellerden geldiğinin ilgili yerlerden sorularak belirlenmesi, bu hususta gerektiğinde teknik bilirkişilerden rapor alınması, bu yolla belirlenecek kök parsel ya da parsellerin kadastro tespit tutanakları ile tedavüllü tapu kayıtlarının celbedilmesi, bundan sonra ... köyünde kadastro tespitinin önce yapıldığının anlaşılması halinde, ... Köyü 146 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin kesinleşme tarihi ile ... Köyü 242 ada 16 parsel sayılı taşınmazın kök taşınmaz ya da taşınmazlarının tespit tarihi arasında hak düşürücü süre olan 10 yıldan fazla süre bulunduğunun anlaşılması durumunda ... Köyünde yapılan kadastro çalışması ikinci kadastro durumunda olacağından bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı; ... Köyünde kadastro tespitinin önce yapıldığının anlaşılması halinde, ... Köyü 242 ada 16 parsel sayılı taşınmazın kök taşınmaz ya da taşınmazlarının kadastro tespitinin kesinleşme tarihi ile ... Köyü 146 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tespit tarihi arasında hak düşürücü süre olan 10 yıldan fazla süre bulunduğunun anlaşılması durumunda ... Köyünde yapılan kadastro çalışması ikinci kadastro durumunda olacağından bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı; ... Köyü 146 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin kesinleşme tarihi ile ... Köyü 242 ada 16 parsel sayılı taşınmazın kök taşınmaz ya da taşınmazlarının tespit tarihi arasında 10 yıl ya da daha az süre bulunması halinde ( ya da ... Köyü 242 ada 16 parsel sayılı taşınmazın kök taşınmaz ya da taşınmazlarının kadastro tespitinin kesinleşme tarihi ile ... Köyü 146 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tespit tarihi arasında 10 yıl ya da daha az süre bulunması halinde) ise hukuki durumun (mülkiyet hakkının taraflardan hangisine ait olduğunun) ilk kadastro çalışmasına ait tespit günü esas alınarak belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsiz olduğu gibi kabule göre de eldeki davanın uygulama kadastrosunun askı ilan süresi içerisinde açılmasını müteakip, Burdur Kadastro Mahkemesi'nin 2019/3 Esas, 2019/20 Karar sayılı kararıyla ihtilafın mükerrer kadastrodan kaynaklandığı belirtilerek görevsizlik kararı verildiğine ve artık elde uygulama kadastrosuna yönelik bir dava bulunmadığına göre, iş bu karar ile olağan usullere göre kesinleştirme işlemleri yapılmak üzere uygulama kadastro tutanaklarının asıllarının Kadastro Müdürlüğüne iadesine karar verilmesi gerekirken, bu hususun gözden kaçırıldığı anlaşıldığı halde, eldeki dosyada ara karar ile ya da hükümle tutanak asıllarının Kadastro Müdürlüğüne iadesine karar verilmemiş olmasının da isabetsiz olduğuna" değinilerek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, "davacı tarafa ait ... Köyü 242 ada 16 parsel sayılı taşınmazın hangi kadastral parsellerden geldiğine dair kök parsel ya da parsellerin kadastro tespit tutanakları ile tedavüllü tapu kayıtlarının getirtildiği, ... Köyü 242 ada 16 parsel sayılı taşınmazın kök taşınmaz ya da taşınmazlarının kadastro tespitinin kesinleşme tarihi ile ... Köyü 146 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tespit tarihi arasında hak düşürücü süre olan 10 yıldan fazla süre bulunduğu, bu durumunda ... Köyünde yapılan kadastro çalışmasının ikinci kadastro durumunda olacağından bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı ve somut olayda iptali istenen ... Köyünde kadastro çalışmalarının daha önce yapılıp kesinleştiği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı kooperatif vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yukarı da yazılı şekilde karar verilmiş ise de bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmediği gibi yanlış değerlendirme yapılarak karar verilmiştir. Bozma ilamına uyulmakla taraflar yararına usuli kazanılmış hak oluşur. Bu hakkın zedelenmemesi için bozma ilamının gereklerinin tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir. Kadastro tespiti öncesi nedene dayalı davaların, kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekmekte ise de, mükerrerlik oluşturduğu belirtilen taşınmazlar yönünden 1959 tarihi itibariyle tapu sicil kaydı oluşmuş olup davacıdan, tapuda kayıtlı bulunan yer hakkında hak düşürücü süre içerisinde dava açması beklenemez. Davacının, aleni olan tapu siciline güvenmesi doğal olup, sicile göre de hak sahibi olduğundan, belirtilen hukuki sebeple açılacak davada hak düşürücü sürenin işletilmesi hayatın olağan akışına aykırı olup sözü edilen sürenin geçtiğinden söz edilemez. Aksi halde, yani her halde kadastrosu daha sonra yapılan bölüm yönünden terkine karar verilecek olması halinde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 22/1 inci maddesinde ve 4721 sayılı Kanun'un 1026/2 nci maddesinde, tapu kütüğünden terkine karşı dava açma hakkının düzenlenmiş olmasının bir anlamı olmayacağı ve düzenlemenin işlevsiz olacağı açıktır. Kadastro çalışmalarındaki amaç, tapu sicillerinin gerçek durumu yansıtması olduğuna göre, sicildeki hakkın kime ait olduğunun doğru olarak belirlenmesi gerekir. Bu duruma göre, mükerrerliğin giderilmesi amacıyla açılan eldeki dava, artık çifte tapuyu önleme maksadına yöneliktir. Yukarıdaki açıklamalar, birinci kadastronun kesinleşmesinden sonra işlemeye başlayan hak düşürücü sürenin dolmasından önce ikinci kadastronun yapılıp kesinleşmesi haline ilişkin olup, hak düşürücü süre dolduktan sonra ikinci kez kadastro yapılması halinde hak düşürücü süre dolacağı için dava açma olanağının bulunmadığı kuşkusuzdur. Somut olayda ise, önceki tarihli bozma ilamında, davacı tarafa ait taşınmazın kök taşınmaz veya taşınmaların tespit edilerek kadastro tespit tutanakları ile tedavüllü tapu kayıtlarının getirtilmesi ve taraflar adına kayıtlı taşınmazların kök taşınmazlarının kadastro tespit tarihleri ile kadastro tutanaklarının kesinleşme tarihlerinin belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gereğine değinilmiştir. Mahkemece davacıya ait taşınmazın kök taşınmazlarının belirlenmesi hususunda alınan fen bilirkişisi raporuna göre kök taşınmazların 1963, 1967, 1971 ila 2006, 2010, 2011, 2012, 2017, 2020 ve 2021 parsel sayılı taşınmazlar olduğu tespit edilmiştir. Taşınmazların kadastro tespit tutanaklarının incelenmesinde ise taşınmazların kadastro tespitlerinin 1966 yılında yapıldığı anlaşılmıştır. Şu halde, yukarı açıklanan ve bozma ilamında belirtilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davalı taraf adına kayıtlı olan 146 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kök taşınmazı olan 4978 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tarihinin (1958 yılı) davacı taraf adına kayıtlı olan 242 ada 16 parsel sayılı taşınmazın kök taşınmazı olan 1963, 1967, 1971 ila 2006, 2010, 2011, 2012, 2017, 2020 ve 2021 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespit tarihinden (1966 yılı) daha önce yapıldığı ve 4978 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin kesinleştiği tarih (1959 yılı) ile 1963, 1967, 1971 ila 2006, 2010, 2011, 2012, 2017, 2020 ve 2021 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespit tarihi (1966 yılı) arasında 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmediği hususu dosya kapsamı itibariyle sabit olup davalı tarafa ait taşınmazın kadastrosunun kesinleştiği tarih itibariyle 10 yıllık hak düşürücü süre dolmadan, ikinci kadastro çalışmasının yapılıp kesinleşmesi, artık hak düşürücü süreyi ortadan kaldırmıştır. İkinci kadastro yoluyla tapu kaydı oluştuğu tarihte, ilk kadastronun kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre dolmadığından, davacı yönünden hak düşürücü süre hükümlerinin uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince davanın esasına girilmek suretiyle, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin tüm deliller toplanıp davacı adına kayıtlı taşınmazlar içerisinde kalan ve mükerrer olduğu belirtilen taşınmaz bölümlerinin, ilk önce kadastrosu yapılan davalı tarafa ait taşınmazların kadastro tespitlerinin yapıldığı 17.09.1958 tarihi itibariyle kime ait oldukları belirlenerek sonucuna göre karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince, anılan hususlar gözetilmeksizin yukarıda yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz olup hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı Kooperatif vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 02.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2023/4245, K. 2024/5541, T. 02.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2023-4245-e-2024-5541-k-34c21da1c41b