Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/538 E. 2024/4227 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/538
Karar No
2024/4227
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/358 E., 2021/147 K. KARAR : Davanın reddine, karar verilmesine yer olmadığına Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan tapu kaydı iptal tescil davasında yapılan yargılama sonunda Mahkemece verilen hüküm davacı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin değerden reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava konusu Manisa ili Sarıgöl ilçesi ... Mahallesi ... mevkiinde bulunan 243 parsel sayılı 83.100 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tarla niteliği ile tapuda davalılar adına kayıtlıdır. Davacı ..., çekişmeli taşınmazın tamamının 1959 yılı memleket haritasında Devlet Ormanı sınırları içerisinde kaldığının, taşınmazın evveliyatının orman olduğu iddiasıyla davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince, 16.07.2014 tarihli karar ile davanın kabulüne, çekişmeli 243 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalı ... tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonunda, 13.05.2015 tarihli ve 2014/9292 Esas, 2015/4159 Karar sayılı karar ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; "davacı idarenin, işletme müdürlüğünce oluşturulan komisyon tarafından Manisa ili, Sarıgöl ilçesi ... mahallesi ... mevkiinde bulunan 243 parse sayılı taşınmazın 959 yılı baskılı 1/25,000 ölçekli memleket haritasında yeşille işaretlenmiş Devlet Ormanı sınırları içerisinde kaldığı tespit edildiği belirtilerek tapu kaydının iptali ile orman vasfı ile hazine adına tesciline karar verilmesi talebiyle açılan davada, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 13.05.2015 tarihli ve 2014/9292 Esas, 2015/4159 Karar sayılı ilamında belirtilen şekilde müzekkere cevapları ve Harita Genel Müdürlüğünden temin edilen memleket haritaları dosya arasına alınmış, Mahallinde 1 harita mühendisi, 1 fen ve 1 orman mühendisi refakatinde 20.05.2019 tarihinde keşif yapılmış, keşifte mahalli bilirkişiler ..., ... ve ... dinlenmiş, keşfe katılan harita mühendisi ve fen bilirkişilerinin raporu ile orman mühendisi bilirkişi raporu dosyamız arasına alınmış, mahkememizce de benimsenen usul ve yasaya uygun, denetime ve hüküm kurmaya elverişli orman bilirkişisi raporu ekinde bulunan harita ve görüntülerde mavi renk ile tarama ile gösterilen 49500,00 m2 lik alanın orman sayılmayan alanlar içerisinde kaldığının belirtilmesi, 30.05.2018(9) tarhli harita mühendisi ve fen bilirkişisinin hassas aletle yaptıkları ölçümü de içeren raporunda mahalli bilirkişilerin beyanları da dikkate alınarak yapılan tespite göre, orman mühendisi bilirkişinin dava konusu alanın orman sınırları dışında olduğu, fiziki duruma ilişkin incelemede; ekli haritada mavi renk tarama ile gösterilen alanın arazi meylinin %53-10 arasında değişmekte olduğu, üzerinde tesis halinde 8-10 yaşlarında üzüm bağı ve çeşitli meyve ağaçları ile hayvan barınakları ve çeşitli bakıcı evleri bulunduğu, sözkonusu alan üzerinde orman ağacı ve bitki örtüsünün mevcut olmadığı yönünde görüş bildirdiği, her ne kadar Orman bilirkişisi raporundaki fiziki durum incelemesinde 39500,00 m2 olarak belirtilse de, ekindeki harita ve netice kısmında belirtildiği hali ile 49500,00 m2 lik alanın (A) harfi ile gösterilen 33.200,00 m2 lik kısmın davalı ... tarafından kullanıldığı, (B) harfi ile belirtilen kısmın davalı ... tarafından kullanıldığı anlaşılmakla davalı ... yönünden açılan davanın sübut bulmadığı anlaşıldığından reddine, davalı ... yönünden, (Mahkememizin 2005/58 Esas 2014/275 Karar sayılı kararı bu davalı yönünden temyiz edilmeyerek kesinleşmekle) yeniden karar verilmesine yer olmadığına" gerekçesi ile davanın, davalı ... yönünden reddine, davalı ... yönünden (temyiz edilmeyerek kesinleşmekle) yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1. Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; hükmü temyiz yetkisi, temyizde hukuki yararı bulunmak kaydıyla davanın taraflarına ve aleyhine hüküm kurulan üçüncü kişilere aittir. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesinin 16.07.2014 tarihli davanın kabulüne yönelik kararı yalnızca davalı ... tarafından temyiz edilmekle bu kişinin payı yönü ile bozulmuş olup, davalı ... tarafından temyiz edilmediğinden bu pay yönünden kesinleşmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; dosyaya sunulan 30.05.2018 tarihli harita bilirkişi raporunda Manisa ili Sarıgöl ilçesi ... Mahallesi ... mevkiinde bulunan 243 parsel sayılı dava konusu taşınmazın taşınmazın (A) harfi ile gösterilen kısmının 33.200 m2, (B) harfi ile gösterilen kısmının 16.300 m2, (C) harfi ile gösterilen kısmının 33.600 m2 olduğu, 17.01.2021 tarihli orman bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın yeşil ve mavi renk ile iki bölümde gösterildiği, mavi renk ile gösterilen alanın 49.500 m2 olduğu (harita bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfi ile gösterilen alan), yeşil renk ile gösterilen alanın 33.600 m2 (harita bilirkişi raporunda (C) harfi ile gösterilen alan), mavi renk ile gösterilen alanın 1959 tarihli memleket haritasında beyaz renk ile gösterilen orman sayılmayan alan içerisinde yer aldığı, yeşil renk ile gösterilen alanın orman sayılan alan içerisinde yer aldığı, 1958 tarihli hava fotoğrafında mavi renkli ile gösterilen alanın orman sayılmayan alan içerisinde kaldığı, yeşil renk ile gösterilen alanın orman sayılan alan içerisinde kaldığı, mavi renk ile gösterilen alanın eğiminin % 3-10 olduğu, içerisinde üzüm bağı ve çeşitli meyve ağaçları ile bakıcı evlerinin olduğu, üzerinde orman ağacı ve bitki örtüsü olmadığı, yeşil renk ile gösterilen alanın eğiminin % 5-45 olduğu, üzerinde yabani otlar olduğu, uzun yıllardır toprak işleme ve zirai çalışma yapılmadığı, taşlı bir yapıda olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre yeşil renk ile gösterilen alanın orman sayılan alan içerisinde, mavi renk ile gösterilen kısmın ise tarım alanı içerisinde olduğunun dosya kapsamında sabit olduğunun kabulü gerekmektedir. Tüm bu nedenlerle davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile, 243 parsel sayılı dava konusu taşınmazın tapu kaydının bilirkişi raporunda yeşil renk ve (C) harfi ile gösterilen 33.600 m2 kısmının ifrazen iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın geri kalan mavi renk ve (A ve B) ile gösterilen kısmının 2/3 oranında davalı ..., 1/3 oranında davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirilerek yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinin/ talebinin REDDİNE, Davacı ... vekilinin temyiz itirazları (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 24.06.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Eldeki davada Dairemiz önüne gelen uyuşmazlık; orman olduğu iddiasıyla tapusunun iptali talep edilen taşınmaza ilişkin olarak daha önce verilmiş olan hükmün davalılardan birisi tarafından temyiz edilmemiş olmasının hukuki sonuçlarının belirlenmesi hususundadır. Somut olayda dava konusu taşınmaz 83.100 m2 yüzölçümünde olup, tarla niteliği ile tapuda davalılar adına kayıtlıdır. Buna göre taşınmazın 1/3 hissesi davalı ..., 2/3 hissesi ise davalı ...'ye aittir. Davacı ... İdaresince, taşınmazın orman niteliğinde olduğundan bahisle tapusunun iptali ile Hazine adına orman vasfıyla tapuya tescili istemiyle dava açılmıştır. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tesciline dair verilen karar, davalılardan ... tarafından temyiz edilmekle Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince, hükme esas araştırma ve incelemenin yeterli olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece, Yargıtay bozma ilamına uyularak devam olunan yargılama sonucunda davanın, davalı ... yönünden reddine, davalı ... yönünden daha önce verilen hükmü temyiz etmemiş olması nedeniyle yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda; Sayın Çoğunluk tarafından davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinin / talebinin reddine, davacı ... İdaresinin temyiz istemi bakımından ise hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Çoğunluk görüşünde davanın tümüyle reddedilmesinin doğru olmadığı belirtilmiş, buna göre taşınmazın orman vasfında olduğu belirlenen ve bilirkişi raporunda (C) harfiyle gösterilen 33.600 m2 lik bölümünün orman vasfıyla Hazine adına adına tescilinin gerektiği, orman vasfında olmayan ve bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleriyle gösterilen kısmının 2/3 oranında davalı ..., 1/3 oranında davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Çoğunluğun, dava konusu taşınmazın orman olduğu belirlenen ve bilirkişi raporunda (C) harfiyle gösterilen 33.600 m2 lik bölümün orman vasfıyla Hazine adına adına tescilinin gerektiği ve yine orman vasfında olmayan ve bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleriyle gösterilen kısmın 2/3 oranında davalı ... adına tescilinin gerektiği yönündeki değerlendirmelerine katılmaktayız. Buna karşılık Çoğunluğun orman vasfında olmayan ve bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleriyle gösterilen kısmın 1/3 oranında Orman İdaresi adına tescilinin gerektiği yönündeki değerlendirmesinin isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Sayın Çoğunluğun bu değerlendirmesinin nedeninin dava konusu taşınmazda 1/3 oranında paylı malik olan davalı ...'in daha önce verilmiş olan -taşınmazın tümünün tapusunun iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tesciline dair- hükmü temyiz etmemesi olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla eldeki olayda kapsamlı bir incelemeye tabi tutulması gereken husus, somut olayın koşullarında, müşterek mülkiyette paydaşlardan birinin tüm taşınmaza ilişkin daha önce verilen aleyhe hükmü temyiz etmemiş olmasının hukuk sonuçlarının belirlenmesine yöneliktir. Bu çerçevede özellikle müşterek mülkiyete paydaşlardan birinin bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasında diğer paydaşları temsil kabiliyeti üzerinde durulmalıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 693 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında "Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir." hükmüne yer verilmiştir. Anılan kanun hükmünde geçen temsil ibaresinin olağan anlamda hukuki temsili ifade etmediğinin kabulü gerekmektedir. Bu hükmün karşılığı olan İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 648/I inci maddesi: “Jeder Miteigentümer ist befugt, die Sache insoweit zu vertreten, zu gebrauchen und zu nutzen, als es mit den Rechten der andern verträglich ist.” şeklindedir. Madde metni “Her paydaş, diğerlerinin hakları ile uyumlu ise, şeyi korumaya, kullanmaya ve ondan yararlanmaya yetkilidir” şeklinde çevrilebilir. Hükümde geçen “vertreten” kelimesi “temsil etmek, savunmak, korumak” gibi anlamlara gelmektedir. Hükümde bu kelime “eşya, şey” anlamına gelen “die Sache” kelimesi ile kullanıldığına göre, buradaki anlamı şeyi korumaktır. Alman Medeni Kanunu'nda (BGB) bu hükme karşılık gelen 744/II inci maddenin metni ise “Jeder Teilhaber ist berechtigt, die zur Erhaltung des Gegenstands notwendigen Maßregeln ohne Zustimmung der anderen Teilhaber zu treffen...” şeklindedir. Bu madde ise “Her paydaş, diğer paydaşların onayı/rızası olmadan, şeyin korunması için gereken önlemleri almaya yetkilidir.” şeklinde Türkçeye çevrilebilir. Dolayısıyla İsviçre Medeni Kanunu'nda ve Alman Medeni Kanunu'nda paydaşların diğerini temsil edeceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Söz konusu hükümlerde her paydaşın, diğer paydaşların rızasına ihtiyaç duymaksızın, tek başına ortak eşyayı korumaya yetkili olduğu anlatılmaktadır (ayrıntılı açıklamalar için bkz. ... Ağca Toplandı, "Birlikte Mülkiyette Ortak Menfaati Koruma Yetkisi", Doktora Tezi, Yeditepe Üniversitesi, 2016, s: 20). Esasında paylı mülkiyete konu olan eşya üzerinde tek bir mülkiyet ... söz konusudur. Mülkiyetin paylı olması eşya üzerinde birden fazla mülkiyet ... doğurmaz; mülkiyet ... paylı malın tamamını kapsar. Paylı mülkiyete tabi eşya, bir bütün olarak tek bir mülkiyet hakkının konusudur; paydaşlardan her biri de bu eşyanın her zerresinde hak sahibidir. Nitekim Yargıtay bir kararında "...paylı mülkiyet üzere olan taşınmazda, paydaşların taşınmazın tamamı bakımından her yerinde hak sahibi olmaları asıldır" diyerek bu hususa vurgu yapmıştır (bkz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 31.03.2005 tarihli ve 2005/2669 Esas 2005/3880 Karar sayılı kararı). 4721 sayılı Kanun'un 693 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenleme karşısında önemle vurgulanması gereken husus, kanun koyucunun belirli koşullarda ortak menfaati korumaya, bir tek paydaşı dahi yetkili kılmasıdır. Paydaşlardan biri -pay oranı ne olursa olsun- bu tür bir iş ya da işlemi tek başına yapmaya yetkilidir. Ancak bu iş ve işlem bütün paydaşlar için objektif olarak yarar sağlar nitelikte olmalıdır. Yine menfaatin bölünmeye elverişli olmaması gerekmektedir. Üçüncü kişilere karlı ortak menfaatin bir paydaş tarafından korunduğu durumlarda yapılan iş ya da işlemlerin sadece olumlu sonuçları diğer paydaşlara etki eder. Öğretide, örneğin taşınmazın tamamı üzerinde yolsuz olarak kurulmuş olan bir irtifak hakkının kaldırılmasının bölünemez nitelikte olduğu ve bu durumda paydaşlardan her birinin tek başına, taşınmazın tamamı için tapu sicilinin düzeltilmesi davasını açabileceği kabul edilmiştir. Bir başka anlatımla paya ilişkin bir hususun düzeltilmesi söz konusu ise herkes sadece kendi payı için tapu sicilinin düzeltilmesi davası açabilecek iken; taşınmazın tamamını ilgilendiren bir yolsuz kayıt varsa paydaşlar tek başlarına taşınmazın tamamı için tapu sicilinin düzeltilmesi davası açabilecektir (ayrıntılı açıklamalar için bkz. ... Ağca Toplandı, age, s: 156). Diğer taraftan müşterek mülkiyette paylı maliklerden birinin üçüncü kişiye karşı haksız elatmanın önlenmesi davası açabilmesi mümkündür. Bu davada müşterek mülkiyete konu eşyaya yönelik haksız elatmanın önlenmesine karar verildiğinden paydaşların tümünün ortak menfaati korunmuş olmaktadır. Bir başka ifadeyle haksız elatmanın önlenmesi ile bir kısım maliklerin menfaati korunurken diğerlerinin menfaatinin korunmaması söz konusu olamaz; dava sonunda verilen karar ile müşterek mülkiyet konusu eşyanın bir kısmı değil tamamı korunmuş olur (bkz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 1.11.1991 tarihli ve 1991/9230 Esas 1991/12829 Karar sayılı kararı). Yine Kamulaştırma Kanunu'nun 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kamulaştırma işlemine karşı işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası, iştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşlardan birisi tarafından açılabilmektedir. Hal böyle olunca; konusu bölünemeyen bir menfaate ilişkin olan davalarının ortak menfaatin korunması kapsamında bir tek paydaş tarafından açılabileceği sonucuna varmak gerekir. Öte yandan bölünmeye elverişli olmayan hak ve talepler söz konusu olduğunda, müşterek mülkiyete konu bir taşınmaz bakımından, paydaşlar arasında maddi anlamda zorunlu dava arkadaşlığı hali söz konusu olmaktadır. Başka bir ifadeyle, paylı mülkiyette paydaşlara karşı bölünemeyen bir hak ya da talep için üçüncü kişi tarafından bir dava açılmak istendiğinde tüm paydaşların davalı olarak gösterilmeleri gerekmektedir (bkz. Yargıtay HGK'nın 26.10.2005 tarihli ve E.14-608, K.2005/608 sayılı kararı). Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirilirken davaya konu uyuşmazlığın niteliği, davanın davanın taraflarının hukuk sistemimiz içindeki konumu, davacının talebinin hukuki dayanağı gibi etmenlerin birlikte değerlendirilmesi elzemdir. Eldeki davada davacı konumunda olan kurum, Orman Genel Müdürlüğüdür. Orman İdaresi olarak da ifade edilen bu kurum tüzel kişiliğe sahip bir kamu idaresidir. Kurum'un görevleri 3234 sayılı Orman Genel Müdürlüğü Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un (3234 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde sayılmıştır. Bu maddede sayılan görev tanımı içindeki faaliyetler incelendiğinde, kurumun esas itibarıyla görevinin Anayasa'nın 169 uncu maddesi gereğince devlete yüklenen "ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli tedbirleri alma" olduğu görülmektedir. Bir başka deyişle Orman İdaresi, anayasal bir görev olarak ormanların korunması ve orman sahalarının genişletilmesi vazifesini üstlenen yasal bir kurumdur. Nitekim, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 6 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca "Devlet ormanlarına ve Devlet ormanı sayılan yerlere ait her çeşit işler Orman Genel Müdürlüğünce yapılır ve yaptırılır." yine 6831 sayılı Kanun uyarınca yapılan sınırlandırmalarla ilgili olarak aynı Kanun'un 11 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca "Hak sahibi gerçek ve tüzel kişiler tarafından açılacak sınırlamaya itiraz davalarında hasım Orman Genel Müdürlüğü; ... orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine karşı açılacak itiraz davalarında ise hasım Hazine ve Orman Genel Müdürlüğüdür." Dolayısıyla Orman İdaresi tarafından 6831 sayılı Kanun uyarınca ormanların korunması amacıyla açılan davalar özünde kamusal bir görevin ifası niteliğindedir. Eldeki davada Orman İdaresi dava konusu taşınmazın orman olduğu iddiasıyla tapusunun iptali istemiyle dava açmıştır. Davacı ... İdaresince orman olmayan bir taşınmazın bahçe, tarla ya da benzeri bir vasıfla kendi adına tescilinin talep edilmesi söz konusu olmadığı gibi davacı İdarenin yukarıda açıklanan anayasal görevi ve yasal konumu bu yönde bir talepte bulunmasına da engeldir. Bu durumda Sayın Çoğunluğun görüşünde olduğu gibi taşınmazın bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleriyle gösterilen ve Dairemizce orman vasfında olmadığı kabul edilen bölümlerinin 1/3 payının Orman İdaresi adına tescili yönünde bir hüküm tesis edilmesi, davacı tarafın talebini aşan bir karar verilmesi sonucunu ortaya çıkaracaktır. Böyle bir yaklaşımın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Taleple bağlılık ilkesi" kenar başlıklı 26 ncı maddesinde yer alan "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez..." hükmüyle bağdaşmadığı açıktır. Zira dava konusu taşınmaz tapuda tarla niteliğinde kayıtlıdır ve taşınmazın bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleriyle gösterilen kısımlarının tarla vasfında olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu bağlamda önemle vurgulamak gerekir ki, dava konusu taşınmazın tümünün tapusunun iptaline dair daha önce verilen hükmün 1/3 oranında pay maliki olan davalı ... tarafından temyiz edilmemiş olması, bu pay yönünden hükmün kesinleştiğinin kabulüne imkan vermemektedir. Zira müşterek mülkiyete konu olan bir taşınmazın 1/3 payının orman niteliğinde, 2/3 payının ise tarla niteliğinde olduğunun söylenmesi mümkün değildir. O halde, somut olayın koşullarında eldeki davanın niteliği itibarıyla taşınmazda paylı malik olan paydaşlar arasında bölünemeyen bir menfaatin olduğunun ve davalıların zorunlu dava arkadaşı konumunda bulunduğunun kabulü zorunludur. Dolayısıyla eldeki davanın kendine özel koşulları dikkate alındığında, taşınmazın tümünün tapusunun iptaliyle orman vasfıyla Hazine adına tesciline dair önceki hükme yönelik olarak 2/3 pay maliki olan davalı ... tarafından yapılan temyiz başvurusunun "taşınmazdaki bölünemeyen ortak menfaatin korunmasına yönelik bir tasarruf olarak" değerlendirilmesi ve diğer paydaş ...'in de bunun olumlu neticesinden yararlanabilmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle somut olayda uyuşmazlığın niteliği gereği davalı paydaş ...'nin taşınmazın her zerresinde hak sahibi konumda birisi olarak taşınmazın vasfının orman olmadığına yönelik temyiz itirazları, diğer paydaş ...'in payı yönünden de hukuki sonuç doğurabilmelidir. Bu itibarla, davacı ... tarafından dava konusu taşınmazın orman vasfında olduğu iddiasıyla tapusunun iptaliyle Hazine adına orman vasfıyla tescili istemiyle açılan davada, taşınmazın orman vasfında olmadığı tespit edilen ve bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleriyle gösterilen bölümlerine yönelik olarak reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun tarla vasfındaki bu yerlerdeki 1/3 payın Orman İdaresi adına tescili yönündeki bozma görüşüne katılmıyoruz.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2022/538, K. 2024/4227, T. 24.06.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2022-538-e-2024-4227-k-23a11a4400fe