Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/119 E. 2024/6030 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/119
Karar No
2024/6030
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2018/26 E., 2021/121 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasında görülen kadastro tespitine itiraz davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü; K A R A R Dava konusu taşınmazların bulunduğu yörede arazi kadastrosu 1982 yılında ilan edilerek kesinleşmiş olup, 2016 yılında 3402 sayılı Kadastro Kanun'un (3402 sayılı Kanun) Ek 5 nci maddesi uyarınca yapılan orman kadastrosunda dava konusu Siirt ili ... ilçesi ... Köyü 102 ada 9 parsel sayılı taşınmaz Ham toprak vasfıyla Hazine adına, Siirt ili ... ilçesi ... Köyü 102 ada 3 parsel sayılı taşınmaz ise susuz tarla vasfıyla beyanlar hanesinde Siirt 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/23 Esas sayılı dava dosyasında davalı olduğu şerhi düşülerek malik hanesi boş bırakılarak tespit görmüştür. Davacılar vekili Siirt 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/23 Esas (Yeni 2018/733 Esas) sayılı dosyasında sunmuş olduğu dava dilekçesinde; Siirt ili ... ilçesi ... (...) Köyü ... mevkiinde yer alan Kuzeyinde ... dere, Doğusunda ... ve tanıklara ait tarla, Güneyinde ...'e ait tarla ve Batısında ... Dere ve ...'e ait tarla ile çevrili 174783.008 m² lik tarlanın 1/3 hisse ile müvekkillerine ait olduğunu, taşınmazın müvekkilleri tarafından 40-45 yılı aşkın bir süreden beri kullanılmakta olduğunu ve o tarihten beri de bu taşınmazları ekip biçerek zilyet ve tasarrufunu sürmekte olduğunu, dava konusu taşınmazın bulunduğu ... Köyünde 1984 tarihinde kadastro çalışmalarının başladığını ve kadastro çalışmaları sırasında müvekkillerinin zilyet ve tasarrufu altında bulunan dava konusu taşınmazın kadastro çalışması sırasında Orman Kadastrosu geçeceği gerekçe gösterilerek işlem görmediğini ve böylelikle dava konusu taşınmazın tamamının tespit dışı (Tescil dışı) kaldığını, taşınmazın tamamının müvekkillerinin zilyet ve tasarrufu altında olduğunu, halihazırda Tarla ve Bahçe vasıflı olarak kullanılmakta olduğunu, müvekkilleri dışında herhangi bir kimsenin hak iddia etmediği gibi söz konusu taşınmazın orman veya mera ile bir ilgisinin de bulunmadığını, dava konusu taşınmazın üzerinde müvekkillerinin zilyetliğinin nizasız ve fasılasız olarak devam ettiğini, taşınmazın Hazine veya köy tüzel kişiliği ile de bir ilgisin olmadığını, tamamen özel mülkiyete konu taşınmazlardan olduğunu, dava konusu taşınmazın iktisap koşullarının müvekkilleri açısından gerçekleştiğini belirterek, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesi gereğince taşınmazların tamamının müvekkilleri adına 1/3'er hisse ile tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Siirt 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/23 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmiş, kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 16.10.2018 tarihli ve 2018/2058 Esas, 2018/6474 Karar sayılı ilamı ile; davacının Medenî Kanun'un 713 üncü maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescili istemi ile dava açtığı ancak dava konusu taşınmazlar hakkında kadastro tutanağı düzenlendiği ve bilirkişi raporlarında (A1) ile belirtilen taşınmaz 102 ada 3 parsel; (A2) nolu taşınmaz 102 ada 9 parsel sayılı taşınmaz sınırları içerisinde kaldıklarının anlaşıldığı, kadastro tutanağının düzenlendiği an görevli mahkeme kadastro mahkemesi olacağından dosyanın görevli kadastro mahkemesine aktarılması gerektiği, bu nedenle mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosyanın görevli kadastro mahkemesine gönderilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma sonrası İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak 07.02.2019 tarihli ve 2018/733 Esas, 2019/105 Karar sayılı ilamı ile; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114/1-c ve Kadastro Kanunu'nun 27 nci maddesi gereğince mahkemenin görevsizliğine, karar kesinleştikten sonra dosyanın resen görevli ve yetkili Siirt Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, dosyanın gönderildiği Siirt Kadastro Mahkemesince 03.04.2019 tarihli ve 2019/13 Esas, 2019/4 Karar sayılı ilam ile, bu dava dosyasındaki dava konusu parselin yine mahkemenin 2018/26 Esas sayılı dava dosyasında da davalı bulunduğu, her iki dosya arasında hukuki ve fiili anlamda irtibat bulunduğu gerekçesiyle 2019/13 Esas sayılı dava dosyasının mahkemenin 2018/26 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Davacılar vekili Siirt Kadastro Mahkemesinin 2018/26 Esas sayılı dosyasına sunduğu dava dilekçesinde; Siirt ili ... ilçesi ... Köyü Kadastro Çalışma alanında kalan 102 ada 3 parsel ve 102 ada 9 parsel sayılı taşınmaz yapılan kadastro çalışmalarında Siirt 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/23 Esas sayılı dava dosyasında davalı olduğu belirtilerek malik hanesi boş bırakıldığını, dava konusu taşınmazların müvekkillerine ait olup tarla ve bahçe vasıflı olan bu taşınmazların Orman ve Hazine ile hiç bir ilgisi bulunmadığını, yüzyıllardan beri tarla vasfı ile müvekkiller tarafından kullanıldığı iddiası ile bu taşınmazların müvekkiller adına tespit ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Siirt Kadastro Mahkemesi'nin 2021/205 Esas sayılı dava dosyasının Siirt Kadastro Mahkemesinin 2018/26 Esas sayılı dosyası üzerinde birleştirilmesine karar verilmiş, yargılamanın 27/09/2021 tarihli celsesinde birleştirilen 2021/205 Esas sayılı dosyanın tefrikine karar verilmiştir. Davalı Hazine vekili Siirt 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/23 Esas (Yeni 2018/733 Esas) Sayılı dosyasına sunduğu cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14 ve 17 nci maddeleri uyarınca olağanüstü kazandırıcı zaman aşımı ile kazanılabilmesi için, özel mülkiyete konu edilebilecek bir taşınmaz olması, taşınmazın tescil dışı olması, davacı tarafın 20 yıldan fazla bir süre ile çekişmesiz ve fazılsız bir şekilde dava konusu edilen taşınmaz üzerinde zilyet olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, bu nedenle davanın reddinin gerektiğini, dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve Hazineye ait yerlerden olduğunu, bu nedenlerle haksız ve hukuki dayanaktan yosun davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili Siirt Kadastro Mahkemesinin 2018/26 Esas sayılı dosyasına sunduğu cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davanın askı ilan süresi içinde açılmadığını, zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığını, davanın reddi ile dava konusu taşınmazların maliye adına tespit ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Dava, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, imar ihya ve zilyetlik hususlarının değerlendirilmesi bakımından gerek keşif mahalinde mahalli bilirkişilerin zilyetlik koşullarına ilişkin beyanlarının alınması, gerek komşu parsellere uygulanan tapu veya vergi kayıtlarının keşif sırasında bilirkişiye uygulatılarak nizalı parseller yönünü ne biçimde ve kimin yeri olarak sınır gösterdiğinin tespit edilmesi, gerekse de dava konusu taşınmazların hava fotoğrafları ve memleket haritalarındaki görünümünün ve bitki örtüsünün ne olduğu ve tespit tarihinden 20 yıl öncesinde kullanım olup olmadığı, varsa nasıl bir kullanım olduğunu açıklayacağı şekilde harita mühendisinden rapor aldırılması hususları eksik bırakılmışsa da daha önce açıklandığı gibi dava konusu taşınmazlar hakkında bilimsel verilere ve denetime elverişli, usul ve yasaya uygun orman bilirkişi raporları doğrultusunda dava konusu taşınmazların orman sayılan yerlerden olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine, dava konusu Siirt ili ... ilçesi ... Köyü 102 ada 9 numaralı parselin kadastro tespit tutanağı gibi kayıt ve tesciline, dava konusu Siirt ili ... ilçesi ... köyü 102 ada 3 numaralı parsel ile kadastro tespiti yapılan taşınmaz hakkında tutanağın boş olan malik hanesinin Orman vasfı ile Hazine adına doldurulması suretiyle Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacılar vekili ile davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazların tapulu taşınmaz olduklarını, hiçbir teknik bilgi içermeyen bilirkişi raporları dikkate alınarak davanın reddedildiğini, tapu kayıtları dosyaya sunulmasına rağmen bu tapu kayıtlarının tüm tedavüllerinin istenerek uygulanmadığını, bilirkişi raporları arasında çelişki mevcut olduğunu, orman yüksek mühendisi bilirkişinin Adana ilinde ikamet ettiğini, bilirkişi listesinde olan ve Batman ve Diyarbakır da oturan Hatta Gaziantep ve Elazığ da oturan daha yakın bilirkişiler bulunmasına rağmen Adana İlinden bilirkişi getirtilmesi nedeniyle yol ve iaşe bedeli düşünülerek bilirkişiye fahiş ücretler verildiğini, bunun da yargılamanın ekonomikliği ilkesine aykırı olduğunu, bu bilirkişinin sürekli olarak dosyalarda taraflı ve tutarsız raporlar sunduğunu ve tarafsızlıktan uzak bir kişi olması nedeniyle bu bilirkişiye açıkça itiraz ettiklerini, bilirkişiyi reddetmelerine rağmen raporunun hükme esas alınmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazın gerek toprak yapısı ve gerekse diğer özelliği itibariyle işlenmiş tarım arazisi olduğunu, çekişmeli taşınmazın konumunun çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri rapor düzenlenmesi gerekirken bu hususta herhangi bir inceleme yapılmadan rapor tanzim edildiğini, farklı dosyalarda rapor veren 3 farklı orman mühendisinin raporlarının birbiriyle uyuşmadığı ve çelişkiye sebep olduklarını, mahalli bilirkişilerin ifadeleri dikkate alınmadan hüküm kurulmasının hukuka aykırılık oluşturduğunu, dava konusu taşınmazların bulunduğu köyde orman kadastrosu yapıldığını ve dava konusu taşınmazların orman sınırları içerisinde kalmadığını, orman kadastrosunda daha üst tarafta bulunan parsellerin orman sınırı dışına çıkarıldığını, bu raporda parsellerin tamamının orman olmadığı ve 1. sınıf tarım arazisi olduklarının açıklandığını, açıklayarak hükmün bozulmasını istemiştir. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; davayı takip etmelerine rağmen, "davalı kurum kendine vekille temsil ettirmediğinden vekalet ücreti hakkında karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde karar verilmesinin ve lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu açıklayarak, hükmün bozulmasını istemiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de, UYAP TAKBİS sorgusunda dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının oluştuğu ve D.S.İ. kamulaştırma sahası içinde kaldıkları görülmekle; davanın ilgisi nedeniyle Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne yaygınlaştırılması ve güncel tapu maliklerinin davada taraf olarak yer alması gerektiği gözetilmeden hüküm tesisi usûl ve kanuna aykırıdır. Bu nedenle, mahkemece; öncelikle, ilgisi yönünden davasını tapu malikleri ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne yaygınlaştırması için olanak verilmeli, yaygınlaştırıldığı takdirde delilleri sorulmalı, taşınmazların baraj gölü suları altında kaldığı belirlendiği takdirde ve şartlarının da mevcut olması halinde tescil yerine mülkiyetin tespiti kararı verilebileceği de gözönünde bulundurulmak suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, yöntemince taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan ilk Derece Mahkemesi kararının bozulması cihetine gidilmiş ve bozma nedenine göre de sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 17.10.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2022/119, K. 2024/6030, T. 17.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2022-119-e-2024-6030-k-662db43d18a1