Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2026/1066 E. 2026/2371 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/1066
- Karar No
- 2026/2371
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/58 E., 2025/309 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili, asıl davada davalı Hazine vekili ve asli müdâhil vekili ve asli müdâhilin temyizine katılma yoluyla bir kısım davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA 1. Asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili dava dilekçesinde; 852 kadastro parselinin maliki olan davacılara, imar uygulamasında 852 parselin kamu hizmetine tahsis edilmesi nedeni ile 79 04... parselin tahsis edildiğini, ancak Kadastro Mahkemesinin 15.06.1994 tarihli 1994/2352 Esas sayılı kararı ile 79 04... parselin orman arazisi içinde kaldığına karar verildiğini ve ilgili kararın kesinleştiğini, buna rağmen davacılara taşınmazın tapusunun verildiğini, davacılar tarafından tapuya güvenerek taşınmazın üzerinde inşaat yapılması amacıyla ... 7. Noterliğinin 21.11.1996 tarihinde kat karşılığı inşaat sözleşmesinin yapıldığını, ... tarafından yapı ruhsatının verildiğini, sözleşme uyarınca 46 dairenin yapıldığını, dairelerin tamamlandığını, aboneliklerin alındığını, Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan davada Mahkemece, davacılar adına kayıtlı tapularının iptaline, üzerindeki binaların yıkımına karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, 44 dairenin 34'ünün orman arazisinde bulunduğu, 12'sinin ise parselin bütünlüğü bozulduğundan iskân ruhsatının alınamadığını, davacılara 32,5 dairenin düştüğünü, davalıların yanıltıcı eylemleri nedeni ile zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek mevzuata uygun düşmesi hâlinde orman sınırları dışındaki 12 dairenin iskân ruhsatı alınabilir olması koşuluyla davacılar adına tapu iptali ve tesciline, orman arazisi içinde kalan 32,5 dairenin rayiç bedellerinin hesaplanarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000.000 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, alacağa faiz uygulanmasına; tescil yönünden karar verilmesinin mümkün olmaması hâlinde 44,5 dairenin rayiç değerinin hesaplanarak davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, alacağa faiz uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Asli müdâhil S.S. ... Konut Yapı Kooperatifi talep dilekçesinde; ... 7. Noterliğinin 21.11.1996 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinde müteaahhit olan ... İnşaat tarafından, sözleşme uyarınca kendisine düşecek bağımsız bölümlerin Kooperatife temlik edildiğini, bu sebeple de inşaatın ... kaynakları kullanılarak yapıldığını, 24 dairenin Kooperatife ait olduğunu, ancak mal sahipleri tarafından tapuda ferağ verilmediğini ileri sürerek davacı yanında davaya dâhil edilmeyi talep etmiş; 12.06.2025 tarihli dilekçesi ile, 1.157.049,95 TL yapı bedelinin işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir. 3. Davacılar vekili 25.02.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile; davanın 1.000.000,00 TL'den açıldığını taşınmazın değerinin 4.072.000 TL olarak belirlendiğini, geriye kalan 3.072.000,00 TL yönünden ıslah tarihinden işeyecek avans faiziyle davalılardan alınarak davacılara verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; taleplerin zamanaşımına uğradığını, davada husumetinin olmadığını, imar işlemini yapan Belediye aleyhinde davanın açılması gerektiğini, taşınmazın orman parseli içinde bulunduğuna dair şerhin tapuda olduğunu, davacıların iyiniyetle hareket ettiklerinden söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davada husumetinin olmadığını, taleplerin zamanaşımına uğradığını, imar uygulamasının yapıldığı 1990 yılında taşınmazın orman parseli olduğuna dair bir kaydın bulunmadığını, orman olduğuna dair Belediyeye ilk bilgilendirmenin 1999 yılında yapıldığını, inşaat ruhsatının da 1996 yılında verildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 3. Birleştirilen davada davalı ... ... vekili cevap dilekçesinde; idari yargının görevli olduğunu, davada usumetinin bulunmadığını, zarardan Hazinenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi gereğince sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 16.12.2014 tarihli ve 2014/723 Karar sayısı belirtilen kararı ile; asıl ve birleştirilen davanın kısmen kabulüne, asli müdâhil S.S. ... Konut Yapı Kooperatifi tarafından açılan davanın açılmamış sayılmasına, 3.938636,70 TL'nin ... Belediye Başkanlığından ve birleştirilen davada davalı ... Büyükşehir Belediye Başkanlığından müştereken ve müteselsilen alınarak davacı birleştirilen davacılara verilmesine, asıl dosyada davalı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne izafeten Hazine aleyhine açılan davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkemenin 16.12.2014 tarihli kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili, birleştirilen davada davalı ... ..., asıl davada davalı ... vekili ve asli müdâhil S.S. ... Konut Yapı Kooperatifi vekili temyiz isteminde bulunulması üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 25.10.2016 tarihli ve 2016/8674 Karar sayılı ilâmı ile; "Davalı ... ... vekili ve ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilip asli müdâhil S.S. ... Konut Yapı Kooperatifi yönünden; mahkemece usulüne uygun şekilde verilmiş dosyanın işlemden kaldırılmasına dair kararın bulunmadığından mahkemece asli müdâhil hakkında davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin doğru görülmediği; davalı Hazine yönünden; devletin kusursuz sorumluluğundan doğan bir zararın oluştuğu ve bu zararın devletten tazmininin istenebileceği, devletin imar işlemleri sırasında elemanların ihmalinden kaynaklanan sorumluluğunun da TMK'nın 1007 maddesi kapsamında olması gerekeceği, mahkemece Hazine hakkında açılan davanın husumetten reddi doğru görülmediği; mahkemece, dava dışı 3. kişiye ait olan 79 04... parsel sayılı taşınmazda kalan 12 adet daire ile ilgili tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğu, mahkemece yapılması gerekenin, uzman bilirkişiler vasıtasıyla yeniden keşif yapılarak dava konusu 79 04... parsel sayılı taşınmazda kalan daireler tespit edilip bu dairelerin yapı ve arsa bedellerinin bilirkişilere hesaplatılıp davada taraf olmayan ... ve ...'nın hisseleri düşüldükten sonra geriye kalan bedel üzerinden davacıların payı oranında tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği" gerekçeleriyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece karar başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararında; "Taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ile arsa sahibi davacılar tarafından 79 04... parsel sayılı taşınmazdaki %50 hisselerini 15.000 TL karşılığında taşınmaz üzerinde ekli krokide olduğu şekilde bina inşa etmek koşulu ile yüklenici şirkete satışının vaat edildiği, %50 hissenin bedelinin alınmamış olup buna karşılık yüklenici tarafından inşaat tamamlandıktan sonra paylaşım krokisine göre yükleniciye ait olan %50’ye isabet eden hissenin ferağının verileceği kararlaştırıldığı, yüklenici tarafından imalatın tamamlanarak arsa sahiplerine teslim edilmiş olduğunun 01.03.2000 tarihli ibranameden anlaşıldığı, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda arsa bedelinin dava tarihi itibari ile değerinin 3.106.343,87 TL olduğu, yapı bedelinin de 1.157.049,95 TL olduğu, yapı bedelinin alacağı temlik alan ... verilmesi gerektiği, arz değerinin ise arsa maliklerine davalı Hazineden alınarak arsa payları oranında verilmesi gerektiği, Büyükşehir Belediye Başkanlığına ve ... Belediye Başkanlığına husumet yöneltilemeyeceği" gerekçeleriyle belediyelere karşı açılan davaların husumetten reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri 1. Asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili temyiz dilekçesinde; tüm davalıların sorumlu olması gerekirken bozma ilâmına aykırı şekilde belediyeler yönünden husumetten ret kararının verildiğini, hükmedilen bedelin dava tarihindeki bedel olduğunu, bedelin yasal faiziyle iadesinin dâhi enflasyonu karşılamaktan uzak olduğunu, bu nedenle güncel değerinin belirlenmesi gerektiğini, Anayasa Mahkemesi kararlarının bu yönde olduğunu, güncel bedelin 150 milyon arasında olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Asıl davada Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; harçtan muaf olmasına rağmen harç ödenmesine karar verildiği, davacıların ıslah hakkını kullanmalarına rağmen talep açıklama dilekçesi adı altında tekrar dilekçe sunulduğunu, bozma öncesi ıslah haklarının kullanıldığını, faiz başlangıç tarihlerinin hatalı olduğunu, zarar ile hazinenin eylemi arasında illiyet bağı olmadığını, sorumlu olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 3. Asli müdâhil vekili temyiz dilekçesinde; hesaplamanın hatalı yapıldığını, burada kat irtifakına konu olan dairelerin tespit edilerek dava tarihi itibariyle değerlerinin kat karşılığı inşaat sözleşmesindeki oran üzerinden arsa malikleri ile ... arasında paylaştırılması gerektiğini, daire bedellerinin değil arsa bedeli ile imalat bedellerinin ayrı ayrı hesaplanarak hüküm kurulduğunu, gerçek zararın karşılanmadığını, yapıdaki %15 yıpranmanın 8 yaşındaki yapı için fazla olduğunu, ayrıca birim değerlerinin düşük hesaplandığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 4. Davacılar ... ve ... vekili asli müdâhilin temyiz dilekçesine katılma yoluyla temyizi dilekçesinde; bilirkişi raporlarının hükme esas alınamayacağını, davacıların payının orantısız bir şekilde asli müdâhile kaydırılarak hesaplama yapıldığını, yargılamanın bir hayli uzun sürmesi, ekonomik koşullar, yüksek enflasyon nedeniyle yasal faiz enflasyondan kaynaklı zararı gidermediğini, bu nedenle davacıların mağduriyetinin giderilmesi için tespit edilecek güncel bedelin ödenmesi gerektiğini belirtilerek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; tapu iptali ve tescil, terditli tazminat istemlerine ilişkindir. 1. Davacılardan ... ve ... vekili Avukat ... tarafından sunulan 21.11.2025 tarihli katılma yoluyla temyiz dilekçesi yönünden yapılan incelemede; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 65. maddesinde asli müdahale; "Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir" şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 366. maddesi atfıyla 344. maddesi uyarınca, kendisi açısından temyize başvuru süresini geçirmiş olan tarafın, diğer tarafın temyiz dilekçesine karşı sunulacak cevap dilekçesiyle temyiz sebeplerini ileri sürebileceği kabul edilmiştir. Somut olayda, asıl ve birleştirilen davada davacılar tarafından kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca hak kazandıkları daireler yönünden tapu iptali ve tescil, terditli tazminatın talep edildiği, asli müdâhil tarafından da aynı taleplerin davalılara yöneltildiği, başka bir ifade ile davacılar yönünden asli müdâhilin 6100 sayılı Kanun'un 344. maddesinde yer alan "diğer taraf" olarak kabul edilemeyeceği gözetilerek davacılar ... ve ... tarafından asli müdâhilin temyizine karşı katılma yoluyla temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. 2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, kararın bozmaya uygun olmasına göre asıl ve birleştirilen davada davacılar vekilinin, asli müdâhilin ve Hazine vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 3. Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı). Somut olayda, mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmişse de bozma ilamının gereğinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Şöyle ki, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi'nin 25.10.2026 tarihli ve 2016/8674 Karar sayılı ilâmında, asıl davada davalı ... ile birleştirilen davada davalı ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının husumete yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verildiği, ne var ki Mahkemece asıl davada davalı ..., birleştirilen davada ise davalı ... ... yönünden pasif husumet yokluğundan reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Bu hususun usuli kazanılmış hakka aykırılık oluşturduğu açıktır. O hâlde Mahkemece, asıl davada davalı ... ile birleştirilen davada davalı ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının davada pasif husumetlerinin olduğu, Mahkemece hükmedilen tazminattan sorumlu oldukları dikkate alınıp hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmeyip bu husus bozmayı gerektirmiştir. 4. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesine göre; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." Anayasa'nın 35. maddesiyle, bireyin mülkiyet hakkının korunması konusunda Devlete atfedilebilen müdahalelere yönelik sınırlamalar getirildiği gibi, lafzında açık bir biçimde düzenlenmemiş ise de, üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korumasız bırakmaması için Devlete birtakım pozitif yükümlülükler de yüklediği kabul edilmektedir. Pozitif yükümlülüklerin ortaya çıkmasının nedeni, mülkiyet hakkına gerçek anlamda koruma sağlama amacıdır. Anayasa'da, temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi için yalnızca Devletin müdahaleden kaçınması yeterli olmayıp, Devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitif yükümlülüklerinin de olması gerekir. Bu bağlamda, söz konusu pozitif yükümlülükler, bazı durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011). Nitekim Anayasa Mahkemesi de, mahkemelerce hükmedilen tazminatın yargılamada geçen süre nedeniyle enflasyon karşısında değer kaybettiğinin tespit edildiği bir başvuruda da ölçülülük yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016). Konusu taşınmaz devri olan davalarda taşınmazın devredilememesi hâlinde bedelinin belirlenmesi durumlarında, yargılamanın uzun sürmesi ve bu sırada yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle dava tarihine göre belirlenen bedel, güncel değerini yitirmektedir. Taraflar arasındaki edim dengesinin kurulması açısından iade edilecek bedelin güncel olarak belirlenmesi gerekmektedir. Bu husus hak ve nesafet kurallarının da gereğidir. Buna göre, bedelin karar tarihine en yakın tarih itibariyle güncel değerinin belirlenmesi ve bunun tahsiline karar verilmelidir. Yukarıda yapılan genel açıklamalar dikkate alınarak somut olayda, davaya konu dairelerin arsa bedeli ile yapı bedellerinin dava tarihi esas alınarak davacılara iadesine hükmedildiğini, ne var ki asıl davanın 2008, birleştirilen davanın 2009 yılında açıldığı, aradan geçen 16 yıllık sürede ülke ekonomisinde paranın satın alma gücü ile birlikte taşınmazın objektif nedenlerle değerinde meydana gelen artışlar sonucu belirlenen bedel, güncel değerini yitirmiştir. O hâlde Mahkemece, davaya konu dairelerin arsa değeri ile yapı bedellerinin karar tarihine yakın olacak şekilde uzmanlardan oluşacak bilirkişi heyeti ile yapılacak keşif sonucu belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 5. Kabule göre de, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j hükmü gereğince Hazine harçtan muaf olduğu hâlde, yargılama giderleri arasında davalı Hazine aleyhine harca hükmedilmesi doğru görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacılar ... ve ... vekili Avukat ...'nın 21.11.2025 tarihli katılma yoluyla temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2. Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440/III-(2) hükmü uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.