Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2023/4644 E. 2023/5921 K. – İnançlı İşleme
Konu: İnançlı İşleme Dayalı Tapu İptali Ve Tescil
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/4644
- Karar No
- 2023/5921
- Karar Tarihi
- Konu
- İnançlı İşleme Dayalı Tapu İptali Ve Tescil
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2363 E., 2021/1596 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Dörtyol 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/546 E., 2019/2 K. Taraflar arasındaki inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 06.06.2023 gün ve 2022/647 Esas, 2023/3141 Karar sayılı ilâmı ile onanmasına karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından Dairemizce verilen kararın maddi hata nedeniyle düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, maddi hata dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin kardeşi ...’nin 22.01.2014 tarihinde vefat ettiğini, ...’nin sağlığında ağabeyi olan müvekkilinin yanında maaşlı işçi olarak çalıştığını, müvekkilinin işi gereği anlaşmasını ve ödemelerini kendisinin yaptığı çoğu gayrimenkulü yanında çalışan kardeşleri ve elemanlarının üstüne aldığını, dava konusu 1927 parsel sayılı taşınmazın da daha sonra müvekkiline iade edilmek üzere emaneten ve geçici olarak tapuda kardeşi ... adına tescil edildiğini, taşınmazın satışı hususunda önceki maliki ... ile müvekkilinin anlaşma yaptığını, satış bedelinin müvekkilince ödendiği gibi aidatlarının da hâlen müvekkili tarafından ödendiğini, ...’nin ani vefatıyla müvekkilinin dava konusu taşınmaz üzerinde tasarruf imkânının ortadan kalktığını ileri sürerek, dava konusu taşınmazın davalıların murisi ... adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tescilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... (adına velayeten annesi Makbule Büyükarslan) vekili, zamanaşımı def'i hak düşürücü süre itirazında bulunmuş; davacı tarafın iddia ettiği durumun inançlı işleme dayandığını, inançlı işlemin ispatı için müvekkilinin babası muris ... tarafından verilmiş yazılı bir belgenin olması gerektiğini; ancak davacı tarafça bu nitelikte bir belge sunulmadığını, ...’nin davacı ağabeyinin yanında işçi olarak çalıştığı iddiasının da doğru olmadığını, davacının hissesinin bulunduğu ... Emlak İnş. Ltd. Şti.’nin kurucu ortağı olup % 20 hisse sahibi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Diğer davalılar, davaya cevap vermemiş; duruşmalara da katılmamışlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 04.01.2019 tarihli ve 2018/546 Esas, 2019/2 Karar sayılı kararıyla; "...davacı ... ile davalıların murisi ... arasında dava konusu gayrimenkulün ... adına alındığı yönünde yazılı bir sözleşme olmadığı gibi yazılı delil başlangıcı da bulunmadığı, davacı tarafça sunulan site yönetimine ait gider ödeme makbuzlarının hüküm kurmaya yeterli olmayıp delil olarak da kullanılamayacağı; davacı tarafın dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandığı anlaşıldığından, davalı tarafa yemin teklif edip etmeyecekleri hususunda yazılı beyanda bulunmak, teklif edilecekse yemin metni sunmak üzere iki haftalık kesin süre verildiği ihtarını içeren duruşma zaptının davacı vekiline usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, ancak davacı vekilince verilen süre içerisinde yemin metni sunulmadığı ..." gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; inançlı işlemin taraflarının kardeş olması sebebiyle 6100 sayılı HMK’nın 203/1-a maddesi kapsamında iddialarının tanıkla ispatının mümkün olduğunu, dinlenen tanıklarının da inanç ilişkisinin varlığını ve iddialarını doğruladığını, davanın kabulünün gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 09.11.2021 tarihli ve 2019/2363 Esas, 2021/1596 Karar sayılı kararıyla; inançlı işleme dayalı davaların; ancak yazılı delil ile ispat edilebileceği, 6100 sayılı HMK’nın 203/1-a maddesinin burada bir istisna teşkil etmediği, tanık dinlenebilmesinin tek koşulunun yazılı delil başlangıcı mahiyetinde bir delilin sunulması olup somut olayda, yazılı delil başlangıcı mahiyetinde ibraz edilmiş bir delilin de mevcut olmadığı, bu sebeple İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın yazılı gerekçe ile reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin 09.11.2021 tarihli ve 2019/2363 Esas, 2021/1596 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf itirazlarını tekrar ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Onama İlamı Dairemizin 06.06.2023 gün ve 2022/647 Esas, 2023/3141 Karar sayılı ilâmı ile onanmasına karar verilmiştir. VI. MADDİ HATA A. Maddi Hatanın Düzeltilmesi İsteminde Bulunan Dairemizin yukarıda (V.C) başlığı altında belirtilen onama ilâmına karşı davacı vekili tarafından 22.09.2023 tarihli dilekçe ile maddi hatanın düzeltilmesi isteminde bulunulmuştur. B. Maddi Hata Düzeltme Sebepleri Davacı vekili maddi hatanın düzeltilmesi talebini içeren dilekçesinde özetle; müvekkil adına Bölge Adliyesi Mahkemesi kararının temyizi sonrası Yargıtayın müvekkil davacı adına temyiz itirazlarının reddi ile 06.06.2023 tarihli ilâmıyla kararın onamasına karar verildiğini; ancak henüz onama kararı verilmeden önce davalılardan ...'in kendi adına asaleten diğer davalılar olan küçük çocukları ..., ... ve ... adına velayeten verdiği 24.05.2022 havale tarihli dilekçe ile açılan davayı kabul ettiğini, kabul dilekçesinin dosya arasında olduğunu, ayrıca bu dilekçenin maddi hata dilekçesi ekinde yeniden sunduklarını, davalıların kabul dilekçesi dikkate alınsa idi onama kararının verilmeyeceğini ve kabul beyanı doğrultusunda karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş olacağını belirterek, dosyada verilen kararın bozulmasına, bu talep kabul olunmaz ise maddi hatanın düzeltilmesi yönünde karar verilmesine, davalıların “davayı kabul beyanı" doğrultusunda esas hakkında karar verilmek üzere dosyanın yerel Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, aralarında inançlı işlem bulunduğu iddia edilen tarafların kardeş olmasının, senetle ispat zorunluluğunun istisnasını teşkil eden sebeplerden biri olup olmadığı, davalı ... tarafından verildiği iddia edilen kabul beyanını içerir dilekçenin, davanın esasına etkili olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 308, 309, 310 ve 311 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Davayı kabul" başlıklı 308/1 inci maddesinde; "Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir”, aynı Kanun'un 309/1 inci maddesinde; "Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır.", 311/1 inci maddesinde ise, "Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Davayı kabulden söz edilebilmesi için, davalı tarafından mahkemeye yöneltilmiş bulunan tek taraflı ve varması gereken bir irade beyanının mevcudiyeti gerekir (Tanrıver, S.; Mahkeme Huzurunda Yapılan Kabuller, AÜHFD, 1995/I, s. 221). Bu irade beyanının kendisinden beklenen hüküm ve sonuçları doğurabilmesi mahkeme veya davacı tarafından kabul edilmesine bağlı değildir (Kuru, B.; Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C. IV., İstanbul 2001, s. 3691). Bu yönü ile davayı kabul beyanı davadan feragatle benzerlik gösterirken, mahkeme huzurunda yapılan sulhlerden ayrılır. Zira mahkeme huzurunda yapılan sulh için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarına ihtiyaç vardır. Diğer bir koşul, davayı kabule ilişkin irade beyanının, kayıtsız, şartsız ve açık olması gereklidir (6100 s. HMK m. 309/4). Usul işlemleri kural olarak şarta bağlı olarak yapılamayacağından, şarta bağlı olarak bir kabul beyanında bulunulmuş ise, davalının bu beyanının davayı kabul olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Davalının, davanın kabulüne ilişkin davayı kabul eden irade beyanının, kayıtsız, şartsız olmasının yanı sıra, açık ve tereddüte yer vermeyecek bir biçimde kesin olmalıdır. Zımni olarak davayı kabul de mümkün değildir (Kuru, 3692-3694). Diğer taraftan, davalının kabule ilişkin irade beyanının davacının talep sonucunu konu alması gerekir. Davalı sözü edilen irade beyanı ile davacının dava dilekçesinin talep sonucu kısmına rıza gösterir. Davayı kabul davacının dava dilekçesinin talep sonucunun tamamına ilişkin olabileceği gibi, talep sonucunun bir kısmına ilişkin de olabilir (1086 s. HUMK m. 94/3, HMK m. 309/3). Kabulün zamanı ise 6100 sayılı HMK'nın 310 uncu maddesinde düzenlenmiş ve feragatta olduğu gibi hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği öngörülmüştür. Böyle olunca Mahkemece verilen bir kararın temyizi aşamasında, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş bir karar olmadığından davanın kabul edilmesi mümkündür. Kabul, davayı sona erdiren kesin bir usul işlemidir. Davayı kabul ile mevcut olduğu tespit edilen veya yeni doğan hak, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava konusu yapılamaz (1086 s. HUMK m. 95/1, 6100 s. HMK m. 311). Davanın kabulü, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur (6100 s. HMK 311/1, 1.c). Davayı kabul, davalının Mahkemeye karşı (hitaben) yaptığı tek taraflı bir irade beyanı ile tamamlandığından, Mahkemece, sadece davalının beyanının gerçekten davayı kabul olup olmadığı ve kanunun öngördüğü şekilde (HUMK m. 92, HMK m. 309, m. 154/ç) yapılıp yapılmadığı araştırılır. Davalının beyanının gerçekten davayı kabul olduğu ve kanunun öngördüğü şekilde yapıldığı tespit edilirse; kabul nedeniyle, davanın kabul edilmesine karar verilmekle yetinilir. 2. Davalı ... imzası ile kendi adına asaleten, velayeti atında bulunan davalı çocukları ..., ... ve ... adına velayeten verilmiş bulunan 24.05.2022 tanzim ve havale tarihli dilekçede; davacının beyanlarının doğru olduğunu, dava konusu taşınmazı davacının parasını verip satın aldığını, davacının tapuda o an hazır olmadığı için taşınmazın eşi ... adına tescil edildiğini, taşınmazın satın alınma tarihinden itibaren davacı tarafından kullanıldığını ve tüm giderlerinin davacı tarafından yapıldığını, ölen eşi ...'nin mirasçıları olarak bu taşınmazda haklarının bulunmadığını, bu sebeple açılan davayı kabul ettiklerini, bu kabul beyanı doğrultusunda kendisi ve çocuklarına düşecek hisse oranında açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, beyan edilmiştir. 3. Yukarıda (VI.C.2) numaralı bentte izah edilen 24.05.2022 tarihli dilekçeden sonra davalı ... vekili tarafından, evrak işlem kütüğüne göre 09.11.2023 tarihinde UYAP sistemi üzerinden gönderilen beyan ve cevap konulu dilekçede ise; Yargıtay onama ilâmı ile kararın kesinleştiğini, davacı tarafından verilen dilekçe içeriğinin maddi hataya ilişkin olmadığını, müvekkil ...'nın beyanı olarak sunulan dilekçe altındaki imzanın müvekkile ait olmadığını, davacının kötü niyetli taleplerin reddinin gerektiğini belirterek, taşınmaz üzerindeki 25.05.2015 tarihli ihtiyati tedbir şerhinin kaldırılması ile davacı vekili ile davalı ... vekilinin dilekçelerinin reddine karar verilmesi talep edilmiştir. 4. Davalı ... vekili tarafından UYAP sistemi üzerinden verilen 09.11.2023 tarihli dilekçede ise özetle; dava konusu edilen 1927 parsel numarasına kayıtlı taşınmazda 3/16 mülkiyet sahibi ...'in hissesinin tamamını davacı ...'e 650.000,00 TL bedel karşılığı sattığını, tapu kaydı üzerinde iş bu dava nedeniyle tedbir bulunduğundan müvekkili ile davacı arasında Osmaniye .... Noterliğinin 08.11.2023 tarih ve 5635 yevmiye numaralı işlemi ile satış vaadi sözleşmesi düzenlendiğini, satış vaadine konu satış bedelinin alındığını, söz konusu edilen parsel üzerinde müvekkilinin hakkının kalmadığını belirtmiştir. 5. Somut olaya gelince; her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince verilen 09.11.2021 tarihli ve 2019/2363 Esas, 2021/1596 Karar sayılı kararı Dairemizin onama ilâmı ile 06.06.2023 tarihinde kesinleşmiş ise de, davalı ... tarafından kendi adına asaleten, velayeti altında bulunan çocukları adına velayeten tanzim edilerek imzalanmış bulunan 24.05.2022 tarihli davanın kabulüne ilişkin dilekçe, temyiz aşamasında dosya arasına alınmadığından maddi hata ile hüküm kurulmuştur. 6. Hükmün maddi hata düzeltme istemi ile yeniden incelenmesi sonucunda, Dairemizin 06.06.2023 tarih ve 2022/647 Esas, 2023/3141 Karar sayılı ilâmıyla onanmasına karar verilmiş; yazılı sebeple hükmün bozularak mahkemesine iadesi gerekirken maddi hata nedeniyle onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacı vekilinin maddi hata düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin onama ilâmının kaldırılarak, kabul beyanının davalı ... tarafından verilip verilmediği araştırılarak ve sonucuna göre kabul beyanı doğrultusunda bir hüküm kurulmak üzere hükmün bozulmasına ve dosyanın Mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin maddi hata düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 06.06.2023 tarih ve 2022/647 Esas, 2023/3141 Karar sayılı ilâmının KALDIRILMASINA, Peşin alınan düzeltme harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE İADESİNE,04.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.