Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2023/1006 E. 2024/1640 K. – Tapu İptali Ve

Konu: Tapu İptali Ve Tescil

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/1006
Karar No
2024/1640
Karar Tarihi
Konu
Tapu İptali Ve Tescil

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1291 E., 2022/2347 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/315 E., 2022/26 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın davalı ... yönünden kabulüne, diğer davalı ... yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalı ... ile müvekkili arasında İstanbul 24. Noterliğinin 22.01.2007 tarihinde Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi imzalandığını ve davalıya intikal eden 5 No.lu bağımsız bölümdeki hak ve hisselerinin tamamını sattığını ve satış bedelini teslim aldığını, dava konusu dairenin tüm miras hak ve hisselerinin davalıya ait olduğunu, satış bedelinin tamamının sözleşme tarihinde davalıya peşinen ödenmiş olmasına ve Bakırköy 10. Noterliğinden keşide edilen ihtarname ile taşınmazın ferağ ve tescilini yaptırması istenmesine karşın tapuyu müvekkilinin adına devir ve tescil etmediğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili; davacıya müvekkilin herhangi bir borcu olmadığını, eşi ...'ın davacının sahibi olduğu ... İletişim Ltd. Şti. ile ticaret yaptığını, bu ticaret gereği eşinin borcuna karşılık senet imzaladığını, senedin tarihinin 03.01.2007, vadesinin de 08.01.2007 yani 1 hafta sonra olduğunu, borcu 1 hafta içinde ödemeyince şirket yetkilisi davacının bu sefer de annesi ile hissedar olduğu eve de ipotek koymak istediğini, zaten senedin tarihi ile satış vaadinin tarihinin çok yakın olduğunu, annesinin buna razı olmaması nedeniyle ipotek koyamadıklarını ancak, annesinin evinde küçük hissedar olduğunu ve noterde teminat ipoteği yerine satış vaadi gibi bir formül bulduklarını, eşinin hatırına buna razı olduğunu ve 22.01.2007 tarihinde satış vaadi sözleşmesi imzaladığını, bu tarihten sonra eşinin borcunu ödediğini ve senet ile satış vaadinin konusuz kaldığını, borcu ödediği halde davacının sahibi olduğu şirket adına hakkında senede istinaden icra takibi başlatıldığını, açtığı menfi tespit davasının İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/153 Esas sayılı dosyası ile görüldüğünü ve borçlu olmadığının tespit edildiğini, kendisinin ve eşinin davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Dahili davalı ... vekili; satış vaadi sözleşmesinin teminat amaçlı verilip verilmediğinin ön sorun olarak incelenmesi gerektiğini, davacının satış vaadi sözleşmesinin teminat amaçlı verildiğini yargı önünde ikrar ettiğini, iflası mümkün olmayan satış vaadi borcu nedeniyle tescile zorlama davası açılamayacağını, diğer davalı bedelin ödenmediğini savunduğundan bu konudaki ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, taşınmazın satışının gazete de ilan edildiğini, müvekkilinin taşınmazı buradaki ilan üzerine satın aldığını, satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edilmediğini, bu nedenle kişisel hakkın müvekkiline karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin mernis adresinin davaya konu taşınmaz olduğunu, taşınmazla ilgili tüm masrafları halen kendisinin karşıladığını belirterek, davacının dava konusun devrine ilişkin seçimlilik hakkının 25/10/2016 tazminat davası yönünden kullanmış olması ve daha sonra bu seçimini değiştiremeyeceği hususu karşısında davanın usulden reddine, özellikle satış vaadi sözleşmesinin teminat olarak verilmiş olması ve müvekkilinin tapuda satış vaadi şerhi olmamasına güvenerek taşınmazı iktisap etmiş olması nedeniyle davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'un tanıklarının dava konusu dairenin 85.000,00 TL’ye alındığını belirttiği. 7-8.000,00 TL’lik ödemenin kapora olarak verildiği, kalan ödemenin ise elden yapıldığını ifade ettikleri, davalının dava konusu edilen taşınmazı dönem dönem kullandığı, normalde Avcılar'da yaşadığının ifade edildiği, protokol altında imzası bulunan tanık ... ’ün ise söz konusu imzanın kendisine ait olmadığını belirttiği, tanık ...'in taşınmazın alımı için katkı olarak verilen ve kendisine iade edilen paralar konusunda çelişkili beyanlarda bulunduğu, davalının 10.02.2015 tarihli protokol ile taşınmazı dahili davalı ...'a devrettiği, protokol tarihinin ay kısmında belirtilen "2" rakamının üzerine "1" rakamının yazıldığı, tarihin 10.01.2015 olarak belirtilmiş olması, yapılan kolluk araştırmasında taşınmazın halen davalı ...'ın kullanımında bulunduğu, taşınmaz satışının tapudaki değeri ile Mahkemece belirlenen değeri arasında açık farkın bulunduğu, taşınmaz satışının 12.01.2015 tarihinde gerçekleştirilmiş olması, taşınmazın üzerinde birçok haciz bulunmasına rağmen alıcı olan dahili davalı ... tarafından protokol düzenlendikten sonraki ilk iş günü taşınmazın devir alınmış olması hususlarının tamamı nazara alındığında tanık beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, yapılan devir işleminin tüm bu deliller gözetildiğinde davacının tapu iptal tescil talebini sonuçsuz bırakmak amacıyla yapılan muvazaalı işlemler olarak değerlendirildiği, yargılama esnasında satış vaadinde bulunan bağımsız bölümün bulunduğu binanın yıkılarak cins tashihinin yapılmış olduğu, satış vaadi sözleşmesinde bağımsız bölüme isabet edecek arsa payının da vaad edildiği görüldüğünden cins tashihinin sözleşmenin yerine getirilmesine engel olmadığı gerekçesiyle satışı vaad edilen bağımsız bölüme isabet eden arsa payının iptal edilerek davacı adına tesciline, davanın dahili davalı ... yönünden kabulüne, diğer davalı hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve dahili davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davalı istinaf başvuru dilekçesinde özetle; muvazaa iddiasının yerinde olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Dahili davalı istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemenin talep edilmeyen arsa payı üzerindeki hisseye göre karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın konusunu oluşturan bağımsız bölümün yok olması sebebiyle davanın konusuz kaldığı kanaatinde olduklarını, taleple bağlılık ilkesi gereğince arsa payı üzerinden karar verilmesinin açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiğini, hüküm esasen kısmen kabul mahiyetinde olmasına rağmen davanın kabulü yönünde hüküm kurulduğunu, kısmen ret kararı ile birlikte HMK'nın ilgili hükümleri uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususta hüküm kurulmadığını ve hüküm kurulmamasına ilişkin gerekçe belirtilmediğini, muvazaa yönünden de keşif yapılmasına karar verilmesine rağmen keşifte bu yönde bir inceleme yapılmadığını, taşınmazın tapudaki değeri ile Mahkemece belirlenen değeri arasındaki farkın acele bir satış olduğu dikkate alındığında aşırı olmadığını, Mahkemece, davalı ile müvekkili arasında düzenlenen protokolün tarihinde 10.02.2019 yazılı olduğu ancak 2'nin daha sonra elle 1 olarak düzeltildiğine gerekçede yer verildiğini, muvazaa yapacak bir kişinin satış tarihini daha sonraymış gibi göstermekte hiçbir faydası olmadığını, aksi düşünülse bile protokolün bilgisayardan yazıldığını, klavyede 1 ve 2 yan yana olduğundan yanlış yazıldığını, çıktı alındıktan sonra da bunun elle düzeltilmiş olmasının gayet normal olduğunu belirterek kararının kaldırılarak davanın usul ve esas yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı ... arasında noterde düzenleme şeklinde yapılan satış vaadi sözleşmesinin geçerli olarak düzenlendiği, dava açıldığında tedbir uygulanmadan diğer davalıya taşınmazın tapuda satış suretiyle devredildiği, HMK’nin 125 inci maddesi kapsamında davalılar arasında muvazaa yapıldığı iddiasıyla davanın yeni malike yöneltildiği, yargılama sırasında riskli yapı olması nedeniyle taşınmazın yıkıldığı, sözleşmeye konu bağımsız bölümde cins tashihi ile arsa payına dönülerek dahili davalı adına kayıt yapıldığı, sözleşmede bağımsız bölüm satışı vaad edilmiş olup, davalı ...'e de bağımsız bölüm devri yapıldığı, cins değişikliğinin 6306 sayılı Yasa kapsamında yapıldığı ve yasa gereği tekrar yapıda kat mülkiyetine geçileceğinin açık olduğu, sözleşmenin ifasının mümkün olduğu, davalı ...’in sözleşmede annesinden gelen miras payını devretmediğini belirtmiş ise de, sözleşme içeriğinde anne-baba ayrımı yapılmadan ve annenin ölüm tarihinden sonra tüm miras hakları konu edildiğinden resmi belgenin aksi de kanıtlanamadığından bu savunmasına itibar edilmediği, davalı ...’in iyi niyetli olduğunu savunmuş olduğu, taşınmazın satışa çıktığı tarih, satış tarihi, dava tarihi ve taşınmazın davalı devreden malik davalı ...’in kullandığının tespiti karşısında taşınmazın akitteki değerinin de rayice göre düşük tutulması göz önüne alınarak devrin gerçek bir devir olmadığı, Mahkemenin bu konudaki değerlendirmesinin dosya kapsamına uygun olduğu, Mahkemece tüm delillerin toplandığı ve mevzuata uygun karar verildiği gerekçeleriyle davalı ve dahili davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK’nin 353/1-b/1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve dahili davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... ve dahili davalı ... vekilleri temyiz dilekçelerinde özetle; aşamalardaki ve istinaf başvurularındaki savunmalarını tekrarla kararın bozulmasını istemişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Dava konusunun devri başlığını taşıyan 6100 sayılı HMK’nin 125. maddesi: “ (1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür. (2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. (Ek cümle:22/7/2020 7251/11 md.) Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.” düzenlemesini ihtiva etmektedir. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Görülmekte olan davanın açıldığı tarihten hemen sonra çekişme konusu taşınmazın davalı ... tarafından diğer davalı ...’e tapuda satış suretiyle devredildiği, HMK’nin 125 inci maddesi kapsamında davalılar arasında muvazaa yapıldığı iddiasıyla davanın yeni malike yöneltildiği anlaşılmakla, davalı sıfatı kalmayan davalılardan Ahmet İbrahim yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olması doğru değilse de, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1. Davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalı tarafın temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinin hükümden çıkartılması suretiyle DÜZELTEREK ONANMASINA, İstek halinde peşin alınan temyiz harcının ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.03.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/1006, K. 2024/1640, T. 20.03.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2023-1006-e-2024-1640-k-3afb5bde34f3