Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/6729 E. 2023/6499 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/6729
Karar No
2023/6499
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1456 E., 2022/1418 K. KARAR : Davanın kabulüne İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/88 E., 2019/461 K. Taraflar arasındaki intifa hakkından kaynaklanan el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurmak suretiyle davanın pasif husumet yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, müvekkilinin maliki olduğu İzmir ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 26123 ada 1, 2 ve 3 parseller üzerinde öncesinde intifa ... bulunduğunu kendisine tebliğ olunan vergi ceza ihbarnamesi ile öğrendiğini, dava açılması öncesinde gönderilen ihtarnamenin davalıya 09.12.2016 tarihinde tebliğ edildiğini, davalının ihtarnameye cevabında taşınmazları kullanmadığını belirttiğini, davalının iyiniyetli olmadığını ileri sürerek; davalının vaki müdahalesinin men'ine, taşınmazların müvekkiline teslimine ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak geriye dönük beş yıllık ecrimisil olarak şimdilik 30.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili, taşınmazların müvekkili tarafından kullanılmadığını, kullanan kişiye yöneltilmesi gereken davanın husumetten reddi gerektiğini, davayı açmakta hukuki yarar bulunmadığını, 16.01.2017 tarihine kadar açılması gereken davanın hakdüşürücü süreden reddi gerektiğini, intifa ... sahibi olduğunu ileri süren davacının el atmanın önlenmesi davası açma ... olmadığını, intifadan men koşulunun da gerçekleşmediğini, dava konusu taşınmazın başka işgalcilerce kullanılmakta olduğunu, davacının tapuyu 16.11.2016 tarihinde edindiğini, müvekkilinin ise bu satın alma öncesinde ve sonrasında zilyet olmadığını, dava tarihinden geriye dönük en fazla beş yıl için ecrimisil istenebileceğini belirterek; davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Mahallinde yapılan keşife, tarafların beyanlarına, tanık anlatımlarına, muhtarlık yazı cevabı ve tüm dosya içeriğine göre çıplak mülkiyeti davalıya ait ve kullanım ... davacıda olan taşınmazının işgalciler tarafından kullanıldığı, taşınmazın davalı tarafından üçüncü kişilere kiraya verildiği veya davacının kullanımının engellendiği yönünde herhangi bir delil olmadığı..." gerekçesiyle sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; kararın eksik incelemeye dayalı olduğunu, tedavüllü kayıtların getirtilmediğini, müvekkilinin 22.08.2000 tarihinden itibaren taşınmazlarda intifa ... sahibi olduğunu, davalının taşınmazları edindiği tarih olan 16.11.2016 tarihi itibarıyla taşınmazları kullanan kişiler hakkında bilgi sahibi olduğunu, fazla yatırılan harcın iadesine karar verildiği halde vekalet ücretinin harçlandırılan değer üzerinden belirlenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir. 2. Davalı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde; kararın doğru olmakla birlikte her iki davanın da nispi vekalet ücretine tabi olması nedeniyle eksik harç hesaplandığını, verilmesi gereken vekalet ücreti 15.766,32 TL iken, harca esas değer olarak dikkate alınan 147.704,00 TL üzerinden 14.542,32 TL vekalet ücreti hesaplanmasının hatalı olduğunu, kararın bu yönüyle düzeltilmesi gerektiğini belirterek, kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Mahkemece, toplanan deliller, mahallinde yapılan keşif ve dinlenen tanık anlatımları ile dava konusu taşınmazların dava dışı kişiler tarafından kullanıldığı, davalının tasarrufunun bulunmadığı tespit edilmiş olmakla, açıklanan yasal düzenlemeler doğrultusunda davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, davanın ispat edilemediğinden reddine karar verilmiş olmasının doğru olmadığı, istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 353/1-b-2 nci maddesi uyarınca kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiği..." gerekçesiyle istinaf başvurularının kamu düzeni nedeniyle kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, HMK'nın 114/(1)-d ve 115/(2) nci maddeleri gereğince pasif husumet yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; davalının, taşınmazların durumunu iyi bildiğini, işgalcilerden haberdar olduğunu, davalının amcasının emlakçı olarak taşınmazların satışına aracı olması nedeniyle davalının da bilgi sahibi olduğunun tanık beyanlarından anlaşıldığını, davalının ısrarla fer'i zilyetlerle olan ilişkisini saklamaya çalıştığını, imar öncesini gösteren kayıtların getirtilmediğini, müvekkili adına tesis edilen intifa hakkının 22.08.2000 tarihli olup o tarihteki malik Şengül ...'ın imar uygulaması üzerine taşınmazı edindiğini, müvekkilinin de imar uygulaması sonucunda intifa ... sahibi olduğunu, vekalet ücretinin hatalı hesaplandığını, bina vergileri mükelleflerinin malikler olup malik yok ise malik gibi hareket edenler olduğunu, davalının kötüniyetli olduğunu, Tapu Müdürlüğü ve Belediye'ce aleyhte yapılan işlemlerden müvekkilinin haberi olmadığını belirterek; kararın bozulmasını istemiştir. 2. Katılma yoluyla davalı vekili; davanın esasına girilmiş olması nedeniyle maktu değil nispi vekalet ücreti verilmesi gerektiğini, dava şartı noksanlığının mahkemece davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında noksanlık giderilmiş ise baştaki dava şartı noksanlığından ötürü davanın usulden reddedilemeyeceğini, ikmal edilen dava değeri üzerinde vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini, reddedilen 30.000,00 TL ecrimisil talebi yönünden de nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek; kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; intifa hakkından kaynaklanan elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun; "İntifa ... konusu" başlıklı 794/2 nci maddesi: "Aksine bir düzenleme olmadıkça bu hak, sahibine konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlar." "Kurulması" başlıklı 795/2 nci maddesi: "Tanışır ve taşınmazlarda intifa hakkının kazanılması ve tescilinde, aksine düzenleme olmadıkça, mülkiyete ilişkin hükümler uygulanır." "İntifa ... sahibinin hakları" başlıklı 803 üncü maddesi: "İntifa ... sahibi, hakkın konusu olan malı zilyedinde bulundurma, yönetme, kullanma ve ondan yararlanma yetkilerine sahiptir." “Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683 üncü maddesi:“Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir.” hükümlerini düzenlemektedir. 3. Değerlendirme 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Bir davada davacı ve davalı olmak üzere daima iki taraf bulunur. Davada taraf olarak gösterilen bu kişilerin gerçekten o dava ile ilgili olup olmadığı ise taraf sıfatı ile ilgilidir. Sıfat, dava konusu subjektif hak olan dava ... ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka yöneliktir. Bir subjektif ... dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan davacı sıfatı (aktif husumet), yani davacı olma yetkisi de o hakkın sahibine ait olacaktır. Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek kişi ise, o hakka uymakla borçlu olan kişiye (davalı sıfatı, pasif husumet) ait olacaktır ( Baki, Kuru: Medeni Usul El Kitabı, Ankara 2020, C.I, s. 332). Mahkemenin de taraflar arasındaki dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu subjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir olgudur. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2016 tarihli ve 2014/13-684 Esas, 2016/106 Karar; 30.11.2021 tarihli ve 2018/(20)8-343 Esas, 2021/1515 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 3. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un “İspat yükü” başlığını taşıyan 190 ıncı maddesinde de; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrasında ise karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. 4. Somut uyuşmazlıkta davacı; intifa hakkına dayalı olarak açtığı bu davada, davalının taşınmazı kullandığı iddiasıyla intifa hakkına vaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talebinde bulunmuştur. Yukarıda açıklandığı üzere intifa hakkına dayalı elatmanın önlenmesini ve ecrimisil talep eden davacı; ispat yükü kendi üzerinde bulunduğundan taşınmazın davalı ... tarafından kullanıldığını ispat etmek zorundadır. İlk Derece Mahkemesince toplanan delillere ve yapılan keşifte görülen elektrik ve su faturalarındaki bilgilere göre taşınmazı eylemli olarak kullananların dava dışı kişiler oldukları tespit edilmiştir. Bu durumda; davalının intifa hakkına yönelik bir elatma eyleminin bulunduğu kanıtlanamadığından, davalı yönünden ispatlanamayan davanın reddine dair hüküm kurulması gerekirken, husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle ret kararı verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 373/2 nci maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,21.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/6729, K. 2023/6499, T. 21.12.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2022-6729-e-2023-6499-k-52b6b86e5a74