Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/8800 E. 2013/7706 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/8800
Karar No
2013/7706
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle davalı vekilinin temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-DAVACI TEMYİZİ YÖNÜNDEN; 6100 Sayılı HMK'nun geçici 3.madde 1.fıkrasına göre; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmi Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” 2.Fıkrasına göre; Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/09/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5.maddesine göre iş mahkemesinden verilen kararlar tefhim ve tebliğ tarihinden itibaren 8 gün içinde temyiz olunabilir. Bu süre içinde temyiz dilekçesinin hakime havale edildikten sonra temyiz defterine kaydının yaptırılması ve harcının yatırılması gerekir. Temyiz süresi içinde temyiz dilekçesi ve temyiz defterine kaydedilmiş, ancak harç yatırılmamış ise, harç vetemyiz giderlerinin yatırılması için ilgili tarafa HUMK'nun 434/3.maddesi gereği 7 günlük kesin süre verilmesi gerekir. 8 günlük süre içinde temyiz edilmeyen (HUMK'nun 432/4), temyiz defterine kaydı yapılmayan (HUMK'nun 434/3) kararlar kesinleşmiş olur. Öte yandan İş Mahkemesinden verilen kararların katılma yoluyla temyizine ilişkin 5521 sayılı Yasada bir hükümde bulunmadığı gibi süre tefhimle başladığından gerekçeli kararın ayrıca sonradan tebliğ edilmiş olması tefhimle işleyen sürenin hukuksal sonuçlarını doğurmasına engel değildir. HMK'nun 103/1-4 maddesi gereğince hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar adli tatilde görülecek işlerden olduğundan adli ara vermede geçen günler süreye dahildir. Karar davacı vekilinin yüzüne karşı 23.01.2013 tarihinde usulüne uygun olarak tefhim edilmiştir. Davacı vekili 23.01.2013 tarihinde usulüne uygun şekilde tefhim edilen karara 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5.maddesinde belirtilen 8 günlük yasal temyiz süresi geçtikten sonra 14.02.2013 tarihinde “katılma yoluyla” temyiz etmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nda “katılma yoluyla” temyiz usulü düzenlenmediğinden davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı nedeniyle REDDİNE karar verilmelidir. 2-DAVALI TEMYİZİ YÖNÜNDEN; Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddine SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz dilekçesinin reddine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine oybirliğiyle, davalının temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 26.04.2013 gününde oyçokluğuyla ile KESİN olarak karar verildi. Muhalefet Şerhi Dava dosyasındaki belge ve bilgiler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davaya konu olayın; Davacı işçinin de dahil olduğu bir grup çalışanın, bağlı oldukları sendikanın bu yöndeki telefon mesajıyla, çalıştıkları işyerinde topluca çalışmamak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları ve işlerine belli bir süre gitmemeleri şeklinde gerçekleşen eylemlerinin, toplu pazarlık ya da taraflar arasında devam eden herhangi bir toplu görüşme pozisyonuyla da ilgili olmadığı için işveren tarafının durumdan daha önceden haberdar edilmediği açıktır. Taraflar arasında toplu iş sözlemesi yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde işçilerin iktisadi ve sosyal durumlarıyla, çalışma şartlarını korumak veya düzeltmek amacıyla, yasadan doğan ve kendileri için en meşru bir hak sayılabilecek GREV HAKKI için aranan şartlar gerçekleşmeden, oluşa uygun gerçekleşen eylemin kanun dışı grev olduğu hususunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır. Kanun dışı grev yapılması halinde, işveren, böyle bir grevin yapılması kararına katılan, böyle bir grevin yapılmasını teşvik eden destekleyen veya böyle bir greve katılan işçilere feshi ihbara lüzum olmadan ve herhangi bir tazminat ödemeye mecbur olmaksızın hizmet akitlerini feshedebilir. Bu husus gözardı edilerek, davanın REDDİ yerine kabulüne karar verilmesi yönündeki yerel mahkeme kararının ONANMASI yönünde verilen çoğunluk görüşüne katılamıyorum. Muhalefet Şerhi Somut olayda yasaya uygun olarak alınmış bir grev kararı bulunmamaktadır. Olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 2822 sayılı Kanunun 25/I'de grev tanımı, 25/II'de kanuni grevin tanımı 25/III'de kanun dışı grevin tanımı yapılmıştır. 27. madde de kanuni grev kararının alınması usulü belirlenmiştir. 45 maddede kanun dışı grevin sonuçları düzenlenmiş 47. madde de ise grevin veya lokavtın iyi niyetli kurallarına aykırı tarzda toplum zararına ve milli serveti tahrik edecek şekilde kullanılmayacağı düzenlenmiştir. Aynı kanun 73. maddesinde ise kararlara yani Yasama Yürütme Yargı organları ile merkezi veya mahalli idarelerce bir kararın alınmasını protesto etmek amacıyla yapılan kanun dışı grev veya lokavt kararı verenler, teşvik edenler, zorlayanlar veya propangadasını yapanlar hakkında cezai yaptırım belirlenmiştir. 2822 sayılı kanundaki düzenlemeler karar tarihi itibariyle yürürlükte olan hemen hemen aynı şekilde 6356 sayılı kanunda düzenlemiş ve özellikle 2822 sayılı kanun 45. maddedeki düzenleme aynen 6356 sayılı kanunun 70. maddesine alınmıştır. Yasada belirtilmiş usule uyulmaması, yani yetkili işçi sendikasının usulüne uygun kararının bulunmaması, arabuluculuk safhasının gerçekleşmemiş olması, grev kararının süresi içinde alınıp karşı tarafa bildirilmemiş, ilan edilmemiş ve yasal süresi içinde uygulamaya konmamış olması grevi yasa dışı kılar. Bu yüzden uyarı grevi gibi grevler yasanın aradığı usul şartlarına uymadığından yasadışı sayılır. Uygulamada direniş adı verilen toplu eylemlerde de mesleki amaç gözetilmiş dahi olsa kanunun aradığı şartlara uyulmadan yapılmış olacağından bu eylemler de yasal grev sayılmaz. Hatta TİSGLK, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişleri yasa dışı grev olarak nitelendirmemiş fakat bunlar hakkında yasa dışı grevin yaptırımlarının uygulanacağını öngörmüştür. Keza işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnmeler aynı zamanda işçilerin bağlılık borcu ile iş görme borcuna aykırılık oluşturacaktır. Dolayısıyla 4857 sayılı Kanunun 25/II maddesi gereği işverene haklı fesih imkanı tanıyacaktır. Örnek bir olayda işçilerin sendikal sorunlarını dile getirmek amacıyla bir hafta süre ile iş yerinden hiç ayrılmayıp, işi de bırakmamalarına karşın üretimi engellemeleri nedeniyle işveren tarafından yasadışı greve katıldıkları gerekçe gösterilerek haklı nedenle işten çıkartılmıştır. Yargıtay 9. HD. 10.07.2006 tarih 16181 E. ve 20350 Karar sayılı ilamı ile bu eylemin üretimi durdurmadığını gözönünde tutarak eylemi ne yasadışı grev ne de haklı fesih nedeni saymıştır. Ancak Yüksek Mahkemeye göre bu eylem geçerli bir fesih nedeni oluşturur. Uygulamada zaman zaman görülen toplu vizite eylemlerini de direniş kavramı içinde mütalaa etmek gerekir. Çünkü buradaki amaç yasal bir hakkın kullanılması görünümü altında işi yavaşlatma ya da verimi düşürme yoluyla işveren üzerinde baskı kurmaktır. Somut dava konusu olayda ise hem toplu vizite ile işe gelmeme hem tarifeli uçakların kalkışını engelleyerek işi bırakma söz konusu olduğundan, işverene hem zarar verilmesi hem de bir baskı söz konusudur. Gerçek amacı TİS bağıtlamak olmayan ya da muhtevası itibariyle TİS biçiminde düzenleme amacı taşımayan; örneğin Yasama ya da Yürütme organını karar almaya zorlamak amacıyla yapılan grevlerin yasadışı olduğunda kuşku bulunmamalıdır. Bu tür grevler, işçilerin iktisadi ve sosyal çıkarlarını koruma ve düzeltme amacı taşısalar dahi grevin gerçek muhatabı ya başka işverenlerdir ya da Devlettir. Gerçek amacın toplu sözleşmeye ulaşmak olmayıp, somut olayda olduğu üzere, yasal düzenlemeyi bertaraf veya protesto gibi başka amaçlar için yapılan grevler de yasadışı kabul edilmelidir. Yasadışı grev yapılması, bu greve katılanlar için yasadışı greve katılmış olmanın yanında işe devamsızlık, bu greve karar vermeye buna katılmaya teşvik eden ve zorlayanlar için ise dürüstlük kuralına aykırılık veya işverene sadakatsizlik teşkil eder. Böyle bir durumda işverenin bu işçilerin hizmet akitlerini feshi ihbar önellerine uyma ve herhangi bir tazminat ödemek zorunda olmaksızın haklı nedenle feshedebilme imkanı bulunmaktadır. Yargıtay 9. HD. 22.04.1998 tarih 4345 E, 7650 K. sayılı ilamında da talepleri işverence kabul edilmeyen işçilerin iş saatleri içinde topluca çalışmama, direniş veya oturma eyleminde bulunmalarının işverene haklı fesih yetkisi vereceğine karar vermiştir. Kaldı ki, yukarıda da bahsedildiği gibi davacı işçilerin eylemi hem yasal grev prosedürüne uygun bulunmamaktadır, hem de işverenin yanısıra TBMM'nin yasama faaliyetine karşı bir protesto niteliği arzetmekterdir ki bu tür eylemlerin hukukça korunması mümkün değildir.Dava konusu eylemin mevzuatımıza göre yasadışı olmasına, ILO sözleşmeleri veya Uluslararası hukuk ve uygulamalarda bu tür eylemlerin korunduğuna ilişkin açık bir hüküm bulunmamasına karşın, işçilerin uymakla yükümlü olduğu kanunların yok sayılması, gelecekteki benzer eylemler için olumsuz bir referans olacaktır. Olayımızda, sendikanın e-mail içeriği ile 279 kabin görevlisinin aynı gün rapor almış olmasının hayatın olağan akışına aykırı oluşu (ki işyerinde günlük rapor ortalaması 30'dur), eylemin şekli ve amacı, davacıların toplu şekilde gerek havaalanında eylem yapmak gerekse bir kısmınında rapor almak suretiyle görevlerine gelmeyerek sefer iptallerine sebebiyet verdikleri ve bu şekilde yasadışı eyleme katıldıkları sabit olmakla, davacıların bu eylemlerinin hem yasadışı grev niteliğinde bulunması, hem de işçinin bağlılık yükümlülüğü ile işgörme borcuna aykırılık oluşturması nedeniyle davacıların iş akitlerinin feshinin haklı nedenle yapıldığı ve buradan hareketle davacının davasının reddi gerektiği kanaati ile Yüksek Daire çoğunluğunun görüşüne katılmamaktayım. 26.4.2013

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/8800, K. 2013/7706, T. 26.04.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-8800-e-2013-7706-k-854ac588c5df