Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/14344 E. 2013/21919 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/14344
- Karar No
- 2013/21919
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi Av. ... Acarbey 2... İnş.Taah.San. ve Tic.Ltd.Şti. vekili Av. ... Dava Türü : Alacak Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2- Davacı, 30/06/2010 tarihinde emeklilik nedeni ile iş akdini feshettiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram genel tatil ve ikramiye alacaklarının tahsilini istemiştir. Davalı ... Belediyesi, davanın reddi gerektiğini savunmuş, davalı K... Şirketi, 31/12/2003 tarihinde davacıya 897.978,238 TL (897,98 YTL) kıdem tazminatı ödemesi yapıldığını, 30/06/2010 tarihli bordro ile yıllık izin ücretlerinin tamamının karşılığı brüt 8.404,00 TL ödemenin yapıldığını, davacıyla belirli süreli hizmet akdi imzalandığından 2003 yılı sonrası için kıdem tazminatına hak kazanmadığını bildirerek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, feshin emeklilik nedenine dayandığı ve davacının kıdem tazminatına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosyaya davalı şirket tarafından davacıya 897,98 TL net kıdem tazminatı ödendiğine dair kıdem tazminatı bordrosu ile 7.263,00 TL net yıllık izin ücreti ödendiğine dair ibraname sunulmuş, davacı imzayı inkar etmemekle birlikte çalışması devam ederken işveren tarafından boş kağıda imza alındığını, üzerinin işveren tarafından doldurulmuş olduğunu, ibranameye imza atmadığını, kıdem tazminatı da almadığını beyan etmiştir. Mahkemece söz konusu ödemelerin kendisine yapılmadığı iddia edildiğine göre mahkemece bilirkişiye şirket kayıtları üzerinde inceleme yetkisi verilerek davalı şirket kayıtları üzerinde inceleme yapılarak ibraname ve kıdem tazminatı ödeme bordrosundaki ödemelerin şirketin ticari defter ve kayıtlarında görünüp görünmediği tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalıdır. 3-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. İş sözleşmelerinde fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dahil olduğu yönünde kurallara sınırlı olarak değer verilmelidir Dairemiz, 270 saatle sınırlı olarak söz konusu hükümlerin geçerli olduğunu kabul etmektedir. Günlük çalışma süresinin onbir saati aşamayacağı Kanunda emredici şekilde düzenlendiğine göre, bu süreyi aşan çalışmaların denkleştirmeye tabi tutulamayacağı, zamlı ücret ödemesi veya serbest zaman kullanımının söz konusu olacağı kabul edilmelidir. Yine işçilerin gece çalışmaları günde yedibuçuk saati geçemez (İş Kanunu, Md. 69/3). Bu durum günlük çalışmanın, dolayısıyla fazla çalışmanın sınırını oluşturur. Gece çalışmaları yönünden, haftalık kırkbeş saat olan yasal çalışma sınırı aşılmamış olsa da günde yedibuçuk saati aşan çalışmalar için fazla çalışma ücreti ödenmelidir. Dairemizin kararları da bu yöndedir. Fazla çalışma yönünden diğer bir yasal sınırlama da, İş Kanununun 41 inci maddesindeki, fazla çalışma süresinin toplamının bir yılda ikiyüzyetmiş saatten fazla olamayacağı şeklindeki hükümdür. Ancak bu sınırlamaya rağmen işçinin daha fazla çalıştırılması halinde, bu çalışmalarının karşılığı olan fazla mesai ücretinin de ödenmesi gerektiği açıktır. Yasadaki sınırlama esasen işçiyi korumaya yöneliktir. Fazla çalışmanın belirlenmesinde, 4857 sayılı Yasanın 68 inci maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin de dikkate alınması gerekir. Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir. Yapılacak indirim, işçinin çalışma şekline ve işin düzenlenmesine ve hesaplanan fazla çalışma miktarına göre taktir edilmelidir. Hakkın özünü ortadan kaldıracak oranda bir indirime gidilmemelidir. Somut olayda; Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının tanık beyanlarına göre haftada 26 saat fazla mesai yaptığı kabul edilmiştir. Davacının çöp kamyonu şoförü olarak çalışmakta olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı ile aynı işi yapan bir işçiye ait emsal Bursa 1.İş Mahkemesinin 2008/873-2009/1100 E.K. sayılı dosyasında verilen karar Yargıtay 9.H.D.nin 24.05.2012 tarih ve 2010/11929 E.-2012/18417 K. sayılı ilamı ile davacının görev yaptığı bölgede çöp toplama saatlerinin sorulması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma üzerine verilen karar, Yargıtay 22.H.D.nin 03.06.2013 tarih ve 2013/12455-2013/13176 E.K. sayılı ilamı ile Mahkemece davalı şirketten ve davalı belediyeden davacının çalışma sürelerine ilişkin belgelerin istendiği, davalı şirket ile dava dışı belediye arasındaki teknik şartnamade mevkicilerin 07.00-16.30 saatleri arasında çalışacağının belirtildiği, haftanın 6 günü bu çalışma saatlerine göre çalışan davacının 6 saat fazla mesai yaptığının anlaşıldığı, davacının fazla mesaisinin 6 saat üzerinden hesaplanması gerektiği gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur. Mahkemece davacının çalıştığı dönemlere ilişkin ihale teknik şartnameleri getirtilmeli, davacının çalıştığı bölgelerdeki çöp toplama saatleri belediyeden sorulmalı, yukarıda özetlenen emsal karar da dikkate alınarak tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre karar verilmelidir. Yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir. 4-Kabule göre de davalı taraf yıllık izin alacağı için yapılan fazla ödemenin davacının diğer alacaklarından mahsubunu talep etmiş ancak mahkemece davalının bu talebi dikkate alınmamıştır. 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 139.maddesinde İki kişinin, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu olmaları halinde, her iki borç muaccel ise her birinin alacağını borcuyla takas edebileceği, alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebileceği, zamanaşımına uğramış bir alacağın takasının ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebileceği bildirilmiştir.” Davalının, dava dayanağı olayı ve borcun varlığını inkâr etmeden, borçlu bulunduğu edimi, özel bir sebebe dayanarak yerine getirmekten kaçınmasına imkân veren hakka defi denir. Defiler, dava dilekçesine cevap verilirken ileri sürülmelidir. Aksi halde, davalı "savunmanın genişletilmesi yasağı" ile karşılaşabilir. Defiler, davada ileri sürülmedikçe hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınmazlar. Takas bir defidir. Bu itibarla, ileri sürülmedikçe kendiliğinden dikkate alınamaz. 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 102.maddesinde mahsup; “ Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Mahsup her zaman yapılabilir. O halde davalı işyeri kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda davacıya yıllık izin ücretinin ödendiği tespit edildiği takdirde davacıya hak ettiği yıllık izin ücretinin üzerinde yapılan bir ödeme varsa davacının diğer alacaklarından mahsup edilmelidir. Mahkemece davalının bu talebinin değerlendirilmemiş olmasıda doğru olmamıştır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 12.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.