Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2011/4059 E. 2012/186 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/4059
- Karar No
- 2012/186
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacılar ile davalılardan ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dava taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın mülkiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Davaya konu muhtesatların üzerinde bulunduğu 112 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve uzman bilirkişi rapor ve haritasında (B) harfi ile gösterilen eski evin sağlığında tüm davacıların miras bırakanı olan ... tarafından, (C) harfi ile gösterilen ev, ahır ve deponun davacı ... tarafından, 112 ada 16 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan (A) harfi ile gösterilen evin de daha önce aynı yerde ... tarafından yapılmış olan çok eski evin yıkılması suretiyle onun yerine davacı ... tarafından kendi adlarına ve hesaplarına yapıldığı mahkemece yapılan keşif ve uygulama, toplanıp doğru olarak değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Dava ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan HUMK'nun 74. Maddesi hükmüne göre hakim tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olup, talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi mümkün değildir. Aynı Kanunun 418. maddesi hükmünde de lehine hüküm verilen tarafın davayı uzatması, gereksiz yargılama giderleri yapması, elinde bulunan ve davanın sonucuna etkili olan belgeleri zamanında davalı tarafa bildirmemiş olması halinde yargılama giderlerinin tamamı veya bir kısmı ile sorumlu tutulabileceği açıklanmıştır. Somut olaya gelince davacıların dava dilekçelerinin sonuç kısmında diğer muhtesatlarla birlikte 112 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve uzman bilirkişi rapor ve haritasında (B) harfi ile gösterilen eski evin mükiyetinin davacıların miras bırakanı ...’e ait olduğunun tespitini istedikleri, bu evin ... mirasçılarına ait olduğunun tespiti yönünde bir istemde bulunmadıkları, dava dilekçelerinde dava değeri olarak da muhtesatların keşfen belirlenen değerinden .../. 2011/4059-2012/186 S.2 daha düşük bir değer gösterdikleri, kendi gösterdikleri değerden daha fazla olan bu değere itiraz da etmedikleri, davayı takipsiz bırakarak davanın uzamasına ve gereksiz yargılama gideri yapılmasına neden oldukları anlaşılmaktadır. Mahkemece açıklanan bu olgular gözetilerek uzman bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen binanın miras bırakan ...’e aidiyetinin tespitine karar verilmesinde, yenileme ile ilgili yapılan giderlerin diğer yargılama giderlerine dahil edilerek tahsiline karar verilmemesinde ve bilirkişilerce keşfen belirlenen harcı ikmal edilmiş değer benimsenerek bu değer üzerinden davacılar yararına hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi hükümlerine göre doğru olarak belirlenen vekalet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Yine HUMK'nun 417. maddesi hükmünde Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça yargılama giderlerinin kural olarak aleyhine hüküm verilen taraftan alınacağı açıklandığı gibi, aynı Kanunun 94. maddesi hükmüne göre davalı tarafın davanın kabulüne rağmen yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaması ve lehine vekalet ücretine hükmedilebilmesi için de öncelikle dava açılmasına sebebiyet vermemiş olması ve en geç ilk duruşma oturumunda davayı açıkça kabul etmiş olması zorunludur. Dosya içeriğinden davalı ...’in davayı açıkça kabulünün sözkonusu olmadığı, sadece 112 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki muhtesatlara ilişkin davacı istemlerine bir diyeceği olmadığını açıkladığı, 112 ada 16 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve (A) harfi ile işaretli evin ...’e değil, ...’e ait olduğunu öne sürerek davacı iddialarına karşı çıktığı anlaşılmaktadır. Davacılar 112 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve uzman bilirkişi rapor ve haritasında (B) harfi ile gösterilen binanın miras bırakan ...’e ait olduğunun tespitini de istemişlerdir. Mirasçılar arasında zorunlu arkadaşlık bulunduğu gözetildiğinde davacı ..., ... ve ...’in bu muhtesat yönünden diğer davacılarla birlikte dava açmalarında bir isabetsizlik bulunmadığı, adı geçen davacıların dava açmakta hukuki yararlarının bulunduğu da kuşkusuzdur. Bu olgular gözetildiğinde mahkemece davacı ..., ... ve ...’in davasının reddedilmemiş olmasında ve davalı ... yararına vekalet ücretine hükmedilmemesinde de bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan bu nedenler ve hükümde gösterilen diğer gerekçelere göre davacı tarafın yerinde görülmeyen tüm, davalı tarafın ise aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının REDDİNE, alınması gerekli 6.298,83 TL harçtan peşin ödenen 90,00 TL temyiz harcının mahsubu ile geriye kalan 6.208,83 TL harcın davacılardan tahsiline, 2-Davalı ...’in kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince; mahkemece davanın kabulüne .../. 2011/4059-2012/186 S.3 karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de arazi üzerindeki mülkiyetin kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Genel kuralı oluşturan bu hükümler karşısında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların mülkiyeti kural olarak arzın mukadderatına tabi olacağından muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceği, aksine bir hüküm bulunmadıkça muhtesatların mülkiyetinin taşınmazın malik veya maliklerinden başka birisine veya maliklerden bir veya birkaçına ait olduğunun tespitinin dava edilemeyeceği, mahkemelerce de bu sonucu doğuracak şekilde hüküm verilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki, böyle bir istemle dava açılması halinde "Çoğun içinde azı da vardır" kuralı gözetilerek hukuki yarar bulunması ve diğer koşulların da varlığı halinde davanın kısmen kabulü ile muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir. Somut olaya gelince, davacıların dava dilekçelerinin konu kısmında davalarını mülkiyet tespiti olarak nitelendirdikleri, dilekçelerinin sonuç kısmında da mülkiyet tespitine karar verilmesini istedikleri anlaşılmaktadır. Bu ve az yukarıda açıklanan hukuksal olgu gözetildiğinde mahkemece davacıların mülkiyet tespiti istemiyle açtıkları bu davanın kabulüne karar verilemeyeceği, kısmen kabul kararı verilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca mahkemece davanın kısmen kabulü ile, muhtesatların davacılardan ..., ... ve davacıların miras bırakanları ... tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar vermekle yetinilmesi, davacıların mülkiyet tespitine yönelik istemlerinin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalılardan ...’in temyiz itirazı bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen temyiz harcının istek halinde hükmü temyiz eden davalıya iadesine, 19.01.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.