Yargıtay · 7. Ceza Dairesi
Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2022/12556 E. 2026/3087 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2022/12556
- Karar No
- 2026/3087
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/87 E., 2021/2797 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.12.2024 tarihli ve 2023/10-549 Esas, 2024/385 Karar sayılı, 04.12.2024 tarihli ve 2023/10-548 Esas, 2024/384 Karar sayılı kararlarında ayrıntıları belirtildiği gibi; konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde tek işlem tanığı ile yetinilerek yapılan arama neticesinde elde edilen delillerin, maddi meselenin ispatı yönünden tek/belirleyici nitelikte olup olmadığı, genel olarak arama işleminin icra tarzı itibariyle kolluğun şüpheli bir uygulama içine girip girmediği, arama işlemine tek işlem tanığı dışında, sanık ya da aramada hazır bulunabilecek (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 120. maddesi) kişiler veya üçüncü şahısların şahitlik edip etmedikleri, ele geçirilen delilin/suç konusunun bulunduğu yer ve ele geçiriliş şekli gibi kriterler ışığında delillerin hukuki sıhhatine dair itirazların değerlendirilmesi gerektiği, bu belirleme ve değerlendirmelerden sonra silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda, delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine ilişkin savunma itirazlarının, tek işlem tanığı ve bunu destekleyen diğer güvence argümanları ile karşılandığı hâllerde yapılan aramanın, hükme esas alınamayacak bir hukuka aykırılıkla malul olmadığının kabulü gerekeceği cihetle; Tebliğname'de belirtilen (1) numaralı görüşe iştirak edilmemiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 17.01.2024 tarihli ve 2023/7-302 Esas, 2024/7 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; etkin pişmanlık ihtarı yapılan sanığın, ödeme imkanının bulunmadığını beyan etmesi, keza daha az tutarda olan ve kamu zararı olarak kabul edilen ... vergi miktarını dahi ödemek istemediğini beyan eden sanığın ödeme iradesinde bulunmaması karşısında, sanığın yanıltılmış da sayılamayacağı cihetle, Tebliğname'de (2) ve (3) numaralı görüşlere iştirak edilmemiştir.
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan ... İdaresi vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.
Ancak; 1.Sanık hakkında hem adlî para cezası, hem de hapis cezası verildiği ve adlî para cezaları için 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 51. maddesine göre erteleme hükümleri uygulanamayacağı halde, erteleme hükümlerinin uygulanmasına karar verilirken hiçbir ayrım yapmaksızın sanığın cezasının 5237 sayılı Kanun'un 51. maddesi gereğince ertelenmesine karar verilmesi,
2.Bozma ilâmı öncesi verilen kararın sadece sanık tarafından temyiz edilmesi ve kararın sanık lehine bozulması karşısında, bozma sonrası yapılan yargılama giderlerinin sanığa yükletilemeyeceği gözetilmeden sanıktan tahsiline karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuş ise de, bahse konu hukuka aykırılıklar Yargıtay tarafından düzeltilerek giderilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, katılan ... İdaresi vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322. maddesi gereği, hükmün ertelemeye ilişkin (11) numaralı bendinde yer alan ''cezasının'' ibaresinin çıkartılarak yerine ''hapis cezasının'' ibaresinin eklenmesi, hükümden yargılama giderlerine ilişkin (23) numaralı bendin çıkartılarak yerine "Bozma öncesi yapılan 285,27 TL yargılama giderinin sanıktan alınarak Devlet Hazinesine gelir kaydına, bozma sonrası yapılan yargılama giderlerinin ise lehe bozma olması sebebiyle Devlet Hazinesi üzerinde bırakılmasına" ifadesinin eklenmesi ve sair kısımların aynen bırakılması suretiyle hükmün Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 23.03.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Adli aramada, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 119/4 maddesi gereğince iki işlem tanığı yerine bir işlem tanığı bulunmasının aramayı hukuka aykırı hale getirip getirmediği tartışmanın özünü oluşturmaktadır.
Arama başta özel hayatın gizliliği olmak üzere temel hak ve özgürlüklere önemli bir müdahale niteliğindedir. Bunun dışında aranan yer ve icra ediliş şekline göre aramanın konut dokunulmazlığına, kişi özgürlüğüne, seyahat özgürlüğüne ve vücut bütünlüğüne müdahale oluşturması da mümkündür. Bu nedenle gerek arama kararı verilmesi gerekse aramanın icrası sıkı kurallara bağlanmıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 119/4 maddesinde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur denilmiştir. Burada açıkça “arama yapabilmek için .... bulundurulur” denilmekle emredici bir düzenleme yapıldığı ortadadır. Arama tanığı bulundurulma zorunluluğu konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılacak aramalar bakımından geçerlidir. Kanun koyucunun bu tür yerlere özel bir önem verdiği, bunların dışında kalan yerlerden daha özel bir koruma statüsüne tabi tuttuğu anlaşılmaktadır. Kuşkusuz bu tür yerler için özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı göz önünde bulundurularak böyle bir düzenleme yapılmıştır. Delilin elde edilmesinde yapılacak hukuka veya kanuna aykırılığın önemli veya önemsiz, mutlak veya nispi bir hakkı ihlal etmesi gibi ayrımlar yapılmamıştır. Delil kanunda kabul edilen usul hükümlerinin tümü uygulanarak elde edilmelidir. Aksi takdirde, delil elde eden soruşturma ve kovuşturma organlarının bir kısım kanun hükümlerinin “önemsiz”, “ihmal edilebilir”, “ihlali mutlak hakları zedelemeyen” gibi ayrımlara tabi tutularak uygulanmaması hali söz konusu olur ki, bu durum bir takım kanun hükümlerinin uygulamada yürürlükten kaldırılması sonucunu doğurur. Heyetimizin çoğunluğunun kabul ettiği şekilde düşündüğümüzde, arama sırasında iki tanık bulundurulmasına ilişkin hükmün bir öneminin olmadığı, bir tanıkla bu işlemin yapılabileceği kabul edildiği için artık madde metninin bir tanığın bulunması şeklinde değişime uğradığı kabul edilecektir. Heyetimizin çoğunluk kararında aramanın icrasına itiraz edilmediğinden bahsedilmiştir. Arama işlemine itiraz edilmediği takdirde arama delilinin geçerli sayılmasının son derece sakıncalı sonuçları olacaktır. Arama işlemi başlamadan önce kimin itiraz edip kimin itiraz etmeyeceği bilinmediği için, arama işlemi iki tanık olmaksızın yapıldığında, aramanın icrası sırasında hukuka aykırı yapıldığı noktasında itiraz eden yönünden aramada elde edilen delil geçersiz sayılacak, itiraz etmeyen yönünden geçerli sayılacaktır. Bu durumda adaletsiz sonuçların ortaya çıkacağı muhakkaktır. Kanun koyucunun arama işlemi sırasında iki tanığın hazır bulundurulması düzenlemesini yapmasının amaçlarından birisi; kolluğun olası keyfi davranışlarını önleyici etkisi ile hak ihlallerini ortadan kaldırmak, diğeri ise arama sonrasında, aramanın yönteme aykırı olarak yapıldığı savıyla bireyler tarafından kolluğa yöneltilebilecek haksız suçlamaları önlemektir. Anılan düzenlemeye aykırılığı “nispi aykırılık” kabul edip bu şekildeki arama sonucu elde edilen kanıtları değerlendirilebilir olarak gören karar, örnek oluşturacak ve kolluğun disipline edilmesinin amacının aracı olan bu kuralın bir daha hiç gözetilmemesi sonucunu doğuracaktır. Kanun koyucu hiçbir düzenlemesinde rıza ile arama yapılabileceğinin iznini vermemiştir. Bu durumda iki tanık hazır bulundurulmadan yapılacak aramaya, arama yapılacak kişinin zımni kabul anlamında itiraz etmemesi de hukuken geçersiz bir rıza olacaktır. Bir tanık olduğu hallerde yapılacak aramaların hukuka aykırı olmadığına dair karar subjektif uygulamaların önünü açacağı, açıkça Ceza Muhakemesi Kanununun 119/4 maddesindeki düzenlemeye aykırı olduğu için sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyorum. Kararın hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delilin kullanılamayacağı gerekçesiyle bozulması gerektiği düşüncesindeyim.