Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/4324 E. 2026/2081 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4324
- Karar No
- 2026/2081
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/573 E., 2025/956 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/648 E., 2022/747 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü :
I. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından “.../2017/SUP/INT/03-01/” sayılı ihale konusu Türkiye çapında göçmen statüsündeki kişilerin sağlık taramasını gerçekleştirme işi için davalı şirket ile müvekkili arasında 17.03.2018 tarihinde konsorsiyum sözleşmesi imzalandığını, konsorsiyum sözleşmesine göre 12 ildeki tüm numunelerin müvekkili şirketçe toplanarak ihalede belirtilen şartlar ve sürede çalışılarak sonuç verileceğini, sözleşme uyarınca 65.111,40 TL cari hesap alacağı ve 4 fatura toplamı 263.282,75 Euro alacağı olduğunu, ihtarnameye rağmen alacakların ödenmemesi üzerine cari hesap alacağı ve fatura alacağı için ayrı ayrı başlattığı icra takiplerine davalı itirazlarının haksız olduğunu, konsorsiyum sözleşmesine aykırı olarak 05.08.2019 tarihinden itibaren müvekkili yetkisinde olan üç ilin numunelerinin davalının laboratuvarlarında çalışılması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek, itirazın iptali ile %20 icra inkâr tazminatının tahsilini ve konsorsiyum sözleşmesine dayalı şimdilik 100.000,00 TL kâr kaybının tahsilini istemiştir. 2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki konsorsiyum sözleşmesi kapsamında düzenlenen 17.12.2019 tarihli 38.843,78 Euro bedelli faturanın ihtarnameye rağmen ödenmemesi üzerine başlattıkları icra takibine davalı itirazının haksız olduğunu ileri sürere, itirazın iptali ile %20 icra inkâr tazminatının tahsilini istemiştir.
II. CEVAP 1. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında konsorsiyum sözleşmesi olmadığını, müvekkilinin dava dışı idare ile sözleşmeyi tek başına imzaladığını, davalının işi gereği gibi ifa etmediğine dair şikayet aldıklarını, uyarıya rağmen hizmetin aksaması karşısında davacının kusurlu olduğunu, müvekkilin ihale makamına karşı edimini gereği gibi yerine getirmek için Hatay'da laboratuvar açtığını, takip tarihi itibariyle alacağın muaccel olmadığını, döviz cinsinden alacak talep edilmesinin sözleşmeye aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
2.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının sözleşmeye aykırı olarak dava konusu ilamsız icra takibinde döviz cinsinden alacak talep etmesinin haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların örtüşen kayıtlarına göre davacının “cari hesap bakiyesine dayanarak” talep edebileceği asıl alacak tutarının 2.115.111,40 TL olduğu, ancak davacının talep ettiği 65.111,40 TL ile bağlı olduğu, davacının 4 adet faturadan kaynaklı başlattığı takipte Euro üzerinden talepte bulunmuş ise de takibe konu faturaların TL üzerinden düzenlendiği, taraflar arasındaki faturaların daha öncesinde de TL olarak ödendiği belirlendiğinden fatura toplamı olan 1.669.212,64 TL asıl alacak, 23.923,41 TL işlemiş avans faizi olmak üzere takip tarihi itibariyle toplam 1.693.136,05 TL alacak talebinde bulunabileceği, taraflar arasında hizmet sözleşmesi bulunduğu, dava dışı idare ile sözleşme imzalayanın davalı olduğu, davacının taşeron olduğu, davacının, davalı ile imzaladığı sözleşmede İdare ile davalı arasındaki sözleşme ve eklerine bağlayıcı şekilde atıf yapıldığından, davalı ile idare arasındaki sözleşmeye göre davalının işi bizzat yapmasının mümkün olmadığı hallerde dışardan hizmet alımı yapacağının davacı tarafça bilindiği, ayrıca davalı sözleşmeyi feshetmediğinden sözleşmenin lafzen tazmin yükümlüğü doğuran hükmünün uygulanmayacağı, davalının, hizmeti hem süre hem de sonuçların sahihliği ve klinik bulgularla uyuşması yönünden İdare ile davalı arasındaki sözleşme ve eklerine uygun yürütmediğine dair şikayet, yazışma ve tutanak sunulduğu, sözleşme konusu sağlık hizmeti olup kamusal nitelikte olduğundan idare ile davalı arasındaki sözleme ve ekleri olmasa dahi davalının şikayetleri ortadan kaldıracak şekilde hizmeti sağlama yükümlülüğü olduğu, davalının şikayetleri ortadan kaldıracak şekilde yatırımlar yaptığı, davacının da hizmeti eksiksiz ve süresinde yürüttüğüne dair savunma ve delili bulunmadığından kâr mahrumiyeti isteyemeyeceği, birleşen dava yönünden ise; taraflar arasındaki takibe konu faturalar TL üzerinden düzenlenmiş olup bu faturalar ve dava konusu yapılmayan faturaların TL cinsinden ödendiğinden TL cinsinden hesaplama yapılması gerektiği, davacının takip tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarının toplam 246.567,72 TL olduğu, davalının ise 250.274,87 TL ödeyerek kısmi itirazda bulunduğundan davacı talebinin haksız olduğu gerekçesiyle, asıl davada Ankara 25. İcra Dairesi'nin 2019/10159 Esas sayılı dosyası yönünden 1.669.212,64 TL asıl alacak, 23.923,41 TL işlemiş avans faiz olmak üzere toplam 1.693.136,05 TL alacağa yönelik itirazın iptaline, Ankara 25. İcra Dairesi'nin 2019/10158 Esas sayılı dosyası yönünden 65.111,40 TL asıl alacak 69,57 TL işlemiş avans faizi olmak üzere 65.180,97 TL alacağa yönelik itirazın iptaline, icra inkâr tazminatı taleplerinin ve kâr mahrumiyeti talebinin reddine, birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a.İstinaf kararı Euro üzerinden karar düzenlemiş iken İlk Derece Mahkemesi kararı sanki faturalar Euro üzerinden düzenlenmemiş gibi Türk Lirası üzerinden karar verildiğini, mahkeme kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin dahi çelişkili olduğunu,
b.Denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak Euro ödeme günündeki Türk Lirası üzerinden itirazın iptali kararı yerine sanki alacak Türk Lirası imiş gibi hüküm kurulduğunu,
c.Bilirkişi raporunda hesaplamanın hatalı olduğunu,
c.Faturaların davalı ticari defterlerine geçtiği, süresinde itiraz edilmediği ve bilirkişi tarafından usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerde yer aldığının tespit edildiğinden müvekkili şirket lehine %20'den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiğini,
d. Taraflar arasındaki sözleşmenin adi ortaklık/konsorsiyum sözleşmesi olduğunu, davalının mücbir sebep olmaksızın tek yanlı haksız feshetmesi nedeniyle müvekkilinin bütün zararlarını karşılaması gerektiğini,
e. Müvekkilinin bu davadaki taleplerinin adi ortaklığın feshi ve tasfiye talebini içerdiği dikkate alınıp adi ortaklık tasfiyesi çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekirken hukuki nitelendirmenin yanlış yapıldığını beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, asıl davada hizmet alım sözleşmesine dayalı itirazın iptali ve kâr mahrumiyeti, birleşen davada hizmet alım sözleşmesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.
1. Asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden;
1.1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir .
1.2.İtirazın iptâli davalarında İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için diğer yasal koşullar yanında takibe konu alacağın likid olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerekmektedir. Böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.
Likid alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin, alacağın likid olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hâllerden olduğundan borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi hâlinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likid olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likid sayılmaması doğru olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli ve 2022/6-1019 Esas, 2023/267 Karar sayılı kararı).
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki davada alacağın davalı taraf defterlerinde kayıtlı, faturalara dayalı, hesaplanabilir nitelikte ve likid olduğu, davalı tarafından borç tutarının bilindiği ve takibe itiraz dilekçesinde açıkça tutarı belli olan borca itiraz edildiği, yargılamayı gerektirmeyen gerçek miktarı belli ve sabit olan alacağın ticari kayıt ve belgeler esas alınarak hesaplanması amacıyla bilirkişi incelemesi yapıldığı, bilirkişiden rapor alınmasının alacağın likid olma vasfını değiştirmeyeceği, icra inkâr tazminatı talebinin yasal koşullarının gerçekleştiği anlaşıldığından, davacı lehine icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken, icra inkâr tazminatının reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370/2. ve 4. fıkra hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi değiştirilerek ve hüküm fıkrası düzeltilerek onanması gerekir.
2.Birleşen davada davacı vekili temyiz itirazları yönünden;
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması halinde anılan Kanun'un 366. maddesi atfı ile aynı Kanun'un 352/1-b maddesi hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre temyize konu edilen miktar 51.696,29 TL'dir. Bölge Adliye Mahkemesinin 2025 karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL'nin altında kalmaktadır.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Asıl davada davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının reddine,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. Asıl davada davacı tarafın temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının (1-a) numaralı bendinde yer alan “Dava yargılamayı gerektirdiğinden tarafların tazminat taleplerinin reddine” ibaresinin çıkartılarak yerine “ Asıl alacağın %20’si olan 333.842,53 TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine ” ibaresinin, hüküm fıkrasının (1-b) numaralı bendinde yer alan “Dava yargılamayı gerektirdiğinden tarafların tazminat taleplerinin reddine” ibaresinin çıkartılarak yerine “ Asıl alacağın %20’si olan 13.022,30 TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, yazılması suretiyle gerekçesi değiştirilerek ve hüküm fıkrası DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
4.Birleşen davada davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kararın miktar itibariyle kesin olması nedeniyle REDDİNE,
İstek hâlinde peşin alınan temyiz harcının ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.